Читать книгу «Efendi uyanıyor» онлайн полностью📖 — Герберта Уэллса — MyBook.

Patikayı bitirip ilerlediler. Sonra camlarla kaplı dar bir köprüden geçtiler. Daha sonra Graham burayı her hatırladığında başı dönecekti. Köprünün her yeri gibi zemini de camdı. New Quay ve Boscastle’daki uçurumlarda yaptığı gözlemler aklına geldi. Yüzlerce yıl önce başına gelen olaylar anılarında ne kadar da tazeydi. Yürüyen platformların en az 100 metre üstünde olmalıydılar. Durdu. Bacaklarının arasından dalgalanan kırmızı ve mavi kalabalıklara baktı. Bulunduğu yerden her şey ne kadar da küçük gözüküyordu. Az önce üzerinde durduğu balkon şimdi bir oyuncaktan farksızdı. Hafif bir sis ve parlak kürelerin yaydığı ışık, her şeyi belirsizleştiriyordu. Bu sırada köprünün üzerindeki bir yerden birisi atladı. Kabloyla sabitlenmiş olan bir kızağın üzerinde hızla kayıyordu. Graham durdu ve adamı izledi. Sonra gözü yeniden aşağıdaki hareketliliğe kaydı.

Kırmızılı bir grubun yürüyen platformlara ilerlediğini fark etti. Kalabalığı dağıtmaya çalışıyorlardı. Hızlı platformlardan yavaş platformlara atlayarak aşağıda toplanmış olan halkın üzerine yürüdüler.

Kırmızılı adamların ellerinde cop ve sopalar vardı. Bunları kullanmaktan çekinmedikleri anlaşılıyordu. Haykırışlar, öfke çığlıkları ve acıyla dolu inlemeler bunu gösteriyordu. Zorlukla da olsa Graham bu sesleri duyabiliyordu. “Devam edin,” dedi Howard Graham’i itekleyerek.

Yukarıdan bir adam daha atladı. Graham adamın nereden geldiğini anlamak için baktı. Cam benzeri bir maddeden yapılmış olan kubbe-çatıyı gördü. Burada kablolar ve kirişlerden oluşan bir ağ vardı. Rüzgârgülünü andıran bir takım şekiller dikkatini çekti. Tüm bunların arasında gökyüzü zorlukla fark edilebiliyordu. Howard, Graham’i itekledi. Geometrik şekillerle süslenmiş dar bir geçide girdiler.

“Bunu biraz daha görmek istiyorum,” dedi Graham. Howard’a karşı koymaya çalışmıştı.

“Hayır, olmaz,” dedi Howard. Hâlâ Graham’in kolunu tutuyordu. “Bu taraftan gitmeliyiz.” Onları izleyen kırmızı üniformalı adam gerektiğinde müdahale etmek üzere hazır bekliyordu.

Geçidin sonunda sarı siyah üniformalar giyen birkaç siyahi adam vardı. Aceleyle sürgülü bir kapağı yerinden oynattılar. Graham bunun bir kapı olduğunu düşünmüştü. Adamlar önden ilerledi. Graham kendisini büyük bir odaya açılan dar bir dehlizde bulmuştu. Sarılı siyahlı görevliler burayı geçip bir başka kapağı daha kaldırdılar.

Geldikleri yer bir bekleme odasını andırıyordu. İçeride bir grup insan vardı. Gerçekten de geniş ve azametli bir antreydi. Perdeyle örtülü olduğu için tam olarak göremese de, burasının daha da geniş bir odaya açıldığını fark etti. Kırmızı üniforma giyen beyaz bir adam ve siyahi olanlar, ana kapının önünde hazır olda bekliyorlardı.

Antreyi geçtikleri sırada bir fısıltı duydu. “Uykucu!” İçerideki insanlar onlara dönerek mırıldanmaya başlamışlardı. Demir korkuluklarla kapatılmış olan bir aralıktan geçip, daha önce perdenin arkasından fark ettiği büyük odaya ulaştılar. Odaya köşeden girmişlerdi. Bir anda bütün dikkatler onun üzerinde toplandı. Sarılı siyahlı giysiler içindeki siyah adam kısa bir süre bekleyip kapıyı arkalarından kapattı.

