Howard Pyle, 5 Mart 1853 tarihinde Amerika’da doğmuştur. Çocukluk yıllarında Philadelphia’da küçük bir sanat okulunda okuyan Pyle, döneminde Amerika’daki en çok tanınmış çizer ve yazarlardan biriydi. 1876 yılında illüstratörlük kariyeri başlayan Howard Pyle’ın öyküleri ve resimleri, döneminin en ünlü dergilerinde yayımlanmıştır. Yazarın ilk romanı Gümüş El, 13. yüzyıl Almanyası’nda geçmektedir ve oldukça ünlü romanlarından biri hâline gelmiştir. Öykü ve romanlarının illüstrasyonları kendisine ait olan Howard Pyle’ın Kral Arthur ve şövalyelerinin efsanelerinden etkilenerek yazdığı eserler de mevcuttur. Bunun yanında bazı eserleri de korsan hikâyeleri ile ilgilidir. Ancak yazarın en meşhur ve hâlâ sevilerek okunan eseri, Robin Hood kahramanının maceralarının derlendiği Robin Hood adlı eseridir.
Özden Karataş, 4 Şubat 1998’de Ankara’da doğdu. 2016 yılında başladığı Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Dil öğrenmeye ve edebiyata karşı özel bir ilgisi olan Karataş, çeşitli yerlerde öğretmenlik ve çevirmenlik yaptı.
Hayatın ciddi şeyleri arasında sürekli debelenip durmaktan hayal dünyasında kendini bir an için neşe ve eğlencenin kollarına bırakmaktan çekinen sizler, hayatın kimseye zararı olmayan masum kahkahalardan ibaret olmadığına inanan kişiler; bu sayfalar sizlere göre değil. Derhâl yaprakları kapayın ve bu sayfadan ötesine geçmeyin. Çünkü sizleri açık bir şekilde uyarıyorum ki tarihin gerçek figürlerini kendilerine takılan isimlerle kalıplar dışında tanıyamayacağınız kadar neşeli ve renkli hikâyeler arasında rol alırken görmek hayretler içerisine düşmenize sebep olabilir. Mesela II. Henry adıyla bilinen, çabuk öfkelenen ama buna rağmen içinde hiç de kötü niyet barındırmayan, iri yapılı, asabi adam. Bir de herkesin önünde saygıyla eğildiği, Kraliçe Eleanor adıyla bilinen güzel ve zarif hanımefendi. Burada gösterişli papaz cübbeleriyle süslenmiş şişman bir adam da var; herkes onu Hereford Başpiskoposu olarak bilir. Asık suratlı ve aksi bakışlarıyla Nottingham Şerif’i de burada. Ve hepsinden önemlisi burada; yeşil ormanlarda küçük sporlarla uğraşan, neşeli şenliklerde Şerif’in yanında yerini alan, Plantagenet Hanedanı’nın medarıiftiharı Aslan Yürekli Richard adında uzun boylu, iri cüsseli, muzip bir adam var. Bunların yanında pek çok şövalye, rahip, soylular, kasaba sakinleri, çiftçiler, toprak ağaları, dilenciler, yaverler, seyyar satıcılar ve daha neler neler… Üstelik hepsi de hayatların en neşelisini, en keyiflisini yaşıyor; hepsinin ağzında eski birkaç balat dizesi, (unutulmuş balat bölümlerinden kesilip kırpılıp toplanarak bir araya getirilen) bu neşeli insanları oradan oraya gezdirir, gezdikçe şarkılar söyletir.
Burada yüzlerce sıkıcı, kasvetli yürüyüş yolu bulacaksınız; hepsi de bir sürü çiçekle süslenmiş ve kimse onları bu süslü giysileri içinde tanıyamayacak. Ve burası, soğuk sislerin ruhumuza baskı yapmadığı, yağmurun yağmadığı ancak sırtımızdan nisan yağmurlarının zarif ördeklerin boynundan süzülürcesine süzüldüğü; ağaçların sonsuza dek çiçek açtığı, kuşların her zaman şarkı söylediği; herkesin yollarda seyahat ederken doyurucu bir av bulduğu, hiçbir aklı sarhoş etmeyen birayla şarabın bir deredeki su misali akmasıyla iyi bilinen bir ülkedir.
