Читать книгу «Mozart» онлайн полностью📖 — Büke Aydın — MyBook.

1763-1766

Büyük Avrupa gezisi

9 Haziran 1763 sabahı, Salzburg’dan Münih’e doğru yola çıkan arabanın içinde, Mozart ailesinin dört üyesi ve arabacıdan başka, Sebastian Winter adında bir uşak da bulunuyordu. Leopold Mozart, gezinin olabildiğince iyi şartlarda gerçekleşmesi için, maddi gücünü zorlamak pahasına, her şeyi düşünmüştü. Uzun yolculuklara çıkmak, farklı ülkeleri ziyaret etmek, XVIII. yüzyılın ikinci yarısına gelinmesine rağmen hâlâ zahmetli bir işti. Bu yüzden, varlıklılar haricinde, belirli bir zorunluluk olmadıkça seyahate çıkılmıyordu. Eğitimlerini, Avrupa’nın farklı bölgelerinde sürdüren, ilahiyat öğrencileri ve doğdukları kentteki okulların ardından, yabancı kültürleri tanımak amacıyla, başta İtalya olmak üzere değişik sanat merkezlerini dolaşan genç soyluların dışında, seyahat etmek pek çok yönden, o tarihlerde bir işkenceye dönüşebiliyordu. Kentler arasındaki olağan ve yaygın ulaşım aracı, posta arabalarıydı. Oldukça rahatsız olan bu taşıtlarda yer bulabilmek için sabahın erken saatlerinde sıraya girmek gerekebiliyordu. Yolların bozuk olması ve arabaların yeterince konforlu olmaması, yolculuğun zor geçmesine neden olan başlıca etkenlerdi.

Leopold Mozart, oğlunun eğitimi ve çocuklarının tanıtımı için gerçekleştirmek zorunda oldukları bu yolculuğa, posta arabası yerine kendi araçlarıyla çıkmayı uygun görmüştü. Bu, en azından istedikleri gibi hareket etme özgürlüğü kazandırmış, ayrıca yol boyunca tanımadıkları kişilerle bir arada olma zorunluluğunu ortadan kaldırmıştı. Ancak bunca özene karşın, Salzburg’dan ayrılmalarının üzerinden çok kısa bir zaman geçmeden arabanın arka tekerleği kırılmış, onarılması oldukça uzun sürmüş ve hiç hesapta olmayan bir masrafa neden olmuştu. Gezi boyunca yaşadıklarını en ince ayrıntısına dek Salzburg’a, arkadaşı Hagenauer’e bildiren Leopold Mozart, bu aksilik başlarına geldiğinde havanın iyi olmasının ve yakınlarda bir değirmenin bulunmasının tek olumlu şey olduğunu yazıyordu.17

Ailenin ilk durağı, Inn Irmağı kıyısındaki Wasserburg kentiydi. Önceki gezilerdeki gibi ilk sırayı, kalınan yerlerin önemli yapılarını gezmek, çevre hakkında bilgi sahibi olmak alıyordu. Daha sonra kentin büyüklüğüne bağlı olarak, bölgenin yöneticisinin huzuruna kabul edilmek için harekete geçiliyor ve olabilirse, halka açık konserler yardımıyla Wolfgang ve Nannerl’ın üstün yeteneklerini sergilemeleri sağlanıyordu. Konserler, gelir getirmesi yönünden önemliydi. Salzburg’dan ayrılırken belirli bir meblağla yola çıkan, hatırlı dostlarının yardımıyla gittiği kentlerde borç alabilecek durumda olan Leopold Mozart, pazarlık şansı olmasa da, konserlerden gelecek parayı çok önemsiyordu. Çünkü soyluların ya da kralların huzuruna kabul edildiklerinde, verilenle yetinmek zorundaydılar.

