Yaz günü Temmuz olduğunda,
Yeşillikler, çayırlar, çiçekler
Uzayıp, büyüyüp dolduğunda…
Gürleyip akan dere kenarına,
Obalar göçüp konduğunda…
Kişneyip duran yılkının,
Çayırdan sırtı görülür ya…
Atlar; aygırlar, kısraklar,
Böğrü çıkar, iniler ara sıra…
Suda durur sineklerini kişeler,
Kuyruğuyla şıpırdatır ya…
Arasında kulun-tay
Döner koşar, kabarır ya…
Yukarı-aşağı ördek, kaz
Uçup dursa kısa kısa…
Kız-gelinler küyiz-ev diker,
Bıngıl bıngıl salınarak yürür ya…
Ak bilekleri sıvalı,
Şakalaşıp kikirdeşir ya…
Mal içinde dolaşır da,
Gönlü hoşnut kalır ya,
Zengin de gelir obaya,
Aheste, tatlı hitabıyla…
Sabadan8 kımız doldurur da,
Ortasına kadar vurdurur ya,
Yaşı büyükler bir bölük olur da,
Şakalaşıp salınır ya…
Hizmetçi aldatan genç bala,
Yapışır anasının yakasına,
“Et al-getir” diye yakınır ya…
Gölge yapar başına,
Kilim döşer ya altına,
Görkemli zenginlerin
Semaveri fokurdar ya…
Eğitimliler söz söylese,
Yarış atı gibi uğuldar ya,
Başkaları başını sallar da,
“Elbette” diye onaylar ya.
Ak gömlekli, asasıyla,
Aksakal çıkar bir kıyıdan da,
“Malını öteye çek” der ya,
Çobanlara haykırıp ta…
Zengin “biçarem” desin diye,
Çağırıp kımız versin diye,
Yalakalaşıp, yalpaklaşır ya…
Kaftanlarını giyinmiş,
Huysuz ata binip sendelemiş,
Yılkıcılar geliverse,
Sabahtan zahmete girer ya…
Tüfek atıp, kuş salan
Genç delikanlı bir bölük olur da,
Su yakasında kuytulanır ya…
Çevirip salar asil kuşu,
Yükselmeye başladığında,
Kaz sürüsü parıldadığında…
Geçmiş günün hepsini unut,
Elden gelir iş yok ki ucundan tut.
Az evvelki biçare ihtiyar da,
Obada durup güler ya,
Hürmet eder kahkahayla…
Maalesef, çok ömrü geçirip gittik,
Harcadık bir şeye olmadan yetik.
“Sayılı bilgelerden biriyim” diye,
İlgi, düşüncesiz, övgü bekledik.
Emsalsiz halka sonradan bellettik;
“Pek çok nadan kendine çeker ilgi,
Vazgeçilmez âdet oldu komikliği,
Sırıtıp-alay etmesi” it mizacı dedik…
Doğru sözlü kişiye, deriz ya “Rus imiş”
İğrenip uyanıklığa demez ki “yanlış iş”
İnanışmayıp, kandırıcılıktan dönmeyiş
İnsanlığı yok eder, en sonunda bu iş…
İnançsız zıpır, bozdu sırrımızı,
Temiz görmeyiz arkadaşımızı,
Darılan gönlün yok ki hiç affı,
Yüreğinde yatar sitem ile sızı.
Dost aşkının olmaz yabancılığı,
Karışmış, ayrışmaz yürek sınırı.
Bizim “dostuz, aşığız” dememiz;
Yalancıktan yapılı gönül ağırlığı…
İnanışan dostum da yok, aşığım da,
Nihayet şiir yazdım, duygulandım da.
Görmemiş, çok dünya fazla göründü
Kirlenmemiş gönlün âşık olduğunda.
Hüda’nın verdiği bu dostluk; soba gibi,
Böyle olduğunda kalmaz ki gönül kiri.
Sahte dostluk yapar, hem olur olmaz,
Nadanın biri yırttı, kuşburnu dikeni gibi.
O dostu, gölgeye sığınmadan arar can,
Ağıt yakar feryat edip, başkaldırır kan…
Kaş çatılınca, görmedim bozulmaz can
Üstün arkadaş bulamadım dostluktan…
Sabırsız, arsız, erincek,
Heveskâr ve terbiyesiz,
Biçare Kazak onun için,
Salıncak, ağız birliksiz…
Kendi kendine “gün” der,
Yakının yalan iftira eder,
Bu arsızlık işareti, keder…
Hiç düşünmez, ayıp sanmaz,
“Yeter” diyene kulak asmaz,
Terbiyelisi(!) daha ne yapmaz?
“Birinde zıplayıp çıkarım” der,
“Birinde sıçrayıp düşerim” der,
Sakatlanır, yatar, kâr(!) eder.
“Hırsızlıkla mal bulayım” der,
“Tartışırsa oba yakayım” der,
Şerefsiz birileri böyle eder…
“Bu neyin” dese, birine
Yok yere çıkarır fitne.
