Bu kitap, şair Çolpan ve onunla birlikte şehit edilen bütün istiklâl ve hürriyet kahramanlarının aziz ruhlarına ithaf edilmiştir.
Çolpan, Türkiye’de Türk dünyasına ilgi gösteren çevreler tarafından adı bilinen bir şairdir. Ancak onun hakkında bilinenler, esasen kısa bilgilerden ibarettir. Hakkında hatırı sayılır derecede yayın yapılmıştır. Bunlar arasında bilhassa Dr. Hüseyin Özbay’ın 1980’li yıllarda doktora tezi olarak hazırladığı çalışmasının çok önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu çalışmada, Çolpan’ın 1980’li yıllarda temin edilebilen şiirleri incelenmiş, hayatı ile ilgili olarak da yine aynı yıllarda temin edilebilen bilgilere yer verilmiştir. Dr. Özbay’ın bu çalışması, Türk dünyasını henüz tanımaya başladığımız o yıllarda çok önemli bir boşluğu doldurmuştur.
1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, günün şartlarının gereği olarak Sovyet arşivleri, bu cümleden olmak üzere Sovyet gizli servisi KGB’nin arşivleri de açılmış, Sovyet dönemi ile ilgilenen araştırmacılar da bu arşivlerde bulunan belge ve dosyaları inceleme imkânı bulabilmişlerdir. Fakat arşivlerdeki belge ve dosyaların, mahiyeti itibariyle Sovyet dönemi hakkında büyük gürültülere sebep olacağı anlaşılınca, bu arşivler kısa süre sonra tekrar araştırmacılara kapatılmıştır. Bu kısa süre zarfında sınırlı sayıda araştırmacı bazı belge ve dosyaları görüp inceleme imkânı bulmuştur.
20. yüzyıl Türkistan edebiyatının önde gelen araştırmacılarından biri olan Prof. Dr. Naim Kerimov da söz konusu arşivlere girip inceleme yapabilen araştırmacılardan biridir. Prof. Kerimov, incelemeleri sırasında 20. yüzyıl Özbek edebiyatı ve bilhassa 1930’lu yıllarda tutuklanıp işkencelere maruz kalan, hapishanelerde çürütülen, kurşuna dizilen veya Sibirya’daki çalışma kamplarında mahvedilen şair ve yazarlar hakkındaki belge ve dosyaları görmüş ve incelemiştir. Prof. Kerimov, 1938 yılında kurşuna dizilen şair Çolpan (Abdülhamid Süleymanoğlu) ile ilgili belgeleri de görmüştür. Roman adı verilen bu kitap yazılırken bu belgelere kısmen yer verilmiştir.
Prof. Dr. Naim Kerimov’un, Çolpan eserini yazmak için geniş bir araştırma yaptığı aşikârdır. Evvelâ kızkardeşi Fâika Hanım’ın ağabeyi Çolpan hakkındaki hatıralarını yazıya geçirmiştir. Fâika Hanım, Naim Kerimov’a ailenin geçmişi ve ağabeyi Çolpan’ın hayatı hakkında kıymetli bilgiler vermiştir. Kerimov, Çolpan’ı yakından tanıyan, onunla beraber gazete ve şiirler neşreden çağdaşları ile görüşüp, onların da hatıralarını derlemiştir. Yazar, Çolpan, 20. yüzyıl Özbek edebiyatı ve bilhassa Ceditçi şair ve yazarlarla ilgili hatıra ve değerlendirme türündeki yayınları da Çolpan kitabında kullanmıştır. Bu hatıra, değerlendirme ve arşiv belgelerine dayanarak “Ma’rifî roman” adını verdiği “Çolpan” kitabını yazmıştır. Kitap, 2003 yılında Şark Neşriyatı tarafından Taşkent’te yayımlanmıştır. Kitap, şair Çolpan’ın doğumundan ölümüne kadar hayatı, edebî faaliyetleri ve eserleri hakkında çok geniş sayılabilecek bilgileri ihtiva etmektedir. Bu sebeple kitap, Çolpan hakkında araştırma yapmak isteyenler için çok önemli bir kaynak özelliği arz etmektedir. Ancak Çolpan’ın tutukluluk günleri hakkında hiç bilgi verilmemiş olmasının, zikredilen bilgi ve belgelerin kaynağının da tam olarak gösterilmemiş olmasının kitap için önemli bir eksiklik olduğunu da belirtmek gerekir.