Leopold Mozart için Wasserburg’daki en önemli olay, Wolfgang’a orgun pedallarını kullanmayı öğretmesiydi. Viyana gezisi sırasında yalnızca orgun klavyesini kullanan oğlunun, çalgıya tümüyle hâkim olması babanın çok hoşuna gitmişti.18 Bu küçük detay bile Leopold Mozart’ın ne denli bilinçli bir eğitimci olduğunun ve tüm gezi boyunca oğlunu belirli bir ücret karşılığında “pazarlamak”tan çok daha fazlası için çaba harcadığının en iyi kanıtıdır. 12 Haziran günü gelinen Münih, herkes için tanıdık bir kentti. Wolfgang kısa bir süre önce, evinden ilk ayrılışında geldiği şehri tekrar görmekten mutluydu. Kente varışlarının hemen ertesinde ünlü Nymphenburg Şatosu’na giden aile, burada Viyana’dan tanıdıkları bir asilzade sayesinde Elektör III. Maximilian Joseph’e varlıklarını duyurmayı ve o akşam için davet edilmeyi başardı. Wolfgang’ın olağanüstü yeteneğinden önceki gezi sırasında çok etkilenen Elektör, bu sıra dışı çocuğu bir kez daha dinlemekten çok memnun olmuş, Mozart’ları birkaç gün sonra kız kardeşinin isim günü onuruna sarayda vereceği törene davet etmişti. 22 Haziran’da Münih’ten ayrılırken yanlarında, sonraki durakları için tavsiye mektuplarıyla birlikte, III. Maximilian’ın, çocuklara verdiği kıymetli hediyeler ve babalarına verdiği hatırı sayılır bir meblağ da vardı.

22 Haziran 1763 günü, Mozart’ların arabası, Augsburg meydanında durduğunda çocuklar, babalarının doğup büyüdüğü kenti ilk kez görmenin heyecanı içindeydiler. Büyük olasılıkla Leopold Mozart, yol boyunca çocukluk günlerini ve ailesini anlatmış, yıllar önce ayrıldığı, arada yalnızca bir kez ziyaret ettiği kenti, Wolfgang ve Nannerl’a tanıtmaya çalışmıştı. Aile, yaklaşık iki hafta kaldıkları Augsburg’da akrabalarını ziyaret etmiş, çocuklar da üç konser vermişti. Akrabalar arasında, Leopold Mozart’ın annesi Anna Maria Mozart da vardı. O tarihlerde altmış beş yaşını geçmiş olan kadınla oğlunun arası çok iyi olmamakla birlikte, kuşkusuz torunlarını ilk kez görecek olan babaanne için bu karşılaşma önemliydi. Kentteki akrabalar arasında Leopold Mozart’ın arasının en iyi olduğu kişi, erkek kardeşi Franz Alois Mozart’tı. O tarihlerde henüz dört yaşında olan kızı Maria Anna Thekla ve Wolfgang ilk kez, bu gezi sırasında karşılaşmışlardı. Sonraki yıllarda çok iyi arkadaş olacak iki çocuğun, o günkü izlenimleri hakkında ne yazık ki hiç bilgi yok.

Ailenin kentten ayrılmasından iki gün sonra, 9 Temmuz’da Augsburg Intelligenz gazetesinde çıkan bir haber Mozart’lar hakkında “hemşeri”lerine daha ayrıntılı bilgi vermeyi amaçlıyordu. Leopold Mozart ve ailesinin bu gezisinin kent halkını çok mutlu ettiği vurgulandıktan sonra, çocukların, özellikle de Wolfgang’ın üstün yeteneği ve verdiği konserlerle herkesi hayrete düşürdüğü anlatılıyordu. Altı yaşındaki çocuğun tuşları kapalı bir çalgıyı çalması, duyduğu her sesi ânında notaya geçirebilmesi ve hiç sıkılmadan uzun süre doğaçlama çalması tüm detaylarıyla okuyuculara duyuruluyordu.19 Leopold Mozart ise kentten ayrılmasının ardından dostu Hagenauer’e gönderdiği mektupta, Augsburg’da planladığından daha uzun kalmaktan, şehrin pahalılığından ve çocukların verdiği konserlerin maddi açıdan fazla tatminkâr olmamasından yakınıyordu.20

