Nurun varsa gövdende,
Bu söze gönül veren ol…
Eğer nur yoksa teninde,
İster diri, ister ölü ol…
Tanıyamazsın, göremezsin,
Aksu gözü kaplarsa bir yol…
İmamsız namazı işitmişsin,
İşte bu, Aleviliğin açtığı yol…
Halk, patırtıyla nasıl bulsun
Kamil biri göstermese yol?
Birlik içindeyse ulusun;
Kaygı duymaz, emin ol…
Yapraklar suya karışır,
Bulanıklaşır, vurunca yel…
Her yerinden gürültüyle,
Boşalınca akan sel…
Onun malı başkalarından ayrıcalıklı
Başkasını da emer, büyür gayrı…
Bereketi kaçmış diyarı;
Bataklık göl, suyu çürük sarı…
Kuşlar ciyaklar, kıyısında yürürler,
Su içemez, ürker yazlık döller…
Onun suyunu içenler,
İshal olur, aşamaz bel…
Kıyısında kim mekân tutar, sanıp göl
Suyu kurusun, tam bir çöl…
Birlik en güzeli,
Kocaya vardığı yer, sıfır sanki…
Birlik sıfırsız hakikatte,
Kendi üstünlüğü bu herhalde…
Birlik gittiğinde,
Ne olur bütün sıfırlar, düşünsene?
Rızkını kaçırma,
Halk huzurluysa, bu güzel…
Doğru söze sataşıp,
Helalim olma, canım, gel…
Ben yazmam şiiri, meşgale için,
Olur-olmaz masalı dermek için.
Sinesi sezgili, dili fasih örneği,
Yazdım gençlere iletmek için.
Hoyrat değil anlar ilgili, bu sözleri,
Gönül gözü açık, uykusu hafifler için.
Dizip gel, eğri-büğrü, yeterliyse maharetin,
Dışını bilmekle iş bitmez, sırrını görmelisin.
“Çekişme” deyince kulağın yadsır-sağırlaşır
Böyle sözü, görüp duyarak büyümemişsin…
Şaşıyorum, önceki söylediğini anlamadan,
“Yine söyleyiver” diyor halk, huzur bırakmadan.
Söz söyledim “Hazret Ali, ejderhasız”,
Burda yok “altın çene, saf çilli kız”.
Yaşlılığı kötüleyip, ölüm dileyerek,
“Olsun” diyecek yerim yok, “yiğit arsız.”
“Aşırı kızıl değil” diye, iğrenmeyiniz,
Kökü derin, söz fazla, bir bakarsınız…
Bahadırdan övüngen yağmacı doğar ya,
Çapkın da, maceracı da avare candır ha…
Arsız, malsız, işsiz güçsüz, akılsızlar da,
Dangalak ayyaşlar olarak ortaya çıkar ya.
Mest olarak gülse beş-altı mizacı budala,
Sıkılma kızıl dilim, al gel dili, hür bırak ya!
Şiir yazan hünerli kardeşim, Size
Yalvarırım, böyle söz söyleme bize…
Başkasını bırak, faydası yok kendine,
Kıvrak hünerin, aşağılanıp gider tekdüze
Süslü, yağmacı, oynaşçı, asil-gösterişçiyle,
Gülüp eğlenmek, çok mu ilginç geliyor Size?
Evvel bir soğuk buz; akıl zeyrek,
Isıtmış bütün vücudu sıcak yürek.
Sabırlılıkla dayanıklılığa azmetmek,
Kuvvetten çıkar bunlar, bilsen gerek.
Akıl, gayret ve yüreği ahenkli tutarsan,
Tamamen özge olursun elden o zaman.
Tek tek kimseyi bahtiyar etmeyecek,
Yol da yok ki, anlayışsıza “iyi” diyecek…
Akıl da; öfke de yok, alaycılık da yok,
Gaile kılar şahlanıp kaynayan yürek çok,
Hiç biri gün göremez, diğeri olursa yok,
Bu üçünün doğrusunu bilim bilir en çok…
Âşıklık ile müptelalık ikisi iki ayrı yol,
Müptelalık, sadece nefs için emin ol.
