Читать книгу «Yanlış Yol» онлайн полностью📖 — Хеннинга Манкелля — MyBook.
image

8

23 Haziran Perşembe sabahı Ystad emniyetindeki hava hiç de neşeli değildi. Stockholm’ün önde gelen gazetelerinden biri olan Dagens Nyheter’in muhabiri, Gustaf Wetterstedt’in cinayete kurban gittiğini Östermalm polisinden öğrenince Wallander’i sabahın üçünde uyandırmıştı. Wallander tam yeniden dalmıştı ki bu kez Expressen gazetesinden aramışlardı. Hansson da gece defalarca uyandırılmıştı. Sabah saat yedide toplantı odasında buluştuklarında hepsi de son derece yorgun ve uykusuzdu. Wetterstedt’in evindeki çalışmalar sabahın beşine kadar sürmesine karşın toplantıya Nyberg de gelmişti. Toplantı odasına giderken Hansson, Wallander’i kenara çekerek bu soruşturmayı kendisinin yöneteceğini söyledi.

“Bana kalırsa Björk bunların başına geleceğini biliyordu,” dedi Hansson. “Bu yüzden emekli oldu.”

“Emekli olmadı,” dedi Wallander. “Terfi etti. Ayrıca geleceği görmek onun yetenekleri arasında değildi. Günlük kaygılar ona yetiyordu.”

Ama Wallander, Wetterstedt’in katilini ya da katillerini yakalama işinin sorumluluğunun kendisine verileceğinden emindi. İzin dönemi olduğundan eleman sıkıntısı vardı emniyette. Ann-Britt Höglund’un tatilini ertelemesine çok sevinmişti. Peki ama kendi tatiline ne olacaktı? Baiba’yla iki haftalığına Skagen’e gitmeyi planlamıştı.

Masaya oturarak çevresindeki yorgun ve bıkkın yüzlere baktı. Yağmur hâlâ yağmasına karşın bulutlar biraz yükselmeye başlamıştı. Önünde santral görevlisinin verdiği bir yığın telefon mesajı vardı. Mesajları bir kenara iterek kalemiyle masaya vurdu.

“Hemen işe başlamamız gerek,” dedi. “Olabilecek en kötü şey oldu. Tatil döneminde bir cinayet işlendi. Elimizden gelen en iyi şekilde organize olmalıyız. Ayrıca Yaz Dönümü Bayramı da başlamak üzere olduğundan polisler de yoğun olacaklar. Ama cinayet masasında, sorun yaratacak bir şey her zaman olur. Bu yüzden bunu unutmadan soruşturmamızı planlamalıyız.”

Kimse bir şey söylemedi. Wallander, Nyberg’e dönerek teknik araştırmanın nasıl gittiğini sordu.

“Yağmur birkaç saatliğine dursa iyi olacak,” dedi Nyberg. “Cinayet yerini saptamamız için kumun üst tabakasını kazımamız gerekiyor. Kurumadan önce de bunu yapmak neredeyse olanaksız. Aksi hâlde bir sonuç elde edemeyiz.”

Wallander sıkıntıyla konuşuyordu. “Her zaman bir aksilik çıkıyor. Yaz Dönümü Bayramı akşamı hava bozarsa bizim için iyi olur, işimiz kolaylaşır.”

“Bu kez futbol işimize gelecek,” dedi Nyberg. “İnsanların eskiden olduğu gibi bu bayramda çok içeceklerini sanmıyorum. Çoğu kişi televizyon karşısından kıpırdamayacak bile.”

“Ya İsveç, Rusya maçını kaybederse?” diye sordu Wallander.

“Kaybetmeyecek,” dedi Nyberg inatçı bir sesle. “Kazanacağız.”

Wallander, Nyberg’in fanatik bir futbol izleyicisi olduğunu bilmiyordu.

“Umarım haklı çıkarsın,” dedi.

“Her neyse, kayığın yakınında ilginç bir şey bulamadık,” diye sürdürdü konuşmasını Nyberg. “Ayrıca Wetterstedt’in bahçesi, kayık ve deniz kıyısı arasında kalan kumsalı da inceledik. Bir iki şey bulduk. Ama bunların hiçbiri izini sürdüğümüz cinayetle ilgili değil. Yalnızca belki biri dışında.”

Nyberg delil poşetini masanın üstüne koydu.

“Polis kordonunun dışında kalan alanı tarayan polislerden biri buldu bunu. Sprey kutusu. Saldırıya uğrama olasılığına karşın kadınların kendilerini korumak için çantalarında taşıdıkları türden göz yaşartıcı sprey.”

“Bunların İsveç’te kullanımı yasaklanmadı mı?” diye sordu Höglund.

“Yasaklandı evet,” diye karşılık verdi Nyberg. “Ama işte burada. Ya da daha doğrusu polis kordonunun hemen dışında kumların üstünde. Parmak izi olup olmadığına bakacağız. Belki bir şey çıkar.”

