Yelsiz gece, ay parlak,
Işığı suda titrek…
Obanın canı, derin vadi,
Taşımış nehir gürüldeyerek.
Kalın ağaç yaprağı,
Fısıldar kendi kendine.
Görünmez yerin toprağı,
Güzelleşmiş yemyeşil yüzeyiyle.
Dağ canlanarak, türkü yakar ya,
Ürüyen it ile “hoşt hoşt”a.
Gelmez mi idin bekleyip yolda,
Görüşmeye uzağa?
Çekinmeden dingince,
Bir soğur, bir ısınır gönlünce,
Dinlenemez huzur bulup,
Boşuna telaşlanır, ürkekçe…
Söz söyleyemez tereddütle,
“Küt küt” eder yüreği de,
Oturmaz mıydı güvenle,
Yemeğe dalıp çenesiyle…
İçim ölmüş, dışım sağlıklı,
Rastgelene diyorum hâsılı;
“Bugünkü dost, yarınki düşman”
Ben ne yaptım, aman aman?
Kendi evinde nehir gibi,
Gürler, anlatsa şikâyetini.
İnsan önüne çıktığında
Mıymıntı, raşitik ve özenli…
O gün, sen böyle miydin
Bu yaptığın nedir, yiğidim?
Üç gün arkan boşalınca,
Huysuz isyankâr oluverdin…
Can sıkılsa, canlanır neşeyle,
Can eritir güler yüzü-içtenliğiyle,
Can huzur bulunca, sen niye
Kaba mizaçlı olursun böyle?
Hırsızlık ile kurnazlığa
Bağlanınca kestin bağını.
Borçluyken beş verirsin,
Alacaklıyken yine altısını…
Bir araya geldiğinde görürsün
Yüzlerce fasıllı türlü davayı.
Nihayetinde senin gibiler,
Görmez mi kuşatılmayı.
Tekrar geleceğin kapıyı,
Sımsıkı kapatma yakışıklı.
Büyüsen de erişsen de,
Bir gün lazım olur, bu varlıklı…
Yönetici oldum işte
Bütün malımı vererek…
Devede hörgüç, atta yele
Kalmadı yâre yedirecek…
Böyleyken dahi halkımı,
Tutamadım sımsıkı.
Güçlülerim söz söylese,
Baş sallarım tasdiklerce…
Halsizin sözünü savsarım,
İyi anlamam yan oturarak.
“Kongre var” dese, yüreğim
Keyiflenmez vızıldanarak.
Başkalarına sır vermeden
Boş gülerim, tebessümle.
Öylesine yürürken bir gün,
Tellal geldi, iyilikseverce…
“Sancak’tan çıktı karar, Kongre var”,
“İşe yara, yürü eve” dedi, emrivakiyle.
Şaştım kaldım, gün az, zaman dar,
Yürek gitti güm güm atarak, delice…
Günüm güçlü kuvvetli geçse de,
Çabaladım zorbalık ederek, işte.
Rütbelileri, yöneticileri toplattım;
“Birlik olun”, “el ele verin” dedim,
“At yararlı, küyiz-ev güzel olsun,
Hepsine de özenin” dedim…
Cesaretlendim ya, halkıma
Konuşarak yürürüm kasıntıyla;
“Allah yazmışsa, yurdumun da,
Ak sütünü aklarım bu defa” derim ya,
Kuvvetliymişçesine, koruyacakmışçasına,
Teçhizatımı bütünlerim ha…
Kolayca Kongreye,
Övmem ki kavmimi,
Kendi obama söylerim;
“Vermedim” diye “kuvvetimi.”
Övünürüm kibirlenerek,
Kongre’de sözüm geçerli.
“Gösterdim” der, işaret ederim
Tehlikeli yerimi…
Söz çoğaldı, devam etti,
Övüngenin g..tü göründü.
Kazak’ı yiyen kuvvetli “er”
Belaya çattı da baş eğdi.
İleri geri çekişti,
Davası, kazancı yenildi.