Bu ülke bir masal diyarı değil. Nedir peki burası? Burası düş ülkesidir ve öylesine baş döndürücü bir yerdir ki eğer ondan yorulursanız yalnızca çevirin! Bu kitabın yapraklarını birbirine çarparak çevirin ve yorgunluğunuz gitsin. Siz de böylece hiçbir zarar görmeden günlük hayata yeniden uyum sağlamaya hazır olabilirsiniz.
Ve şimdi, gerçek dünya ile hiç kimsenin diyarı arasındaki perdeyi kaldırıyorum. Benimle gelir misin sevgili okuyucu? Teşekkür ederim, uzat bana elini.
Eski zamanların güzel İngilteresi’nde, Kral İkinci Henry’nin hüküm sürdüğü yıllarda, Nottingham kasabası yakınlarındaki Sherwood Ormanı’nın yemyeşil korularında, Robin Hood adında ünlü bir kanun kaçağı yaşardı. Daha önce ne onun kadar ustalıkla, hızlı ve uzun oklar atabilen kurnaz bir okçu yaşadı ne de onunla birlikte yeşil ağaçların gölgesinde dolaşan yüz kırk neşeli adamı kadar sadık dostlar görüldü. Robin Hood ve adamları, Sherwood Ormanı’nın derinliklerinde neşe içinde yaşıyorlardı. Ne bir şeyden kaygılanıyor ne de herhangi bir şeye istek duyuyorlardı. Tüm zamanlarını eğlenceli okçuluk ya da sopa yarışlarıyla geçiriyor, Kral’ın geyikleriyle besleniyor, ekim ayı birasıyla susuzluk dindiriyorlardı.
Yalnızca Robin değil, tüm çete üyeleri birer kanun kaçağıydı ve diğer insanlardan uzakta yaşarlardı; yine de civardaki köylerin halkı onları severdi çünkü ihtiyacı olduğunda neşeli Robin’den yardım isteyip eli boş dönen kimse olmazdı.
Ve şimdi Robin Hood’un nasıl yasalara aykırı düştüğünü anlatacağım.
Robin henüz on sekiz yaşında, güçlü kuvvetli ve cesur bir gençken, Nottingham Şerifi bir atış müsabakası ilan ederek Nottinghamshire’da en iyi atışı yapacak olan kişiye bir fıçı bira ödül vereceğini ilan etti. “Şimdi.” dedi Robin. “Ben de oraya gideceğim çünkü sevgilimin güzel gözleri için yayımı çekmeyi ve iyi bir ekim birası içmeyi çok isterim.” Böylece kalktı, porsuk ağacından yapılmış kuvvetli yayını ve birkaç okunu yanına alarak Locksley kasabasından çıkıp Sherwood Ormanı üzerinden Nottingham’a doğru yola koyuldu.
Çalılıkların yeşillendiği ve çiçeklerin çayırları süslediği; güzel papatyaların, sarı guguk kuşlarının, güzel çuha çiçeklerinin fundalıkları kapladığı; elma tomurcuklarının çiçek açtığı, sevimli kuşların ötüştüğü, gün doğumuyla ardıç kuşlarıyla horozun uyandığı; genç delikanlılarla güzel kızların birbirlerine tatlı cilvelerle baktıkları; meşgul ev hanımlarının çamaşırlarını parlak yeşil çimenlerin üzerinde kuruttukları, neşeli mayıs ayının şafak vaktiydi. Yürüdüğü yollar boyunca etrafını saran yemyeşil ağaçlar oldukça güzeldi ve küçük kuşların tüm gücüyle şarkılar söylemek için narince kondukları hışırdayan yapraklar parlak yeşildi. Robin, Marian’ı ve onun parlak gözlerini düşünerek yürürken neşe içinde ıslık çalıyordu, çünkü böyle neşeli bahar zamanlarında bir gencin düşünceleri genellikle hoş bir şekilde sevdiği kızı düşünmeye yönelir.