Graham’in daha önce gördüğü yerlerle kıyaslandığında odanın dekorasyonu son derece zevkliydi. Her yerinden zenginlik akıyordu. Uzak köşedeki kaidenin üzerinde büyük bir Atlas heykeli vardı. Işıl ışıldı. Güçlü ve gayretkâr bir görüntüsü vardı. Atlas omuzlarında dünyayı taşıyordu. Girer girmez dikkatini çeken ilk şey bu heykel olmuştu. Çok büyüktü. Sabırlı fakat acı çeken bir hali vardı. Çok beyazdı. Heykel ve ortadaki platform dışında oda neredeyse boş sayılırdı. Zemin pırıl pırıl parlıyordu. Platformun, odanın genel azametinin yanında epeyce sönük kaldığını düşündü. Kalın, metal bir plakadan yapılmıştı. Platformun üzerinde bir masa ve yedi adam duruyordu. Adamların giysileri beyazdı. Graham’i görünce ayağa kalktılar ve gözlerini ona diktiler. Graham’in gözüne masanın ucunda duran bazı elektronik aygıtlar çarptı. Parıltıları gözünü almıştı.

Howard, Graham’i korkuluklarla kapatılmış aralığın sonuna kadar götürdü. Onları buraya kadar takip eden kırmızılı adamlar gelip Graham’in iki yanında beklemeye başladılar.

“Burada kalmanız gerekiyor,” diye mırıldandı Howard. “Sadece birkaç dakika için.” Herhangi bir yanıt beklemeden aceleyle uzaklaştı.

“Ama? Neden?”

Howard’ın arkasından gitmeye çalıştı. Kırmızılı adamlardan biri, önünü keserek Graham’i engelledi. “Burada beklemelisiniz Efendim,” dedi kırmızılı adam.

“Niye?”

“Emirler böyle Efendim.”

“Emirler mi?”

“Evet, bize verilen emirler böyle.”

Graham öfkelenmişti.

“Burası nedir?” diye sordu. “Bu insanlar da kim?”

“Onlar konseyin lordlarıdır Efendim.”

“Konsey?”

“Konsey Efendim.”

Graham diğer adamla da buna benzer umutsuz bir deneme yaptıktan sonra uğraşmayı bıraktı. Korkuluklara doğru ilerledi. Beyazlı adamlara baktı. Onu izleyerek kendi aralarında fısıldaşıyorlardı.

Demek konsey? Kimdi bu adamlar. Amaçları neydi. Şimdi sekiz kişi olmuşlardı. Sekizincinin gelişini fark etmemişti. Zaten kimse yeni geleni selamlamamıştı bile. Hepsinin dikkati Graham’in üzerindeydi. 19. yy insanlarının, karşılarına aniden çıkan bir balona baktıkları gibi bakıyorlardı ona. Neyin nesiydi bu konsey? Devasa Atlas’ın altındaki bu küçük adamlar neden herkesten uzak bir yerde toplanmak istemişlerdi? Niye onu buraya getirmişlerdi? Graham’e bakıp bakıp ne konuşuyorlardı? Graham bunları düşünürken, Howard ortaya çıktı. Hızla ilerledi. Hafifçe eğilip topluluğu selamladı. Birtakım garip hareketler yapıyordu. Herhalde törensel bir anlamı vardı yaptıklarının. Platformun basamaklarını tırmandı ve masanın sonundaki aletin yanında durdu.

Graham hiçbir şey duymasa da, onların sohbetlerini dikkatle izliyordu. Beyazlı adamlar arada sırada dönüp ona doğru bakıyorlardı. Ümitsizce bir şeyler duymaya çalıştı. Masada duran iki adamın konuşurken yaptıkları el hareketleri giderek hızlanıyordu. Bir onlara, bir de gardiyanların yüzlerindeki donuk ifadeye baktı. Sonra gözü Howard’a takıldı. Ellerini uzatmıştı. Hararetle başını sallıyordu. Bir şeylere karşı çıktığı belliydi. Elini masaya vuran beyazlı adam, Howard’ın sözünü kesti.