Genel olarak, yolculuklarının ilk ayı, planlandığı gibi geçmişti. İlk önemli durak olarak gördükleri Paris’e dek önlerinde uzun bir yol ve yaklaşık dört aylık bir süre vardı. Her geçen gün Salzburg’dan uzaklaşmalarına rağmen, Almanca konuşulan topraklarda bulundukları için kendilerini yabancı hissetmiyor, çevreleriyle kolaylıkla iletişim kurabiliyorlardı; gerçi dönemi için oldukça iyi eğitimli biri olan Leopold Mozart, Fransızca ve İngilizce konuşmaya da hazırdı. Augsburg’dan ayrıldıktan sonra kısa bir süre Ulm’da kalan Mozart’lar, bu kentin ardından Ludwigsburg’a ulaştılar. Burada Württemberg Kontu Karl Eugen tarafından kabul edileceklerini uman Leopold Mozart, bir türlü bu isteğine ulaşamayınca sinirlenmişti. Beraberinde getirdiği ve Kont’a hitaben yazılan tavsiye mektupları bir işe yaramamıştı. Her zaman olduğu gibi dertleşmek ve içini dökmek için kâğıt kaleme sarılmış, dostu Hagenauer’e yaşadıklarını anlatmıştı: “Kont’un av köşkünde olduğunu öğrenince onunla karşılaşabilmek için Stuttgart yerine buraya (Ludwigsburg) geldik. 10 Temmuz’da müzik yöneticisi Jomelli ve Baron Pöllniz’le konuşup kendisine Kont Wolfegg’in mektubunu verdim ama faydası olmadı. (…) Bence olay tümüyle Jomelli’nin bir oyunu, Almanları bu saraydan uzak tutmak için elinden geleni yapıyor.”21 Leopold Mozart, mektubuna ayrıca müzik yöneticisi Niccolò Jomelli’nin 4.000 gulden yıllık ücretin yanında, pek çok sosyal yardım aldığını, hem Stuttgart’ta hem Ludwigsburg’da evi bulunduğunu da eklemiş ve Wolfgang gibi yetenekli bir Alman’ın saray çevresinde söz sahibi olan İtalyanlar tarafından engellenmeye çalışıldığını bir kez daha vurgulamıştı.

Leopold Mozart’ın mektubunu iki farklı yönden değerlendirmek gerek. XIX. yüzyılın ikinci yarısına dek, bugünkü anlamıyla bir Alman siyasal birliği olmamasına karşın, Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu sınırları içinde Almanca konuşan topluluklar için “Alman” ifadesi kullanılıyordu. Leopold Mozart’ın tanımlaması, siyasal birlik kurulmasından yüz yıl kadar önceye rastladığı için özellikle ilginç; ayrıca bu sözün, onun gibi açık düşünceli birinin ağzından çıkması, üzerinde durulması gereken bir başka yön. Leopold Mozart’ın Almanlara düşman davranışlar içinde olduğunu öne sürdüğü İtalyanların da, XIX. yüzyılın ortalarına dek sadece dil birliğiyle varlıklarını sürdürmüş olmaları ise olayın ayrı bir boyutunu oluşturuyor. Mektuptaki ifadeleri, basit milliyetçilik çekişmeleri dışında değerlendirince de Leopold Mozart’a hak vermek güçleşiyor. O dönemin tanınmış opera bestecisi olan Niccolò Jommelli’nin, ne denli yetenekli olursa olsun, henüz altı yaşındaki bir çocuğu kıskanması pek akla yakın görünmüyor.

