CLÉANTE: Ah! Ne kadar üzgün olduğumu anlamanız mümkün değil. Ne de olsa üzerimizde uygulanan bu sıkı tasarruftan, içinde hapsolduğumuz bu garip kıtlıktan daha acımasız bir şey var mı? Ah! Tadını çıkaracak yaşlarımız geçtikten sonra bu kadar zenginliğe sahip olmamız ne işimize yarayacak? İkimiz de iyi giyinebilmek için her gün tüccarları dolaşıp borç istedikten sonra yarınki zenginliği ne yapacağız? Son olarak, sizinle konuşmak istediğim bir diğer konu; birini sevdiğimi söyleyip babamızı yoklamanızdı. Bu dileğimi reddedecek olursa buralardan çekip gideceğim. Sevdiğim kadınla başka bir yere gider, Tanrı’nın bize bahşedeceği imkânlarla hayatta kalmaya çalışırız. Bu amaçla her yerde ödünç para arıyorum; kardeşim, eğer siz de benimle aynı durumdaysanız ve babamız isteklerimize karşı çıkacak olursa, ikimiz de onu bırakır gideriz, bunca zamandır cimriliği yüzünden çektiğimiz çileye bir son veririz.
ÉLISE: Her geçen gün bize annemizin ölümünden üzüntü duymamız için daha fazla sebep verdiği oldukça doğru…
CLÉANTE: Sesini duyuyorum. Biraz uzaklaşıp konuşalım. Daha sonra onun sert öfkesini yıkmak için güçlerimizi birleştirerek iş birliği yapalım.
HARPAGON: Hemen çık git buradan! Cevap verme! Hadi defol git evimden! Seni düzenbaz! Seni ip kaçkını!
LA FLÈCHE: Bu lanetli yaşlı adam kadar pislik bir herif daha görmedim! İçinde şeytan var, belki de şeytanın ta kendisidir!
HARPAGON: Ne söyleniyorsun?
LA FLÈCHE: Neden kovuyorsunuz beni?
HARPAGON: Neden diye sormak senin ne haddine haydut! Çık diyorum çabuk! Elimde kalacaksın yoksa!
LA FLÈCHE: Size ne yaptım?
HARPAGON: Sana defol git diyorum!
LA FLÈCHE: Efendim, oğlunuz, onu beklememi emretti.
HARPAGON: Git, dışarıda bekle! Olup biteni öğrenmek ve yarar sağlamak için bir kazık gibi dikilme evimde. Bütün yaptıklarımı gözetleyen birini istemiyorum. Bir casus istemiyorum, kör olası gözlerin dört yanımı kuşatmış, bütün servetimi yemek istercesine bakıyorlar bana, evimde çalacak bir şeyler arıyorlar.
LA FLÈCHE: Sizden bir şey çalmak mı? Siz bir çöpünüzü bile çaldırmazsınız, her şeyinizi saklamışsınız, gece gündüz nöbettesiniz!
HARPAGON: İstediğim gibi nöbet bekler; istediğim şeyi istediğim yere saklarım. Şu muhbire bak sen! (Kendi kendine) Bu adam altınlarımın kokusunu almış olmasın! (Yüksek sesle) Sen gidip herkese bu evde saklı para olduğunu da söylersin! Senden her şey beklenir.
LA FLÈCHE: Bu evde saklı para mı var?
HARPAGON: Hayır, serseri, onu söylemiyorum. (Kendi kendine) Bu adam beni delirtecek. (Yüksek sesle) Söylemek istediğim, bana kötülük etmek için gidip insanlara para sakladığımı söylersin.
LA FLÈCHE: Olsun veya olmasın, sizin paranızdan bize ne fayda gelir ki?
HARPAGON: (Tokat atmak için elini kaldırır.) Ukala herif! Koparırım kafanı! Defol git buradan!
LA FLÈCHE: Gidiyorum.
HARPAGON: Dur. Benden bir şey mi çaldın?
LA FLÈCHE: İnsan sizin neyinizi çalabilir ki?