Nyberg poşeti çantasına koydu.

“O kayığı bir insan tek başına ters çevirebilir mi?” diye sordu Wallander.

“Çok güçlü olmadıkça hayır,” diye karşılık verdi Nyberg.

“O zaman iki kişi söz konusu olmalı,” dedi Wallander.

“Katil kayığın altındaki kumu kazmış olabilir,” dedi Nyberg duraksayarak. “Wetterstedt’in cesedini kayığın altında koyduktan sonra da kumu yeniden örtmüştür.”

“Elbette bu da bir olasılık,” dedi Wallander. “Ama sizlere mantıklı geliyor mu?”

Masanın çevresindekiler karşılık vermedi.

“Cinayetin evde işlendiğine ilişkin tek bir ipucu bile yok,” diye sürdürdü konuşmasını Nyberg. “Cinayete ilişkin ne bir kan lekesi ne de başka bir delil bulabildik. Kimse eve zorla girmemiş. Bir şeylerin çalınıp çalınmadığını tam olarak söyleyemiyoruz ama bu uzak bir olasılık.”

“Olağan dışı başka bir şey buldunuz mu?” diye sordu Wallander.

“Bana sorarsan evin kendisi başlı başına olağan dışı,” dedi Nyberg. “Wetterstedt çok varlıklı olmalı.”

Bir süre Nyberg’in söylediklerini değerlendirdiler. Sonra da Wallander söylenilenleri özetlemesi gerektiğine karar verdi.

“En önemli şey Wetterstedt’in ne zaman öldürüldüğünü öğrenmek,” diye söze başladı. “Cesedi inceleyen doktor cinayetin büyük olasılıkla kumsalda işlendiğini düşünüyor. Cesedin ağzında ve gözlerinde kum bulundu. Ama adli tıbbın incelemelerinin sonucunu beklememiz gerekecek. Cinayetin neden işlendiğine ilişkin elimizde bir ipucu olmadığına göre olayı çok geniş bir bakış açısıyla ele almamız gerekecek. Wetterstedt’in nasıl bir adam olduğunu öğrenmeliyiz. Arkadaşları kimlerdi? Kimlerle görüşürdü? Ne tür alışkanlıkları vardı? Karakterine ilişkin bir bakış açısı oluşturarak nasıl bir yaşam sürdürdüğünü saptamalıyız. Yirmi yıl önce onun çok ünlü biri olduğu gerçeğini göz ardı edemeyiz. Adalet bakanıydı. Bazı insanlar için popülerdi ama bazıları da ondan alabildiğine nefret ederdi. Adı bazı skandallara karışmıştı. Cinayet intikam için işlenmiş olabilir mi? Belkemiği baltayla kırılıyor ve kafa derisi yüzülüyor. Daha önce hiç böyle bir şey oldu mu? Bundan önceki cinayetlerde bu cinayete benzer bazı şeyler bulabilir miyiz? Martinson bilgisayarının başına geçip araştırma yapmalı. Ve bugün mutlaka konuşmamız gereken Wetterstedt’in evine gelen gündelikçi kadın var.”

“Ya bağlı olduğu siyasi parti?” diye sordu Höglund.

Wallander anladım dercesine başını salladı.

“Ben de şimdi ondan söz edecektim. Acaba çözüme bir türlü ulaşmayan siyasi bir ya da birçok gündem söz konusu olabilir mi? Partideki eski arkadaşlarıyla görüşüyor muydu? Bunları da açığa çıkarmalıyız.”

“Haber tüm ülkeye yayıldığından iki kişi telefon ederek cinayeti üstlendi,” dedi Svedberg. “Bunlardan biri Malmö’deki bir telefon kulübesinden aradı. O denli sarhoştu ki söyledikleri güçlükle anlaşılıyordu. Malmö’deki meslektaşlarımıza onu sorguya çekmelerini söyledik. Diğeriyse Österåker’deki bir mahkûmdu. Bu telefonlardan Gustaf Wetterstedt’in adının bile hâlâ bazı insanları etkilediği anlaşılıyor.”

“Bu meslekte yeterince uzun zamandan beri çalışan bizler, polis teşkilatının içinde de hâlâ ona diş bileyen bazı polislerin olduğunu biliyoruz,” dedi Wallander. “Onun adalet bakanlığı döneminde unutamayacağımız bazı olaylar oldu. Bugüne değin gelip giden adalet bakanlarıyla polis şefleri arasında bizler için küçük parmağını dahi kıpırdatmayan tek bakandı belki de Wetterstedt.”

Görev dağılımı yaptılar. Wallander, Wetterstedt’in gündelikçisini sorguya çekecekti. Yeniden öğleden sonra saat dörtte toplanmaya karar verdiler.

“Yapmamız gereken iki şey var,” diyerek konuşmasını sürdürdü Wallander. “Birincisi fotoğrafçılarla gazeteciler bizi rahat bırakmayacak. Bu, medyanın sevdiği türden bir olay çünkü. Kafa Derisi Yüzen Katil gibi gazete başlıklarına şimdiden hazırlıklı olmamız gerek. Onun için de bugün bir basın toplantısı düzenlesek iyi olacak. Basın toplantısını ben yönetmek istemem ama.”