Ludwigsburg’daki hayal kırıklığının ardından, Pfalz Elektörü Karl Theodor’un yazlık sarayının bulunduğu Schwetzingen’deki olaylar, bozulan moralleri düzeltmişti. Bu kez tavsiye mektupları işe yaramış, 18 Temmuz’da Wolfgang ve Nannerl, sarayda bir konser vermişlerdi. Müzik tarihi açısından o günlerin bir başka önemi daha vardı: Gerek Wolfgang, gerekse babası, yaşamlarında ilk kez Mannheim Orkestrası’nı dinlemişlerdi. Elektör’ün yazlık sarayında bir konser veren topluluk, Leopold Mozart’ı çok etkilemişti. Salzburg’a yazdığı mektupta, “kesinlikle Almanya’nın en iyisi”22 ifadesine yer vermişti. Johann Stamitz tarafından kurulan ve son derece yetenekli müzisyenlerden oluşan topluluk, etkileyici disiplini ve Barok Dönem alışkanlığının aksine, kademe kademe yükselen nüanslarıyla kısa zamanda Avrupa’nın dört bir yanında adından söz ettirmeye başlamıştı. Stamitz’in 1757’deki ölümünün ardından topluluğun yönetimini üstlenen Johann Christian Cannabich ile Mozart ailesinin yolu, sonraki yıllarda da sık sık kesişecekti.

1763 Ağustosu’nun başlarında Mozart’lar Frankfurt’a ulaştı. Schwetzingen’de kaldıkları süre içinde yakında bulunan Heidelberg ve Mannheim’a gezi yapmış, bu kentleri olabildiğince yakından tanımaya çaba harcamışlardı. Leopold Mozart, tüm ailenin ama özellikle de Wolfgang’ın gezip gördüğü yerler hakkında detaylı bilgi edinmesine çaba harcıyordu. Kalınan kentlerin, çocuğun belleğinde yalnızca birbirine benzer konser mekânları olarak yer etmemesi için tarihî yapıları, şatoları, büyük parkları ve özellikle kiliseleri geziyor, Wolfgang çoğunlukla bu kutsal mekânların orgunu da çalıyordu. Leopold Mozart, önceki yıllarda bu boyutta bir gezi yapmadığı için, gördükleri yerler herkesten önce kendi öğrenme arzusunu kamçılıyordu.

Frankfurt’ta kaldıkları bir aya yakın sürede Wolfgang ve Nannerl dört konser verdi. Leopold Mozart, çocukların halk önündeki davranışlarından ve elde edilen gelirden hoşnuttu. Bu konserlerin birini, o tarihlerde on dört yaşında olan geleceğin ünlü Alman şairi Johann Wolfgang von Goethe de izlemişti. Sanatçı 1830 yılında, Johann Peter Eckermann’la yaptığı bir konuşmada o günleri şöyle anımsayacaktı: “Mozart’ı yedi yaşında bir çocukken Avrupa gezisi sırasında verdiği bir konserde dinlemiştim. O tarihlerde on dört yaşındaydım; sahnede duran küçük adamı, onun ilginç peruğunu ve belindeki kamayı hâlâ bugünkü gibi hatırlıyorum.”23 Bu karşılaşma iki büyük sanatçının yaşamları boyunca birbirlerini tek görüşleri olmuş, çocukluk yıllarına denk geldiği için sanat tarihinde önemli bir iz bırakmamıştır. Mozart yaşamının sonraki yıllarında Goethe’nin “Das Veilchen” (Menekşe) adlı şiirini lied24 olarak bestelemişti. Goethe ise müzik dünyasının bu harika çocuğunun gerçek anlamda bir deha olduğunu, onun ölümünün ardından fark edecekti. Weimar’da Don Giovanni’nin bir temsilini izledikten sonra Friedrich Schiller’e yazdığı 29 Aralık 1797 tarihli mektupta şu satırlar yer alıyordu: “Operadan beklentilerinizi, büyük oranda Don Giovanni’de bulmuş olmanız gerekir. Ancak bu yapıt, türünün tek örneği gibi görünüyor ve Mozart’ın ölümünün ardından, benzer eserlerin ortaya çıkma umudu da boşa çıkmışa benziyor.”25

