Graham, balkonun korkuluklarına doğru ilerledi. Çevreyi incelemeye başladı. Onun ortaya çıkışı kalabalığın hareketlenmesine neden olmuştu. Yükselen çığlıklardan insanların şaşkınlığa kapıldıkları anlaşılabiliyordu.
İlk dikkatini çeken şey, mimarideki farklılık olmuştu. Üzerinde devasa binalar bulunan bir yol gördü. Yol ileride ikiye ayrılıyordu. Şeffaf bir maddeden yapılmış olan kubbe-çatı her yeri kaplayan bir gölgelik gibi göğe doğru yükseltilmişti. Etrafta bulunan beyaz kürelerin parlaklığı güneş ışınlarını gölgede bırakıyordu. Yayalar asma köprülerin üzerinde ilerleyerek derin kanyonları aşıyorlardı. Gökyüzü ince kablolarla kaplanmıştı. Graham’in hemen önünde büyük bir uçurum uzanıyordu. Yarığın karşı cephesine baktığında burada da çok sayıda yapının bulunduğunu gördü. Kemerler, oluklar, destekler, kuleler, sayısız büyük pencere, karmaşık mimari şekiller… Bunların üzerlerinde Graham’in okuyamadığı garip yazılar vardı. Çatılardan sarkan kablolar uçurumun diğer tarafındaki dairesel olukların içine girerek gözden kayboluyorlardı.
Graham, mavi giysili bir insan gördü. Yukarıdaki bir beyaz kürenin yanındaki çıkıntıya neredeyse görülemeyecek kadar ince bir iple bağlanmıştı. Birden aşağıya atladı ve yolun bu tarafındaki yuvarlak bir deliğin içerisinde gözden kayboldu. Graham’in yüreği ağzına gelmişti. Balkona çıktığından beri etrafını izliyordu. Karşısında gördüğü şeyler tamamen yabancıydı ona. Şimdiye kadar gördüğü her şeyden farklıydılar. O sırada gözü yola takıldı. Aslına bakılırsa bu gördüğü şey yoldan çok daha fazlasıydı.
19. yy’da, cadde ve sokaklar insanların en yoğun olduğu yerlerdi. Dar patikaların arasında araçlar birbirlerini itip kakarak ilerlerdi. Buradaki yol ise nereyse yüz metre genişliğindeydi. Çok uzundu. Hiç durmadan devam ediyordu. Bir an için tanık olduğu hareketlilik aklının karışmasına neden oldu. Sonra yavaş yavaş olan biteni anlamaya başladı.
Yol balkonun altından Graham’in sağına doğru ilerliyordu. Burada sonsuz bir akış vardı sanki. Bu, 19.yy’ın ekspres trenleri kadar hızlıydı. Bu akışı oluşturan nesneler küçük aralıklarla dizilmiş ve adeta sonsuz bir platform oluşturmuşlardı. Üzerlerinde oturma yerleri vardı. Çeşitli noktalardaki küçük kabinler de dikkatini çekti. Ne var ki çok hızlı hareket ettiklerinden Graham bunların içinde ne olduğunu anlayamamıştı.
Platformlar sağa doğru hareket ediyorlardı. Her biri kendi üstünde yer alan platformdan daha yavaştı. Fakat yavaşlama son derece düşük bir ivmeyle gerçekleşiyordu. Öyle ki, bir kişi herhangi bir platformdan bir alttaki platforma rahatlıkla atlayabilir ve bu şekilde ilerleyerek yarığın dibindeki hareketsiz platforma ulaşabilirdi. En alttaki hareketsiz platformun az ötesinde ise Graham’in soluna doğru ilerleyen bir başka platform dizisi bulunuyordu. Burada muazzam bir kalabalık vardı. Kimileri platformların üzerindeki koltuklarda oturuyor, kimileri ise yayan gidiyordu.
“Burada durmamalısınız,” diye bağırdı Howard. “Gitmemiz gerekiyor.”
Graham yanıt vermedi. Duymazlıktan geliyordu. Platformlar büyük bir gürültüyle hareket ediyorlardı. Halk bağırıp çağırıyordu. Kalabalığın içindeki genç kızları ve kadınları fark etti. Dalgalı saçları vardı. Göğüslerini bir şeritle kapatan güzel mavi kıyafetler giymişlerdi. Giysi modellerini gösteren aletteki hâkim tonun, mavi olduğunu anımsadı. Terzi çırağının giysisi de maviydi.
“Uykucu. Uykucu’ya ne oldu?” bağırışlarının anlamını çözmeye çalıştı. Platformlar kalabalıklaşıyordu. İnsanlar parmaklarıyla onu işaret etmeye başladılar. Balkonun hemen karşısındaki alanda çok sayıda mavi giysili insan vardı. Anlaşılan orada bir arbede yaşanıyordu. İnsanlar platformlardan atılıyor, ite kaka bir yerlere götürülüyorlardı. Hareketliliğin olduğu yerden uzaklaştırılanlar kısa bir süre içerisinde geri dönüyorlardı.