Coşkusu güçlü asilerin
Başına yular giydirildi.
Büyük küçük şairlerin
Hepsi söz oldu, derildi.
Cesareti yeten kadı sertti,
Bileyip ne yapsın yüreğini.
“Öz malım” dediği zenginliği,
Sahibine teslim edildi.
Satılık canlar çevirdi,
Kuruttu orada erini.
Dilekçe vericiler çoğalıp gitti,
Büküldü yöneticinin beli,
“Ne yapsın biçare” demez ki.
Bir kurutmadan terimi,
Gün batıncaya kadar çabalarım,
Seğirterek ileri geri…
Etek gitmiş serilirken,
At g..tünde dalgalanırken.
“Sancak’a yetsin” der gibi,
Kükrüyorum kötülerken.
Kimilerini değneğim,
Bağırttı değip giderken.
Kurnazların çoğu pısıyor,
Yüzleşemez ya nara atarak…
Açarak göğsü, hava sıcak,
Koynuna gitti yumuşayarak…
Halkı düzgün yöneticiler
Övünüyor gururlanarak…
Gülüşü başka gaklarcasına,
Sesi bir başka patavatsızca,
Konuşuverse bir yerlerde,
Akımı sert, uğuldarcasına…
Sancak’a girse, başkasından da,
Merhameti yüksek ışıldarcasına…
Halkın bozuk olduktan sonra,
Sancak ta şaklatır durur ya.
Tabandan başlarsın tozmaya,
Boşuna tepeleyip dolaşmakla…
Cahilim kendim de,
Bir mizaçta kalmıyorum.
Uysallığın güçlü olduğunu,
Görsem dahi, uymuyorum.
Kongre’den sonra halkımı
Sıkıntıya sokmayacağım.
Evvelden küfesi boş kötüleri,
İyilerle bir tutmayacağım.
Güçlüler bir yana, güçsüzleri
Olabildiğince ellemeyeceğim.
Sancak varken ki terbiyesizliği
Sancak yokken etmeyeceğim.
Ivır zıvır, saçma sapan şeylere
Fayda görüp meyletmeyeceğim.
“Bu yasak, haylaz” diye,
Hiç kimseyi tekmelemeyeceğim.
“İnançlı olun” diye toplayıp halkı,
Birleştirmeyi sürdüreceğim.
Arabozucuların başkaldırısını,
“Doğru fikir”, diye tasdikleyeceğim.
Nesebim zayıf, neslim boş,
Sadece biraz ailem var.
Ailem kurusun, bilirim;
Yöneticiliğin yolu dar…
Nasıl yardımı olur,
Nadan hepsi hırsızlar?
Demin gördüm, düşünsene,
Utanma, namus, kaldı mı ar?
Sıradaki seçim yapıldığında,
“Düşer mi” diye oylar daha,
“Bu günümü bir gün,
Çok ararım” diyorum ya…
Bu sözümü bir düşünün,
Akıl veren akrabalar…
Kusurlar çoğalıp gitti,
Azar işitti, bozuldu güzelliği.
Bu halkı elde tutabilecek kişi
Ben değilim, gel kurtar hepimizi!
Elden gelmez cefaya
Niye tutuldum ki bu kadar?
Yayıldı işte, yetmez mi(?)
Sancak’a da bir haber?
“Daha şöyle ettin” diye,
Hareket verir, ele alır,
Sert baskı yapıldıktan sonra,
Başım mahkemeye taşınır.
Kirlenip düştükten sonra
Gördüğüm gün ne ola?
Sana malum, haylazlar
Kendi kendine ne bula?
Kâğıt verir, atar-tutar,
En sonunda saçmalar.
Eskisi gibi devran kalmadı,
Büyüklerin yolu daraldı.
Yalan verilen dilekçenin
Akıbeti altındakine bağlı…
Kendi eken, kendi biçer,
Kâğıdı gözünü kör eder.
Bulur bulmaz yalanını,
Suçlarını sayıp döker.
