Читать книгу «Şakarim» онлайн полностью📖 — Yerlan Sıdıkov — MyBook.

BÜYÜK ATALARIN IŞIKLARIYLA GÖLGELERİ

Ecdatları hakkında daha derin bilgiyi Şakarim, “Han Sülaleleriyle Türk, Kırgız ve Kazakların Şeceresi” adlı meşhur eserinde vermektedir.

Şakarim, Argın boyuna giren Tobıktı Uruğunun tarihini özellikle Büyük Felaket zamanından itibaren detaylı bir biçimde izah etmektedir.5 XVII. asrın ikinci yarısından itibaren Kazak Hanlığı sürekli olarak Cungar (Kazaklar onlara “Kalmuk” diyorlardı) saldırılarına maruz kaldı. Saldırgan komşulara karşı koymak yıllar geçtikçe zorlaşıyordu. Cungarlar, Kazak bozkırlarını her şeyden önce Mançur imparatorlarının mahvedici baskılarından kurtulmak için elde etmeye çalışıyorlardı. XVIII. asrın başında Cungarlar’ın etkisi Altay, Doğu Türkistan, İrtiş’in orta ve üst akıntısı, Tobol’la İşim’in orta akıntısı için söz konusuydu. 1722’de Cungariya bir süreliğine Tsin imparatorluğu baskısından kurtularak Çin’le barış anlaşması imzaladı.

1723 yılının ilkbaharında Cungar askeri Kazak bozkırını işgal etti. İstila batı cephesinden oldu. Kısa bir süre içinde istilacılar dağınık haldeki Kazak gönüllü milis kuvvetlerini yok ederek Yedisu’nun tamamıyla, Taşkent, Sayram, Türkistan ve diğer şehirleri de ele geçirdiler. Cungarlar halkı öldürüyor, hayvanları önüne katıp götürüyor, Kazak köylerini ise bozkır boyunca dağıtılıyordu. Geleneksel uğraşları ellerinden alınan halk kışın açlığa maruz kaldı. “1723’te Kazaklarla Kalmuklar çarpıştığında Kalmukların komutanı Tsevan Rabdan birçok Kazak’ı yok etti, geri kalanınıysa kaçmak zorunda bıraktı, diye yazıyordu Şakarim. Aç ve üstü başı lime lime insanlar yaya olarak göle ulaştılar ve bedenleriyle kıyıyı kapladılar. İşte bu sırada içlerinden bir Aksakal şöyle dedi: “Evlatlarım; insanın hayatının en mutlu anlarını unutmadığı gibi biz de başımıza gelen bu büyük ıstırabı unutmamalıyız. Çektiğimiz azaba “Ak taban şubırındı” 6 adını vermeliyiz.”

İşte bu sene Kazakların hafızasında “büyük felaket yılı” olarak kaldı.

Bu felaket vakayinamesi, sözlü halk edebiyatı aracılığıyla hiçbir anlam değişikliğine uğramadan nesilden nesle aktarılırdı. Şakarim tarafından kaydedilen bilgiler, başka kaynaklardan alınmış sözlü hikâyelerdeki verilerle aynıdır.

“1723’teki Büyük Felaket Yılı’nda Orta Cüz 7 üyeleri Esil, Nura, Sarısu’ya ulaşınca bizim Tobıktı Uruğumuz, Orınbor tarafındaki Orsk civarında bulunan ormanlara doğru ilerledi, diye devam ediyordu Şakarim. Küçük Cüz’ün daha ileriye giderek Rus tabiiyetine geçmekte olduğunu duyunca korkuya kapılan Tobıktı Uruğu mensupları yönlerini Irgız ve Torgay’a doğru değiştirdiler. Dördüncü kuşaktan Irgızbay ve Torgay adlı dedelerimize isimleri söz konusu nehirlerden esinlenerek verilmiştir. Oradan Tobıktı Uruğu Mamay adlı kahramanın idaresinde şu an ikamet ettikleri Koken Orda ve Dogalan dağlarına ulaşmışlardır.

