Читать книгу «Taraskonlu Tartaren» онлайн полностью📖 — Альфонса Додэ — MyBook.
image

VII
Şanghay’da Avrupalılar
Büyük Ticaret
Tatarlar
Taraskonlu Tartaren Bir Yalancı mı İdi
Serap

Bununla beraber Tartaren bir defa az kaldı seyahate, büyük bir seyahate çıkıyordu.

Taraskonlulardan Garcio-Camus isminde üç kardeş Şanghay’da ticarete başlamışlar, oradaki merkezlerinden birinin müdürlüğünü Tartaren’e teklif etmişlerdi. Ah, işte ona lazım olan hayat bu idi. Büyük işler, idare edilecek bütün bir tüccar memurları âlemi, Rusya’yla, İran’la, Türkiye’yle, Asya’yla münasebetler, hülasa büyük ticaret!

Tartaren’in ağzında bu “büyük ticaret” sözü o kadar yüksekten geliyordu ki!..

Garcio-Camus ticarethanesinin bir faydası daha vardı ki oraya vakit vakit Tatarlar geliyordu. O zaman hemen kapılar kapanıyor, bütün memurlar silahlarını alıyor, konsolos bayrağı çekiliyor, pencerelerden “Pat! Pat!” Tatarların üstüne ateş ediliyordu.

Bu malumat üzerine Tartaren-Kişot ne kadar müteheyyiç olmuştu size söylemeye lüzum görmüyorum. Maalesef bu Tartaren-Sancho’nun işine gelmiyordu ve Tartaren-Kişot’tan daha kuvvetli olduğu için iş neticesiz kaldı. Şehirde bundan çok bahsedildi. Gidecek mi? Gitmeyecek mi? Bahse gireriz ki evet; bahse gireriz ki hayır. Bu bir hadise oldu. İşin sonunda Tartaren gitmedi. Lakin her hâlde bu hikâye ona büyük bir şeref ve haysiyet kazandırdı. Şanghay’a gidecek hâle gelmek yahut Taraskon namına oraya gitmek hemen aynı şeydi. Tartaren’in seyahatinden bahsede bahsede bir zaman geldi ki onun Şanghay’dan avdet ettiğine20 inanıldı. Kulüpte herkes ondan Şanghay hayatı, ahlakı, afyon ve büyük ticaret hakkında malumat istiyordu.

Tartaren iyi malumat almış olduğundan istenilen teferruat hakkında memnuniyetle malumat veriyordu. Sonunda kahraman adam hakikaten Şanghay’a gidip gitmediği hakkında kendisi de şüphe etmeye başlamıştı. O kadar ki yüzüncü defa olarak kulüpte Tatarların hücumu hakkında malumat verirken “O vakit memurları silahlandırdım. Konsolos bayrağını çektim. Ve pat, pat, pat pencerelerden tatarlar üstüne ateş ettirdim.” demeye başladı. Bunu işittiği zaman bütün kulüp titriyordu…

Lakin o hâlde Tartaren fena bir yalancıdan başka bir şey değil!

Hayır! Bin kere hayır! Tartaren bir yalancı değildi.

Bununla beraber Şanghay’a gitmediğini pekâlâ bilmesi lazım gelirdi.

Vakıa, evet Şanghay’a gitmediğini bilmesi lazımdı.

Yalnız şunu iyice dinleyiniz. Şimal adamları indinde güneylilerin yalancılık şöhretleri hakkında katiyen anlaşmak lazım geldi. Güneyde yalancı yoktur. Ne Marsilya’da ne Nîmes’de ne Toulouse’da ne de Taraskon’da… Güney adamı yalan söylemez, aldanır.

Daima hakikati söylemez. Lakin doğru söylediğini zanneder. Güneylinin yalanı bir yalan değil bir seraptır.

Evet, bir serap!.. Ve beni iyi anlamak için güneye gidecek ve göreceksiniz. Bu şeytan memleketinde, güneşin her şeyi değiştirdiğini ve aslından daha mübalağalı gösterdiğini göreceksiniz. Aynı zamanda Montmartre Tepesi’nden daha büyük olmayan küçük Provance silsilelerini de göreceksiniz. Bu tepeler size fevkalade büyük görünecek. Nîmes’de Maison Carre’yi de göreceksiniz -sanki küçük mücevherden bir etajer- bu size Notre Dame Kilisesi’nden daha büyük gelecek.