HARPAGON: Buraya gel, aç ellerini.
LA FLÈCHE: Buyurun!
HARPAGON: Diğer elini de aç.
LA FLÈCHE: Diğer elimi mi?
HARPAGON: Evet! Diğer elini!
LA FLÈCHE: Buyurun! İşte diğer elim!
HARPAGON: (Pantolonunu işaret ederek) Şurada bir şey yok mu?
LA FLÈCHE: Siz bakın.
HARPAGON: (Pantolonun diz kısımlarını yoklar.) Bu yüksek pantolonlar, çalınan şeylerin alıcısı olmaya meyillidir; böyle pantolon giyenleri asmalı!
LA FLÈCHE: Ah! Bu adam korktuğu şeyi hak ediyor! Ona ait bir şeyler çalmaktan zevk duyardım.
HARPAGON: Huh?
LA FLÈCHE: Ne?
HARPAGON: Ne çalmaktan bahsediyorsun?
LA FLÈCHE: Bir şeyler çalıp çalmadığımı anlamak için dokunmadığınız yerim kalmayacak dedim.
HARPAGON: (Ceplerini karıştırır.) Kalmaz, bakarım elbette.
LA FLÈCHE: Bütün cimrilerin canı cehenneme!
HARPAGON: Kimin canı cehenneme dedin?
LA FLÈCHE: Bütün cimrilerin.
HARPAGON: Kimmiş o cimriler?
LA FLÈCHE: Korkunç ve aşağılık insanlar!
HARPAGON: Kim onlar?
LA FLÈCHE: Siz neden üzerinize alınıyorsunuz?
HARPAGON: Alınırsam alınırım.
LA FLÈCHE: Size söylediğimi mi zannettiniz?
HARPAGON: Nasıl anlamak istersem öyle anlarım. Sen kime cimri diyorsun onu söyle.
LA FLÈCHE: Külahıma diyorum.
HARPAGON: O külahını sana yediririm.
LA FLÈCHE: Cimrileri lanetlemek de mi yok?
HARPAGON: Var, var ama benim karşımda dedikodu yapmak yok. Anladın mı? Kapat çeneni!
LA FLÈCHE: Kimsenin adını vermedim ki.
HARPAGON: Konuşursan seni döverim.
LA FLÈCHE: Sırları olan düşünsün!
HARPAGON: Çenene sahip çıkacak mısın?
LA FLÈCHE: Evet ama zoraki bir şekilde.
HARPAGON: Zorla mı, tabii!
LA FLÈCHE: (Bir cep daha göstererek) İşte bir cebim daha var. Ona da bakın. Mutlu musunuz şimdi?
HARPAGON: Hadi aratma ceplerini, ver.
LA FLÈCHE: Neyi vereyim?
HARPAGON: Ne aldıysan, onu geri ver.
LA FLÈCHE: Sizden hiçbir şey almadım ki.
HARPAGON: Öyle mi?
LA FLÈCHE: Evet, öyle.
HARPAGON: Defol git o zaman. Cehennemin dibine kadar yolun var.
LA FLÈCHE: Ne güzel kovuldum.
HARPAGON: Çaldığın herhangi bir şey varsa vicdanına otursun!
HARPAGON: Elbette, büyük miktarda parayı evde tutmak hiç de küçük bir sorun değil; bütün mal varlığını iyi saklamış ve sadece masrafı için gereken kadarını evinde tutanlar kutsanmıştır. Bütün bir evin içinde sadık bir saklama yeri icat etmek kabalık olmaz. Çünkü benim için kasalar şüphelidir ve onlara asla güvenmek istemem. Onları hırsızlara açık bir yem olarak görüyorum ve insanın saldıracağı ilk şey her zaman bu olur.
HARPAGON: Ancak evdeki bahçeme on bin altın gömmekle iyi ettim mi bilmiyorum, oldukça büyük bir meblağ… (Burada erkek ve kız kardeş alçak sesle konuşarak gelirler.) Aman Tanrı’m! Kendime ihanet ettim. Sinir başıma vurmuş olmalı, tek başıma akıl yürütürken yüksek sesle konuştuğuma inanamıyorum. Hayrola?