Onlar, adı geçen bölgelere ulaştıklarında oraya daha önce gelerek Kalmakları kovan Nayman boyunun Matay Uruğu mensupları Çingiztav eteklerinde göçebeliğe devam etmekteydi. Uvaklar da İrtış’ın kıyısında yaşıyorlardı. Mataylar, Tobıktı Uruğunun uzak bir göç mesafesinden dolayı zayıf düştüklerini sanarak onlara saldırıp hayvanlarını zorla ellerinden almaya başladı, fakat Tobıktı Uruğu, Argınların ezeli toprakları olan Çingiztav’ı geri almaya karar vererek Matayları kovup Çingiztav’a yerleştiler. Onlar Mataylarla mücadele ederken Uvak Uruğu mensupları Koken’deki otlakları ele geçirdiler, fakat Kengirbay Kadı adamlarıyla söz konusu bölgeyi Uvakların ellerinden alarak obalarıyla birlikte Tas Üygen adlı yere yerleşti. Koken’i Tobıktı Uruğundan geri alamayan Uvaklar ise Kengirbay’ın obalarına saldırı düzenlemek için Rus Kazaklarından yardım istedi. O zaman Kengirbay onlara Argın’ın soylu kişilerine ulak gönderdiğini iletti: “Argınlar ve Uvaklar ihtilaflara son vererek bir anlaşmaya varsınlar.” Böylece o saldırıyı önlemiş oldu. Gece vakti olunca da Kengirbay değişik yerlere insan şeklinde taşlar yerleştirerek o bölgeden göç etti. Sabahleyin Uvaklar tepede insanları görünce Tobıktı Uruğunun onları kandırdığını düşünüp asker topladılar. Bölgeye gönderdikleri keşifçiyse orada taşlardan başka bir şey olmadığını söyledi. Sonunda Tobıktı Uruğu Çingiztav’ın sahibi olarak kaldı.”

İşte bu şekilde, yeri gelince kurnazlıkla, yeri gelince de güç kullanarak Şakarim’in ataları daimî olarak Çingiztav’a yerleşmiş oldular. Çingiztav dağlarının da içinde bulunduğu bu bölgeden, Cungarların kovulması konusunda Nayman boyuna mensup Kazakların katkısı büyüktü. Bu yüzden onların söz konusu topraklarda hak iddia etmek için nedenleri vardı. Ancak o yıllarda onların Çingiztav’ın doğusundan Tarbagatay ve Zaysan’a kadar olan bölgede de yeterince toprakları vardı.

Çingiztav’ın Tobıktı Uruğuna iade edilmesi, görüldüğü gibi, Kengirbay’ın (1735–1825) sayesinde olmuştur. Kazaklarda “biy”, yani “kadı” belirli idarî yetkilere sahip bir hâkimdir. Uruğun başkanı olarak, genellikle en çok itibara sahip şahıslar, yani biyler (kadılar) seçilirdi. Böylece uruk başkanı yasama, yargı ve icra fonksiyonlarını birleştirebiliyordu. Bozkırda mevcut olan sosyal yapı içinse böyle bir yönetim şekli makbuldü. Bu yüzden Tobıktı Uruğunun başkanı olarak ün salan Kengirbay’a sonraki nesiller saygıdan ötürü Biy-ata adını takmıştır.

Şakarim’in yazdığına göre onun dördüncü kuşaktan dedesi olan Irgızbay, “Kengirbay’ın yeğeni ve Abılay Han’ın mücadele arkadaşıydı. Irgızbay’ın dört oğlu vardı. Büyük oğlu Oskenbay, Kengirbay’dan sonra kadı olarak seçildi. Oskenbay’ın ilk eşinden olan tek erkek evlat rahmetli dedemiz Kunanbay-Hacı idi. Kunanbay’ın ilk eşinden de tek erkek evlat rahmetli babam Kudayberdı idi.”

Uruk başkanı olarak Şakarim’in büyük dedesi Oskenbay (1778–1850) zamanının çoğunu halkın içinde geçirerek çeşitli toplantılar ve kongreler düzenlerdi. O mutlak bir otoriteye sahipti. Komşu uruklar da onu bağımsız hâkim sıfatıyla toprak ve mülkle ilgili çeşitli anlaşmazlıkları çözmek için sıkça davet ederlerdi. Anlatılanlara göre, bir gün hemşeriler bir sorunun çözümü için Oskenbay’a gelmişler. Evde Oskenbay olmadığı için onların sorununu Oskenbay’ın genç oğlu Kunanbay dinlemiş ve gerçek bir kadı gibi makul bir çözüm önermiş. Tartışan taraflar delikanlının önerdiği çözümü beğenip kabul etmişler. O günden itibaren halk, Kunanbay’ı da kadı olarak kabul etmeye başlamışlar.

