Zeus verdiği sözü tutarak, Agamemnon’u sahte bir düş ile Truva’yı hemen ele geçirebileceği konusunda inandırarak kandırır. Agamemnon adamlarının gücünü ustaca denemek için onlara Zeus’un kuşatmayı durdurmalarını emrettiğini söyler. Hera tarafından gönderilen Athena, Odysseus’a plana karşı çıkmasını telkin eder ve Nestor da orduyu mücadeleye devam etmesi için kışkırtır. İki tarafın orduları da savaş için hazırlanır. Orduların önderleri ve kuvvetleri sayılır.
Diğer tanrılar ve ovadaki silahlı askerler mışıl mışıl uyudular ancak Zeus uyanıktı zira Aşil’e onurunu nasıl bahşedip Akhaların gemilerinde çokça insanı nasıl öldüreceğini düşünüyordu. Sonunda Kral Agamemnon’a Uğursuz Düş’ü göndermesinin en iyisi olacağına karar verdi. Sonra onu çağırarak şöyle dedi: “Uğursuz düş, Akhaların gemilerine git, Agamemnon’un çadırına girerek ona şimdi sana emrettiğim gibi kelimesi kelimesine şunları söyle. Akhaları hemen silah altına almasını söyle zira Truva’yı alacak. Artık tanrılar arasında ayrılık kalmadı. Hera herkesi kendi düşüncesine ikna etti ve Truvalıların başına acılar gelecek.”
Düş mesajı alır almaz gitti ve çok geçmeden Akhaların gemilerine vardı. Atreusoğlu Agamemnon’u aradı ve derin bir uykuya sarılmış olarak çadırında buldu. Tepesinde Agamemnon’un heyette en fazla saydığı insan olan, Neleus’un oğlu Nestor kılığında dolandı ve şöyle söyledi:
“Atreusoğlu uyuyorsun demek, sen ki ordunun rahatından sorumlusun, ondandır ki omuzlarında daha nice yükleri olan adam uykusunu azaltmalı. Beni dinle, zira Zeus’tan haberci olarak geldim, o yanında olmasa da senin için endişelenir ve sana acır. Sana Akhaları hemen silah altına almanı emreder, çünkü Truva’yı alacaksın. Artık tanrılar arasında ayrılık kalmadı. Hera herkesi kendi düşüncesine ikna etti ve Zeus’un ellerinde Truvalıların başına acılar gelecek. Bunu hatırla ve uyandığında sakın aklından gitmesin.”
Sonra düş onu bırakıp gitti ve Agamemnon hiçbir zaman gerçekleşmeyecek şeyleri düşünmeye koyuldu. Aynı gün Priamos şehrini alabileceğini düşündü ancak hiçbir fikri yoktu aklındakiler hakkında Zeus’un, o ki hem Danaolar ve hem de Truvalılar için nice sıkı dövüşülen savaşlar planlamıştı. Sonra kutsal mesaj hâlâ kulağında çınlayarak derhâl uyandı, ardından doğrularak oturdu ve o güzelim yepyeni yumuşak gömleğini üzerine giydi, üzerine de ağır yeleğini. Sandallarını güzel ayaklarına bağladı ve gümüş kakmalı kılıcını omuzlarına attı, sonra da babasının ölümsüz asasını aldı ve Akhaların gemilerine doğru yola çıktı.
Şafak Tanrısı, koca Olympos’a doğru yola koyuldu, Zeus ve diğer ölümsüzlere haber vermeye. Agamemnon insanları toplantıya çağırması için çığırtkanları etrafa yolladı, onlar da çağırdılar ve böylece insanlar toplandı. Ancak önce Pylos Kralı Nestor’un gemisinde yaşlıları bir toplantıya çağırdı, kurul toplandığında önlerine kurnazca bir plan koydu.
“Dostlar…” dedi, “Gecenin köründe tanrısal Düş rüyama girdi, yüzü ve endamı Nestor’a benziyordu. Tepemde dolandı ve dedi ki: ‘Atreusoğlu uyuyorsun demek, sen ki ordunun rahatından sorumlusun, ondandır ki omuzlarında daha nice yükleri olan adam uykusunu azaltmalı. Beni dinle, zira Zeus’tan haberci olarak geldim, o yanında olmasa da senin için endişelenir ve sana acır. Sana Akhaları hemen silah altına almanı emreder, çünkü Truva’yı alacaksın. Artık tanrılar arasında ayrılık kalmadı. Hera herkesi kendi düşüncesine ikna etti ve Zeus’un ellerinde Truvalıların başına acılar gelecek. Bunu hatırla ve uyandığında sakın aklından gitmesin.’ Sonra Düş kayboldu ve uyandım. Bu yüzden, Akhaoğullarını şimdi silahlandıralım. Ancak önce onları denemem daha iyi olur, bu amaçla onlara gemileri ile kaçmalarını söyleyeceğim. Fakat sizler onların arasına dalıp ikna edin, gitmelerini engelleyin.”
