Gök Tanrısı’nın en büyük kızı General Li Jing’le evlenmiş ve Jinja, Naja ve Muja isimli oğulları olmuştu. Gelgelelim kadın, Naja rahmine düştüğü gece rüyasında Taocu bir rahibin odaya girip “Bu İlahi Oğul’u hemen kabul et!” dediğini ve ansızın vücudunda göz alıcı bir incinin parlamaya başladığını gördü. Rüyasından korkuyla uyandı. Naja dünyaya geldiğinde çark gibi dönen, etten bir top gibi görünüyordu ve tüm odayı garip kokularla kıpkırmızı bir ışık doldurmuştu.
Li Jing korkmuştu, onun bir hayalet olduğunu sandı. Dönmekte olan topa kılıcıyla vurunca içinden tüm vücudu kızıl bir ışıkla parlayan küçük bir çocuk çıktı. Fakat çocuğun yüzü zarif biçimli ve kar gibi beyazdı. Sağ kolunda altın bir kolluk takılıydı ve kalçalarının etrafında da göz kamaştıran kırmızı bir ipek sarılıydı. Li Jing çocuğu gördüğünde ona acıyıp hayatını bağışladı, karısı ise çocuğu yürekten sevmeye başlamıştı bile.
Üç gün sonra tüm dostları mutluluklar dilemek için General’in evine gelmişti. Taocu bir rahip ortaya çıkıp şunları söylemeden hemen önce şölen ziyafetine geçiyorlardı: “Ben Yüce Kişiyim. Bu çocuk, sana oğul olarak bahşedilmiş Her Şeyin Başlangıcı’nın parlak incisi. Fakat çocuk vahşi ve asi; birçok insanı öldürecek. Bu yüzden onu, yabani huylarını yumuşatmak için öğrencim olarak yanıma alacağım.” Li Jing eğilip teşekkür etti ve Yüce Kişi ortadan kayboldu.
Naja yedi yaşındayken bir defasında evden kaçtı. Yeşil suları iki sıra salkım söğüdün arasından akan dokuz dönemeçli ırmağa geldi. Sıcak bir gündü ve Naja serinlemek için suya girdi. Kırmızı ipekten kıyafetini çıkarıp ırmakta yıkadı. Ne var ki oturup kıyafetini çırpması Doğu Denizi’ndeki Ejderha Kralı’nın kalesini temellerinden sarsmıştı. Bunun üze rine Ejderha Kral, korkunç görünümlü bir balık kralını ne olup bittiğini öğrenmesi için görevlendirdi. Balık kral, çocuğu görünce azarlamaya başladı. Buna karşın çocuk yalnızca yukarı bakıp şöyle dedi: “Ne garip görünümlü bir yaratıksın, sahiden konuşabiliyorsun bir de!” Yaratığın öfkeden gözü döndü, sıçrayıp Naja’ya baltasıyla saldırdı. Çocuk darbeyi savuşturup altın kolluğunu ona fırlattı ve kolluk yaratığın başına çarpıp onu öldürdü.
