Читать книгу «Doksan Üç» онлайн полностью📖 — Виктора Мари Гюго — MyBook.

“Fransa’da bir soylu, Bretonya’da prens.”

“Trémoiller ve Rohanlar gibi.”

“Bağlantıda olduğu birileridir.”

Boisberthelot devam etti:

“Fransa’da ve Kral’ın vagonunda ise bir marki. Tıpkı benim kont, senin de şövalye olman gibi.”

“Vagonlar artık çok uzakta!” diye bağırdı Vieuville. “Şimdi kafeste yaşama zamanı.”

Bir sessizlik oldu.

Boisberthelot yeniden söze girdi:

“Fransa prensinin yokluğunda, bir tane Breton alırız.”

“Ardıç kuşunun yokluğunda yani… Hatta kartal bulamayınca karga almak gibi bir şey.”

“Tercihim akbabadan yana olurdu.” dedi Boisberthelot.

Vieuville cevap verdi:

“Doğru seçim aslında. Hem gagası hem pençeleri var.”

“Göreceğiz.”

“Evet.” dedi Vieuville. “Artık bir lider var. Tinténiac’a katılıyorum: Silahın ve liderin gücü! Bakın komutanım, neredeyse tüm olağan liderleri ve liderlik vasfı bulunmayanları tanırım. Ne dünküler, ne şimdikiler ne de yarının liderleri. Hiçbirinin kafası savaşa basmıyor. Bize bu lanetli Vendée için öyle bir lider gerekli ki gerektiğinde hem avukat hem lider olabilmeli. Düşmanın kökünü kurutmalı; her çalıyı, her taşı, her hendeği düşünmeli. Bütün talihsiz anlaşmazlıkları zorlamalı ve lehimize çevirmeli. Uyanık ve merhametsiz bir lider olsun, gerektiğinde çirkinleşen ve düşmana haddini bildiren. Ama nerede, bu köylü ordusunda kahraman çok, kaptan yok. D’Elbée desen bir hiç, Lescure desen kendine faydası yok. Bonchamps ise fazla merhametli, fazla nazik ve bu da onu bir ahmaktan farksız kılıyor. Rochejaquelein ise sadece mükemmel bir asteğmen. Silz sahada iyi bir subay ama bir savaş için gereken politikacı donanımına sahip değil. Cathalineau basit bir arabacı, Stofflet desen düzenbaz bir bekçi. Bérard yetersiz, Boulainvilliers bir tuhaf, Charette tam bir felaket. Berber Gaston’un bahsini bile açmıyorum çünkü berbat! Ayrıca soyluları bunlar gibilerin komutasına vereceksek cumhuriyetçilerden ne farkımız kalır, neden ihtilale karşı savaşıyoruz! Gerçi belli, bu berbat ihtilal hepimize bulaştı.”

“Bir uyuzdan farksız bu ihtilal ve tüm Fransa kaşınıyor.”

“Tiers Etat uyuzu.” diye ekledi Vieuville. “Bize yalnız İngiltere yardım edebilir.”

“Edecek de kaptan, hiç şüpheniz olmasın.”

“Ama bu süreçte mesele iyice çirkin bir hâle geldi.”

“Evet, basit köylüler her yerde. M. De Maulevrier’nin bekçisi Stofflet’in komutan olduğu bir monarşinin, Dük Castries’in hamalının oğlu Pache’ı vekil yaptığı bir cumhuriyeti kıskanması için bir sebep yok. Bu savaş kimleri kimlere kırdırıyor, bir tarafta içkici Santerre, diğer tarafta berber Gaston!”

“Sevgili Vieuville, ben yine de Gaston’a çok saygı duyuyorum. Guéménnée’yi komuta ederken oldukça iyiydi. Mavilerden üç yüz adamı kendi mezarlarını kazdırdıktan sonra bir bir vurdu.”

“Çok da iyi yapmış, ben olsam ben de aynısını yapardım.”

“Buna hiç kuşkum yok, aynı şekilde ben de yaptığını yapardım.”

“Savaşta kahraman olmak soylu kanı gerektirir.” dedi Vieuville, “Ve bu şövalyelerin işidir, berberlerin değil.”

“Yine de bu Tiers Etat içinde kıymetli adamlar var.” diye ekledi Boisberthelot. “Mesela saatçi Joy, önceleri Flandre alayında çavuştu. Daha sonra Vendean şefi oldu ve şimdi kıyıda bir ekibi yönetiyor. Cumhuriyetçi bir oğlu vardı; babası Beyazlar için hizmet ederken, oğlu Mavilerin hizmetindeydi. Savaşta karşılaştılar, baba oğlunu yakaladı ve beynini dağıttı.

“İyi yapmış doğrusu.” dedi Vieuville.