“Kurtulayım” der işinden de,
Her şeyi görür kişiden de,
Büsbütün batar gidere.
Bu olmasa başkası,
Değiştirilir yaylası,
Uzaktan dem tadası…
Ne hizmet edip mal bulması,
Ne bilim alıp fikir bulması,
Boş evinde yatası…
Ülke gezip, ziyafet çekip,
Er arını satar, biçip biçip.
Evde bala-çağa, hanımı,
Aşına kaygı katmaz mı?
Emeği olmayan şımarıktı,
Bir bodurla anlaştı,
“Uyanık” denen melun çıktı.
Bir söz için düşman kesildi,
Dostluğu bir gün içindi,
Yüz çevirme âdeti çıktı.
“Uyanık kim” diye sorarsan;
Şehre koşsa dinlenmeden,
Yalancı arsıza, çok versen,
Utanmaz bunu görenlerden.
Fiskostan başka sırrı yok,
İş yapmaya kabiliyeti yok,
Yalan, gıybet, övünmeye
Tıpkı su gibi akması çok…
At binicisinden kalmaz geri,
Adını, koyarsa “kurnaz” biri…
Kurnaz durduramaz nefsini,
“Atım çıkıp koşsun” demesi.
Beraberliğe düşman olsa,
Heveslendirir saldırmaya,
İçki içmeyen sarhoş olsa…
Ülke huzur içinde olsa azar,
Can sıkıntısından öle yazar.
Evde otursa keyfi kaçar,
Dışarı çıksa yüzü yanar,
Birini görse alaya başlar,
Şakacılaşır, sırıtışı artar.
Kendi evinde bocalar bekler,
Başka evde heyecan ister.
Akıllı olan kişiyi
Arkasından kötüler, lekeler.
Refahı olan kardeşi,
“Hayırsız it” der, dışlamak ister…
Mal ile bağın düşmanı,
Hastalıklı kurnaz çoğaldı,
Ürür gezer köpek it gibi,
“Aşağılık biriyim” demez ki.
Kurnaz dil ile kudurtur ya,
Gider bir gün oturtur da,
Hizmet eden dostunu da
Mahvolmaya bırakır da.
Yapıp ettiği hüneri;
Hareketi – hareket,
Kendi onmamış cahili
Kime düşünür bereket?
Kime utanır da acır ki?
Doğru yok sözünde
Bereket yok özünde
Hep yalan övünmeyle
Hakikati örter hileyle…
Yalan yok ki bu sözlerimde,
Denmedik laf kalmadı işte,
Dikkat edin, gözlemleyin,
Halkın hali, tam da böyle…
Yabancı elde bulunsa
Sırdaşın, saygılaştığın,
Çoğalırmış fiskosçun, sır paylaştığın…
Halkta iyi bulamazsın,
Başına iş geldiği gün,
İyi geçimliliği geride,
Ne için o düşünsün?
Açıp verir düşmanına
Kendi görmüş olmasın.
Ateşli düşmana rastlasa,
Kırgınlığı konuşulsa,
“Aferin batır” deyip,
“Sağlam gidiyor” diye ekleyip,
Över över doldurur ya.
Eski dostun görünce,
Hesapsız ant içer de,
“Ervah, Allah” deyip de,
“Sır vermek için söyledim de”
“Düşmanını aldatıp geldim” der de,
Allah’tan korkmaz cahil işte
İmanını yıpratır böyle.
Gelir gider çok dolanır,
“Ben dostunum” der dolaşır,
Düşmanlığını başarır.
“Aldatır” der hasmına,
El çektirmez akrabana,
Rast geleni kışkırtır ya.
Hastalıklı olur çıkar,
İyi günde gelen yakınlar.
Yakadan tuttuğu gün düşmanlar,
Kendileri it gibi topuklar.
Evde oturur, atıp tutarlar,
Hepsi hatip, gıdaklar,
Avluya çıkıp birinin,
Diğeri sözünü onaylar.
Düşman çok olsa başında,
Biri kalmaz yanı başında.
Yedeklesen, donar kalır ya.
Dışarı çıkınca kendini
Yaddan beter karalar.
Yalvarmakla gün görür,
Yakınını satar haklı görür,
Zar zor bulduğu çözümdür.
Akrabalara kinci
Genç çocuktan beterdi,
Hem aklı yok, hem bildiği,
Geliriyle gideri.
Yakına yanaşıp mal katmaz,
Düşman görse, can katmaz,
Neden sadece bilir ki,
Ağır ile yeğninin
Arasından geçmeyi?
Yoldaşı azıcık şaşırdığında,
Evvela ondan işitirsin ha,
“At üstünde hamile kaldı ya!”
Ağır işle karşılaşsa,
Kırgınlığı konuşulsa,
Küskün olmuşçasına,
Bahane eder boşuna.