Sonra oturdu ve Pylos’un kralı Nestor tüm içtenliği ve iyi niyetiyle onlara şöyle hitap etti: “Dostlarım!” dedi, “Argosluların komutanları ve öncüleri, eğer ki başka bir Akhalı bize bu rüyayı anlatsaydı, yalan olduğunu söylerdik ve hiçbir şey yapmazdık. Ancak düşü gören aramızdaki en önde gelendir, bu nedenle insanları silah altına almaya koyulmalıyız.”
Böyle söyleyip kuruldan ayrıldı ve diğer asa taşıyan krallar da Agamemnon’un sözüne uyarak ayağa kalktılar, bu sırada insanlar da haberi almak için hızla ilerlediler. Boş bir kovuktan çıkıp bahar çiçekleri arasına hep beraber üşüşerek uçan arılar gibi akın ettiler, boğum boğum, salkım salkım toplanarak. Gemilerden ve çadırlardan bile koca kalabalıklar döküldü meydana ve uçsuz bucaksız suyun kıyısında sıralandılar. Bu sırada, Zeus’un habercisi, Ulak Tanrı, aralarında koşarak hep ilerlemeleri için kışkırtıyordu onları. Böylece çılgın bir karmaşa içinde apar topar toplandılar, oturacak yer bakınırken insanlar, adımlarıyla toprak inim inim inledi. Dokuz haberci aralarına girip gürültülerini kesmeleri için bağırdı ve krallarını dinlemelerini emretti, ta ki en sonunda herkes tek tek oturup seslerini kesinceye dek. Ardından Kral Agamemnon kalktı, asasını tutarak. Bu asayı Hephaistos yapmış, Kronosoğlu Zeus’a vermişti. Zeus, Argos’u öldüren, yol gösterici ve koruyucu Hermes’e verdi. Hermes, atları kamçılayan Kral Pelops’a, Pelops da halkının önderi Atreus’a. Atreus ölürken çokça sürüsü olan Thyestes’e, Thyestes de sırası gelince Agamemnon’un taşıması için bıraktı, Argosluların ve adaların kralı olsun diye. O da asasına yaslanarak Argoslulara şöyle seslendi.
“Dostlar!” dedi, “Kahramanlar, Ares’in hizmetkârları, tanrıların elleri ağırca üzerime çöktü. Zalim Zeus bana verdiği kutsal sözden dönmeden önce Priamos şehrini yağmalamam gerektiğini söyledi. Ancak beni aldatıp şimdi de bunca insanın kaybından sonra utançla Argos’a geri dönmemi emrediyor. Budur Zeus’un isteği, o ki nice görkemli şehre baş eğdirdi, diğerlerine de yapacaktır, çünkü o herkesten güçlüdür. Bizden sonrakilere acı bir hikâye olur, bir zamanlar çok güçlü ve yiğit olan Akha ordularının kendilerinden sayıca az adamlarla boşu boşuna savaşmaları; ancak şimdilik akıbet belli değildir. Düşünün ki, Akhalarla Truvalılar yüce bir ant içseler ve her bir tarafı saysak -Truvalıları hane sayısı ile bizi onluk bölüklerle-üstlüne üstlük her bir birliğimize bir Truva hane sahibinin şarap sunması istense, sayıca onlardan çok fazla olduğumuz için oldukça çok birliğimize şarap sunacak kimse kalmaz. Ancak şehirlerinde diğer yerlerden gelen pek çok müttefikleri var ve zengin İlyon şehrini yağmalamaktan beni alıkoyan bunlardır. Zeus’un dokuz yılı geçmiştir. Gemilerimizin tahtaları çürümüş, halatları artık sağlam değildir. Karılarımız ve yavrularımız evde gelişimizi merakla bekler, ancak buraya yapmaya geldiğimiz işi tamamlayamayız. Bundan dolayı, haydi şimdi dediğimi hep beraber yapalım: Topraklarımıza geri dönmek için denize açılalım, zira Truva’yı alamayacağız.”
