Читать книгу «Robinson Crusoe» онлайн полностью📖 — Даниэля Дефо — MyBook.
image

İngiliz ebeveynleri olan, Lizbon’dan gelme Portekizli, tıpkı benim durumumda olan bir komşum vardı. Ona komşum diyorum, çünkü çiftliği hemen benim arazimin yanındaydı ve bu sayede de sık sık görüşme olanağı bulabiliyorduk. Benim gibi onun da parası çok azdı ve iki yıl boyunca her ikimiz de sadece kendi ekmeğimizi kazanacak kadar bir şeyler ekebildik. Ancak zaman içerisinde topraklarımız düzene girmeye ve gelirimiz artmaya başladı; böylece üçüncü yıl biraz tütün ektik ve her birimiz önümüzdeki sene için biraz daha fazla şeker kamışı ekebilmek için arazilerimizi genişlettik. Fakat her ikimizin de yardıma ihtiyacı vardı ve işte o zaman sevgili yol arkadaşım Xury’den ayrılarak ne kadar büyük bir yanlış yaptığımı anladım.

Yapılacak hiçbir şey yoktu, her zamanki gibi yanlış yapmak benim karakterimin artık vazgeçilmez bir özelliği hâline gelmişti. Devam etmekten başka çarem yoktu; babamın huzurlu evini terk ederek, verdiği hiçbir nasihati dikkate almayarak, sadece hayalini kurduğum bir yola çıkmış, onların yanında mutlu yaşamak yerine, yeteneklerimden çok uzak düşen bir işe girişmiştim. Hayır, kesinlikle hayalini kurduğum hayat bu değildi, babamın nasihatlerini dinleyerek orta hâlli bir yaşamı benimsemiş olsaydım, hem kendi vatanımda kalabilirdim hem de kendimi böylesine hiç bilmediğim topraklarda mahvetmez, aşağı tabakanın tepesine düşmezdim. Ayrıca bu yaptığım işin aynısını ne yaptığım ya da ne durumda olduğum konusunda hiç kimseye ulaştıramayacağım yabancı topraklarda değil, İngiltere’de dostlarımın ve ailemin yanında gayet iyi yapabilirdim diye düşünmekten kendimi alamıyordum.

Bu yüzden de düşmüş olduğum bu sefil duruma son derece büyük bir pişmanlıkla bakıyordum. Sadece yan arazideki komşum haricinde konuşacak kimsem yoktu; her türlü işimi tek başıma halletmek zorundaydım; kendimi tıpkı ıssız bir adaya düşmüş, yalnız başına hayatta kalmak zorunda kalan bir adam gibi hissediyordum. Ancak hak ettiğimi yaşıyordum işte, insan yaşadığı koşulları daha kötü durumlarla karşılaştırdığında nasıl Tanrı’dan bir değişiklik diliyorsa yaşamış olduğu acı deneyimlerin sonrasında eski hayatının ne kadar mutlu olduğunu da çok daha iyi anlayabiliyordu. Kendimi ıssız bir adadaymış gibi gördüğüm, hakikaten haksızlıklarla karşılaştığım ve yaşadığım tam anlamıyla gerçek yalnızlığım, eski hayatımın mutluluğunu, zenginliğini ve huzurunu şimdi nasıl da yüzüme bir tokat gibi vuruyordu.

Yolculuğum boyunca bana destek olan ve hayatımı kurtaran dürüst dostum kaptanın geri dönmesinden önce, arazimin ekimi konusunda oldukça iyi ilerleme kaydedebilmiştim -çünkü gemisinin yük alması, yola çıkabilmek için gerekli hazırlıkları yapabilmesi için neredeyse üç ay boyunca orada kalmıştı- ve geride Londra’da bıraktığım küçük ganimetimden ona bahsettiğinde bana yine her zamanki gibi samimi ve dürüst bir öneride bulundu. “Senyor Inglese!” dedi bana (her zaman bana böyle hitap ederdi). “Londra’da paranı emanet etmiş olduğun kişiye bir mektup yazarak paran karşılığında burada satabileceğin malları ayarlamasını ve Lizbon’da benim söyleyeceğim kişiye onları göndermesini söylersen, yollayacağı tüm malları geri dönüşümde Tanrı’nın da izniyle mutlak suretle sana ulaştırırım. Ancak sen de bilirsin yolda insanın başına bin türlü şey gelebilir, bu yüzden de mektubu yazacağın kişiye bu seferlik sadece paranın yarısı karşılığında yüz sterlinlik mal göndermesini söyleyerek olası tehlikelere karşı önlem almanı öneririm, böylece güvenli bir şekilde teslimatı yapmayı başarırsam bir sonraki yolculukta da diğer yarısını getiririm.”