Böylelikle hızlı adımlar ve neşeli bir ıslıkla yürürken Robin, aniden büyük bir meşe ağacının altında oturan ormancılara rastladı. Toplam on beş kişiydiler ve kocaman bir etli böreğin etrafında oturmuş ziyafet çekip içki içerek eğleniyorlardı. Her biri kendi midesini düşünüyor, ellerini iştahla böreğin içine sokuyor ve yediklerini yakında duran bir fıçıdan köpürerek çıkan büyük bira boynuzlarıyla ıslatıyorlardı. Adamların hepsi asker yeşili giysiler içindeydi ve o güzel ağacın yayılan dalları altındaki çayırda oturarak keyifli bir ziyafet çekiyorlardı.
Sonra içlerinden biri, ağzı yemekle tıka basa dolu bir şekilde Robin’e seslendi: “Hey, üç kuruşluk yayın ve beş para etmez oklarınla nereye gidiyorsun küçük delikanlı?”
Bunları duyan Robin sinirlendi çünkü hiçbir genç, en güzel çağlarıyla alay edilmesinden hoşlanmazdı.
“Öncelikle.” dedi. “Yayım ve oklarım gayet iyi ve ışıl ışıldır; üstelik şu an Nottinghamshire Şerifi’miz tarafından ilan edilen Nottingham kasabasındaki atış müsabakasına gidiyorum. Orada diğer cesur yiğitlerle birlikte atış yarışına gireceğim, ödül olarak da iyi bir ekim birası sunuluyor.”
Sonra elinde bira borusu tutanlardan biri: “Bakın şu delikanlıya hele! Oğlum daha dudaklarındaki ananın sütü kurumamış, iki başlı bir yayın tek telini bile çekemezken Nottingham’da güçlü kuvvetli adamlarla boy ölçüşmeye kalkıyorsun.” dedi.
“İçinizden en iyisine yirmi mark1 veririm.” dedi cesur Robin. “Meryem Ana’mızın kutsal yardımıyla altmış kulaçlık bir hedefi bile tam ortasından vururum.”
Bunun üzerine herkes yüksek sesle güldü ve biri şöyle dedi: “Ne de güzel övünüyorsun, seni güzel palavracı bebek! Ve aslında sen de iyi biliyorsun ki bahsini gerçekleştireceğin bir hedef yok.”
Bir diğeri: “Bir dahaki sefere sütüyle birlikte bira da içer.” diye bağırdı.
Bunun üzerine Robin, hırsından deliye döndü. “Dinleyin.” dedi. “Şuradaki koruluğun sonunda, altmış kulaçtan bile daha uzakta bir geyik sürüsü görüyorum. Meryem Ana’nın izniyle aralarındaki en sağlam geyiği öldürürsem yirmi markını alırım.”
“Tamamdır!” diye bağırdı ilk konuşan adam. “Ve işte yirmi mark. Bahse girerim ki Meryem Ana’nın yardımı olsun ya da olmasın sürüdeki hiçbir hayvanı öldüremeyeceksin.”
Sonra Robin porsuk yayını eline aldı ve ucunu, ayağının tam dibine yerleştirerek ustalıkla gerdi. Geniş oklarından birini taktı ve yayı kaldırarak gri kaz tüylü oku kulağına doğru çekti. Hemen ardından yay kirişi çınladı ve ok, kuzey rüzgârında süzülen bir atmaca misali koruluktan aşağıya doğru fırladı. Sürünün en asil geyiği yerinden sıçradı, kalbinin ortasına saplanmış ok yüzünden akan kanıyla yemyeşil yolu kızıla boyayarak can verdi.
“Ya!” diye bağırdı Robin. “Bu atışı nasıl buldun, dostum? Bahse giren ben olsaydım üç yüz paunt ortaya koymuştum.”
Bunun üzerine bütün ormancılar öfkeyle doldular; ilk konuşan ve dolayısıyla bahsi kaybeden kişi hepsinden daha öfkeliydi.