Bu sözlerle yüreklerine işledi kalabalığın, büyük çoğunluğu Agamemnon’un kurnaz planından bihaber. Tanrının bulutlarından çıkan doğu ve güney rüzgârlarının çarptığı İkaros denizinin dalgaları gibi bir ona bir bu yana çalkalandılar veya nasıl batı rüzgârı bir ekin tarlası üzerinde esip de başakları yel altında eğerse. Gemilerine çığlık çığlığa koştular ve ayaklarından çıkan tozlar göğe doğru yükseldi. Gemileri denize sürerken neşeyle bağırdılar, önlerindeki geçitleri temizlediler, altlarındaki destekleri kaldırmaya başladılar, mutlu naralarıyla gök kubbe çınlıyordu, dönmeye öyle can atıyorlardı.
Elbet böyle kaderde olmayan bir biçimde dönmüş olacaklardı Argoslular. Ancak Hera, Athena’ya dedi ki, “Eyvah, kalkan taşıyan Zeus’un kızı, bu olamaz, Argoslular engin denizden topraklarındaki yuvalarına uçup Priamos ve Truvalılara hâlâ Helen’i elde tutma mutluluğunu bırakırlar mı, uğruna evlerinden uzakta kaç Akhalının Truva’da öldüğü? Hemen ordunun içerisine git ve onlarla, birer birer, güzelce konuş ki gemilerini denize sürmesinler.”
Athena, Hera’nın buyruğunu ağırdan almadı. Olympos’un en tepelerinden aşağı fırlayıp hemen Akhaların gemilerine vardı. Orada Zeus gibi akıllı Odysseus’u tek başına durur buldu. Henüz gemilerine el sürmemişti, mahzun ve üzgündü; yanına yaklaşıp şöyle dedi, “Odysseus, Laertes’ın soylu oğlu, bu şekilde kendini gemine atıp topraklarına mı kaçacaksın? Priamos ve Truvalılara hâlâ Helen’i elde tutma mutluluğunu bırakacak mısın, uğruna evlerinden uzakta kaç Akhalının Truva’da öldüğü? Hemen ordunun içerisine git ve onlarla, birer birer, güzelce konuş ki gemilerini denize sürmesinler.”
Odysseus, tanrıçanın sesini tanıyordu, üzerinden yeleğini attı ve koşmaya başladı. Ona refakat eden İthakeli hizmetkârı Eurybates yeleği yakaladı, Odysseus doğruca Agamemnon’a giderken. Odysseus, Agamemnon’dan ata yadigârı, ölümsüz asasını aldı. Bununla Akhaların gemilerine doğru gitti.
Ne zaman bir kralla veya ileri gelenle görüşse yanında durup yumuşakça konuştu. “Efendim…” dedi, “Bu kaçış korkakça ve yakışıksız. Görevinizde kalın ve adamlarınıza da yerlerinde kalmalarını emredin. Agamemnon’un aklındakileri henüz bilmiyorsunuz, o bizi deniyordu ve çok geçmeden öfkesiyle Akhalara çektirecek. Hepimiz kurulda değildik, ne söylediğini duymadık. Bakın, sonra öfkelenip bize fenalık yapmasın, zira kralların gururu meşhurdur ve Zeus’un eli onlarla beraberdir.”
Ancak ne zaman tantana yapan sıradan bir adama rastlasa, ona asasıyla vurarak payladı, şöyle diyerek, “Sersem, çeneni tut ve kendinden daha iyi adamların sözüne kulak ver. Sen korkağın tekisin, asker de değilsin, ne savaşta ne de kurulda adın geçer, hepimiz kral olamayız, çok efendinin olması hoş değildir, tek bir baş olmalı -kurnaz Kronosoğlu’nun kraliyet asasını vererek hepinize karşı yetkili kıldığı tek bir kral.”
Böylece ordunun içinde amirane bir tavırla dolandı durdu, insanlar çadırlarından ve gemilerinden aceleyle çıkıp tekrar meydana geldiler, bir uğultuyla, hani kıyıya çarpan dalgaların ve gürültüyle çalkalanan bir denizin sesi nasılsa.