Zalim yargıçların kendisi
Tanıyıp aldı ya nicelerini…
Görmezmiş gibi düşeriz,
Demir gözlü sarayın halini…
Biri diğerinden öne çıksa,
Hünerleri ölçülüp tartılsa,
Okuyan, bilen bilir yalnızca
Nadan, nadandır ne yapsa da.
Okuyan bilir her sözü,
Nadan gibi bakmaz gözü.
Nadan mantıklı düşünmez,
Yalnızca kapristir onun gücü.
Şaşkınlıktan kala kalsanız,
Sevinir nadan, memnun kalır.
Tatminkâr hiçbir şeyi olmaz,
Adammış gibi boşa dayılanır.
Akıl da yok, kaygı da onda,
İşi yok, ters mi, doğru mu?
Dilenip, umarak arar daima
Kuruş mu, yoksa bir som mu?
İt görmüş keçice göz pörtletir,
Akıl hastası deli gibi söylenir.
Yaşından örnek almaz zavallı,
Hüner bulup da ne etsin hakir.
Malum bilgiç adammış gibi,
Birilerine karşı öyle alay edici.
Çırpınarak kendini ağırdan satar,
Bencil, günahkâr, lanetli.
Adamda sorumluluk olsa,
Durmaz o kendini bir tutarak,
Gider gelir, bir yerlerde arar da,
Alır kendi sevdiğini uygun bularak.
Mest olur yönetici bolısın,
Büyük sırtını sıvazlayınca.
Kendini metheden Rus’un,
Rütbeli cepken bağışına.
Her gün iyi mi davranır,
Bir tavrından hoşlandığına?
Sırmalı palto tatmin olur mu,
Arını şerefini sattıkça?
Neşelenip göze çarpana,
Salınarak iftihar duyana,
Şaşıyorum, böbürlenerek
Varı yoğu alt üst kılana.
Birileri mest oldu, koyun kesti,
Az değil, koşturup müjde isteyeni.
Düşünceye saldı, avare etti,
Evdeki huzurlu kişiyi.
Hiç bir şey değil, avunur,
Akıl gözüyle bakana.
Küçük çocuk gibi sevinir,
Bir lezzeti tadınca.
Akıl gözü açık olanlar
Güler g…ünü açışına,
Kendi şerefini boşuna
Döküp saçışına.
Sevinilecek kız değil,
Parlak takılar takmaya.
Başkalarını, bizi değil,
Düşürecek kapana.
Bu da hesaba katılır mı,
Arı, itibarı bulunanlarca?
Beynin varsa yaklaşma,
Boş heves peşinde koşana.
Nadanın biriyle beşiyle onmazsın,
İnanırsan, onunu yanına katana.
Kişiliksiz, kötü olmazsın,
Kötülükten kaçana.
O, “oldum ya” deyiverir,
Berduş gezen adama.
Dikkatlice samimidir,
Gözünü diker semaya.
Hâli malum domuzun
Dürtüşünden sakınma.
Bilimden başka her şeyin
Derdi çoktur haddini aşana.
Ona kim ümit bağlar,
“Yolunu bulur” diye şaşınca?
Böyle aşanlar, kavuşurlar
Hiç gecikmeden karşılayana.
Eğitimlinin ettiği söz
Meraklıya olsun gez.
Nuru, sırrı görmesi için
Sinesinde olsun göz.
Yüreği döndür, gönlü uyar,
Söz dinlemez aheste onlar.
Öz hüneri, eli belinde bakar,
Sözü tez anlamaz mı bunlar?
Akbalık tuzlar meczup gibi
Nasihate yakın gelir mi?
Mizacını düzeltmez iradesiz
Doğru söze güvenilmez mi?
“Söylesenize” diyerek yalvarırlar,
Anlayan biriymiş gibi çabalarlar.
Anlamadığı için bıkıp usanırlar,
Uykulu uyanık hımbıllar…
Genç çocuk gibi hevesli,
Bağlı değil aklı düşüncesi,
Bayram ile toy aklındaki
Sırıtkan-alaycı it mizaçlı…
Güzel kız ile ya delikanlı
Olmayınca, kıvrak zekâlı,
Çıkıp gider ya gözleri kapalı,
Onun aklı kârı salgı organı.