“Uykucu bu. Gerçekten de o,” diye bağırdı kimileri. Bazıları ise, “Hayır, bu Uykucu değil!” diyerek bu teze karşı çıktılar. Giderek daha fazla insan yüzünü ona döndü. Graham meydanda bir takım geçitler olduğunu fark etti. Bir sürü insan bu geçitlere girip çıkıyordu. Arbede bunlardan birinin girişinde yoğunlaşıyor gibiydi. İnsanlar hareketli platformlardan bu noktaya doğru koşturuyorlardı. Bir platformdan diğerine atlayışları çok ustacaydı. Üstteki platformlarda kümelenmiş insanların ilgileri balkonla bu nokta arasında bölünmüştü. Parlak kırmızı üniformalar içerisindeki yapılı insanlar, oldukça sistemli bir şekilde hareket ediyorlardı. Merdivenlere kimsenin yaklaşmamasını sağlamaya çalışıyorlardı. Üzerlerindeki parlak kırmızı kıyafetleri, karşıtlarının açık mavi giysileri ile bariz bir zıtlık oluşturuyordu. Ortada açık bir çatışma hali vardı.
Tüm bunlara tanık olduğu sırada, Howard da kulağının dibinde bağırmaya devam ediyordu. Birdenbire Howard yanından uzaklaştı. Artık tek başına kalmıştı.
“Uykucu,” diye bağıranların seslerinin giderek daha fazla yükseldiğini fark etti. En yakın platformdaki insanlar ayağa kalktılar. Sağındaki platformun boş olduğu gözüne çarptı. Aksi yönden gelen platform ise insan doluydu. Meydanda büyük bir kalabalık toplanıyordu. Rastgele çığlıklar yerini hep bir ağızdan yapılan bir tezahürata bırakmıştı: “Uy-kucu! Uy-ku-cu! Uy-ku-cu!” Kalabalık dalganırken, “Yolları durdurun,” sloganını duydu. Ayrıca Graham’e yabancı gelen bir isimden bahsediyorlardı. “Ostrog” gibi bir şeyden. Yavaş platformlar daha kalabalıktı. Platform bir yöne doğru ilerlerken, üzerindeki insanlar aksi yöne doğru koşuşturuyorlardı. Bu sayede onu daha fazla görebileceklerdi.
“Yolları durdurun,” diye bağırıyordu insanlar. Yakınındaki hızlı yola ulaşmayı başarabilenler hızla önünden geçip gidiyorlardı. Garip ve anlaşılmaz şeyler söylüyorlardı. Söylenenler arasında sadece tek bir cümleyi anlayabilmişti. “Gerçekten de bu o. Uykucu bu.”
Graham bir süre hareketsiz kaldı. Artık anlamıştı. Bütün bu olup bitenler kendisi ile ilgiliydi. Bu kadar popüler olmak hoşuna gitmişti. Hafifçe eğilerek selamladı kalabalığı. Sonra onlara el salladı. Bu hareketinin neden olduğu muazzam uğultu Graham’i çok şaşırttı. Merdivenlerdeki kargaşa, kavgaya dönüşmüştü. Nihayet çevredeki balkonların neden böyle kalabalık olduğunu anlamıştı. Yükseklerden boşluğa atlayan insanların amacı, kendisini biraz daha yakından görebilmekti. Arkasındaki geçitten sesler geldi. Gardiyan Howard hâlâ oradaydı. Sertçe kolundan tutmuş, onu çekiştiriyordu.
Dönüp baktı. Howard’ın yüzü bembeyazdı. “Hadi gelin,” dedi. “Yolları durduracaklar. Şehirde büyük bir kargaşa başlayacak.”
Bir grup insan arkalarındaki geçitte koşturuyordu. Kızıl saçlı adam, sarı sakallı, uzun kırmızı kıyafetler giyen biri, eli sopalı ve yine kırmızılar içindeki kalabalık bir grup… Hepsinin yüzünde endişeli ve sabırsız bir ifade vardı.
“Onu buradan götürün,” diye bağırdı Howard.
“Ama neden?” dedi Graham. “Anlamıyorum.”
“Gelmeniz gerekiyor,” dedi kırmızılı adam kararlı bir sesle. Graham’le göz göze geldiler. Üzerinde rahatsız edici bir baskı hissediyordu. Birisi kolunu çekti.
Şimdi yerlerde sürükleniyordu. Görünen o ki kavga büyümüştü. Dışarıdan gelen gürültüler şimdi binanın içinden de duyuluyordu. Graham kendisinde direnecek kuvveti bulamamıştı. O da diğerleriyle birlikte geçitte ilerliyordu. Her düştüğünde zorla yerden kaldırmışlardı onu. Sonunda Howard’la birlikte bir asansöre bindiler. Şimdi büyük bir hızla yukarı çıkıyorlardı.