Büyük Kazak yazar ve düşünürü Abay’ın babası Kunanbay (1804–1885), Şakarim’in dedeleri içinde en seçkin olanıydı. O dedesi Irgızbay’a çekmiş; aynı onun gibi uzun boylu ve güçlüydü. On beş yaşından itibaren güreş yapmış ve tıpkı dedesi gibi en iyi pehlivanları yenmişti. Tobıktı Uruğu içinde Kunanbay’ın on sekiz yaşındayken Sengirbay adlı ünlü pehlivanla güreşmeyi aklına koyduğuyla ilgili hikâye meşhurdur. O, kendisinden yaşça büyük olan Sengirbay’a şöyle bir teklifte bulunmuş: “Kimin yenip kimin yenildiğini kimseye söylemeyelim. Netice ne olursa olsun ödülün sizin olmasını kabul ediyorum. Benim istediğimse sadece güreşmek.” Onlar buluşup güreşmişler. Ödül olarak belirlenen at ve kaftanı Sengirbay almış. Kunanbay ise hayatının sonuna kadar söz konusu güreşte kimin galip geldiğini kimseye söylememiş, merak edenlereyse: “Sengirbay’ın vefat etmiş olması verdiğim sözü bozmam gerektiği anlamına gelmiyor,” diye cevap vermiş.

Kunanbay’ın dört eşi vardı: baybişesinin, yani ilk eşinin adı Künke (Şakarim’in ninesi), Abay’ın annesi olan ikinci hanımının adı Uljan (onun Abay’dan başka üç oğlu ve bir kızı daha vardı), sonraki iki eşinin isimleriyse Aygız ve Nurganım’dı.

Modern toplum Kunanbay’ı, Muhtar Avezov’un (1897–1961) “Abay Yolu” adlı romanından yola çıkarak tanımıştır. Ancak gerçek yaşamda o hiç de söz konusu eserde anlatıldığı gibi adaletsiz, sert, yoksul akrabalarına hep zulmeden biri değildi. Örneğin Muhtar Avezov, Kunanbay’ı şu şekilde nitelendirmektedir:

Kunanbay, babasının ilk eşi Zere’nin tek oğludur. Büyük çadır kendisine ait olmakla beraber o, çok zengin ve sınırsız yetki sahibidir. Akrabalar içinde yaşça da en büyüğüdür. Bu yüzden dedesi Irgızbay’ın neslinden olan hiç kimse ona sesini dahi yükseltemiyor, yirmi obanın içinde hiç kimse ona hoşnutsuzluğunu belirtemiyordu. Kunanbay’ın yardıma ihtiyacı olduğundaysa herkes hazır bulunuyor; onun amirane sesi ve sınırsız iradesi herkesi onu takip etmek zorunda bırakıyordu. Aksakallar, Kunanbay’ın göz kapaklarının belirli belirsiz hareketinden, yabancı toprakları mı ele geçirilecek yoksa itaatsizlik gösteren boyların haddi mi bildirilecek hemen anlıyorlardı.”

Romanda, Kunanbay’ın anlatıldığı başka satırlar şu şekildedir: “Sabahtan Kunanbay’ın sergilediği dindara ne tevazu sanki hiç olmamış gibiydi. O öfke dolu ve düşmanca tavırlar içindeydi. Yüzü kızgınlıktan morarmış, kaşları çatılmış bir halde o, avını parçalamak için atlayışa hazır yırtıcı hayvanlar âleminden gelmiş birine benziyordu.”