Naja gülerek, “Haydi bakalım! Hem öldü hem de kolluğumu kana buladı!” dedi. Kolluğunu yıkamak için tekrar bir kayaya oturdu. O sırada ejderhanın kristal kalesi sanki parçalanmak üzereymiş gibi sarsılmaya başladı. Bir gözcü gelip balık kralının bir çocuk tarafından öldürüldüğünü rapor etti. Böylece Ejderha Kralı çocuğu yakalaması için oğlunu gönderdi. Oğlu, suyu yararak ilerleyen bir yaratığın üzerinde oturur vaziyette, devasa dalgaların gürültüsüyle çıkageldi. Naja ayağa kalkıp şöyle dedi: “Bu büyük bir dalga!” Birdenbire, dalgaların arasından bir yaratığın geldiğini gördü. Yaratığın üzerinde oturan bir adam şöyle bağırıyordu: “Balık kralımı öldüren kim?” Naja yanıtladı: “Yaratık beni öldürmek istediği için öldürdüm onu. Ne fark eder ki?” Ejderha baltalı kargısıyla saldırmaya başladı. Fakat Naja şöyle dedi: “Savaşmadan önce bana kim olduğunu söyle.” “Ejderha Kralı’nın oğluyum,” diye cevapladı. “Ben de General Li Jing’in oğlu Naja’yım. Şiddet uygulayarak öfkemi uyandırmamalısın, yoksa o çamur balığı babanla birlikte derilerinizi yüzerim!” Ejderha sinirden çılgına dönerek saldırıya geçti. Ama Naja kırmızı ipekten kıyafetini havaya fırlatınca kumaş, ateş topu gibi parlayıp Kral’ın oğlunun göğsüne çarptı. Ardından Naja, altın kolluğunu tutarak düşmanının kafasına attı. Böylece gerçek şekli olan altın ejderhaya dönüşen yaratığın ölüsü yere yuvarlandı.
Naja gülüp şöyle dedi: “Ejderhaların kas tellerinden iyi kordon yapıldığını duymuştum. Birini çıkarıp babama götüreceğim, zırhını onunla bağlayabilir.” Sonra da ejderhanın sırtındaki kas tellerinden birini çıkarıp eve götürdü.
Bu sırada öfkeyle dolu Ejderha Kralı, Naja’nın babası Li Jing’e gidip çocuğun kendisine teslim edilmesini talep etmişti. Ancak Li Jing, “Yanılıyor olmalısınız. Oğlum yalnızca yedi yaşında olduğundan bu tür suçları işleyebilecek kabiliyete sahip değil,” dedi. Onlar hâlâ tartışırken Naja koşarak gelip şöyle bağırdı: “Baba senin için bir ejderha kası teli getirdim, zırhını bununla bağlayabilirsin!” Bunu duyan Ejderha gözyaşlarına boğulup sinirle bağırıp çağırdı. Li Jing’i Gök Tanrısı’na şikâyet etmekle tehdit edip burnundan soluyarak oradan ayrıldı.
Li Jing’i telaş sardı, karısına olan biteni anlatınca beraber ağlamaya başladılar. Ancak Naja yanlarına gelip şunları söyledi: “Neden ağlıyorsunuz? Şimdi ustam Yüce Kişi’ye gideceğim, o ne yapılacağını bilir.” Bu sözleri söylemesiyle ortadan kaybolması bir oldu. Ustasının huzuruna varıp tüm hikâyeyi anlattı. Usta, “Ejderhanın önüne geçmeli ve Gök’te seni suçlamasını engellemelisin!” dedi. Sonra da bir büyü yapıp Naja’yı önünde ejderhayı bekleyeceği Gök kapısına gönderdi. Sabahın erken saatleriydi. Gök kapısı henüz açılmamış, bekçi henüz yerine gelmemişti. Ama ejderha çoktan yukarı tırmanmaya başlamıştı. Ustasının büyüsüyle görünmez halde olan Naja, kolluğuyla ejderhayı yere düşürüp üzerine saldırdı. Ejderha bağırıp çağırdı. “İşte, yaşlı solucan çırpınıyor,” dedi Naja, “Üstelik ne kadar dayak yediğini de umursamıyor! O zaman pullarının bir kısmını kazıyacağım!” Bu sözlerle birlikte ejderhanın kıyafetlerini yırtıp sol kolunun altındaki pullardan koparınca kırmızı kan damlaları akmaya başladı. Ejderha artık acıya dayanamayacak hale gelince merhamet etmesi için Naja’ya yalvardı. Ne var ki önce kendisini şikâyet etmeyeceğine dair Naja’ya söz vermesi gerekiyordu. Sonrasında ejderha, Naja’nın yenine koyup eve götürdüğü küçük yeşil bir yılana dönüştü. Küçük yılanı yeninden çıkarmasıyla birlikte yılan, insan şeklini aldı. Ardından ejderha, Li Jing’i korkunç bir şekilde cezalandıracağına yemin edip anında ortadan kayboldu.