“Senden üstünü yok,” vuruldum ya bir yol,
Ben ne olursam olayım, sen, sağ-salim ol…
Sen gönlümün huzuru olmuşsun,
Saklanma, nurunla can şad olsun.
Birine taraf olsan, birinden uzak olursun,
Ne işvelisin, diri cana neler yapıyorsun?
Âşıklık gelse yener, tuş eder gibi seni,
Cılızlaştırır sıtma hastalığı sarmış gibi.
Bütün vücut donar, soğur ümidi kesilirse,
Tutuşur, yanıp kül olur, bir kez ümitlenirse.
Kor oldu canım,
Günüm sensiz ya benim,
Pek bitik halim,
Yazgıdan gelen cefayı,
Yazmışsa Allah’ı,
Ne görmez ki kulları?
Terennüm ediver dilim,
Sararınca bu dertten,
Büküldü belim.
Yar cayınca her yeminden,
Elemlendi gönül içten,
Ne yapsa olur, hafiften?
Özledim seni,
“Görmedim” diye bir hayli
“Adam” sayıp beni,
Sen, mektup göndermedin ki.
Yürek öylesine ısınmıyor ki,
Hüzünlenince cesedi.
Bu benim feryadım,
Ulaşsa yârin civarına,
O verir ilacım; varsa
Maşukunun yanına,
Düzeltip düşüncesini
İyileştirmez mi tenini?
Sen beni ne edeceksin?
Beni terk ederek,
Hüner göstereceksin…
Öylesine,
Yine aldatıp,
Efsunlayıp,
Kendi kendinle gideceksin.
Niye avare edersin?
Kavuşmadan,
Rahatlaşmadan,
Derinlemesine…
Yine yaddan,
Zengine aldan…
Ömür boyu hakir edersin.
Niçin bozarsın şevkimi?
Et yürek tutuştu,
Yandı ateş oldu,
Alev düştü içime…
İt gibi biçare,
Kederli…
Sen kestin ya esintimi…
Kim bilir bugünün ertesini?
Ölüm söylemez,
Gelse dönmez
Kişiye…
Bugünkü gün vakti
Varım şimdi…
Dost edindin sen ecnebiyi…
Âşıklık; sıkıntılı yol…
Yetsen – yetersin,
Yetmez geçersin…
Ne oldu?
Hayal içinde ömür
Sürdür…
O beni bir yol, düşünmüş müdür?
Gevşedi el-ayak işte,
Erişemeden yemine,
İçim dertle
Doldu bile…
Ecel vakti
Çattı geldi…
Ben öleyim, sen kal diri…
İçten yürek; aynı yürek,
Gene tedirgin olup,
Yoldan korkup
Vazgeçmeyecek…
Çekilip
Dönmeyecek…
Ölse de bir sözle, daha ne gerek?
Bilirsin sen uyanık,
Ben kölene
“Oldu” deme,
Gel, yardım etsene…
Kınayıp hiç kimse
Söylemez de…
Merhamet edip, erken gelsene!
Hakikaten aşığım ben sana!
İncinerek gezsem,
Seni görsem,
“Kem-küm” diyerek…
Bir söz söyleyecek,
Mecalim yok inan,
Eriyip gider bedenim, işte o zaman…
Dikkatini sen bana
Bir kez vermedin,
Tez gelmedin…
Beni izledin.
İçinde sıcak
Kan yok bak,
Taş kalpli yar, hoşça kal!
Yar, senin gönlün tok,
Ak etini,
Nur betini
Şahsî
Kılmadıktan sonra
Allah,
Biçare kılsa, çözüm yok…
Sen attın uygunsuz ok,
Tanrı – kadı
Taş tartı,
Haşarı
Kalma çok,
Yemin bozanın, yerinde kor çok…
Selam söyledim, kalem kaş,
Sana kurbandır, mal ile baş.
Hasretle düşününce seni,
Gelir gözlerden sıcak yaş.
Senden güzel can doğmaz,
Doğan olsa da üstün olmaz.
Senden başka hiç kimseye,
Bu ihtiraslılığım anlatılamaz.
Asil adam sözünden caymaz,
Tuttuğu yoldan yüz çevirmez,
Görsem de, görmesem de,
Gönlüm senden ayrılamaz.