Çolpan kitabında, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Türkistanlı şair ve yazarların Türkiye edebiyatına ait şair ve yazarlara olan ilgisinin ve Türkiye ile Türkistan arasındaki eğitim ve kültür faaliyetlerinin anlatıldığı sayfalar, Türkiye’deki araştırmacılar için ayrı bir önem arz etmektedir.
Sovyet şartlarında millî bir şairin nasıl bir hayat sürdüğünün anlatıldığı eser, yeni nesil tarafından dönemin daha iyi ve daha doğru anlaşılmasına hizmet etmektedir. Bu sebeple eserin Türkiye’de Türk dünyası ve şair Çolpan’a ilgi duyan okuyucular için de faydalı olacağı muhakkaktır.
Kitabın kapağında her ne kadar roman olduğu kaydedilmişse de aslında eser belgelere dayalı bir monografi çalışmasıdır. Fakat eserde yer yer hikâye edici ifadeler kullanılmıştır. Bu ifadeler, eserin daha kolay okunmasına hizmet etmektedir.
Kitapta evvelâ yazar Prof. Dr. Naim Kerimov’un kendisi tarafından kaleme alınan kısa biyografisi ve 2005-2017 yıllarında neşredilen eserlerinin listesine yer verilmiştir. Yazar, eserlerini zikrederken, “sadece edebî-tenkidî, katağan ve katağan kurbanları mevzuunda ilmî makaleler ve yazmam gerekli konular hakkında 2005-2017 yıllarında yayımlanan kitap, risale ve makalelerimi takdim etmeyi uygun gördüm”, demektedir. Aslında yazarın 1950’li yıllardan beri makale, risale ve müstakil kitap hâlinde neşredilen eserleri, küçük bir kitap teşkil edecek kadar uzun bir liste oluşturmaktadır. Bu eserlerin tamamı müstakil bir incelemeyi gerektirmektedir.
Yaşına bağlı olarak bazı sağlık problemlerinin bulunduğunu haber aldığımız Prof. Dr. Naim Kerimov ile aramızda bu kitap vesilesiyle bir gönül bağı kurulmuştur, kendilerine hürmetlerimi arz ederken sağlıklı, huzurlu bir ömür ve şifalar diliyorum.
Kitabın Türkiye Türkçesine aktarılması sırasında sözlüklerde tesadüf edemediğimiz veya anlamakta zorlandığımız kelime ve ifadeler olmuştur. Söz konusu kelime ve ifadelerin anlaşılması için İstanbul Aydın Üniversitesi’nden Dr. Dinara Duisebayeva ve Karabük Üniversitesi’nden Doç. Dr. Nadirhan Hasanov yardımcı olmuşlardır, kendilerine müteşekkirim. Kitabın Türkiye’de yayımlanmasını kabûl eden Avrasya Yazarlar Birliği Başkanı Dr. Yakup Ömeroğlu’na ve Bengü Yayınları çalışanlarına da müteşekkir olduğumu ifade etmek istiyorum.
19 Eylül 2020Prof. Dr. Şuayip KARAKAŞİstanbul Aydın Üniversitesi
Şair veya yazarın kendi hâl tercümesini yazması tabiî bir hâldir. Okuyucular da, edebiyatçılar da şair veya yazarın hâl tercümesi yardımıyla onun ne zaman, nerede doğduğu, nasıl bir hayat yolundan geçtiği, nasıl eser meydana getirdiği hususunda bir tasavvur sahibi olurlar. Bu malûmat yardımıyla onun eserlerini daha iyi anlarlar. Fakat edebiyat âlimleri kendi hâl tercümelerini yazmaya alışmamışlardır. Okuyucu için onların ne zaman ve nerede dünyaya geldiği, nasıl bir hayat yaşadığı ve nasıl bir ilmî araştırma yaptığı ve eser yazdığı okuyucuyu ilgilendirmediği gibi, toplum için de bu husus gerekli değildir. Bunun için de tenkitçi veya edebiyatçılar, halkın ve toplumun dikkat ve ilgisinden uzak yaşarlar.