Bu gerçekten de çok makul bir öneriydi ve öyle içtenlikle söylenmiş sözlerdi ki, alabileceğim en iyi kararın bu olabileceği konusunda ikna olmuştum; böylece paramı emanet ettiğim hanımefendiye gerekli olan mektubu yazdım ve Portekizli kaptan için de ihtiyacı olacak vekâleti verdim.

Ölen İngiliz kaptanın karısına oldukça uzun bir mektup yazarak, ona başımdan geçen bütün macerayı, köleliğimi, kaçışımı, Portekizli kaptanla nasıl tanıştığımı, beni nasıl kurtardığını, insanca davranışlarını ve şu anda ne durumda olduğumu anlatarak, mektubun sonuna da parayı nasıl göndermesi gerektiğine dair bilgileri ilave ettim ve dürüst dostum kaptan, Lizbon’a vardığında orada karşısına çıkan bazı İngiliz iş adamlarına hakkımdaki tüm bilgileri Londra’daki bir tüccara iletmeleri için detaylıca anlatmış ve mektubu onlara teslim etmiş. Tüccar ise hiç vakit kaybetmeden öğrenmiş olduğu tüm bilgileri eksiksiz şekilde kaptanın dul eşine anlatarak mektubumu ona ulaştırmıştı; öğrendiklerinden fazlasıyla etkilenen kadın, Portekizli kaptana bana karşı göstermiş olduğu cömert davranışlarından dolayı kendi adına güzel bir armağanın yanı sıra paramı da teslim etmişti.

Londralı tüccar tıpkı kaptanın ona sipariş ettiği gibi, almış olduğu yüz sterlin ile İngiliz mallarından almış, onları doğrudan Lizbon’a yollamış ve kaptan da güvenli bir şekilde Brezilya’ya bana ulaştırılmasını sağlamıştı. Bu arada cömert dostum kaptan, alınan eşyaların arasında (o sıralar uğraştığım işimde düşünmek için çok genç olduğumdan), ekili arazim için gerekli ve benim açımdan çok faydalı olacağını fark ettiğim her türlü alet, demir malzemeler ve takımları da almaya özen göstermişti.

Siparişlerim sonunda elime ulaştığında, artık her şeyin üstesinden gelebileceğimi düşünmeye başlamış, sevinçten şaşkına dönmüştüm. Sevgili kaptan dostum ona hediye olarak dul kadının göndermiş olduğu beş sterlin karşılığında, bana yardımcı olması ve yanımda altı yıl boyunca çalışmasını sağlayacak ödemeyi yaparak bir de hizmetçi tutmuş, onu da yanında getirmişti ve ne kadar uğraşırsam uğraşayım bunun karşılığında sadece kendi küçük arazime ekmiş olduğum ufak miktarda tütünden alması için onu güçlükle ikna edebilmiştim.

Hepsi bu kadar da değildi; getirmiş olduğu mallar buralarda oldukça yüksek fiyata satabileceğim ve çok aranan kıyafetler, kumaşlar ve İngiliz yapımı eşyalardan oluşuyordu. Dostumun sayesinde bu mallardan oldukça yüksek kazanç elde edebilmiştim; böylece ilk gelen malların değerinin dört katından daha fazlasına sahip olmayı başarmış ve kazancım sayesinde arazimi daha da fazla genişleterek zavallı komşumu epeyce geçmiştim -demek istediğim bu kazanç sayesinde ekili alanlarımı çok daha fazla mahsul alabileceğim şekilde düzeltebilmiştim; elde ettiğim kazançla ilk iş olarak kendime bir zenci köle ve Avrupalı bir uşak tuttum- yani kaptanın Lizbon’dan yanında getirdiği hizmetçi dışında, başka bir uşak daha tuttum demek istiyorum.