Gözüm başkasına bakmaz,
Başkası da bana yaramaz.
Dar döşekte döş üstünde,
Yâr koklanmadan yatılmaz.
Omzumda Sizin saçlar,
Kucaklaşıp, oynaşmalar…
Lezzet alsak olmaz mı,
Göz kapalı, gönül sefalı?
Sizde endam, bizde içtenlik,
Sözlerimin hepsi gerçeklik…
Sizin gibi yârin, bu dünyada,
İlgisine can doymaz.
Etin ete değdiğinde,
Dokunup tadını sevdiğinde,
Ten ürperir, vücut erir,
İçim ateş gibi alevlendiğinde…
Yürek eriyip büküldüğünde,
İçindeki sırrı bildiğinde,
Arayıp bulan sungurum,
Hoşlanarak süzüldüğünde…
Tavrında yok kabahat,
Bakıp doyarım yüz kat,
Hararet basar gidersin,
Her saat başı, bir saat…
Sülün gibi pır pır ediver,
Aç yüzünü, gösteriver,
Yakına gel, yaklaşıver,
Gerdanından koklatıver…
Ahenkleştirerek översiniz,
İstediğinizi bulamaz mısınız?
Bizde irade yok, bunu bilseniz,
O halde niye başlarsınız…
Biz de herkese bakarız,
Hararet vermekten kaçarız.
Sizin gibi asil bir karşılaşma olsa,
“Hayır” dercesine nasıl baş sallarız…
Aklınıza yakışır sözünüzle,
Siz alevli kor, biz bir yağız,
Sıcak sözünüz işleyince içe,
Yağ durur mu, cızırdarız işte…
Gönlüm müsait, kabul ederseniz,
Eyvahlar olsun, terk edip gitseniz,
Var mı, çok çile çekmiş kimseniz,
Yalan dünyada benim gibi çaresiz?
Dilediğimi vermesen,
Çarem ne yerleşirsen?
Yakınlaştırma tenine,
Hakikatte sevmesen…
Kaygın olur özlemli beden,
Yaslı gönlüm yerde sürünen…
Yabancı bana, sensiz döşek,
Tıpkı mezar gibi, bir bilebilsen…
Siz, şahbaz bir sungursunuz, aç,
Yeryüzünden alırsınız haraç.
Bizim gibi nice garipler,
Kapınızda bekler, muhtaç…
Bizi alınca gönlün uyanacaksa,
İçtenlikle sevip-okşayacaksa,
Biz sülün, Siz bir doğan,
Avından tadıver, gel de alsana…
Tam ipek gibi sarmalansın,
Gül çubuk gibi bükülsün,
Ağırlığınla yoğrulup kalsın
Müptela bir doyup-kansın…
Bunu yazdım düşünerek,
Hayalden, duygulanarak…
İçinize işlerse okuyuverin,
Delikanlılar, elinize alarak…
Bunu okursa, kim bilerek,
Yüreğinde ateş yanarak…
Söz anlayan can bulunca,
Söylese yarar, türkü yaparak…
Şiir toplamış çırpınarak,
Türkü öğrenmiş ırgalanarak,
Talihsiz Kökbay, aciz oldu ya,
Bu kadarından da boş kalarak…
Bilek gibi, arkasında örülü başındaki saçı,
Tokası şırıldayarak yürüse, yumuşak başlı…
Kalpağı kunduzdan, ak gerdanlı, karakaşlı,
Görmüş mü …, güzel kızın bu kadarını?
Beneksiz kara gözü, pırıl pırıldı,
Hararet bastı yüreğe kurulup kaldı,
Açık tenli, ak etli yumuşakçasını,
Görmüş mü …, güzel dişli kızın rahatını?
İnce belli, alımlı, küçük ayaklı,
Böyle kıza çok seyrek rastlanırdı.
Olgun elma gibi tap-tatlı kızı,
Görmüş gibi olur da, kalkmam mı?
Eğer, elin bir değerse bileğine,
Fokurdayarak akar kan yüreğine.
Varıp yaslasan yanağını döşüne,
Etkisi, ürpertiyle iner kemiğine…
İnançlı dost, halkta yok,
Dönülmez yemin, nerde var?