Bun bu anlayışı bozmak istemiyordum. Fakat mademki benim hâl tercümem Türk kardeşlerimizi ilgilendiriyor, kendi hakkımda bildiklerimi yazmaya çalışacağım.
Ben, 12 Aralık 1932 tarihinde Özbekistan’ın başkenti olan Taşkent şehrinde dünyaya geldim. 1932 yılı, Sovyet devleti tarihine “kıtlık yılı” olarak geçti.
Ben 6. sınıfı bitirip, yaz tatiline çıktığımda, babam rahmetli Eğitim Bakanlığının mektepler bölümünde müfettiş olarak çalışıyor ve bu hizmet sebebiyle Özbekistan’ın bütün vilâyetlerine ve bilhassa Namangen vilâyetinde toplandıkları için bu şehre daha çok giderlerdi. Bu sebeple beni kendileriyle birlikte Namangen şehrine alıp götürdüler. Birkaç gün şehrin ilçelerindeki eğitim görevlileriyle görüşüp, toplantılarından sonra Kırgızistan hududunda bulunan Paşşaata adlı köyde güzel havalı ve güzel manzaralı bir yer varmış, beni buraya götürdüler. Biz burada birkaç gün kaldık. Dağa çıktık, buz gibi sularda yüzdük, şifalı otlar topladık, Kırgızlara has hayat tarzını tanıdık.
7. sınıfa geçtiğimde, eğitim enstitüsünün filoloji talebeleri mektebimize staj yapmak için geldiler. Çok geçmeden onlardan biri mektepte kalıp, bize edebiyat dersi vermeye başladı. O, güzel bir kız olduğu ve dersleri nazik bir şekilde verdiği ve bilgili olduğu için biz hepimiz onu çok sevdik. Her gün dersten sonra onu evine kadar götürür olduk. O, çok geçmeden, öğretmenlerimizden biriyle evlendi. Fakat birkaç gün sonra, beklenmedik şekilde ortadan kayboldu. Meğer o, Özbekistan Komünist Partisi Merkez Komitesinin birinci sekreteri Ekmel İkramov’un yeğeni imiş. Bunun için o Taşkent şehrinden 20 kilometre uzağa sürgün edilip gönderilmiş…
Mektebi bitirince, eğitimimi devam ettirmek için uzun zamandan beri düşündüğüm Orta Asya Devlet Üniversitesinin Filoloji Fakültesine girdim. 1950’li yılların başları idi. Stalin ölüp, katağan kılıcı kınına konulduktan sonra hocalar doğru dürüst ders vermeye başladılar.
Mektebi altın madalya, üniversiteyi imtiyazlı diploma ile bitirdikten sonra, üniversitede yüksek lisansta okumaya girdim. O yıllarda Aybek ve Hamid Âlimcan’ın edebî şahsiyetleri ile daha çok ilgileniyordum. Bunun için bu iki sanatkârdan birinin edebî maharetini tez şeklinde öğrenmek istedim. 1963 yılında “Hamid Âlimcan’ın Poetik Mahareti” (Hamid Âlimcan’ın Şairliği) konusunda tez yazdım. Bir yıl sonra, benim “Hamid Âlimcan’ın Poetik Mahareti” adlı ilk monografim yayımlandı. O zamana kadar “Özbek Edebiyatında Stalin Obrazı”, “Özbek Edebiyatına Rus Edebiyatının Tesiri” gibi konular tez mevzuu olarak verilip ve tetkik edildiği için benim tezim ve kitabım edebiyat tarihçiliği için küçük bir hadise oldu.