Leopold Mozart, yolculuklarıyla ilgili ayrıntıları büyük bir titizlikle Salzburg’a bildirmeye devam ediyor, gezinin tüm yönlerini açık yüreklilikle kâğıda döküyordu. 20 Ağustos 1763 tarihli mektupta, Frankfurt konserlerinin başarısını, sağlıklarının yerinde olduğunu arkadaşı Hagenauer’e bildirdikten sonra, Wolfgang’ın tüm neşesine rağmen bir sabah yataktan ağlayarak kalktığını ve Salzburg’daki dostlarını artık etrafında göremiyor olmanın kendisini üzdüğünü söylediğini aktarıyordu.26 Bu olay, Leopold Mozart’ ın geziye tüm aileyi götürmesinin ne denli yerinde bir davranış olduğunu, buna rağmen küçük çocuğun Salzburg’daki günlük yaşamını dolduran diğer kişileri de özlemeye başladığının en belirgin kanıtıdır. Üstelik bu özlem, üç yılı aşacak yolculuğun henüz ilk aylarında kendini belli etmiştir.

Frankfurt’un ardından Koblenz, Bonn ve Köln’de konaklayarak Aachen’a ulaştıklarında Eylül ayının sonu gelmiş, sıcak yaz günleri yerini sonbahara bırakmaya başlamıştı. Aachen, Alman toprakları üzerindeki son duraklarıydı. Sırada önce Brüksel, sonra da Paris vardı. Bir anlamda yabancı topraklardaki yolculuk asıl şimdi başlıyordu. Bu Wolfgang için etrafında konuşulanları rahatlıkla anlayamayacağı bir süreç anlamına geliyordu. Aachen’da Prusya Kralı II. Friedrich’in kız kardeşi Prenses Anna Amalie’nin huzurunda çalan çocuklar büyük ilgi uyandırmış, yolculuk güzergâhlarına Berlin’i de katmaları konusunda teklif almışlardı. Önceden planlanan güzergâhın dışına çıkmak istemeyen Leopold Mozart, bu teklifi geri çevirmiş, ayrıca Prenses’in bütçelerine maddi olarak bir destekte bulunmayışı canını sıkmıştı. Salzburg’a bu olayı şöyle aktaracaktı: “Eğer Prenses’in çocuklara, özellikle de Wolfgang’a verdiği öpücükler altın liralar olsaydı çok mutlu olabilirdik. Ama maalesef, ne hancı ne de postacılar, işlerini öpücük karşılığı görüyor.”27

Yaklaşık dört hafta kaldıkları Brüksel’de Leopold Mozart’ın asıl amacı, çocukların Prens Karl Aleaxander Emanuel von Lothringen’in huzurunda çalabilmeleriydi. Viyana’daki İmparator I. Franz’ın kardeşi olan Prens’in olumlu yanıtı geciktikçe kentteki kalış süreleri uzuyordu. Bir an önce Paris’e ulaşmak isteyen Leopold Mozart, bu dinletiden elde etmeyi umduğu maddi desteği de kaybetmek istemiyordu. Günlerini her yönüyle zengin bir sanat kenti olan Brüksel’i gezerek geçiriyorlardı. Ünlü ressam Peter Paul Rubens’in kiliselerde bulunan yapıtları, Leopold Mozart’ı çok etkilemişti. Prens’in huzuruna kabul edilmekten umudu kesince çareyi halka açık bir konser düzenlemekte bulmuşlar, Leopold Mozart, Prens’in yalnızca kendi eğlencesini düşünmesine ve Wolfgang’ın yeteneğine ilgi göstermemesine içerlemişti.

Paris

18 Kasım 1763 tarihinde Paris’e ulaştılar. Yaklaşık beş ay kalacakları bu kent, her yönüyle o güne dek karşılaştıklarından tümüyle farklıydı. Fransa Kralı XV. Louis, Viyana’daki İmparatoriçe Maria Theresia’yla Yedi Yıl Savaşları boyunca Prusya ve İngiltere’ ye karşı işbirliği yapmıştı. 1763 başında sona eren bu savaşların ardından, iki başkent arasındaki yakınlaşma, Fransa veliahtının 1770’de, Maria Theresia’nın kızı Marie Antoinette’le evlenmesiyle daha da güçlenecekti.

1
...
...
11