Ah, göreceksiniz… Güneyin tek bir yalancısı varsa oda güneştir. Nereye aksetse mübalağalandırır.

İkbal zamanlarında Sparta ne idi: Bir küçük kasaba… Atina ne idi? Olsa olsa bir nahiye merkezi… Bununla beraber tarihte bunlar bize gayet büyük şehirler gibi görünür. İşte güneşin yaptıkları…

Bundan sonra Taraskon’a akseden aynı güneşin eski debboy memuru Bravida’yı, kahraman kumandan Bravida ve şalgamı baobap ve Şanghay’a gitmesine ramak kalan bir adamı Şanghay’a gitmiş bir adam yapmasına nasıl hayret edersiniz?

VIII
Mitaine Vahşi Hayvanlar Cambazhanesi
Taraskon’da Atlas Aslanı
Müthiş ve Resmî Karşılaşma

Şimdi Taraskonlu Tartaren’in asırlık defne dallarıyla bir şan ve şeref tacına nail olmadan evvelki hususi hayatını gösterdik. Şimdi bu kahramanca hayatın mütevazı bir muhitteki elemlerini, meserretlerini, hayallerini, ümitlerini naklederek tarihin en büyük sahifelerine ve bu emsalsiz kadere parlaklık veren garip hadiseye varmakta istical edelim.21

Bir akşam Silahçı Costecalde’ın dükkânında Taraskonlu Tartaren birkaç meraklıya iğneli bir tüfeğin nasıl kullanılacağını gösteriyordu. O zamanlar bu silah pek yeni idi. Ansızın kapı açıldı Kasketli bir avcı telaşla “Bir aslan! Bir aslan!” diye haykırarak dükkâna girdi. Herkeste hayret ve korku, gürültü, itişip kakışma… Tartaren süngüsünü çevirdi. Costecalde koşup kapıyı kapadı. Avcının etrafını sardılar, ona, sualler sormaya ve sıkıştırmaya başladılar. İş anlaşıldı. Mitaine vahşi hayvanlar kumpanyası Beaucaire panayırından avdet ediyordu. Birkaç gün mola vermeye muvafakat etmişler ve birtakım boa yılanları, fok balıkları, timsahlar ve gayet güzel bir Atlas aslanıyla kale meydanında yerleşmişlerdi.

Taraskon’da Atlas aslanı! Hiçbir zaman insanların hatırına böyle bir şey gelmemişti. Onun için bizim cesur kasket avcıları gururla birbirlerine bakıyorlardı. Onların mert simalarında ne kadar neşe vardı, Costecalde’ın dükkânının her köşesinde sükût içinde herkes nasıl meserretle birbirinin elini sıkıyordu.

Heyecan o kadar büyük, o kadar şaşırtıcı idi ki kimse söyleyecek bir kelime bulamıyordu.

Tartaren bile rengi uçmuş titriyor, iğneli tüfeği henüz elinde tutuyor, tezgâhın önünde ayakta durmuş düşünüyordu. Bir Atlas aslanı şurada, yakında, iki adım ötede! Bir aslan! Yani kahraman bir hayvan, hakkıyla yırtıcı, vahşi hayvanların padişahı! Hayalinde yaşayan av, yani hayalinde o kadar güzel dramlar oynayan ideal sürünün ilk ferdi gibi bir şey…

Allah’ım, bir aslan!

Hem de bir Atlas aslanı! Bu artık büyük Tartaren’in tahammül edemeyeceği bir şey…

Birdenbire kan yüzüne hücum etti.

Gözleri parladı. Mütekallisane22 bir hareketle iğneli tüfeği omzuna vurdu. Sonra eski elbise ambar memuru, yüzbaşı, cesur kumandan Bravida’ya dönerek gök gürültüsü gibi bir sesle “Kumandan haydi gidip şunu görelim!” dedi.

Costecalde korkarak dedi ki:

“Be! Be! Be! Be! Ya benim tüfeğim… İğneli tüfeğimi götürüyorsunuz!”

Lakin Tartaren bütün kasket avcıları tarafından mağrurane takip edilerek sokağı dönmüştü.