Tüm roman boyunca Kunanbay karşımıza merhametsiz, gaddar biri olarak çıkmaktadır. Böyle bir insanın kalabalık Tobıktı Uruğunu nasıl yönettiğini romandan anlamak mümkün değildir. Yazar eserinde, halkı düşünmekten uzak, aç gözlü ve kötü kalpli bir sembolik, biraz karikatürize edilmiş bozkır derebeyi tipi yaratmıştır. Halkın yanında olmak gibi asil fonksiyonu ise bütünüyle kendi ortamıyla bağları koparıp yoksul kalabalığın koruyucusu haline gelen Abay’a yüklemiştir; ancak romanda çizilmiş portrenin, yumuşak bir ifadeyle, gerçeğe tam olarak uymadığını gösteren malumatlar vardır. Kunanbay’ın çağdaşı Polonya asıllı Adolf Yanuşkeviç’in hatıraları bunlardan yalnızca bir tanesidir. 8

Polonya’nın kurtuluşunun asi idealisti, Adam Mitskeviç’in “Dzyadlar” adlı dramının kahramanı prototipi Adolf Yanuşkeviç, polis gözetiminden serbest kaldıktan sonra, “Sibirya Kırgızları Vilayeti” idaresinde kâtip olarak işe girdi. İdarenin verdiği görev doğrultusunda nüfus ve hayvan sayımı yapmak için o, Kazak bozkırlarını gezerdi. Gezileri esnasında notlar alır, günlük tutardı. Onun gözlemleri, göçebe yaşam tarzı süren toplumun parlak ve orijinal konuları şeklinde yansıdı yazılarına. Kunanbay’la tanışmanın Yanuşkeviç’i derinden etkilediği kitabında yer alan şu satırlardan anlaşılmaktadır:

Kunanbay, bozkırda çok meşhurdur. Sıradan bir Kazak’ın oğlu, doğuştan sağduyu, hayrete şayan hafıza ve konuşma yeteneğiyle dikkat çeken, ciddi, kandaşlarının iyiliğini düşünen, Kuran’ı, bozkır hukukunu ve Kazaklarla alakalı tüm Rus yasalarını çok iyi bilen, son derece dürüst ve örnek bir Müslüman. Kazak halkının en kalabalık ve aşağı tabakasının bir ferdi olan Kunanbay, en uzak obalar buna dâhil olmak üzere, ister genç olsun, ister yaşlı, ister fakir olsun, ister zengin herkesin nasihat almak istediği biri olarak ün kazanmıştır. Nahiye müdürlüğü görevini ender bir ustalıkla ve enerjiyle yürütmüştür. Onun talimatlarıyla istekleri anında yerine getirilirmiş. Bir zamanlar o yakışıklıymış, şimdiyse yüzünde çiçek hastalığının izleri var. Kunanbay nerdeyse ölümden dönmüş. Coşkulu konuşması esnasında o, dinleyenlere kendisinin korkunç yüzünü unutturuyor. Hastalığın bıraktığı bu izler ona hep hemşerilerinin zor günlerindeki desteğini hatırlatıyor. Onun halka verdiği hizmetle halkın ona verdiği önem bundan yola çıkarak anlaşılabilir. Zenginlerse Kunanbay’ın eline su bile dökemez.”

Eski Roma’da ilk başlarda “avam” anlamında kullanılan “plebey”, yani “aşağı tabakadan kimse” ifadesini kenara bırakalım. Bu, uruk başkanı için uygun bir ifade değildir. A.Yanuşkeviç tabii ki Kunanbay’ın doğuştan asilzade olmadığını biliyordu. Rus memurlar da ona “avamdan çıkan han” derken onun bir asilzade olmadığının altını çizmek istemişlerdir. Rusya hükümeti daha 1822’de hanlık yönetimini lağveden “Sibirya Kırgızları Tüzüğü”nü yürürlüğe sokmuştur. Daha sonra da nüfuzlu uruk başkanlarını onlar han sülalesinden geldiğini söylemedikçe desteklemeye devam ettiler. Özellikle eskiden hanlığın başında olan Çingiz Han neslinden gelenlerin bozkırdaki Rusya idaresine tehdit oluşturduğu sanılıyordu.

Her nasılsa A.Yanuşkeviç’in Kunanbay’a verdiği fevkalade referans, hassas Avrupalı romantiğin uruk başkanının olumlu yönlerini abartmış olabileceği farzedilse bile, Kunanbay’la ilgili olarak romanda anlatılan vasıflandırmayı çürütüyor.