Ancak suistimal edilen bir mutluluk, çoğu zaman en büyük sıkıntılara sebebiyet verirdi ve bu durum benim için de aynen öyle gelişti. Ertesi yıl ekili arazimden büyük başarı elde ettim: komşulara destek olabilmek için ayırmış olduğum mahsulün haricinde, topraklarımdan elli büyük balya tütün daha elde ettim; her biri yüz kilo gelen bu elli balyayı da gayet iyi şekilde hazırlatarak Lizbon’dan gelecek filonun dönüşüne kadar güzelce depoladım. İşlerim ve zenginliğim her geçen gün arttıkça, kafam gerçek anlamda çoğu deneyimli iş adamının bile mahvolmasına sebebiyet verebilecek, ulaşamayacağım ve hatta beni bir felakete sürükleyebilecek projelerle dolmaya başlamıştı. Şu anda bulunduğum konumda hayatıma devam etmiş olsaydım, aslında babamın baştan bu yana bana öğütlemiş olduğu mutlu ve huzurlu orta hâlli yaşantımı sağlamış olacak, gayet refah içinde hayatımı idame ettirebilecektim. Ancak yine başıma gelen farklı şeyler yüzünden, her zaman yaptığım gibi kendi sefaletimi yine kendi ellerimle hazırlamıştım. Özellikle de vermiş olduğum yanlış kararlar yüzünden gelecekte başıma gelecek tüm sıkıntılar ve üzüntülerimi daha da fazla arttırmak için sanki elimden geleni yapmıştım. Başka ülkeleri görme hevesim, yurt dışında aptalca dolaşma eğilimim yine depreşmiş ve böylece her şeyi yine mahvetmeyi başarmıştım; bulunduğum yerde rahat hayat bana batmış, Tanrı’nın ve doğanın bana cömertçe sunmuş olduğu nimetleri bir kere daha elimin tersiyle itmiştim.

Bir zamanlar ailemin yanında mutlu mesut yaşarken yaptığım gibi, şimdi yine hayatın doğal akışının gerektirdiğinden daha kısa süre içerisinde zengin olmak ve mutlu bir adam olarak hayatımı yaşayabileceğim çiftliğimi arkamda bırakarak boş hayallerin peşinde koşmak için kendimi felaketim olacak en derin uçurumların kucağına bırakmıştım.

O zaman şimdi yaşadığım bu macera dolu hikâyenin daha ince ayrıntılarına girelim. Brezilya’da neredeyse dört yıl yaşadıktan ve arazilerim üzerinde oldukça büyük gelişme ve başarı sağladıktan sonra, sadece bu bölgenin dilini öğrenmekle kalmamış, aynı zamanda komşu çiftliklerden güzel arkadaşlar edinmiş ve St. Salvador Limanı’ndan birçok tüccarla da tanışma olanağı bulabilmiştim. Onlarla sohbet etme fırsatı bulduğum zamanlarda, Gine kıyılarına yapmış olduğum iki yolculuktan, orada zencilerle yaptığım ticaretten, boncuk, oyuncak, bıçak, makas, balta, cam parçaları ve benzerleri gibi küçük eşyalar haricinde, o bölgelerden altın tozu, fildişi, Gine baharatları ve Brezilya’da çalıştırılmak üzere nasıl birçok zenci kölenin dahi nasıl alınabileceğinden bahsetmiştim.

Hepsi bu sözlerimi her zaman çok dikkatli bir şekilde dinlemişti, ama o zamanlar zencilerin köle ticareti henüz daha yoğun bir şekilde yapılamıyor, sadece İspanya ve Portekiz krallarının izniyle az sayıda köle ülke sınırlarına sokulabiliyor ve onlar da halka çok yüksek fiyatlara satılabiliyordu.

Bazı tüccarlar ve çiftçilerle birlikte olduğum bir gün, onlara bu konu hakkında çok ciddi bilgi vermiştim, ertesi gün içlerinden üçü yeniden yanıma gelerek, anlattıklarımla fazlasıyla ilgilendiklerini söyleyerek, bana bu konuda gizli bir teklifte bulunmak istediklerini belirttiler. Bu durumun aramızda kalması konusunda tekrar uyarıda bulunarak, Gine’ye gitmek üzere bir gemi hazırladıklarını anlattılar. Benim gibi onlar da toprak sahibiydi ve tarlalarında çalışacak ırgat bulmada çektikleri sıkıntıyı başka hiçbir konuda çekmiyorlardı; sonuç olarak köle ticareti yapılmasına müsaade edilmediğinden ve halka açık bir şekilde satışı yasak olduğundan, tek seferlik bir yolculuk yapmak istediklerini, böylece dönüşlerinde gizlice ülkeye zenci getireceklerini ve onları kendi topraklarında çalışmaları için çiftçiler arasında bölüşeceklerini açıkladılar. Bütün bunları bana anlatmalarının tek sebebi ise, bu yolculuğa yük sorumlusu olarak çıkmamı ve Gine kıyılarındaki ticareti yönetmemi istemeleriydi; bunun karşılığında benden herhangi bir bedel talep etmeden tıpkı kendileri gibi eşit oranda pay almamı öneriyorlardı.