İyiye söylesen, canı erir,
Anlar gönül hakikate gelir,
Dert içinde devayı bilir,
Altına, niye bakır denir?
“Aklı Tanrı’dan uzak” inatçı eşek,
Kurnazlık, rezillikle dile düşecek,
Yok sanıyorsan bir hesap edecek,
İstediğin ha bez olmuş, ha ipek!
Uzaktan kucaklayıp,
Yürekten duygulandırınca,
Ürpertiyle bedene yayılan;
Iraktan çarpıp,
Fırsatını bulunca,
Sertliğe ulaşıp sözü bağlayan,
Tefekkürü noksan kızıl dil,
“Söyleyeceğim” dersen, kendin bil.
Keskinin bıçağı,
Kasnağın bizi,
Örneğini yapamaz senin gibi…
Bilene inci-mercan,
Bilmeyene ucuzundan,
Nadanlar lezzet alamaz ondan.
Sıkılma boşuna, dil ile yak,
Gönülsüz kulak, düşüncesize bak.
Başında beyin olmayan,
Kendinde fikir bulunmayan,
Alaycı afra-tafralı nadanın…
Çoğunluk söylerse inanır,
Yurt söylerse tamamdır,
Alışkanlığı nadan adamın…
Teninde gayret, düşüncende köz,
Olmadıktan sonra, söyleme söz.
Kaynar kanın,
Acır canın,
Huylarını görünce…
“Gayretlen, silkin,
Cesaretlen, berkin,”
Diye nasihat verilince…
Utanmaz, arsız bineğiyle
Kalkıp gider peşine.
Uzağa çıkmadan,
Fısıldar köşe bucaktan,
Hiçbir söze acımadan…
Faydasız aklı,
Yarayı sarmaz lafı,
Atadan farklı çocuğun aklı…
Sezgisiz, düşüncesiz yarım akıllı,
Ar kendi aklında değil, adamakıllı…
Dedikodu taşıması,
Kocaman palavrası,
Düşkünlükten tamamen çıkması…
Böbürlenip övünmesi,
Tabutunu çakması,
Gözlemesi, bakması…
İnsaf, utanma, derin düşünce
Düşünen can yok, merhametlice…
Olmasın kindar,
Olursa herkes sevip sayar,
Canını esirgemez meslek kılar…
Yerli yersiz sırıtmalar,
Uygunsuz alaycılıklar,
Ola mı zenginlik, nasip, bunlar?
Emek harcasan erinmeden;
Doyar karnın dilenmeden…
Ekinin kendigelenini,
Alışverişin beleşini,
Öğrenir, düşünür, mal arar…
Adil ol – zengin bul,
Adam ol – mal bul…
Övünürsen övün o zaman…
Birini, Kazak, diğerin hoş,
Görmez isen, işin hepsi boş…
Malını düşmana,
Başını davaya,
Horlatma, koru… İyi geçimli olsana…
Yalancılık, hırsızlık,
Hükümetinki zorbalık
Kurusun, gözün açılmazsa…
Utanman, arın uyansın,
Bu sözümü düşünüp anlasana…
Yemeği tokluk amacıyla,
Yoksulluk işi olmuşsa
Azdırır insanoğlunu ha…
Didişip boşuna,
Düşman olursan dosta,
Eza çeker, yok olursun ya…
Sahte şikâyetler doldu taştı ya,
Üzülecek vaktin geldi çattı ha…
“İşsiz dolaş avare,
Zorunlu malı al işte”
Diyen kim var Sizlere?