Yüksek lisansı bitirip, mezkûr enstitüde çalışmaya geldiğimde, Stalin ölmüş, şahsa tapınmanın facialı âkıbetleri ifşa edilmiş, “halk düşmanları” denilerek hapsedilip, kurşuna dizilen yazarlar aklanmaya başlanmıştı. Bu hadise, bende ilmî hakikat için İzzet Sultan gibi kat’i mücadele isteğini uyandırdı. Sonraları edebî ve ilmî eserleri değerlendirirken doğru sözü söylemeyi boynumun borcu saydım ve bu borcuma hiçbir zaman ihanet etmedim.
Yukarıda söylediğim gibi, bu devirde bizim temel vazifelerimizden biri ve en mühimi katağan edilen yazarların mirasını öğrenmek, onların çağdaş edebiyat tarihindeki yerini tayin etmek ve eserlerini yayımlamak idi. Ben enstitünün ilmî planı gereğince “Özbek Sovyet Edebiyatı (daha sonra “20. Asır Edebiyatı) Tarihi”nin 1, 3 ve 5 ciltlik yayınlarının hazırlanmasına iştirak etmekle birlikte enstitüden dostlarım Şerali Turdıyev ve Erik Kerimov ile beraber Fıtrat ve Çolpan’ın eserlerini toplamak ve incelemekle meşgul oldum.
Enstitüde “Özbek Tili ve Edebiyatı” dergisi neşredilmeye başlanmıştı. Akademik Aybek’in vefatından sonra dergiye akademinin muhabir üyesi Kâmil Yaşın muharrirlik etmeye başladı. O sırada ben “Özbek Tili ve Edebiyatı” dergisinde de mes’ul sekreter olarak çalışıyordum. Derginin münderecatını zenginleştirmek, materyallerin çeşitlendirilmesi ve tirajının artırılması için “Yazuvçı Minberi”, “Özbek Yazuvçılarınıŋ Tercime-i Hâlleri”, “Тirik Satrlar” gibi yeni bölümleri teşkil ettim. Az bilinen yazarların edebî faaliyetini aydınlatmaya ve onların yayımlanmayan eserlerini neşretmeye çalıştım. Neticede, dergiye olan ilgi arttı. Dergiyi ABD, İngiltere, Almanya gibi ülkelerde de almaya başladılar.
Ben, “20. Asr Edebiyatı” bölümüne müdür tayin edildim. Ben müdür yardımcısı ve müdürlük dönemimde Hamza Hekim-zade Niyazi’nin 5 ciltlik, Aybek’in 20 ciltlik, Gafur Gulam’ın 13 ciltlik, Hamid Âlimcan’ın 10 ciltlik “Мükemmel Eserler Toplamları” ilmî yayınlarını hazırlayıp neşretmede ilmî rehber veya neşre hazırlayıcı ve muharrir olarak iştirak ettim. Bu yayının gerçekleşmesi, sadece enstitünün değil, hattâ memleketimizin ilim ve kültür hayatında mühim bir hadise oldu. Bu yayın, sadece bu zamana kadar mezkûr yazarların edebî faaliyeti ile meşgul olan araştırmacılar için değil, hattâ genel olarak 20. asır Özbek edebiyatı tarihi meseleleri ile meşgul olan genç mütehassıslar ve ilim adamları için de önemli bir kaynak olarak hizmet etmektedir.
80’li yılların başlarında olsa gerek, önde gelen yazarlar ve âlimlerin teşebbüsü ile Özbekistan Yazarlar Birliği’nde Fıtrat ve Çolpan’ın edebî mirasını inceleme komisyonu kuruldu. Biz, Şerali turdiyev, Erik Kerimov ve ben her iki yazarın eserlerini toplayıp, komisyon üyelerine dağıttık. Komisyonda, 50’li yıllardaki katağan kampanyasına iştirak eden şahıslar da vardı. Fakat onlar ne kadar karşı çıkarlarsa çıksınlar, komisyon Fıtrat ve Çolpan’ın eserlerinde karşıinkılâpçı ve milliyetçilik gayeleri asla yoktur, sonucuna vardı. Bundan sonra biz Fıtrat’ın “Çin Seviş” ve Çolpan’ın “Yene Aldım Sazımnı” toplamlarını neşretmeye muvaffak olduk. Bu, Özbek edebiyatı ve kültürünün büyük bir zaferi idi.
