Читать книгу «Efendi uyanıyor» онлайн полностью📖 — Герберта Уэллса — MyBook.
cover




Adam elini ona doğru uzattı. Gözleri birdenbire vahşileşmişti. Bağırmaya başladı. “Kendimi öldürmem gerekiyor. Belki de hemen şimdi, şuracıkta. Şu karanlık uçurumun dibinde. Dalgaların yükselip alçaldığı şu köşede… Kendimi aşağı atarsam öyle ya da böyle sonunda uyumuş olurum.”

“Bu çok saçma,” dedi Isbister. Adamın isterik hali onu ürkütmüştü. “İlaç kullanmak bundan çok daha iyidir.”

“Ne olursa olsun, sonunda uyuyabileceğim,” diye tekrarladı adam. Isbister’ı umursamamıştı bile.

Isbister ona baktı, “Sonucun kesin olmadığını biliyorsun değil mi?” dedi. “Lulworth Koyu’nda bunun gibi bir uçurum var. Bunun kadar yüksek. Neyse, küçük bir kız düştü bu uçurumdan. Ölmedi. Şimdi gayet iyi durumda.”

“Ama burada kayalar var. Soğuk bir gece, adam keder içerisinde uzanmış kayalara. Kırılan kemikleri titreşirken gıcırdıyor. Dalgalanan soğuk su ürpertiyor onu. Nasıl?”

Göz göze geldiler. “Seni hayal kırıklığına uğrattığım için özür dilerim,” dedi Isbister pervasızca. “Ama bu uçurumdan atlayarak intihar etmek ya da herhangi bir uçurumdan, bir sanatçı olarak söylüyorum ki fazlasıyla amatör işi.” Alabildiğine yapmacık bir ifadeyle gülümsedi.

“Peki ya öbür mesele?” dedi uykusuz adam. Rahatsızlığı her halinden belli oluyordu. “Öbür mesele ne olacak? Bir insan geceler boyunca, geceler boyunca… Nasıl aklını koruyabilir ki?”

“Bu sahilde yalnız mı dolaştın?”

“Evet.”

“Aptalca bir şey yapmışsın. Bu şekilde konuştuğum için beni bağışla. Demek yalnız dolaştın! Senin de dediğin gibi bedensel yorgunluk, zihinsel yorgunluğa fayda etmez. Sana kim böyle yapmanı söyledi? Hiç olacak iş mi? Yürüyüp duracaksın bütün gün. Tepende güneş, sıcak. Yorgunluk. Yapayalnızsın. Etraf ıssız. Sonra gideceksin yatağa, hadi bakalım uyu uyuyabilirsen.”

Isbister kısa bir süre durdu ve kuşkuyla, ızdırap içerisindeki adamın yüzüne baktı.

“Şu kayalara bak,” dedi adam. “Orada sonsuza kadar parlayıp dalgalanacak olan denize bak. Uçurumun altında, karanlığa dalan şu beyaz köpüklere bir bak. Ve göz alıcı güneşe ev sahipliği yapan mavi gökyüzüne… Bu senin dünyan. Bunu kabul et. Sen burada olmaktan mutlusun. O seni ısıtır. Mutlu eder. Ve ben…”

Yüzünü döndü. Beti benzi atmıştı. Solgun gözleri kan çanağına dönmüş, dudakları morarmıştı. Neredeyse fısıldar gibi konuşuyordu. “Dünya benim sefaletimin örtüsüdür. Bütün dünya! Sadece sefaletimi gizlemeye yarar.”

Isbister yanı başlarındaki uçurumun vahşi güzelliğine baktı. Adamın yüzündeki ifade ne kadar da umutsuzdu. Bir süre söyleyecek laf bulamadı.

Adama karşı çıktığını ima eden bir hareket yaptı. Kendini topladı ve lafa girdi. “Git ve güzel bir uyku çek,” dedi. “Ondan sonra her şey başka türlü gözükecek sana. Sen benim sözümü dinle.”

Bu karşılaşmanın son derece ilginç bir tesadüf olduğunun farkındaydı. Sadece bir saat öncesine kadar fazlasıyla canı sıkılıyordu. Nihayet kendine yapacak faydalı bir iş bulmuştu. Hemen kontrolü eline aldı. Bu tükenmiş adamın öncelikli ihtiyacı arkadaşlıktı. Kendini çimlerin üzerine attı. Rahat bir tavır takındı. Arkadaşça bir sohbet iyi gelir diye düşündü.

Adam tam bir kayıtsızlığa gömülmüştü. Sıkıntılıydı. Denize bakıyordu. Sadece Isbister’ın sorduğu sorulara kısa yanıtlar vererek konuşuyordu. Kimi zaman bu soruları da sessizlikle geçiştiriyordu. Diğer taraftan kendi çaresizliğini aşmayı amaçlayan bu hayırsever girişime herhangi bir itirazı yoktu. Hatta minnettar gözüküyordu.