Vahşi hayvanlar mahalline vardıkları zaman orada büyük bir kalabalık vardı. Bütün Taraskon, kahraman ırk, pek çok zamandan beri heyecanlı manzaradan mahrum oldukları için hepsi Mitaine barakası üzerine hücum etmiş, onu muhasara altına almışlardı. Onun için şişman Madam Mitaine çok memnundu. Bedevi kıyafetine girmiş, kollarını dirseklerine kadar sıvamıştı. Bir elinde bir kırbaç, diğer elinde canlı bir tavuk vardı. Bu tavuk tüylü olmakla beraber meşhut kadın barakada Taraskonlulara ikram ediyordu. Onun da çifte bazusu olduğu için muvaffakiyeti maiyetinde çalışan cambazlar derecesinde büyüktü.

Tartaren’in omuzda silah içeriye girmesi etrafa soğukluk verdi. Kafeslerin önünde silahsız, korkusu hatta kendileri için hiçbir tehlike hissi olmaksızın sükûnetle dolaşan kahraman Taraskonlular Tartarenlerinin o koskoca harp vasıtalarıyla barakaya girdiğini görünce tabii olarak dehşetle hareket ettiler. Demek ki korkacak bir şey vardı. Çünkü bu bir kahraman… Bir anda kafeslerin önü boşaldı. Çocuklar korkudan haykırıyor, kadınlar kapıya bakıyordu. Eczacı Bézuquet tüfeğini alacağını söyleyerek kaçtı.

Bununla beraber yavaş yavaş Tartaren’in tavrı cesaretlileri temin etti. Sakin, başı yukarıda, cesur Taraskonlu ağır ağır barakayı devretti. Fokların havuzu önünden durmadan geçti. Çiğ tavuğunu yiyen boa yılanının sesler gelen sandığına ehemmiyet vermeyerek baktı. Nihayet aslanın kafesi önünde dikilip kaldı.

Müthiş ve resmî karşılaşma: Atlas aslanıyla Taraskon aslanı karşı karşıya… O Atlas aslanı ki Taraskonlulara o zamana kadar kemal-i istihkar ile bakmış, yüzlerine karşı esnemişti. Aslan birdenbire hiddetle hareket etti. Önce şiddetle nefes aldı, boğuk boğuk homurdandı, pençelerini açtı, ayaklarını gerdi. Sonra kalktı. Alabildiğine ağzını açtı ve Tartaren’e doğru müthiş surette böğürdü.

Buna bir dehşet çığlığı mukabele etti. Bütün Taraskon telaş içinde kapılara doğru koştu. Hepsi, kadınlar, çocuklar, hamallar, kasket avcıları, hatta cesur kumandan Bravida… Yalnız Taraskonlu Tartaren hareket etmedi… Orada metin, azimkâr, kafesin önünde gözlerinden ateş saçarak ve bütün şehrin tanıdığı müthiş yüz buruşturmasıyla duruyordu. Bir müddet sonra kasket avcıları onun tavrı ve demir çubuklarının sağlamlığından biraz emniyet hasıl ettikleri zaman reislerine yaklaştılar ve onun aslana bakarak “Ah! Evet bu bir avdır.” diye mırıldandığını işittiler.

O gün Taraskonlu Tartaren başka lakırtı söylemedi…

IX
Serabın Garip Tesiri

O gün Taraskonlu Tartaren başka hiçbir şey söylemedi. Lakin bedbaht çok şey söylemiş oldu…

Ertesi gün şehirde Taraskonlu Tartaren’in yakında Cezayir’e hareket ederek aslan avlayacağından başka bir şeyden bahsolunmuyordu. Aziz okuyucularım! Bu kahraman adamın buna dair hiçbir kelime söylemediğine siz de şahitsiniz. Lakin ah o serap!

Hülasa bütün Taraskon bu hareketten bahsediyordu. Avlularda, kulüplerde, Costecalde’ın dükkânında herkes telaşlı bir surette birbirinin yanına geliyor, “Bundan başka? Havadisi biliyor musunuz hiç olmazsa?”, “Bundan başka ne var? Tartaren’in hareketi mi hiç olmazsa?” diye konuşuyordu.

Çünkü Taraskon’da bütün cümleler “bundan başka” kelimeleri ile başlar ve “hiç olmazsa” sözü ile biter. Bu kelimeleri de kendilerine mahsus bir şive ile söylerler. Bugünlerde “bundan başka” ve “hiç olmazsa” sözleri camları sarsacak tarzda tekrar edilip duruyordu.