Öğrenmez ki birinden,
Yakınarak dolaşır şereften.
Düzelmişse eğer istikbaliniz,
Çevrenizde artar istemeseniz,
Hem güzeliniz, hem zengininiz.
“Falancayı vurayım” diyen,
“Filancayı kırayım” diyen,
Darlıkta sıkıntıya düşen,
Varlıkta yağma eden,
Çok bahadırla dolar çevreniz.
Eğer sözünü dinleseniz,
Kimse kalmaz çevrenizden,
Eğer sözünü dinlemeseniz,
Fesatlaşarak çürür içinden.
Herkesin var ya akrabası,
Hangisi kovmuş düşmanı?
Yağmur yağdığında koynunda,
Güneş vurduğunda boynunda;
Cayılmaz ödev olduktan sonra,
Herkesin gönlü soğur ya…
İyi günde gelen akrabalar,
Sıra beklemez kendi evinde,
Hatip kesilir ya patavatsızlar…
Sıra gelse bilen birine,
Söz bulamaz sıkıntıdan söylemeye.
Şakacı kesilir beceriksizce,
Korkaktır düşmana gelince,
Serbest yerde asabicesine,
Dik başlı kesilir, kükrer işte…
Edep ile ağırbaşlılıkla,
Mizacı tatlı olmaz da,
Sasık mağrur kesilir ya,
Geveze övünücü onmaz da,
Bencilleşip yalpaklaştıkça…
Birine hükmedici iş yapsa,
“Kendi gücüm” diye düşünür ya,
Eğer gücüyle olmasa,
“Az evvelki iyinin bana
Yaptığı” diye söylemez ya…
Yabancıdan çekinir işi yok,
Düşman kahreden gücü yok,
Kendi başına bıraksan,
Hiç bir şeyden doyası yok…
Şakası ters, sözü saygısız,
Söylenen söze inançsız,
Kendi fenalığını görmez,
Kazan kaldırır bir suratsız.
Böyle hastalıklı akrabalar,
Nereden peydahlanırlar(?),
Gönle ümit veren hayatlar!
Usanmayı beladan,
Halk unuttu tamamen.
Bütün ülke hakikaten,
İtleşip kalır mı, ebediyen?
İçeni sarhoş, yiyeni tok,
Kaygı paylaşacak biri yok,
Hiç olmazsa olsaydı
“Bulut parçalı, yer saklanmalı.”
Önemli kurul yok oldu,
Halk gıybete boğuldu,
Ülke içinde ara bulucu,
Alıp çevirmez ki tümünü,
Arzu edilen ortak sürüyü…
Yok ki el yamayan yöneticiler,
Boş konuşarak ülke gezerler.
Gizlice giderek buluşanlar,
Rüşvetle görevde kalanlar,
Ücretini senden zorla alırlar.
Ruslar yaptırsa kongresini,
Halkını tutar atanan yönetici.
Kurnaz rütbeli, aç kadılar iyi
Kiralar bozulmuş yüreğini…
Russuz toplantı yapılsa,
Çağıran kişi de gitmez ha.
Uzlaşma sağlayıp bir kişi,
Helal malını almaz ki…
Nimeti gitmiş el güder,
Vakti geçmiş söz eder,
Şimdi bizim yöneticiler,
Yarına ümit gütmezler.
Başlar bağlansa uluya,
Kim saldırabilir namusa.
Yabancıya bakacak yüzü yok,
Yakarmadan duran g…tü yok,
İşi gider yanlışa…
Ulus boyunun adı Tobıktı,
Kurnazların sayısı çoğaldı.
Zenginin işini göremeyen,
Borcunu bütün vermeyen,
Rastgele kişiler doldu taştı.
Kazak, malını karıştıran,
Halkı belaya uğratan,
Musibete bulaştı.
İçinden çıkan iyi adamlar,
Düzeltemedi, kan ter akıttı.
Yabancı ülke insanının,
Bitmedikten sonra haramın,
Gönlü tamamen umutsuzlaştı.
Tüccar kaçtı bu ülkeden,
Alacaklarını tahsil edemeden…
Ayaktakımı avare dolandı,
Varlıların yanına sığışamadı.
Geçimsizlik oldu halka,
Talandan alı koyamadı.
İnancı olmasa da, andı olan,
Ülke düzeni bozuldu yahu,
Devlet denen töresi bulunan.
Bu gün bile kaygılanan
Kimse yok, utanmadan…
Şiir; sözün padişahı, söz aydınlığı,
Zorlukla ahenkleştirir dahi olanları.
Dile kolay, yüreğe alev dokunmalı,
Tastamam, usturuplu gelsin etrafı.
Yabancı sözle bulanmışsa laf arası,
Bu, şairin bilgisiz ve çaresiz olması,
Anlatıcı ile dinleyicilerin çoğu cahil,
Bu yurdun, söz tanımaz bir parçası.
О проекте
О подписке
Другие проекты