Konuşma çok uzun gelmişti Graham’e. Bir türlü bitmek bilmiyordu. Konseyin ayaklarının dibinde oturduğu dev heykeli inceledi. Sonra duvarlara baktı. Japon stili çizgili panellerle dekore edilmişlerdi. Bunların çoğu gerçekten de çok güzeldi. Siyah metal bir çerçeveyle sınırlanmışlardı. Panellerin zarafeti odanın tasarımına ayrı bir hava katmıştı. Graham tekrar konseye döndü. Howard platformun basamaklarından iniyordu. İyice yaklaştığında Graham, Howard’ın yüzünün kızarmış olduğunu fark etti. Rahatsız edici bir hali vardı. Kısa bir süre sonra Graham’in yanına geldi.

“Bu taraftan,” dedi sadece. Sessiz bir şekilde ilerlediler. Onlar yaklaşınca kapı açıldı. Kapının her iki tarafında kırmızılı adamlar duruyordu. Howard ve Graham dışarı çıktılar. Graham dönüp arkasına baktı. Konsey üyeleri hâlâ onu izliyorlardı. Kapı arkalarından kapandı. Uyandığından beri ilk kez sessiz bir ortama girmişti. O kadar ki ayak seslerini bile duyuyordu.

Daha önce gördüklerine benzeyen bir kapının eşiğine geldiler. Kapı, farklı büyüklükteki bitişik iki odaya açılıyordu. Howard kapıyı açtı ve içeri girdiler. Burası son derece zarif bir biçimde dekore edilmişti. “Bu konsey de neyin nesi?” diye lafa girdi Graham. “Ne konuşuyorlardı öyle? Hem benden ne istiyorlar?” Howard dikkatli bir şekilde kapıyı kapattı. Derin bir nefes aldı. Fısıldayarak bir şeyler söyledi. İçeri girerken sendelemişti. Bir şeylere bakındı ve döndü. Derin bir oh çekti. Herhalde gördüklerinden memnun olmuş ve rahatlamıştı.

Graham gözlerini dikmiş Howard’a bakıyordu. Yaptığı hareketlerden hiçbir şey anlamamıştı.

“Anlamanız gerekiyor,” dedi Howard. Göz göze gelmekten özenle kaçınıyordu. “Bizim sosyal düzenimiz çok karmaşık. Yarım yamalak açıklamalar sizin üzerinizde olumsuz bir etki bırakacaktır. Aslına bakarsanız mesele bir bakıma bileşik faizle ilgili. Ayrıca sizin ve kuzeniniz Warming’in talihi ile… Ve görmezden gelinemeyecek başka önemli meseleler de var tabii. Sizin için anlaşılması çok zor olan başka pek çok şey var. Bizim dünyamız için siz çok önemlisiniz.”

Durdu.

“Evet,” dedi Graham.

“Sosyal sorunlar yaşıyoruz.”

“Evet?”

“İşler öyle bir noktaya geldi ki, burada tecrit altında kalmanız en doğrusu olacaktır.”

“Beni esir mi alıyorsunuz?” diye bağırdı Graham.

“Aslına bakarsanız bir süreliğine gözlerden uzak kalmanızı istiyoruz.”

Graham arkasını döndü. “Gerçekten garip,” dedi.

“Hiçbir zarar görmeyeceksiniz.”

“Zarar görmeyeceğim demek!”

“Ama burada kalmanız gerekiyor.”

“Peki. Öğrenmek istediğim bir şey var.”

“Elbette buyurun.”

“Zarar görmek derken neyi kastediyorsunuz?”

“Bunu şimdi açıklayamam.”

“Neden ama?”

“Bu çok uzun bir hikâye Efendim.”

“Al işte. Yine karışıyor işler. Benim önemli birisi olduğumu söylüyorsun. O duyduğum bağırışlar neydi? Benim trans halinden çıkmış olmam neden öylesine büyük bir kalabalığın heyecanlanmasına sebep olur ki? Daha önemlisi büyük konsey odasındaki beyaz giysili adamlar kimdi?”

“Hepsini daha iyi bir zamanda size açıklayacağım Efendim,” dedi Howard. “Ama üstünkörü bir şekilde değil. Şu anda hiç kimsenin kafası tam yerinde sayılmaz. Sizin uyanışınız, evet uyanışınız kesinlikle beklenmiyordu. Konsey tartışma halinde.”