Herkes yerlerini alıp tek tek oturdu, ancak Thersites hâlâ küstahça konuşmalarına devam etti; çok konuşan bir adamdı ve hepsi de münasebetsizce, fesatlık tüccarlığı yapar, makam sahiplerine dil uzatırdı, söylediği hiçbir şeye aldırmayarak Akhaları kahkahalara boğardı. Şimdiye kadar Truva’ya gelen en çirkin kişiydi; çarpık bacaklı, bir ayağı aksak, omuzları yuvarlak ve sırtı da kamburlaşmıştı. Kafası sivrice ancak tepesinde çok az saç vardı. En fazla Aşil ve Odysseus ondan nefret ederdi, çünkü en çok onlarla dalaşmayı alışkanlık hâline getirmişti. Ancak şimdi tiz öten sesiyle Agamemnon’a ağız dolusu küfürlerine başlamıştı. Akhalar öfkeli ve tiksinmişti, ancak o yine de Atreusoğlu’na uzun uzun sataşmaya devam etti.
“Agamemnon!” diye bağırdı, “Gene ne rahatsız eder seni, daha fazla ne istersin? Çadırların tunç ve güzel kadınla doludur, zira ne zaman bir şehri ele geçirsek seçmesini sana veririz. Daha da fazla altın mı istersin, kimi Truvalının oğlu için kurtulmalık olarak sana getirdiklerinden, ne zaman ben veya başka bir Akhalı esir olarak ele geçirsek? Yahut saklayıp, düşüp kalkacak başka bir genç kız mı? Akhaların kralının onlara bu kadar dert getirmesi iyi değildir. Zayıf korkaklar, adam değil kadın demeli size, haydi eve doğru yelken açalım ve bu adamı Truva’da bırakalım da kendi onur ödülünün üstüne otursun, görsün onun hizmetinde miyiz değil miyiz? Aşil ondan daha iyi bir adamdır ki ona nasıl davrandığını gördünüz -ödülüne el koyup kendine sakladı. Aşil ise uysalca davranıp kavga çıkarmadı. Eğer çıkarsaydı, Atreusoğlu, sen onu bir daha hor göremezdin!”
Böyle ağzına geleni söyledi Thersites fakat Odysseus hemen yanına gidip onu bir güzel payladı. “Düşünmeden konuşan diline dikkat et, Thersites!” dedi. “Ve bir kelime daha etme. Arkanda adam yokken krallara çıkışmaya kalkma. Atreusoğulları ile Truva’ya gelen adamlar içinde senden daha alçak bir yaratık yok. Krallar hakkındaki bu gevezeliği bırak ve ne küfür et onlara ne de eve gitmek konusunda ısrar et. Her şeyin nasıl olacağını henüz bilmiyoruz, Akhaların güzel başarılarla mı yoksa dertlerle mi döneceğini. Sen hangi cüretle Agamemnon’la alay edersin, Danaolar birçok hediye ile onu ödüllendirdi diye? Sana söylüyorum, bu nedenle -ki şüphen olmasın bundan- eğer ki bir daha böyle saçmalıklar söylediğini duyarsam ya kendi başımı verip bundan böyle Telemakhos’un babası olarak anılmayacağım ya da seni alıp anadan doğma soyacağım ve meydandan dışarı döverek atacağım, ta ki gemilere kadar ağlaya ağlaya gidene dek.”
Böyle deyip asası ile sırtına ve omuzlarına vurdu, ta ki Thersites yere düşüp gözlerinden yaşlar akıncaya dek. Altın kakma sırtında kanlı bir şiş bıraktı, ardından korkmuş ve acı içinde oturdu, gözlerinden yaşları sildikçe gülünç görünerek. İnsanlar üzüldüler ona fakat gene de kahkahalarla güldüler ve kimisi yanındakine dönüp şöyle dedi: “Odysseus bundan evvel savaşta ve kurulda pek çok güzel işler yaptı, fakat bu adamın daha fazla boş konuşmasını engellemekten daha iyi bir iş yapmamıştı Argoslulara. Krallara daha fazla küstahlık etmeyecektir bundan böyle.”
İnsanlar konuştu işte böyle. Sonra Odysseus kalktı, elinde asa ile, Athena da haberci kılığında insanlara sessiz durmalarını söyledi, en uzaktakiler de onu duyup öğütlerini dinleyebilsinler diye. Odysseus da bütün samimiyeti ve iyi niyeti ile onlara şöyle seslendi:
О проекте
О подписке
Другие проекты