Li Jing bu sefer oğluna gerçekten çok kızmıştı. Bu yüzden annesi, Naja’yı babasının gözü önünden uzak tutmak için evin arkalarına gönderdi. Naja ejderha döndüğünde ne yapması gerektiğini öğrenmek için ustasının yanına gitti. Ustası bazı tavsiyeler verdi ve Naja evine döndü. Dört denizin ejderha krallarının hepsi toplanarak Naja’yı cezalandırmak için savaş nidalarıyla Naja’nın ailesini bağladılar. Naja koşarak gelip şöyle haykırdı: “Yaptığım şeylerin cezasını çekeceğim! Ailem suçsuzdur! Bana uygulamak istediğiniz ceza nedir?” “Cana karşılık can!” dedi Ejderha. “Peki, öyleyse kendimi yok edeceğim!” Dediğini yaptı ve Naja’nın annesi gözyaşlarıyla oğlunu gömerken ejderhalar memnun şekilde ayrıldılar.
Gelgelelim Naja’nın ruhu havada dalgalanıp rüzgârla birlikte Yüce Kişi’nin mağarasına savruldu. Yüce Kişi ruhu içeri alıp şöyle dedi: “Annene görünmelisin! Evinizden altmış beş kilometre uzakta yeşil bir dağ yükseliyor. Dağın kayalıklarına senin için bir tapınak inşa etmeli. Üç yıl boyunca insanların ibadet için yaktıkları tütsülerin tadını çıkarınca tekrar bir insan vücuduna sahip olabilirsin.” Naja rüyasında annesine görünüp haberi iletince kadın gözyaşlarıyla uyandı. Fakat Li Jing rüyayı duyunca çok sinirlendi: “Uğursuz çocuk ölerek hak ettiği cezayı buldu! Sürekli onu düşündüğün için rüyalarına girmiştir. Önemsemene gerek yok.” Kadın daha fazla konuşmadı, fakat o günden sonra Naja her gün, kadın gözlerini kapatır kapatmaz ona görünerek isteğinde daha da ısrarcı olmaya başladı. Sonunda kadının Li Jing’den habersiz, Naja için bir tapınak inşa etmekten başka bir çaresi kalmadı.
Naja tapınağında büyük mucizeler gerçekleştirdi. Tapınakta edilen tüm dualar kabul oldu. Çok uzaklardan insanlar tütsüler yakmak için akın akın geldiler.
Böylece altı ay geçti. Bir gün Li Jing büyük bir askeri tatbikat vesilesiyle söz konusu kayalıklara gelince insanların karınca sürüleri gibi dağa üşüştüklerini gördü. Kayalarda ne olduğunu sordu. “Bu yeni bir tanrıdır. O kadar çok mucize gerçekleştiriyor ki uzaktan yakından birçok insan ibadete geliyor.” “Ne tür bir tanrı bu?” diye sordu Li Jing. Tanrının kim olduğunu gizlemeye cesaret edemediler. Li Jing öfkeyle atını kayalıklara doğru mahmuzladı, elbette, tapınağın kapısında “Naja’nın Tapınağı” yazıyordu. Tapınağın içinde de yaşarken göründüğü haliyle Naja’nın resmi bulunuyordu. Li Jing şöyle dedi: “Hayattayken ailene talihsizlik getirdin. Şimdi de ölü halinle insanları kandırıyorsun. Bu iğrenç!” Sözlerini tamamlayınca kamçısını çıkarıp Naja’nın puta benzer resmini parçalara ayırdı ve tapınağı yaktırıp ibadete gelenlere dostane şekilde açıklamalar yaptı. Sonra da eve döndü.