CLÉANTE: Bir şey yok, baba.
HARPAGON: Ne zamandan beri buradasınız?
ÉLISE: Şimdi geldik.
HARPAGON: Söylediklerimi işittiniz…
ÉLISE: Neyi baba?
CLÉANTE: Biz bir şey duymadık.
HARPAGON: Duydunuz, duydunuz.
ÉLISE: Affedersiniz baba, biz bir şey duymadık.
HARPAGON: Birkaç cümle duyduğunuzu biliyorum, kendi kendime bugünlerde para bulmanın ne kadar zor bir şey olduğunu söylüyordum, evinde on bin altını olanlar ne mutlular diyordum.
CLÉANTE: Biz sizi rahatsız ederiz diye yaklaşmıyorduk.
HARPAGON: İçiniz rahat etsin diye söylüyorum, ağzımdan çıkanları yanlış anlayıp on bin altınım var zannetmeyin diye.
CLÉANTE: Biz sizin işlerinize burnumuzu sokmayız.
HARPAGON: Keşke on bin altınım olsa ama nerede!
CLÉANTE: Sanmıyorum ki…
HARPAGON: Neler yapardım o altınlarla.
ÉLISE: Bu mevzular…
HARPAGON: Paraya o kadar çok ihtiyacım var ki bugünlerde.
CLÉANTE: Bildiğim kadarıyla…
HARPAGON: O kadar çok işime yarardı ki…
ÉLISE: Ama siz…
HARPAGON: Param olsaydı hâlimden hiç bu kadar yakınır mıydım?
CLÉANTE: Aman Tanrı’m, baba, siz yakınacak bir durumda değilsiniz, herkes yeterince paranızın olduğunu biliyor.
HARPAGON: Nasıl? Yeterince param mı varmış? Bunu söyleyenler yalan söylemiş. Bundan daha büyük bir yalan olamaz. Bu söylentiyi çıkaranlar alçak heriflerdir!
ÉLISE: Öfkelenmeyin baba.
HARPAGON: Olmaz olsun böyle şey! Kendi çocuklarım kuyumu kazarak bana düşman kesiliyorlar.
CLÉANTE: Paranızın olduğunu dile getirerek size düşmanlık mı etmiş oluyoruz?
HARPAGON: Tabii! Bir tarafta bu tür söylentiler, diğer yanda da sizin çarçur ettiğiniz paralar yüzünden beni boğazlamaya gelecekler.
CLÉANTE: Çarçur ettiğimiz paralar da nedir?
HARPAGON: Ne mi? Şehirde gezintiye çıktığınızda üzerinize giyindiğiniz ihtişamlı kıyafetler? Daha dün kız kardeşinizin giyimini eleştiriyordum fakat sizinki daha beter. Tanrı bu denli ihtişamlı olmanızdan hoşnut olmaz, o giysilerinizi biri üzerinizden çalacak olsa zengin olup mağaza işletmeye başlar. En az yirmi kez söyledim, yaşam tarzınız hoşuma gitmiyor. Hele o marki hâlleriniz! Markilere benzemeye çalışırken akıl sağlığınızı kaybedeceksiniz! Bir şeylerimi çarçur ettiğiniz aşikâr.
CLÉANTE: Size ait bir şeyi nasıl çarçur edebilir ki bir insan?
HARPAGON: Ben nereden bileyim? Üzerinize giydiklerinizi satın almak için nereden para alıyorsunuz?
CLÉANTE: Ben mi? Ben kumar oynayarak kazanıyorum harcadığım parayı.