“Hayır.” diye bağırdı. “Üç yüz paunt falan yok ve hemen git buradan; yoksa cennetin tüm melekleri üzerine yemin ederim ki yürüyemeyecek hâle gelene kadar sopalarım seni.”
“Yoksa bilmiyor musun?” dedi bir başka adam. “Az önce Kral’ın geyiklerinden birini öldürdün. Şimdi yüce efendimiz ve hükümdarımız olan Kral Harry’nin yasalarına göre kulaklarının tıraş edilmesi gerekir.”
“Yakalayın şunu!” diye bağırdı bir üçüncü adam.
“Hayır.” dedi dördüncü adam. “Bırakın gitsin, yaşı çok küçük.”
Robin Hood tek kelime etmedi ama asık bir suratla ormancılara baktı; sonra topuklarına vura vura orman geçidi üzerinde onlardan uzaklaştı. Ama yüreği hırslı bir öfkeyle doluydu çünkü gençti, kanı hızlı akıyordu ve kaynamaya meyilliydi.
Bahse girip ilk konuşan kişi Robin Hood’u kendi hâline bıraksaydı onun için iyi olurdu; ama öfkesi, hem genç ondan daha iyi atış yaptığı için hem de içtiği sert biranın etkisi yüzünden tazeydi. Birdenbire, hiçbir uyarıda bulunmadan ayağa fırladı ve yayını kavrayıp bir ok taktı. “Evet.” diye bağırdı. “Ben seni hızlandırmasını bilirim.” Ok, havada ıslık çalarak Robin’in peşinden fırladı.
Ormancının başının bira etkisiyle dönüyor olması Robin Hood için iyi olmuştu yoksa bir adım daha atamazdı. Ormancının attığı ok Robin’in başının beş santim yakınından süzülerek geçti. Bunun üzerine Robin geri dönüp hızla kendi yayını çekti ve ormancıya karşılık bir ok gönderdi.
“Okçu olmadığımı söylemiştin.” diye bağırdı yüksek sesle. “Şimdi bir daha düşün!”
Ok dümdüz uçtu; okçu bir ağıtla öne düştü ve yüzüstü yere yattı. Robin’in sadağından çıkan oklar etrafından hızla düşüyordu. Sonunda Robin’in gri okunun ucu ormancının kalbinin kanıyla ıslanmıştı. Diğer adamlar daha akıllarını başlarına toplayamadan Robin Hood yeşil ormanın derinliklerine doğru gitti. Bazıları onun peşinden gitmeye kalkıştı ama buna pek cesaretleri yoktu çünkü arkadaşlarının ölümü yüzünden hepsinin gözü korkmuştu. Bu yüzden kısa süre içinde geri geldiler ve ölü adamı kaldırıp Nottingham kasabasına götürdüler.
O sırada Robin Hood yeşil ormana doğru iyice ilerlemişti. Onun için etrafındaki her şeyin neşesi ve parlaklığı sönmüştü çünkü bir adam öldürdüğü gerçeği ruhunun derinliklerine saplanmıştı, yüreği hiç rahat değildi.
“Eyvah!” diye bağırdı. “Öyle bir okçuyla yolum kesişti ki bunun sorumluluğu başımı yakacak! Keşke bana tek bir söz söylememiş olsaydı ya da yollarından hiç geçmemiş olsaydım. Keşke bu olay yaşanmadan önce sağ işaret parmağım kesilmiş olsaydı! Acele içinde bir karar verdim ama şimdi çok pişmanım!” Sonra sıkıntısı hâlâ içinde olmasına rağmen, “Olmuşla ölmüşe çare yok; kırık bir yumurta birleştirilemez.” sözünü hatırladı.