Evvel gördüğün, ahir yok,
Alay, gıybet, hile var.
İyiliğini unut her gün,
Bir yanılırsan, alır öcün.
Faydası bir yana,
Tek kendi dokunmasa…
Fayda, övgü kendiliğinden
Artar mı, dönersen yemininden?
Doyacaksa gıybet sözünden,
Söyleyiversin, durup dinlenmeden.
Kime çok dostluk ettimse,
Sonu bir küskünlük oldu işte.
Güzel ömrünü avare ettin de,
Düzgün bir yâr bulamadın işte.
Düşman dağıtır, kırar-döker,
Dost kararından döner, avare eder.
Kimi haşarıdır, kimi ayıp eder,
Kontrol edemeden ömür geçer.
Saygı duyulacak soydaşın,
Kim tanımaz nüshasın?
Her gün bencil eğilimlinin,
Nesini adam sayarsın?
Nerdesin, gençlik ateşi,
Dürtüp okşamaz mısın yüreği?
Faydasını bilip bilimin,
Şaşaasını yormaz mısın âlemin?
Adamın, bulup hilesini,
Düşünmeden kişiliğini.
Seçsin gönül silahını,
Büyümeden ele gelmez ki.
Kim bilir aşkı, mürüvveti,
Onun tadına bakmasa?
Başı, kökten kim verir ki,
Kaygı canına batmasa?
Esirgemez canını ardından gelir
Dost yoldaşlığını ispatlasa…
Önüne alıp kim gelir,
Erinmeden yürüyüp bakmasa…
Mal bakıcılığı faaliyeti olsa,
Helal kazansa, acele etmeden…
Boş patırtıyla avare olmasa,
Sanatın halini düşünmeden…
Şimdi ne edeceğiz,
Hepsinden de boş kaldık?
“Gel ağzıma düş” diyeceğiz,
Yaptık ettik, boş saldık!
Işıldamaz kara gönlüm, ne yapsa da,
Semada ay ile gün, göz kamaştırsa da,
Bana, âlemde senin gibi yar yok galiba,
Sana, benden üstün sevgili bulunsa da…
Biçare âşık özlese de, sararıp solsa da,
Yar yoldan çıkıp güzel söze aldansa da,
Rıza gösterip dayanır ya, yâr davasına,
Eziyet etmesi ile yergisine tapınsa da…
Tuğır Tulpar’ı geçemez atak yapsa da,
Ona da puhu tüyü, muska takılsa da…
Kızdırmadan beni, açık ara koşmaz ya,
Hevesliler, sağdan soldan sataşsa da…
İt eniği kurt avlayabilir mi, atılsa da?
Tanrı korur, var gücüyle tam vursa da…
Arsız adam, şımarıp, höykürüyor ya,
Her yerde germeye sıkıca bağlansa da…
Kudurdu çoğunluğu bırakıp azıcığı,
Şikâyetçi Rus, onların ganimet ortağı…
Bazen onu ganimete boğar, bazen bunu,
Semey’in bu kasabası, sevdi ya kovculuğu…
“Kara hatun” düşünülen kara hatun,
Kapışarak alır ya tatmin duygusun…
“Ala yazmış zengini” lafı bitmez ki,
Ne edersin Kazak’ın örfünü âdetini…
Zengin azaldı,
Yok maksadı,
Ülkede iyi kalmadı.
Eldeki erkek,
Aylaklık ederek,
Atıp ülkesini tutmadı.
Yerli, yersiz,
Söz teşbihsiz,
Baş ile ayağı, aynı sıktı.
Rus azarlayınca,
Yönetici halka,
Evden ürüyen iti andırdı.
Kendi ululara
İtibarı olmayana
Bakmadan, kendi halkına…
Sözü bağlamadan,
Mantıklıyı ayırmadan,
Yurda vurur heyecanla…
Bilemedik,
Delirmedik,
Aynı iyiye temelli…
Eline alıp,
Bela salıp,
Gözetlediği öz eli…
Saçtı malını,
Verdi varlığını,
Olduğunda yurduna.