“Ne konseyi?”

“Az önce toplantılarına tanık olduğunuz konsey.”

Graham hareketleriyle öfkesini belli etmeye başlamıştı. “Bu doğru değil,” dedi. “Olup bitenler hakkında bana bir açıklama yapılması gerekiyor.”

“Beklemeniz lazım Efendim.”

Graham aniden oturdu. “Hayatımın büyük bir bölümünü bekleyerek geçirmişim. İnşallah uzun bir süre daha beklemek zorunda kalmam.”

“Biraz daha beklemek en güzeli,” dedi Howard. “Şimdilik sizi yalnız bırakmam gerekiyor. Yalnızca kısa bir süre için. Konseydeki tartışmaya katılmak zorundayım. Çok üzgünüm…”

Sessizce kapıya ilerledi. Kısa bir süre için durakladı. Sonra hızla gözden kayboldu.

Graham onun arkasından kapıya yöneldi. Aynı şeyi yapmaya çalıştı. Olmuyordu. Kapı bir şekilde arkasından kilitlenmişti. Nasıl olduğunu anlaması mümkün değildi. Geri döndü. Huzursuz bir biçimde odada dolaşmaya başladı. Birkaç tur attıktan sonra oturdu. Bir süre öylece hareketsiz kaldı. Tırnaklarını yiyordu. Uyandıktan sonra bir saat içinde başından geçen olayları düşünmeye çalıştı. Büyük aralıklar, birbirini izleyen sayısız oda ve geçitler, garip yollarda yaşanan muazzam arbede, dev Atlas’ın altındaki antipatik adamlar, Howard’ın garip davranışları… Yavaş yavaş kafasında bir şeyler canlanmaya başlamıştı. Anlaşılan ortada muazzam bir servet vardı, belki de kötüye kullanılan bir servet. Çok büyük bir önem taşıdığı belliydi. Ne yapmalıydı? Odada kavuştuğu mutlak sessizlik ise belki de esirliğin tek güzel tarafıydı.

Graham’in aklına tüm bu yaşadıklarının bir rüya olabileceği fikri geldi. Karşı konulamaz bir düşünceydi bu. Gözlerini kapatmayı denedi, yapabiliyordu. Rüyayla gerçeği ayırmak için kullanılan bu eski yöntem, belki de işe yaramıyordu. Bu şekilde uyanık olup olmadığından kesin olarak emin olması mümkün değildi.

Kısa bir süre sonra kendisine son derece yabancı gelen eşyalara dokunmaya başladı. Tek tek temas ederek gerçekliklerini test ediyordu. Duvardaki oval aynada kendi yüzünü gördü. Durdu. Şaşkınlığa kapılmıştı. Morlu beyazlı bir kıyafet giymişti. Kıyafet, üzerinde oldukça zarif duruyordu. Hafif ağarmış sakalları bakımlıydı. Siyah saçlarına tek tük beyazlar düşmüştü. Saçları garip ama hoş bir şekilde düzenlenmişti. Kırk beş yaşlarında bir adam gibi görünüyordu. Gerçekten de kendisi miydi bu gördüğü kişi?

Gördüğünün kendisi olduğuna karar verince kahkahayla gülmeye başladı. “Şu haline bak. Haydi bizim Warming’i ara şimdi,” diye bağırdı. “Birlikte öğle yemeği yersiniz artık.”

Gençliğinde tanıdığı dostları geldi aklına. Hepsiyle birer birer görüşürüm, diye düşündü, bir an için. Tanıdığı herkesin çoktan toprak olup gittiği gerçeği hayalinin tam ortasında gelip yakaladı onu. Bir an için bununla yüzleşmek çok ağır gelmişti. Öylece donup kaldı. Yüzü bembeyaz kesildi.

Hareketli platformların ve sokakların görüntüsü yeniden gözünde canlandı. Bağıran kalabalıkları düşündü. Sonra beyazlar içindeki sevimsiz konsey üyelerini. Kendisini bir zavallı gibi hissediyordu. Açıkçası acınacak durumdaydı. Çaresizdi. Nasıl da garip bir dünyaya uyanmıştı böyle.

1
...