Sovyet devleti tarihinin “yeniden yapılanma ve açıklık” denilen döneminde NKVD-KGB’nin “demir sandık”ları açılıp, biz, edebiyatçı ve tarihçilere gizli arşivlerde çalışma imkânı verildi. Ben, Taşkent, Моskova ve Kemerovo’daki arşivlerde çalışıp, toplanan materyaller esasında “Usman Nâsır”, “Usman Nâsır’niŋ Soŋgi Künleri”, “Çolpan”, daha sonra “Maksud Şeyhzade”, “Mir-temir”, “Sofizade”, “Kurban Beregin” gibi kitapları yazdım. Bu kitaplar ve “katağan edilen edebiyat” hakkındaki makalelerim gazete ve dergilerde yayımlandı.
1999 yılında ben cumhuriyet rehberi İ.Kerimov’un kararı ile “Özbekistan Marifetperverler Cemiyeti” başkanı, iki ay sonra, “Müstemlekecilik Devri Kurbanları Hatırasını Ebedîleştiriş” komisyonu başkanı, yine aynı yıl “Şehidler Hatırası” hayriye sandığı başkanı olarak tayin edildim. 2001 yılında ise “Katağan Kurbanları Hatırası” müzesinin kuruluşuna faal olarak iştirak ettim ve aynı zamanda bu müzenin müdürü olarak çalışmaya başladım.
Ben Marifetperverler Cemiyeti başkanı olarak iş yerleri ve çeşitli kuruluşlarda birçok eğitim geceleri düzenledim, basında eğitime dair makaleler yayımladım. En önemlisi mektep, lise ve kolejler için, bilhassa Özbek Dili ve Edebiyatı dersiyle ilgili olarak ders kitaplarının yeni neslini yaratmaya rehberlik ettim. Bu devirde U.Narmatov ve B.Nazarov ile beraber orta mekteplerin 5, 9, ve 11. sınıfları için “Edebiyat” ders kitaplarını, Â.Şerefiddinov ve bu yazarlarla birlikte yüksekokullar için “20. Asır Özbek Edebiyatı” ders kitabını yazdık.
Kader bana bu dönemde Til ve Edebiyat Enstitüsünde bölüm müdürü olarak çalışmanın yanında “Katağan Kurbanları Hatırası” müzesine ilk müdür olmak mes’uliyetini de yükledi. Ben her iki dergâhta çalıştığım sırada kendi seçtiğim edebiyat sahasının da, bana idare tarafından verilen Sovyet devletinin katağan siyaseti ile ilgili sahanın da hayırlı sahalar olduğuna emin oldum. Bilhassa katağan tokmağının birçok yazarın başına düşmesi, onların hayatı ve edebî mirasını “şifahî tarih” ve arşiv materyalleri esasında tetkik etmenin edebiyat sahası için de, katağan kurbanlarının evlâtları için de, halk için de önemli olması bana daima güç kuvvet bağışladı. Cumhuriyet hükûmeti de ilmî faaliyetimin semereli olmasını dikkate alarak, 2017 yılında benim Özbekistan İlimler Akademisine aslî üyeliğimi onayladı.
Ümit ediyorum ki, yakın gelecekte bizim en iyi yazarlarımızın eserleri başka dillerde neşredileceği gibi, başka yazarların eserleri de Özbek dilinde neşredilecektir. Bu da halklar arasındaki alâkaların daha da güçlenip kuvvetlenmesinde mühim bir unsur olacaktır.
Naim KERİMOV,Akademik, Filoloji İlimleri doktoru
На этой странице вы можете прочитать онлайн книгу «Çolpan», автора Naim Kerimov. Данная книга относится к жанру «Современная зарубежная литература». Произведение затрагивает такие темы, как «реализм», «биографии знаменитостей». Книга «Çolpan» была издана в 2023 году. Приятного чтения!
О проекте
О подписке
Другие проекты