Isbister tek başına yürütmeye çalıştığı sohbetin giderek canlılığını yitirmeye başladığını fark etti. Bunun üzerine Bodcastle’a dönmeyi ve Blackapit’ten manzarayı izlemeyi teklif etti. Birlikte yola çıktılar. Adam yolun yarısında kendi kendine konuşmaya başladı. Berbat bir yüz ifadesiyle Isbister’a döndü. “Ne olabilir ki?” diye sordu zayıf ellerini açarak. “Ne olabilir ki? Dön, dön, dön, dön… Sürekli dönüyor, dönüyor…”

Yürürken bir yandan da elleriyle daireler çiziyordu.

“Tamamdır moruk,” dedi Isbister. Eski bir dostuyla konuşur gibiydi. “Sen canını sıkma. Bana güven.”

Adam ellerini indirdi. Penally’nin ötesindeki tepeyi ve burnu geçtiler. Uykusuz adam arada sırada el hareketleri yaparak kendi kendine bir şeyler anlatıyordu. Kafasındaki karmaşık düşüncelerle ilgili başı sonu belirsiz cümleler çıkıyordu ağzından. Blackapit’e bakan bir yer bulup oturdular. Isbister, yolun ikisinin yan yana yürümesine izin verecek kadar genişlediği her noktada sohbeti sürdürmeye çalışmıştı. O sırada da Boscastle Limanı’nın inşasının ne kadar zor olduğunu anlatıyordu. Kötü iklim şartları pek çok engel çıkarmıştı. Arkadaşı aniden sözünü kesti.

“Başım eskiden olduğu gibi değil.” Doğru ifadeyi bulamadığı için yine meramını el kol hareketleriyle anlatmaya çalışıyordu. “Eskiden olduğu gibi değil işte. Kafamda bir ağırlık var. Ya da bir mahmurluk. Aniden düşen bir gölge gibi. Karanlığın içinde dönen bir şey… Bir fikirler keşmekeşi, karmaşa, girdap. İfade edemiyorum bir türlü. Zorlukla odaklanabiliyorum. Sana anlatması çok güç.”

“Takma kafana moruk,” dedi Isbister. “Galiba anlıyorum derdini. Bana anlatmak için kendini bu kadar zorlamana da gerek yok zaten. Sonuçta ne yaşadığını en iyi sen biliyorsun.”

Uykusuz adam, parmaklarıyla gözlerini ovuşturdu. Is-bister bu sırada konuşmaya devam etti. Derken aklına parlak bir fikir geldi. “Hadi gel benim odama gidelim,” dedi. “İstersen pipo içeriz. Sana Blackapit çizimlerimi gösteririm. Tabii eğer ilgini çekerse?”

Adam bu teklifi de uysalca kabul etti. Yol boyu Isbister’ın ardından yürüdü.

Isbister adamın yokuşu inerken sık sık tökezlediğini fark etmişti. Hareketleri yavaş ve tereddütlüydü. “Hadi gel içeri,” dedi Isbister. “Sigaralarımdan ve nefis içkilerimden denersin. Tabii eğer içmeyi seviyorsan.”

Yabancı, bahçe kapısına geldiğinde tereddüt etti. Sanki yaptığı hareketlerin bilincinde değildi. “Ben içki içmem,” dedi yavaşça. Kısa bir süre sonra sözlerini tekrarladı: “Hayır, ben içki içmem. O döner. Dönüp durur…”

Adam, kapının eşiğine gelince birden sendeledi. Zorlukla ayakta durabiliyordu. Paldır küldür içeri girdi.

Bulduğu rahat bir koltuğa yığılıverdi. Adeta koltuğa gömülmüştü. Öne eğilip, alnını kolunun üzerine koydu. Tamamen hareketsizdi. Biraz sonra adamdan belli belirsiz bir hırıltı gelmeye başladı.

Isbister acemi bir ev sahibinin tedirginliğiyle odada dolaşıyor, neredeyse hiçbir karşılık gerektirmeyen küçük açıklamalar yapıyordu. Portfolyosunu alıp masanın üzerine koydu. Saate baktı.

“Benimle birlikte akşam yemeği yemek ister misin?” dedi. Elinde yanmayan bir sigara vardı. Adamı usulünce idare etmek için neler yapabileceğini düşünüyordu. “Sadece soğuk kuzu eti var. Ama şimdi iyi gider. Bir de turta.” Biraz durduktan sonra aynı sözleri tekrarladı.

Adam hiçbir yanıt vermedi. Isbister öylece durdu. Gözlerini adama dikti.