“Yönetmek zorundasın,” dedi Svedberg. “Sorumluluğu üstlenmek zorundasın. İstemesen bile bunu en iyi sen yapıyorsun, bunu biliyorsun zaten.”

“Pekâlâ ama bunu tek başıma yapmak istemiyorum. Hansson’u ve Ann-Britt’i de istiyorum. Saat bir iyi mi?”

Herkes kalkmak üzereyken Wallander onlara biraz beklemelerini söyledi.

“Kolza tarlasında kendisini yakan kızın soruşturmasını bir kenara atamayız,” dedi.

“Aralarında bir bağlantı olduğunu mu düşünüyorsun?” diye sordu Hansson şaşkınlıkla.

“Elbette hayır,” diye yanıtladı Wallander. “Ben yalnızca Wetterstedt cinayeti üstünde çalışırken bir yandan da kızın kim olduğunu öğrenmemiz gerektiğini söylemeye çalışıyorum.”

“Bilgisayarda işe yarar bir şey bulamadım,” dedi Martinson. “Harflerin bileşimine ilişkin bir şey de çıkmadı karşıma. Ama çalışmayı sürdüreceğime söz veriyorum.”

“Birileri onu merak ediyor olmalı. Genç bir kız. Kimsenin ortaya çıkıp aramaması çok garip doğrusu.” Wallander üzüntüsünü gizlemeye çalışıyordu.

“Yaz aylarında yaşıyoruz,” diyerek sözlerine devam etti Svedberg. “Gençler bu mevsimde sürekli yolculuk yaparlar. Onun yokluğunun fark edilmesi birkaç hafta sürebilir.”

“Haklısın,” dedi Wallander. “Sabırlı olmalıyız.”

Sekize çeyrek kala ayrıldılar. Hepsinin de işi yoğun olduğundan Wallander toplantıyı kısa kesmişti. Odasına gidince telefonuna gelen mesajlara bir göz gezdirdi. Acil bir şey yoktu. Çekmecesinden bir not defteri çıkararak sayfanın üstüne Gustaf Wetterstedt’in adını yazdı.

Sonra koltuğunda kaykılarak gözlerini kapadı. Onun ölümü bana ne anlatıyor? Kim bir adamın belkemiğine baltayla vurup kafa derisini yüzer?

Wallander yerinde doğruldu.

Not defterine yazmaya başladı: Gustaf Wetterstedt’in bir hırsız tarafından öldürüldüğünü söyleyecek herhangi bir delil yok elimizde ama yine de bu olasılığı göz ardı edemeyiz. Bu rastgele işlenmiş bir cinayet değil, tabii katil tımarhaneden kaçmış bir deli değilse. Katil hiç telaşa kapılmadan cesedi sakladı. Bu yüzden de intikam olasılığı hâlâ geçerli. Acaba Gustaf Wetterstedt’ten kim intikam almak ve onu öldürmek ister?

Wallander kalemini bırakarak yazdıklarını yüzünü buruşturarak okudu.

Daha çok erken, diye geçirdi içinden. Olanaksız sonuçlara ulaşmaya çalışıyorum. Oysa daha fazla şeyler öğrenmem gerek.

Ayağa kalkarak hızla ilerledi. Emniyetten çıktığında yağmurun durduğunu gördü. Sturup’taki meteoroloğun hava tahmini doğru çıkmıştı. Wallander vakit kaybetmeden doğruca Wetterstedt’in villasına gitti.

Kumsaldaki polis kordonu henüz kaldırılmamıştı. Nyberg işinin başına dönmüştü bile. Elemanlarıyla birlikte kumsaldaki muşambayı kaldırıyordu. Polisleri izlemeye gelmiş kalabalık bir meraklı topluluğu vardı.

Wallander, Wetterstedt’in anahtarlığındaki anahtarları deneyerek sonunda villanın kapısını açtı ve doğruca çalışma odasına gitti. Sistematik bir şekilde Höglund’un bir gece önce başlattığı araştırmayı sürdürdü. Wetterstedt’in sözcükleriyle ‘gündelikçi kadının’ adını öğrenmesi yarım saatini aldı. Kadının adı Sara Björklund’du. Kentin batı yakasındaki büyük depoların hemen arkasında, Styrbordsgången Sokağı’nda oturuyordu. Masanın üstündeki telefona uzanarak numarayı çevirdi. Telefon sekiz çalıştan sonra açıldı. Wallander karşısında sert bir erkek sesi duydu.

“Sara Björklund’u arıyordum,” dedi Wallander.

“Evde değil,” diye karşılık verdi adam.

“Onu nerede bulabilirim acaba?”

“Kimsiniz?” diye sordu adam baştan savma bir sesle.

1
...
...
12