O gün Naja’nın bilinci dışarıdaydı ve döndüğünde tapınağını yıkılmış halde buldu. Dağ ruhundan orada ne olduğunu öğrenince ustasına gidip gözyaşlarıyla başına gelenleri anlattı. “Li Jing’in hatası bu. Bedenini ailene geri verdikten sonra artık onunla bağın kalmamıştı. Adakların tadını çıkarmaktan neden alıkoydu ki seni?” dedi ustası. Ardından lotustan bir beden yapıp ona hayat verdi ve Naja’nın ruhunu içine kapattı. Sonra da “Ayağa kalk!” diye seslendi. Bir nefes sesi duyuldu ve Naja tekrar küçük bir çocuk şeklinde uyandı. Ustasının ayaklarına kapanıp teşekkür etti. Yüce Kişi ona ateşli mızrağın büyüsünü bahşetti ve Naja o andan itibaren ayaklarının altında dönen iki çarka sahip oldu: Rüzgâr çarkı ve ateş çarkı. Bunlarla havada yukarı ve aşağı hareket edebiliyordu. Ustası ayrıca kolluğunu ve ipek kıyafetini koyması için panter derisinden bir torba verdi.
Naja, Li Jing’i cezalandırmaya kararlıydı. Gözetlenmediği bir andan yararlanıp dönen çarkları üzerinde gürüldeyerek Li Jing’in evine gitti. Li Jing ona direnemeyip kaçtı. İlahi Puhain’in öğrencisi olan ikinci oğlu Muja, Ak Turna Mağarası’ndan yardımına geldiğinde tükenmek üzereydi. Kardeşler arasında şiddetli bir kavga gerçekleşti ve savaşmaya başladılar. Naja, Muja’nın üstesinden gelip Li Jing’in peşine bir kez daha düştü. Gazabı had safhadaydı; fakat Li Jing’in en büyük oğlu Jinja’nın ustası olan, Beş Ejderha Tepesi’nden kutsal Wençu öne çıkıp Li Jing’i mağarasına gizledi. Naja öfkeyle babasının kendisine teslim edilmesini talep etti, ancak Wençu şöyle dedi: “Yabani tabiatını gönlünün istediğince başka yerlerde şımartabilirsin, ama burada değil.”
Naja muazzam bir öfke içinde ateşli mızrağını adama yönelttiğinde, Wençu bir adım geri çekilip yeninden yedi yapraklı lotusu çıkarıp havaya fırlattı. Bir kasırga oluştu, bulutlar ve sisler etrafı kapladı, kum ve toprak yerden savruldu. Sonra da kasırga, büyük bir gürültüyle yere çarptı. Naja bayıldı ve bilinci tekrar yerine geldiğinde kendini hareket edememesi için üç altın sırımla altın bir sütuna bağlanmış halde buldu. Ardından Wençu, Jinja’yı yanına çağırdı ve ona asi kardeşine güzel bir sopa atmasını emretti. O da yaptı. Buna katlanmak zorunda olan Naja da dişlerini sıkıp bekledi. Bu sıkıntılı anında Yüce Kişi’nin yanından süzülerek geçtiğini görüp bağırdı: “Ey Usta, kurtar beni!” Ancak ustası onu fark etmedi. Hatta mağaraya girip Naja’ya verdiği ağır ders için Wençu’ya teşekkür etti. En sonunda Naja’yı yanlarına çağırıp ona babasıyla uzlaşmasını buyurdular. Ardından ikisini de gönderip satranç masasına geçtiler. Gelgelelim Naja serbest kalır kalmaz tekrar öfkeye kapılıp babasının peşine düştü. Li Jing’i yakaladığında başka bir aziz babayı kurtarmaya geldi. Bu kez gelen Parlak Işığın Yaşlı Budası’ydı. Naja onunla savaşmaya kalktığında Buda kolunu kaldırdı ve kırmızı, dönen bulutlar Naja’yı çevreleyen bir Budist tapınağı oluşturdu. Sonra da Parlak Işık, iki elini tapınağa koydu ve içeride Naja’yı yakan bir yangın çıktı. Çocuk merhamet etmesi için bağırmaya başladı. Babasından af dileneceğine ve ileride daima ona itaat edeceğine söz verdi. Tüm bu sözleri verdiğinde Buda, çocuğun tapınaktan çıkmasına izin verdi. Tapınağı da Li Jing’e vererek ona Naja’nın üzerinde egemenlik sağlayabileceği büyülü bir söz öğretti. Bu sebeple Li Jing, Göklerin Tapınak Taşıyan Kralı olarak bilinir.
