Eğer sizin için "başarısızlık" demek, Instagram'da fotoğraf atıp az like almak'sa… büyük ihtimalle Mai ve Siyah'ı okumamışsınızdır.
Çünkü orada ana karakter, ün ve aşk hayali kuruyor — ama ne oluyor? Borç, dalga geçmeler, sinir krizi… hepsi var.
Ve evet, bu kitap ""klasik edebiyat"" diye geçiyor.
Ro'manda geçen ki'lit cümleler'den biri şu: “Öyle bir şey yazmak istiyorum ki yukarı ba'kılsa mavi ve 'daima mavi; aşa'ğı ba'kılsa siyah, 'daima siyah…”
Bu aslında romanın şifresi gibi. Çünkü Mai ve Siyah, gerçekten de bakış açına göre “renk” değiştiriyor. Ne taraftan baktığın, ne görmek istediğini belirliyor.
-Resmî yoruma göre: Cemil ta'mamen ye'nilmiş, tü'kenmiş bir 'halde sahneden çekiliyor ve unutulma'ya doğru gidiyor.
-Ama başka bir bakış açısı da var: Belki de Cemil aslında bir şeyin farkına varıyor — hırs ve onay arzusu insanı içeriden çö'ker'ten şeyler. El yazmasını yakması bir yok oluş değil, bir arınma. 'Taşraya gitmesi ise pes etmek değil, bu an'lamsız yarış'tan kendi isteğiyle çıkmak.
Bugüne Dair Ne Anlatıyor?
1. Halid Ziya’nın hayatı aslında aileyle iliş'ki 'nasıl olmamalı, bunun en net örneği. Soğuk ve mesafeli biriydi; ailesi hep edebiyata olan takıntısının gölgesinde kaldı. Sonuç: trajedi. Oğlu inti'har etti — üstelik bunu, babasının romanında yıllar önce yazdığı sahneyi neredeyse birebir tekrar ederek yaptı. Tesadüf mü? Hiç sanmıyorum.
2. Romanın vermek istediği mesaj sadece “hayal kurmak yetmez” değil. Asıl mesele şu:
Eğer insan kendi kafasında kurduğu hayal dünyasında yaşamaya başlarsa, gerçeklerden kopar.
Ve bu ciddi bir tuzak.
Bugün sosyal medyada da benzer bir durum var.
Kendini “özel” sanıp hiçbir adım atmayan ama sonra hayata kü'sen insan'larla do'lu ortalık.
Ahmet Cemil’in yaptığı da tam olarak buydu aslında.
3. Başarı her zaman “zirveye çıkmak” demek değil.
Bazen asıl güç, o yarıştan bilinçli şekilde çekilip kendi kurallarına göre yaşamaya başlamaktır.