Sessizlik bir süre daha devam etti. Isbister’ın dikkati dağılmıştı. Yanmayan sigarasını bıraktı. Adamda en ufak bir hareketlilik yoktu. Isbister portfolyoyu eline aldı. Açtı. Sonra geri yerine koydu. Konuşup konuşmamak konusunda kararsız kalmıştı. “Belki de” diye fısıldadı. Aklından geçen düşüncenin doğruluğundan emin olamıyordu. Kapıya döndü. Parmak uçlarına basarak odadan dışarı çıktı. Her attığı adımdan sonra dönüp arkadaşına bakıyordu.

Kapıyı sessizce kapattı. Evin kapısı açık duruyordu. Dışarı çıktı. Bahçede bıldırcın otlarının bittiği bir noktada dikildi. Açık pencereden içerideki yabancıyı görebiliyordu. Sessiz ve durgundu adam. Duruşunda en ufak bir değişiklik yoktu.

O sırada sokakta oynayan çocuklar birden durdular. Büyük bir ilgiyle ressam amcalarını süzüyorlardı. Oradan geçmekte olan bir sandalcı, nezaketle selamladı Isbister’ı. Anlaşılan, düşünceli hali çevredeki insanlara garip gelmişti. Belki bir sigara yakarsa daha doğal görünebilirdi. Piposunu çıkartıp yavaşça hazırladı.

“Bakalım başarabilecek miyim…” dedi. Hafif bir hoşnutsuzluk vardı halinde. “Birisinin ona bir şans vermesi gerekiyordu.” Bir kibrit çakıp piposunu yaktı.

Mutfaktan çıkan ev sahibesi, onun odasına girmek üzereydi. Isbister, hemen geri döndü ve sigara tuttuğu eliyle işaret ederek oturma odasının girişinde durdurdu kadını. Fısıldayarak durumu açıkladı. Ev sahibesi, Isbister’ın misafir getirdiğini bilmiyordu. Isbister, oldukça garip olan durumu açıklamakta zorlanmıştı. Kadın geri çekildi. Biraz şaşırmıştı. Kadın gidince, Isbister verandanın köşesinde durup adamı izlemeye devam etti.

Piposunu bitireli epey olmuştu. Evin dışında yarasalar dolaşıyordu. Sonunda merakı tüm tereddütlerine üstün geldi. Karanlık olan oturma odasına doğru süzüldü. Girişte durdu. Yabancı hâlâ aynı pozisyonda duruyordu. Pencerenin karşısında siyah bir gölge gibiydi. O sırada limandaki gemilerden birinde denizciler şarkı söylüyorlardı. Onun dışında gece tamamen sessizdi. Bahçedeki bıldırcın otu ve hezarenlerin dikenleri başkaldırmış ve kıpırdamadan duruyordu. Bir anda Isbister’ın zihninde bir şimşek çaktı. Adamın oturduğu sandalyenin üzerine eğildi. Dinlemeye başladı. İçinde rahatsız edici bir şüphe uyanmıştı. Giderek bu şüphenin haklılığına ikna oldu. Hem şaşırmış, hem de korkmuştu. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın adamın nefes alışını duyamıyordu.

Sessizce sandalyenin etrafından dolaştı. Tekrar dinlemeye çalıştı. En sonunda elini sandalyenin arkasına koyup iyice yaklaştı. Neredeyse kafa kafaya geleceklerdi adamla. Bütün dikkatini verdi. Bir şeyler duymaya çalıştı.

Misafirinin yüzünü incelemek istedi. Hafifçe eğilerek baktı. Gördükleri dehşete kapılmasına neden oldu. Adamın gözleri bembeyazdı.

Tekrar baktı. Gözlerinin açık olduğunu fark etti. Göz bebekleri göz kapaklarının altına gizlenmişti. Korkuyordu. Adamı omuzlarından tutup sarsmaya başladı. “Uyuyor musun?” diye bağırıyordu. “Uyuyor musun?”

Adamın ölmüş olduğuna neredeyse tamamen ikna olmuştu. Paniğe kapıldı. Sandalyenin etrafında dört dönüyordu. Yardım istemek için ev sahibesinin zilini çaldı.

“Lütfen hemen bir ışık getirin,” dedi girişte durup. “Arkadaşımın durumu hiç iyi değil.”

Tekrardan adama döndü. Omuzlarını sıkıca kavrayıp sarsmaya devam etti. Bir yandan da bağırıp çağırıyordu. Ev sahibesi elinde lambasıyla içeri girince ortalık birden sarı ışıkla aydınlandı. Adamın yüzü bembeyazdı ve kadına doğru boş boş bakıyordu. “Bir doktor getirmeliyim” dedi Isbister. “Ya öldü ya da baygınlık geçiriyor. Köyde bildiğiniz bir doktor var mı? Nasıl ulaşabilirim doktora?”

...
8