Şefkatleşmez
Artık pişmez
Hiç benzemez dışına…
El de yaman,
Er de yaman,
Gözetlediği öz eli…
Kongre var ülkede,
Sancak düşüncede,
Şifa bulmaz ki körü-keli…
Gitti birlik,
Söndü erlik,
Artık kime yüz dönülecek?
Ülkende gerginlik,
Ateşin geçik,
Kaysa ayağın, kim gömecek?
Geçti ömrüm
Caydı gönlüm
Bu dünyanın işine…
Yaşı akran
Canı emsal olan
Dost da demiş kişiye;
“Söze ümitlense,
El gerekliyse,
Ne olacak gururun?
Niyeti şüpheli,
Aklı dalavereli,
Yurt bu mu, bulduğun?”
Çare bulamadan,
Ateş alevi gibi
Kaygı doldu gövdeye,
Sırlaşamadan,
Söz açamadan
Kul köleye.
Boşuna utanıp,
Nafile sıkılıp,
Kimi gördüysem, ben ondan,
Yüzümü kapattım,
Çok şaştım,
Doğruca kaçtım, hemen ordan.
Uyku, yemekse
Kaldı öylece
Gereksiz iş oldu…
Öylesine yatışım,
Huzurlu kalışım
Güç oldu…
Genç yüreğim
Yandı benim
Yer bulamadan, vay halim!
Kendin o zaman
İyi yoldan
Sakin…
Genç ağacı
Yaprağı
Karışır, vursa yel.
Düştü boyun,
Doldu koyun,
Aktı sel…
Ben mağrur idim,
Gamsız idim,
Her bir şeyden gayri idim…
Tez dertlendim,
Bazen alevlendim,
Bazen buz kestim…
Geldik nice yere şimdi,
Girmek kaldı mezara şimdi.
Kızıl dilim eklemsiz,
Sözümde yaz var sineksiz,
Dinleyicimi düşüncesiz,
Kılıp Tanrı’m vermiş idi.
Bu yaşa gelinceye kadar,
Kızgınlıktan ölünceye kadar,
Bulamadık adam olan birini
Sözümüzün peşinden gideni…
Ömrün yamacını bitirip,
Eğitimsizle didişip,
Çıktık, işbu bele şimdi.
Şimdi aheste gel, yıkılma,
Sığılmaz yere tıkılma,
Bırak eski süratini.
Kaygı çıkıp omza,
Barikat olmasın suskunluğa,
Kımıldan gönlüm, kımıldan şimdi…
Palaz kuş gibi bakılıp,
Kanadını yağ bağlatıp,
Yatma yuvada, saklanıp,
Uç gönlüm, göğe, kurum sat şimdi…
Gönülde kaygı, büyük feryatlar,
Söyleyecek sözlerim var,
Kulak salsın, anlayanlar,
İlerle sözüm, ilerle şimdi!
İçte kaygı, dert pıstırdı,
Göğsü yangın sıkıştırdı,
Gönlüm söylemeye salındı.
“Kendin yalnız, nadan çok
Anlatırsın sen de” dedi,
Küstah, arsız ele şimdi…
Sükûnet sevmez, kaşınır,
Yalan olsa aklına alır,
Beladan geri durmaz, dehşete kapılır
Sahipsiz bedenin, hevesine üstün geldi.
Doğduğu yere kıyamadan,
Haşarıyı yenip, durduramadan,
Hala oturuyoruz utanmadan,
Bulamadık, bundan başka eli…
Şakada Tanrı’m biçare etti,
Arsız halk ile avare etti,
Yalnız evde feryat ettirdi,
Bildik, yazgıya sabretmeyi…
“Adam” denen şanım var,
Adam etmez halkım var,
Yalan ile gıybete
Yarış atı gibi uğuldar,
Bütün vücudum ürperdi…
Bütün gruplara çağrılmadan,
Yabancı evinde takılmadan,
Dayanır mıyım, aman aman,
Yatmaya çıkmadan, evde şimdi?
Hatunun, oynaşını
Görsen, bilsen ambarını,
Ne düşünür idin, kendin dahi,
İşte onun gibiyiz, biz de şimdi…
О проекте
О подписке
Другие проекты