Terzinin yanından ayrılışından, kendisini asansörde bulduğu ana dek yaklaşık beş dakika geçmişti. Çok uzun bir süre boyunca uyumuştu. Yepyeni bir çağda uyanmıştı. Tüm bunlar olsa olsa bir rüya olabilirdi. Etrafında bir sürü şey olup bitiyordu. O ise tüm bunların karşısında bir izleyiciden daha fazlası değildi. Şaşkındı. Balkonda tanık olduğu kargaşa ise, içinde tüm bunlara müdahil olma isteği uyandırmıştı. “Anlayamıyorum,” dedi. “Mesele nedir? Kafam allak bullak oldu. Bu insanlar neden bağırıyorlar? Tehlike ne?”
“Sorunlarımız var,” dedi Howard. Graham’le göz göze gelmemeye çalışıyordu. “Büyük bir kargaşa var. Açıkçası tüm bu olanlar sizin uyanışınızla doğrudan bağlantılı…”
Bunları söylemenin doğru olup olmadığından emin değildi. Durdu.
“Anlamıyorum,” dedi Graham.
“Zamanla her şey daha netleşecek,” diye yanıtladı Howard.
Yukarı baktı. Asansör yavaşlamıştı.
“Şüphesiz ki zamanla daha iyi anlayacağım. Zaten yavaş yavaş işin rengi belli oluyor,” dedi Graham. “Her şey kafa karıştırıcı. Son derece garip. Burada her şey farklı. Her şey mümkün. Küçük detaylarda bile büyük farklılıklar var. Sayma sisteminiz bile farklı.”
Asansör durdu. Yüksek duvarların arasındaki dar ve uzun bir geçitte ilerlemeye başladılar. Etrafta büyük kablolar ve çok sayıda tüp vardı.
“Ne kadar da büyük bir yer burası,” dedi Graham. “Tek bir bina değil mi burası? Tam olarak nedir bu yer?”
“Burası şehrin bazı kamu hizmetlerinin sağlandığı en önemli merkezlerden birisi. Aydınlatma ve daha bir sürü şey…”
“Tanık olduğum şey toplumsal bir olaydı sanırım. Yönetim sisteminiz nasıl? Hâlâ polis var mı mesela?”
“Birkaç tane.”
“Birkaç tane?”
“On dört kadar.”
“Anlayamıyorum. Bu ne demek şimdi?”
“Gayet normal. Bizim sosyal yapımız doğal olarak size karmaşık görünecektir. Dürüst olmak gerekirse ben de tamamen anladığımı söyleyemem. Belki de siz bunu başarabilirsiniz. Neyse şimdi bunları bırakalım, acilen konseye gitmemiz gerekiyor.”
Graham olan biteni anlamaya çalışıyordu. Aklı o sırada geçitlerde koşuşturan insanlardaydı. Howard’ı düşündü. Ne kadar da garip cevaplar vermişti sorularına. Hemen dikkati dağıldı. Etrafta çok fazla uyarıcı vardı. Bir noktaya odaklanamıyordu. Geçitlerde, odalarda rastladığı insanların bir bölümü kırmızı üniformalıydı. Nedense burada mavi giysili insanlar yoktu. Yanlarından geçenler, sürekli ona bakıyor, Howard’ı ve kendisini selamlıyorlardı.
Uzun bir koridora girdiler. Bir sürü kız vardı etrafta. Sıralarda oturuyorlardı. Sınıf gibi bir yerdi burası. Ortada bir öğretmen yoktu. Aynı işi garip sesler çıkaran bir aygıt yapıyordu. Kızlar merak ve şaşkınlık içerisinde Graham’e ve kılavuzuna baktılar. Çok hızlı ilerledikleri için buradaki toplantının ne anlama geldiğini tam olarak anlayamamıştı. Howard’ı daha önceden tanıyor olmalıydılar. Herhalde kendisini ilk kez gördükleri için kim olduğunu merak etmişlerdi. Bu Howard önemli bir adam olmalıydı. Buna rağmen bu önemli şahsiyete vere vere Graham’e bekçilik etme görevini vermişlerdi. Karanlık bir pasaja geldiler. Pasajın içinde bir patika uzanıyordu. Yoldan geçen insanların ayaklarını seçebiliyordu. Ama sadece o kadar. Daha fazlasını görmek imkânsızdı.
Aldığı canlandırıcı ilaçların etkisi geçiciydi. İlacın etkisi geçer geçmez kendisini yorgun hissetmeye başlıyordu. Howard’dan yavaşlamasını istedi. Kısa süre sonra bir asansöre bindiler. Asansörde sokak boşluğuna bakan bir pencere bulunuyordu. Pencere camla kaplıydı ve açılmıyordu. Aşağıdaki hareketli platformlarda neler olduğunu göremeyecek kadar yukarı çıkmışlardı. Yine de kabloların arasında gidip gelen insanları fark edebiliyordu. İnce köprülerin üzerinde ilerliyorlardı.
О проекте
О подписке
Другие проекты