Peki, o zaman Muhtar Avezov, Abay’ın babasını neden kötü biri olarak gösterme gereği duymuş olabilir? Çünkü soylu uruk başkanının anlatıldığı roman da, onun yazarı da riske girerdi. Sovyet yönetimi romanın yazıldığı tarih öncesinde tüm urukların soylu başkanlarını işçi halkın düşmanı olan “feodal zenginler” olarak ilan etmişti. Halkın çıkarını düşünen olumlu uruk kahramanını ideolojilerine bağlı çalışanlar okuyucuyla buluşturulamazdı. Gerçeğe uygun yazsa, o dönemde romanı yayınlatmazlardı.

1936’da Muhtar Avezov romanının ilk bölümünü kalabalığa okuduğunda Kunanbay orada adaletli ve akıllı bir başkan olarak tanıtılıyordu, fakat bu versiyon Kazak edebiyatçılarıyla parti ideologları tarafından şiddetli eleştiriye maruz kaldı. Halk düşmanı olan zenginleri övdüğü için Avezov’u yok etmeye hazırdılar. Böylece yazar kötü bir Kunanbay karakteri oluşturarak metni değiştirmeye mecbur oldu.

Kunanbay romanda, dört karısının olması da dâhil olmak üzere eserin olumlu kahramanlarının saygı duymadığı uzlaşılamaz bir sınıf düşmanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Kunanbay’ın yaşlı annesi Zerre bile onun merhametten yoksun olduğunu söylüyor.

Avezov, romanın yazıldığı sırada yasaklı olması nedeniyle, Şakarim’in gerçek adını da kullanamazdı. “Abay Yolu” romanında son derece kötü nitelendirilen Şakarim’in adı Şubar olarak değiştirilmiştir. Maalesef öyle olması gerekiyordu. Kibirli, sinsi ve ikbalperest Şubar açgözlü, kurnaz ve “tilki kadar yalancı” diye söz ediyorlar ondan eserin diğer kahramanları. Romanda Şubar delicesine Abay’ı kıskanıyor. Oysa bu, Şakarim’in tarihî kişiliğiyle hiç uyuşmuyor.

Bu tür totaliter rejim yararına yapılmış tasvirler dolayısıyla “Abay Yolu” romanı gerçeklere dayanan kaynak sanılmamalıdır. Bu bir edebi eserdir, üstelik Kazak dilinin fevkalade üslubuyla yazılmış harika bir eserdir. Edebi eserdeyse, yukarıda da belirtildiği gibi ideolojiye dayanan olaylarla gerçekler özgürce yorumlanabilir.

Kunanbay büyük bir zekâya sahip olmakla birlikte göçebe halkın asırlara dayanan tecrübesi sonucunda birikmiş pratik bilgileri de çok iyi biliyordu. Aksi takdirde o geleneksel millî kabile düzeni hiyerarşisinde nüfuzlu bir lider olamazdı. Mükemmel bir hafızayla kusursuz bilgeliliğin yanı sıra ikna etme, öngörü ve güzel konuşma yeteneğine sahipti. Bununla ilgili A. Yanuşkeviç işin içine biraz mizah da katarak şunları yazıyor:

“Kunanbay bir konuşma makinesi, çalıştırıldığı sürece hep çalışan bir saattir. Uyanır uyanmaz konuşmaya başlıyor ve uyuyana kadar yorulmadan konuşuyor. Dakika başı ona tavsiye almak için Kırgızlar geliyor, o da tıpkı kâhin gibi konuşuyordu… Her üç kelimeye karşı şeriattan ibareler getiriyordu, hafızasıysa o kadar olağanüstüydü ki, hükümetin tüm kararlarıyla fermanlarını sanki kitaptan okuyormuşçasına söylüyordu.”

Acımasızlığa yakın sert yapısını Kunanbay, geleneksel düzene kasıt gördüğü durumlarda sergiliyordu. Eski kanunları ihlal edenlere karşı o, bir uruk başkanının olması gerektiği gibi, gaddardı. Bozkırda Rusya yönetimi tarafından yürürlüğe konulan yeni nizam kök salarken Kunanbay’dan zarar gören bozkır kodamanları şikâyetleriyle Rus idaresine koştular. Böylece Karkaralı bölgesinin Ağa Sultanı Kunanbay Oskenbayev’e karşı davalar açıldı. Soruşturmalar birkaç yıla uzasa da neticede hepsi beratla sonuçlandı.