Li Jing ve üç oğlu Jinja, Muja ve Naja daha sonra Zhou Hanedanı’ndan Kral Wu’nun, zalim hükümdar Zhou Şin’i devirmesine yardım ettiler.
Kimse onların gücüne direnemezdi. Yalnızca bir defa büyücünün biri Naja’nın sol kolunu yaralamayı başarmıştı. Başkası olsa o yaradan ölebilirdi. Fakat Yüce Kişi onu mağarasına taşıyıp yarasını iyileştirdi ve ona tanrıların şarabından üç kadeh içirip ateş hurmalarından üç tanesini yedirdi. Naja bunları yiyip içtiğinde birden sol tarafında bir çatırtı duydu ve başka bir kolu çıkmaya başladı. Korkudan konuşamadı ve gözleri yuvalarından fırladı. Fakat her şey başladığı gibi devam etti; sonunda üç kafa ve sekiz kola sahip olana dek vücudundan altı kol ve iki kafa daha çıktı. Ustasına şöyle seslendi: “Tüm bunlar ne anlama geliyor?” Ustası yalnızca gülüp şunları söyledi: “Her şey olması gerektiği gibi. Bu donanımla gerçekten çok güçlü olacaksın!” Ardından ona istediği şekilde kollarını ve kafalarını görünür-görünmez yapabileceği büyülü sözleri öğretti. Zalim hükümdar Zhou Şin öldürüldüğünde Li Jing ve üç oğlu hâlâ yeryüzünde oldukları halde göklere alınıp tanrıların arasına oturtuldular.
Göklerin Tapınak Taşıyan Kralı Li Jing’in kökeni Hinduların şimşek ve yıldırım tanrısı Indra’ya kadar uzanabilir. Tapınak, Indra’nın şimşek şeklindeki silahı Vajra’nın hatalı bir yorumu olabilir. Böyle bir durumda Naja gök gürültüsünün kişileştirilmiş hali olurdu. Yüce Kişi (Taiyi) yaratılanların etken ve edilgen ilkelere ayrılmadan önceki halidir. Zhou Hanedanı Kralı Wu’yla zalim Zhou Şin arasındaki savaşa katılan azizlerin ve kutsal kişilerin tüm şecereleri mevcuttur. Azizlerin büyük kısmı yeniden şekillendirilmiş Budist-Brahminik figürlerdir. Doğu Denizi’nin Ejderha Kralı ayrıca Sun Wukong’un hikayesinde de ortaya çıkar “Ejderha’nın kas teli” omurilik anlamına gelir, sinirler ve kas telleri arasındaki ayrım çok da gözetilmez. İnsanın başının üstünde üç bilinci ve yedi hayvan ruhu bulunur. “Naja’nın bilinci o gün dışarıdaydı” ifadesinden putun yalnızca tanrının koltuğu olduğu ve istediği zaman oturup kalkabileceği anlaşılır. Bu nedenle dualar edilirken çanlar ya da tütsüler aracılığıyla tanrı koltuğuna çağrılmalıdır. Tanrı orada olmadığında put yalnızca bir odun ya da taş parçasıdır. Buda’nın Aslanı olan Puhain, Tantra 1 Okulu’nun dört büyük Bodhisattvası’ndan 2 biri olan Hintli Samantabhadra’dır 3 . Altın Yeleli Dağ Aslanı üzerindeki Buda olan Wençu, Hintli Manjushri’dir 4 . Parlak Işığın Yaşlı Budası ise Hintli Dipamkara’dır 5.
О проекте
О подписке
Другие проекты