Ve böylece, bir daha asla güzel Locksley kasabasının genç delikanlıları ve güzel kızlarıyla birlikte mutlu günler görememek üzere, uzun yıllar boyunca yuvası olacak olan yeşil ormanda yaşamaya başladı. Çünkü yalnızca bir adam öldürdüğü için değil aynı zamanda Kral’ın geyiklerini kaçak bir şekilde avladığı için de kanun kaçağı ilan edilmişti ve Kral, Robin’i sarayına getirecek olan kişiye ödül olarak iki yüz paunt vereceğini duyurmuştu.
Nottingham Şerifi bu haydut Robin Hood’u adalete teslim edeceğine dair yemin etti. Bunu yapmak için iki geçerli nedeni vardı: Birincisi, iki yüz paundu çok istiyordu; ikincisi de Robin Hood’un öldürdüğü ormancı, Şerif’in akrabası idi.
Ama Robin Hood bir yıl boyunca Sherwood Ormanı’nda saklandı ve bu süre içinde, etrafında kendisi gibi türlü nedenlerle halktan dışlanmış birçok kişi toplandı. Bazıları kışın, açlıktan başka yiyecek bulamayınca geyik vurmuş ve bu sırada ormancılar tarafından görülmüş ama kaçarak kulaklarını kurtarmış kişilerdi. Bazıları, çiftlikleri Kral’ın Sherwood Ormanı’ndaki topraklarına eklensin diye miraslarından mahrum bırakılmış kişilerdi; bazıları da büyük bir iş adamı, zengin bir başrahip ya da güçlü bir toprak ağası tarafından yağmalanmıştı. Hepsi de şu veya bu sebeplerle Sherwood Ormanı’na, adaletsizliğe uğramaktan ve zulümden kaçmak için gelmişti.
Böylece bütün yıl boyunca, beş yüz ya da daha fazla cesur yürekli adam Robin Hood’un etrafında toplandı; onu liderleri ve başları olarak seçtiler. Daha sonra kendileri nasıl yağmalanmışlarsa; iş adamı, başrahip, şövalye ya da toprak ağası olsun, kendilerini ezen herkesi yağmalayacaklarına; haksız vergiler, toprak kiraları ya da adaletsiz para cezalarıyla fakir halktan koparılan her şeyi her birinden tek tek alacaklarına yemin ettiler. Ancak yoksul halka ihtiyaç ve sıkıntılarında yardım eli uzatacaklar, haksız yere ellerinden alınanları onlara geri vereceklerdi. Bunun yanı sıra hiçbir çocuğa zarar vermeyeceklerine; genç kız, eş ya da dul olsun hiçbir kadına bir yanlış yapmayacaklarına yemin ettiler. Böylece bir süre sonra insanlar kendilerine zarar verilmediğini hatta yokluk zamanında birçok fakir aileye para ya da yiyecek yardımı geldiğini görmeye başladıklarında Robin’den ve neşeli adamlarından övgüyle söz etmeye başladılar. Onun ve Sherwood Ormanı’nda yaptıklarının hikâyesi ağızdan ağıza dolaştı. Çünkü halk artık onu kendilerinden biri olarak görüyordu.
Bütün kuşların yapraklar arasında neşeyle ötüştüğü, keyif veren bir sabah, Robin Hood ve bütün neşeli adamları kalkmıştı. Her biri kayalıktan kayalığa neşe içinde sıçrayan buz gibi kahverengi derede yüzünü ve ellerini yıkıyordu. Sonra Robin, adamlarına dönüp dedi ki: “On dört gündür pek eğlenemedik, bu yüzden şimdi macera aramak için ormandan dışarı çıkacağım. Ama siz benim neşeli çetem, burada, yeşil ağaçlar arasında kalmaya devam edin; yalnızca size yapacağım çağrımı iyi dinleyin. Gerektiğinde borazanımı üç kez çalacağım; çabucak gelin çünkü yardımınıza ihtiyacım var demektir.”
На этой странице вы можете прочитать онлайн книгу «Robin Hood», автора Говарда Пайла. Данная книга относится к жанру «Современная зарубежная литература». Произведение затрагивает такие темы, как «реализм», «становление героя». Книга «Robin Hood» была издана в 2023 году. Приятного чтения!
О проекте
О подписке
Другие проекты