İtiraf etmem gerekir ki, bu gerçekten adil bir öneriydi; ayrıca kendine yeni bir düzen kurmaya çalışan ve henüz tam anlamıyla bir çiftlik kurmayı başaramamış bir kişi için de çok iyi kazanç sağlaması açısından bulunmaz bir fırsattı. Ancak ben düzenimi gayet iyi kurmuştum ve başladığım gibi çalışmaya devam edecek ve İngiltere’de kalan yüz sterlinimi de getirtecek olursam üç ya da dört yıl boyunca rahat bir şekilde yaşamam için önümde hiçbir engelim kalmıyordu. Geride kalan paramı da aldıktan sonra, ürünlerimden üç ya da dört bin sterlinlik bir varlığa sahip olabilecektim; kısacası benim konumumdaki bir kişinin böyle bir yolculuğa çıkması, hayatı boyunca verebileceği en saçma karar olurdu.

Ama ben, tamamen kendimi mahvetmek üzere doğmuş olan bir kişiydim, zamanında babamın vermiş olduğu nasihatleri dinlemeyerek kendimi sadece boş bir hevesten ibaret olan bir maceranın kollarına bıraktığım gibi, bu teklife de karşı koyacak iradeyi gösteremedim. Kısaca belirtmem gerekirse, yokluğumda arazilerime bakmayı ve başıma bir iş gelecek olursa topraklarımı onlara vermiş olduğum talimatlar doğrultusunda ilerletmeye devam etmeyi kabul edecek olurlarsa tüm kalbimle bu yolculuğa çıkmaya hazır olduğumu söyledim. Bunların hepsini kesinlikle yapacaklarına söz verdiler ve hatta bu konuda yazılı olarak bir sözleşme bile hazırladılar. Şayet ölecek olursam, geride kalan mal varlığımı mirasçım olarak hayatımı kurtaran geminin kaptanına bıraktığımı belirttiğim bir vasiyetname hazırladım ve mallarımın yarısını kendisi için almasını ve diğer yarısını da İngiltere’ye göndermesini istediğimi yazdım.

Kısacası, başıma bir iş gelecek olursa çiftliğimin menfaatlerinin korunması ve üretimin devam etmesini sağlamak adına mümkün olabilecek tüm önlemleri almıştım. Çiftliğime ve mal varlığıma karşı göstermiş olduğum ihtiyatlı davranışın yarısını kendi menfaatlerimi korumak için göstermiş ve yapmamam gereken ve yapmam gerekenler konusunda gerektiği gibi doğru kararları alabilmiş olsaydım, bu denli başarılı yürütmüş olduğum işimi bir hiç uğruna geride bırakarak böylesine bir deniz yolculuğuna çıkmazdım. Başıma gelebilecek onca talihsizliği ve denizde karşılaşabileceğim tüm tehlikeleri göze almamış olurdum.

Ancak bu yolculuğu yapmayı kafama koymuştum bir kere ve mantığımı dinlemek yerine yine körü körüne hayallerimin peşinden koşmaya başlamıştım. Böylece yola çıkacak geminin hazırlıkları tamamlanmış, yükleme bitmiş, yapmış olduğumuz antlaşma doğrultusunda her şey ortaklarım tarafından sağlanmıştı. Sonunda, 1 Eylül 1659 tarihinde, uğursuz bir saatte, bir zamanlar anne ve babama karşı isyankâr davranışlar gösterip, büyük bir aptallık yaparak hiç uğruna Hull’den çıkmış olduğum yolculuğun yıl dönümünde, yeniden denizlere açılmak için gemiye bindim.

Gemimiz yaklaşık olarak yüz yirmi ton ağırlıktaydı, gemide benim dışımda, altı top ve on dört denizcinin yanı sıra kaptan, kaptanın uşağı yerlerini almıştı. Boncuk, camdan malzemeler, mermiler ve diğer ufak tefek parçalar ve özellikle zencilerle yapacağımız ticarette kullanılmak üzere küçük aynalar, bıçaklar, makaslar ve baltaların haricinde gemide başka büyük yükümüz yoktu.

1
...
...
10