“Kralcı bir Brütüs.” diye cevap verdi Boisberthelot. “Yine de Coquere, Jean-Jean, Moulin, Focart, Bouju ve Chouppes gibilerinin komutanlığı katlanılamaz bir şey!”

“Aziz şövalye, karşı taraf oldukça öfkeli. Biz alt tabakadan insanlarla doluyuz, onlarda ise çok fazla soylu var. Sence Kont Canclaux, Vikont Miranda, Vikont Beuharnais, Kont Valence, Marki Custine ve Dük Biron gibi baldırı çıplaklar tarafından yönetilmek hoşlarına gidiyor mudur?”

“Ne kadro ama!”

“Bir de Dük Chartres var!”

“Eşitlikçi oğul. Bu arada, ne zaman kral olacak o?”

“Asla!”

“Taht için can atıyor ve işlediği suçlar da bu amaç uğruna.”

“Ve yaptığı ahlaksızlıklar da bu amacı zedeliyor.”

Ufak bir duraksamadan sonra devam etti:

“Yine de tekrar kabul edilme konusunda endişeliydi. Kral’ı görmeye gitti. Birisi ona arkasından tükürdüğünde ben de Versailles’daydım.”

“Büyük merdivenin başından mı tükürmüşlerdi?”

“Evet.”

“İyi olmuş.”

“Ona çamurlu Bourbon diye seslenirdik.”

“Hem kel hem de sivilceleri var. Bir de Kral katili. Rezil!

Vieuville ekledi:

“Ouessant’ta onunla beraberdim.”

“Saint Esprit’te mi?”

“Evet.”

“Amiral d’Orvillier’nin rüzgârı tutsun diye yaptığı uyarıya uysaydı İngilizlerin geçmesini önleyebilirdi.”

“Doğru.”

“Gemi ambarının dibinde saklandığı doğru mu cidden?”

“Hayır ama öyle söylemekte de bir sakınca yok.”

Vieuville bir kahkaha patlattı.

Boisberthelot devam etti:

“Aptallar her yerde. Bakın, bahsettiğiniz Boulainvilliers’ı tanırım. Hem de çok iyi tanırım. İlk başlarda köylüleri mızraklandırdı. İnanır mısın, onları mızraklı askerler hâline getirmeyi kafasına koymuştu. Onları mızrakla eğitip olası bir saldırıyı püskürtmek istedi. Bu barbarları, düzenli askerlere dönüştürme hayalindeydi. Onlara meydanlarının köşelerinde nasıl döneceklerini ve içi boş karelerle toplu taburları nasıl yuvarlayacaklarını öğretmeye çabalıyordu. Eskide kalmış askerî terimlerle konuşmaları için onları zorluyordu. Bölükbaşını cap d’escade olarak çağırıyordu. XIV.Louis yönetimindeki onbaşılara böyle denirdi. Kaçaklardan oluşan bu alayı düzene sokmaya takmıştı. Her akşam bir çember hâlinde dizilirlerdi. Albayın işaretini alan teğmen çavuşuna bir fısıltıyla tekrarlar, o da bir sonrakine, bir sonraki diğerine derken son adama ulaşana kadar kulaktan kulağa işaret dolaşırdı. Çavuşun parolasını alırken dik durmadığı için bir subayı yaka paça kovdu. Ne ölçüde başarılı olduğunu tahmin edebilirsiniz. Bu ahmak, köylülerin köylü gibi yönlendirilmesi gerektiğini ve basit köylüleri askere dönüştürmenin imkânsız olduğunu anlayamadı. Evet, bu Boulainvilliers’ı ben de tanıyorum.”

Her biri kendi düşüncelerine dalmış olarak birkaç adım yürüdüler.

Konuşma kaldığı yerden devam etti:

“Bu arada, Dampierre’nin öldüğüne dair gelen rapor doğrulandı mı?”

“Evet komutanım.”

“Peki Condé?

“O Pamars karargâhında, top güllesiyle saldırıyor.”

Boisberthelot iç çekti.

“Kont Dampierre, bizim tarafımızda olup da onlarla saf alan bir diğer adamımız.”

“Ruhu şad olsun!” dedi Vieuville.

“Ya Leydiler, onlar nerede?

“Trieste’de.”

“Hâlâ oradalar mı?”

“Evet.”

“Ah, şu cumhuriyet!” diye bağırdı Vieuville. Ateş olsa cürmü kadar yer yakacak bir şeyin yarattığı tahribata bak! Bu ihtilalin başlaması sadece birkaç milyonluk bir mali açığın sonucu!”

“Önemsiz bir başlangıç gibi görünmesine bakmayın.”

“Her şey kötüye gidiyor.” dedi Vieuville.