Dedesinin meziyetlerini Şakarim:

“…Şeceresi”nde Kunanbay’a “Hacı” diyerek anlatmıştır. Kazaklar Mekke’de Hac görevini yerine getirenlere böyle diyorlar. “Kunanbay-Hacı halkın cahil olduğu dönemde dünyaya gelmiştir, diye yazıyor Şakarim. Harfleri çok iyi tanımasa da babası Oskenbay’a çeşitli yerlerden gelen mektupları gizlice alıyormuş. Aynısını yazmaya çalışarak okuyormuş. Türkçe kitapları okumayı bu şekilde öğrenmiş. Daha sonraları Nogay mollalarını işe alarak Kazak çocuklarının okuma yazma öğrenebileceği bir okul açmış. Gözümüzü dünyaya açan okul Eskitam adlı yerde bulunmaktadır. Namaz kılmayan insanlar Kunanbay Hacı’nın yanına gelince kılmaya başlıyorlarmış. Molla sigaranın haram olduğunu söyleyince Hacı, sigara içecekleri burun deliklerine zaç dökmekle tehdit etmiş. Daha önce hiç zekât vermeyen Kazaklara bu hayırlı ameli öğreten de odur. Bu adam tarafından Karkaralinsk’te inşa edilen cami hakikaten Allah’a şükrandır. Ağa Sultan yardımcılığı bile yapan Kunanbay-Hacı evrensel şöhretin peşinde değildi. O halkın saygınlığını kazanarak tehditle veya şefkatle Kazakları din yoluna getirmeyi ümit ediyordu.”

Şakarim’in verdiği bilgilere şu malumatlar eklenebilir. Kunanbay, Ağa Sultanın yardımcısı olmakla kalmayarak 1849’da Karkaralinsk bölgesinin Ağa Sultanı seçilerek bu görevini 1859’a kadar yürütmüştür. Yerel idarenin başkanı sayılan Ağa Sultan makam açısından Rusya’nın binbaşısına denkti. On yıllık hizmeti için Ağa Sultan soyluluk unvanı almıştır. Bundan dolayı Kazaklar başkanlarına, asilzadelere uygun bir şekilde hitap ediyorlardı: Kunanbay Mırza, yani Kunanbay bey.

Karkaralinsk’teki camiye gelince o Çarlık hükümeti temsilcileriyle yapılan karmaşık görüşmeler sonucunda 1851’de inşa edilmiştir. Memurlar o zaman Rus Kazaklarının yoğunlukta olduğu Karkaralinsk’te caminin inşa edilmesine hemen izin vermediler. İç savaş esnasında beyaz subaylar camiyi asker kışlasına çevirmek istemiş fakat rivayete göre sabaha karşı askerler yapıyı hızla terk etmişler, çünkü kendilerini huzursuz hissetmişler, üstelik gece vaktinde biri onların çizmelerini toplayıp caminin etrafına yarım daire şeklinde dizmiş. Sovyet döneminde parti ilçe komitesi caminin içinde kütüphanenin yer almasına dair ferman yayınlar, fakat bundan da bir şey çıkmadı. Kazakistan’ın egemenliği kazandığı 1991’de bir zamanlar Şakarim’in dedesi tarafından inşa edilen Karkaralinsk Camisi eski haline getirilmiştir.

Okulun dışında Kunanbay evinde yaşayan mollayla öğretmenin de geçimini sağlıyor, sürekli olarak çocukların eğitimiyle ilgileniyordu.

Arşivde onun bozkırlıları çiçek hastalığından aşılanmaya ikna ettiğine dair belgeler mevcuttur.

Son derece inançlı bir Müslüman olan Kunanbay evdekiler bir yana hemşerilerini de İslam’a yakınlaştırıyordu. O dinî bilgilerden ziyade tecrübesine dayanıyordu. Onun dinî düşünceleri hakkında herhangi bir malumat yok, ancak 1873’te Mekke’ye gidip Hac görevini yerine getirerek orada Kazak Hacıları için bir misafirhane satın aldığına dair bilgiler Tobıktı Uruğu mensupları tarafından kaydedilmiştir. Hemşerileri Kuran’la tespit edilmiş dinî, ahlaki, hukuki ve günlük yaşamla alakalı talimatlar anlamına gelen şeriat kurallarına uymak konusunda Kunanbay Hacı’nın tüm dediklerini itiraz etmeden yerine getiriyorlardı.