HARPAGON: Yanlış yapıyorsunuz. İyi oynayabiliyorsanız o hâlde kazandıklarınızı harcamak yerine bir yere yüksek faizle verip artmasını beklemelisiniz. Bu konuda daha fazla konuşmak istemiyorum fakat merak ettiğim bir şey var. Bu tepeden tırnağa üzerinizde taşıdığınız kurdeleler ne işe yarıyor? Beş-altı tanesi yetmez miydi? İnsan hiç kendi saçlarından vazgeçerek peruğa para verir mi? Bu kurdeleler ve peruk yılda yirmi altın eder. Yirmi altını en azından yüzde beş buçuk faizle versen yılda on sekiz lira doksan kuruş eder.
CLÉANTE: Haklısınız.
HARPAGON: Neyse başka şeylerden konuşalım. Ne oluyor orada? Biri ötekine işaret ediyor. Kesemi çalacaklar. Bu jestler ne anlama geliyor?
ÉLISE: Kardeşimle aramızda hangimizin daha önce konuşacağı konusunda pazarlık ediyoruz. İkimizin de size söylemesi gereken şeyler var.
HARPAGON: Benim de ikinize söylemek istediğim şeyler var.
CLÉANTE: Bizim sizinle konuşmak istediğimiz şey, evlilik konusu…
HARPAGON: Benim de sizinle konuşmak istediğim şey evlilik konusuydu.
ÉLISE: Eyvah!
HARPAGON: Eyvah mı? Neden böyle bir tepki verdiniz? Sizi ürküten şey evlilik kelimesi mi yoksa evliliğin kendisi mi?
CLÉANTE: Evlilik ikimizi de korkutabilir. Sizin düşüncelerinizdeki evlilik nasıl bilemiyoruz. Sizin kararınız bizim duygularımızla uyuşamayabilir.
HARPAGON: Sabredin ve korkmayın. İkinizin de kalbinden geçenleri biliyorum. Söylediklerimi duyduktan sonra ikinizin de yakınmasına gerek kalmayacak. Hadi bakalım en baştan başlayalım; Mariane diye birini tanıyor musunuz? Bu civarda oturuyor.
CLÉANTE: Evet, baba.
HARPAGON: Ya sen, Élise?
ÉLISE: İsmini duymuştum.
HARPAGON: Kızı nasıl buluyorsunuz oğlum?
CLÉANTE: Oldukça zarif bir kadın.
HARPAGON: Dış görünüşü?
CLÉANTE: Narin ve hoş.
HARPAGON: Peki ya hâli, davranışları?
CLÉANTE: Daha iyisini görmedim.
HARPAGON: Sizce de üzerinde durulmaya değer bir kadın değil mi?
CLÉANTE: Evet, baba.
HARPAGON: Onunla evlenmeyi arzular mısınız?
CLÉANTE: Evet, baba.
HARPAGON: İyi bir eş olur, değil mi?
CLÉANTE. Kesinlikle!
HARPAGON: Bana zorluk çıkartan bir düşünce var kafamda, varlıklı bir kadın mıdır acaba? Varlıklı olmaması beni korkutuyor.
CLÉANTE: Ah! Baba, bu kadar değerli bir kadınla evlenecekken fakir olup olmadığına bakılır mı hiç?
HARPAGON: Bakılmaz olur mu hiç? Arzuladığımız şeyi bulamazsak bu eksiği bir başka şeyle kapatmak gerekecek.
CLÉANTE: Söyleyecek bir şey bulamıyorum.
HARPAGON: Hislerimi anlamanıza sevindim zira bu kadın kibarlığıyla kalbimi fethetti. Kararımı verdim: Onunla evleneceğim, tabii az da olsa varlıklıysa.
CLÉANTE: Ne? Nasıl yani?
HARPAGON: Ne oldu?
CLÉANTE: Neye karar verdiniz?
HARPAGON: Mariane ile evlenmeye karar verdim.
CLÉANTE: Kim? Siz mi?
HARPAGON: Evet ben, bu nasıl bir soru böyle?
CLÉANTE: Başım dönüyor, en iyisi buradan biraz uzaklaşayım.
HARPAGON: Hiçbir şey olmaz. Mutfağa gidip büyük bir bardak su için.
О проекте
О подписке
Другие проекты