Afrika’ya hareket edeceğini duyduğu zaman en çok hayret eden insan Tartaren’di. Lakin tefahürün23 ne olduğunu bilirsiniz. Hiçbir yere gitmeyeceğini ve gitmek niyeti olmadığını söyleyecek yerde zavallı Tartaren ilk önce bu söz kendisine söylendiği vakit baştan savma bir tavırla “Be… Be… Belki… Daha bir şey söylemem.” demişti İkinci defa bu fikre biraz da alışık bir tarzda cevap verdi:

“İhtimali var.”

Üçüncü defa “Bu muhakkak.” dedi.

Nihayet kulüpte, Costecalde’ın dükkânında yumurtalı puncun, bravoların, ziyaların tesiriyle ve hareketi haberinin şehirde yaptığı güzel tesirin sarhoşluğuyla bedbaht adam artık şapka avcılığından bıktığını ve yakında büyük Atlas aslanını takibe çıkacağını resmen ilan etti.

Bu beyanatı müthiş bir “Hurra!” sadası karşıladı. Bunun üzerine yeniden yumurtalı punç, el sıkmalar, sarmaş dolaş olmalar, baobaplı küçük evin önünde gece yarısına kadar meşalelerle serenatlar birbirini takip etti.

Tartaren-Sancho memnun değildi. Afrika’ya seyahat ederek aslan avcılığı etmek fikri ona önceden ürpermeler veriyordu Şerefine serenatlar yapılan evinin kapısından girerken Tartaren-Kişot’la müthiş bir münazaa ediyor, ona “çılgın hayalperest”, “basiretsiz”, “üç kere deli” diyor, bu seyahatte maruz kalacağı bütün felaketleri, garkları, romatizmaları, sıtmaları, dizanterileri, vebaları, elefantiazisleri vs. sayıyordu.

Tartaren-Kişot beyhude yere basiretsizlik etmeyeceğine, kendini muhafaza edeceğine, lazım olan her şeyi beraber götüreceğine yemin ediyor lakin Tartaren-Sancho hiçbir şeye kulak vermiyordu. Zavallı adam şimdiden kendini aslan tarafından parçalanmış çölün kumları altında müteveffa Cambyses gibi boğulmuş görüyordu. Öteki Tartaren bunların hemen vukuya gelmeyeceğini, işin acele olmadığını ve henüz hareket etmediğini söyleyerek onu bir dereceye kadar teskin ediyordu.

Vakıa ihtiyat tertibatı almadan böyle bir seyahat için yola çıkılmayacağı meydanda idi. Nereye gidileceğini bilmek lazım. Bir kuş gibi yola çıkılmaz ya…

Her şeyden evvel Taraskonlu büyük Afrika seyyahlarının hikâyelerini okumak istedi. Mungo Park’ın, Du Cuhaillu’nin, Livingstone’un hikâyelerini okuyacaktı.

Orada gördü ki cesur seyyahlar seyahat için çarıklarını giymeden önce uzun müddet açlığa, susuzluğa, cebrî yürüyüşe ve her türlü mahrumiyetlere kendilerini alıştırmışlardı. Tartaren de onlar gibi yapmak istedi. Bu günden itibaren kendini ancak kaynar su ile beslemeye başladı. Taraskon’da kaynar su diye sıcak suda bir baş sarımsak, biraz ada çayı ve bir parça defne ile ıslatılmış bir dilim ekmeğe derler, bu beslenme usulü şiddetli idi. Zavallı Sancho’nun nasıl yüzünü buruşturacağını tasavvur edersiniz…

Kaynar su rejimine ilave olarak Taraskonlu Tartaren daha akilane tedbirler ittihaz etti. Mesela uzun yol yürümeye alışmak için her sabah birbiri arkasında şehri yedi sekiz defa devretmeye katlandı. Bunu bazen süratli adımlarla, bazen de dirseklerini vücuduna yapıştırarak ve eski zamanlar usulüne tevfikan24 ağzına iki beyaz çakıl taşı alarak koşa koşa yapardı.

Sonra gecenin serinliğine, sise ve çiğ yağmasına alışmak için her akşam bahçesine iniyor, baobap ağacının arkasında pusuya yatarak saat ona, on bire kadar kalıyordu.

Elhasıl Mitaine vahşi hayvanlar cambazhanesi Taraskon’da kaldığı müddetçe Costecalde’ın evinde geç kalmış olan kasket avcıları gecenin karanlığında barakaların arkasında enine boyuna dolaşan esrarengiz bir adam görüyorlardı.

Bu Taraskonlu Tartaren idi. Gece karanlığında aslanın böğürmesini titremeden işitmeye kendini alıştırıyordu.