Kurnazlığı sezici,
Rezilliği bilici
Kişi bulunur dürüstlere…
Üç-dört yıllık âdetin
Olur kendine katilin…
Ağrımadan tenim,
Ağrıdı canım,
Kanırttı, kıstırdı başımı…
Daraldı göğüs,
Sıkıştı yürek,
Sıkıp akıttı yaşımı…
Sığınıp alaya, tokluğuna,
Çekti hüner yokluğuna…
Gayretim malum,
Yetmiyor mecalim,
Maksat büyük, ömür küçük…
Geçtikten sonra şenlik,
Gittikten sonra güzellik,
Ne olacak boş efelik?
“Geç” diye dönülecek yol değil,
Yol azığım mal değil…
Bir kişi çok ya,
Yüzlerce acımasıza
Hala yeterli zaman yok…
Kadirli başım,
Gayretli yaşım
Bağırmakla geçti, çare yok…
Boşuna aktı onca ter,
Zilletle geçti ömürler…
Söz ustası, bilgin
Hukukçu, kâhin
Bilinmek maksadı, övünmek…
Çekinip, korkarak,
Yola koyulup, sefere çıkarak
Çekinse halkın, bakarak…
İlendiğin yurt kılacak.
Kurulun güçlü olacak.
Hoş, korktu elin,
Korkutan senin
Hünerin ne, söyleyiver kendin…
El gözler seni,
Sen gözlersin eli,
Kımıldatmadan, bak ta gör…
Oynaşçı hatun olsa iffetsizce,
Ar kalır mı, gözleyen erkekte?
Desteksiz gözlerin,
Tek yalnız kendin
Bakamazsın, başın döner…
Kardeşine benzeyen
Sırrını söyleyen
Sırdaşın, sırtını döner…
O kanı bozuk, alçak hırsızlar
Fırsatı kollayıp, seni avlarlar…
Başı gözü kan olur,
Üstü başı toz olur,
Gene kalkar kayıp kaykılır;
Yıkılıp kalkar,
Bitkin düşer,
Daha da zahmet çeker.
Şeref nerde, ar nerde?
Kıymetli canına faydası ne?
İt ürüse, bala
Değneğini alır da
İtle kinleşip kovalar ya…
Kızarmış gibi “hey” der,
“Ayıp” der, “bırak” der,
Büyükler bulaşır, “yeter” denir.
Onu biliyorsan, bu yaptığın ne?
“Ben de ayıp iş yaptım” desene…
Bilene yol boş,
Olaydı eli boş
Merakın tadını alırdı ya…
Bilmeyen cahil,
Oturur, kaygılı değil,
İmiği doyaydı yatmaya…
Ne o değil, ne bu değil,
Benim de günüm, gün değil…
Bilimi izleyerek,
Dünyayı gözleyerek,
İki tarafa dikkat kesildim.
Kulağını asmaz,
Dilini tutmaz,
Çok nadandan umudu kestim.
İki batman kuyruğun
Tut, yetsin buyruğun.
Jartas’a vardım,
Her gün bağırıp çağırdım,
Ordan da aksiseda çıkardım…
İşitip sesini,
“Bilsem” diye doğrusunu-iyisini,
Çok gezinip aradım…
Kadim Jartas – aynı Jartas,
Gevezelik eder, kıllı bakmaz…
Yaya kalmıştı,
Atlısı çarptı,
Dönüp sözü kim anlasın?
İçte dert dev,
Ağzında alev
Yaktıktan sonra, yaş gözden çıksın.
Köpürerek canını acıtmadan,
Bırakır mıymış ağlatmadan?
Kuştüyünden döşek,
Taş gibi olmuş kesek,
Kalçadan batar, dalamaz uykuya…
Fiskos olursa sözü,
Mest olur yüzü gözü,
Tasalanır halkın, sırrı kalmaz ya…
Eski kurnazlık, aynı aldatmaca,
Sıkıştığı yerde çekişme-dava…
Büyükbabadan altısı,
Anadan dördü,
Yalnızlık çekecek yerim yok.
Akraba pek çok,
Söyleyeyim az çok,
Sözümü anlar halkım yok.
Ölü ozanın mezarı gibi,
Yalnız kaldım, tam gerçeği!
О проекте
О подписке
Другие проекты