“Evet. Rouarie öldü. Dresnay aptalın önde gideni. Hepsi piskoposlardan oluşan sefil liderler sürüsü: Rochelle Piskoposu Coucy, Poitiers Piskoposu Beaupoil Saint-Aulaire, Luzon Piskoposu Mercy. Bu Mercy denen bir de Madam de l’Eschasserie âşığı.”

“Onun isminin Servanteau olduğunu biliyorsunuz, değil mi komutanım? Eschasserie, eyaletin ismi.”

“Bir de Agra’nın yalancı piskoposu var, nerenin papazı olduğu bile şaibeli!”

“Dol’ün. İsmi Guillot de Folleville. Fakat yine de cesur adam, iyi dövüşür.”

“Bize askerler lazım, papazlar değil! Ne piskoposların piskopos olduğu belli ne de generallerin general!”

Vieuville, Boisberthelot’nun sözünü kesti.

“Komutanım odanızda bir Moniteur var mı?

“Evet, var.”

“Paris’te neler var şu an?”

Adéle ve Pauline, bir de La Caverne.

“Görmeye değer.”

“Kesinlikle. Bir ay içinde Paris’te oluruz.” Boisberthelot bir süre düşündü ve devam etti:

“Mr. Windham’ın Lord Hood’a söylediğine göre en geç bir ay yani.”

“O zaman ben bu söylediklerinizden durumun o kadar da vahim olmadığını anlıyorum, komutanım.”

“Şu Breton Savaşı iyi yönetilirse her şey yoluna girecek.”

Vieuville kafasını salladı.

“Komutanım…” dedi. “Denizci çıkartması yapacak mıyız?”

“Kıyı bizden yana olursa evet; olmazsa hayır. Savaşın bazen tüm kapıları alenen zorlaması lazım, bazen de kapı arasından sızması. İç savaşın cebinde her zaman bir maymuncuk bulunmalı. Biz yapacağımızı yaparız da önemli olan kimin nasıl yönettiği.”

Boisberthelot düşünceli bir şekilde sordu:

“Şövalye Dieuize hakkında ne dersiniz, Vieuville?”

“Genç olandan mı bahsediyorsun?”

“Evet.”

“Şu komutan olan?”

“Evet.”

“Sadece meydan muharebelerinde iyi. Çalı çırpıdan iyi anlayan bir köylü işte.”

“Bu durumda, bütün umudunuz General Stofflet ve General Cathalineau’dan yana.”

Vieuville bir süre durdu ve sonra konuştu:

“İhtiyacımız olan bir prens. Soylu bir Fransız prensi, gerçek bir prens.”

“Ama nasıl olur? Benim bildiğim prens dediğin…”

“Prens dediğin ödlekten başkası değildir, diyeceksiniz. Biliyorum komutanım. Ama biz ona avamları etkisi altına alması için ihtiyaç duyuyoruz.”

“Aziz şövalye, prensler gelmeye zahmet etmiyorlar.”

“Biz de onlarsız hallederiz.”

Boisberthelot çevik bir hareketle alnını elleriyle bastırdı. Bir fikri var gibiydi. Devam etti:

“O zaman bu generali bir deneyelim.”

“Hakiki bir soyludur.”

“Peki bu yetecek mi?”

“İyi soylulardandır.”

“Acımasız demek istedin sanırım?” dedi Boisberthelot.

Kont ve şövalye bir süre bakıştılar.

“Mösyö Boisberthelot, çok doğru dediniz. İşte bizim ihtiyacımız bu, kelimenin tam anlamıyla acımasız biri. Bu savaş kimseye acımıyor. Kana susamış kurtlar gibi şafakta bekliyorlar. Kral katilleri XVI. Louis’nin kellesini uçurdu. Biz de onları lime lime edeceğiz. Haklısınız, ihtiyacımız olan general, acımasız bir general. Anjou ve Yukarı Poitou’da liderler fazla bağışlayıcılar, dikkate alınmıyorlar. Bu yüzden de hep bozguna uğradılar. Maraiz ve Retz’deki liderler ise oldukça gaddar. Bu yüzden her şeye cesurca göğüs gerdiler. Charette, Parrein’in karşısında durabildiyse işte bu yüzden; acımasız olduğu için. Sırtlana karşı sırtlan.”

Boisberhelot’un cevap vermesi için zaman olmadı. Viueville’in sözü çaresiz bir çığlık sesiyle kesildi ve eş zamanlı olarak, diğer seslere benzemeyen bir gürültü işittiler. Bu bağırış ve ne idüğü belirsiz sesler geminin iç kısmından geliyordu.

Kaptan ve yardımcısı güverteye doğru koşturdu ama içeri giremediler. Bütün topçular dehşet içinde kaçışıyordu.

Korkunç bir şey olmuştu.