Читать книгу «Arasat Meydanı» онлайн полностью📖 — Smagul Elubay — MyBook.
image
cover

Smagul Elubay
Arasat MeydanıROMAN

Takdim
Canseyit TÜYMEBAYEV
Kazakistan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi

Kazakistan’ın bağımsızlığından önce Kazak halkı nice tarihi dönemlerden geçmiştir. Adeta sırat köprüsü gibi geçen bu süreç içinde birçok kazanımların yanında her türlü katliamların da şahidi olmuştur.

Rus Çarlığının 1897 yılındaki nüfus sayımına göre, Kazak halkının nüfusu 4 milyon civarındaydı. 1918-1920 yıllar arasında ise, 6-7 milyona yükseldi. 1921 yılındaki açlık nedeniyle ölen kişi sayısı 1 milyon 700 bini geçmiştir. 1931-1934 yıllar içerisinde kara bulut gibi kaplayan açlık 2 milyon 300 bin kişinin hayatını götürmüştür.

Bu “yapay” afet, sadece Kazakistan topraklarında değil, Rusya, Ukrayna ve Belarus topraklarında da cereyan ederek toplam 7 milyon hayatın kaybedilmesine sebep olmuştur. O dönemde açlığa duçar olmayan, o korkunç felakete maruz kalmayan olmamıştır. Dolayısıyla dönemin totaliter politikasıyla yönetilen Kazak halkı nüfusunun yarısından çok insanını kaybetmiştir. Böylece açlık öncesindeki malları kayıt altına alma ve el koyma işlemlerinin neticesinde göçebe olarak yaşayan Kazak halkının hayat düzeni bozulmuştur. Yazar Mırjakıp Dulatov’un ifadesiyle, “Babadan oğul, anadan kız, eşinden eşi ayrıldı. Yürekler kanadı, gözler yaşardı. Yine açlık, yine çıplaklık, yine ölüm…” İşte o korkunç yıllarda akla hayale gelmeyen vergiler çoğaldı. Halk hayvanların yünlerine, boynuzlarına vergiler ödemek zorunda kaldı. Ahırında malı olmayan halkı ölüme sürüklemek daha kolaydı. 40 milyon irili ufaklı hayvandan anında 4 milyona düştü.

Kazak halkının açlıktan önceki nüfus sayısına ancak 70’li yıllarda kavuşabilmiştir. Bundan dolayı o acı dönemi çok iyi okumamız, araştırmamız gerekir ki, bundan sonraki dönemlerde tekrarlanmasın ve yeniden yaşanmasın. Zira bu felaket Kazak halkının ve tüm insanlığın hafızasından hiçbir zaman silinmeyecek bir gerçektir.

Değerli Kazak yazarı Smagul Elubay, “Arasat Meydanı” romanında bu acı, tarihi insanlık felaketi çok net bir şekilde anlatmaktadır. “Arasat Meydanı” romanı, sadece açlığın doğurduğu acı ve ıstırabı değil, o felakete sürükleyen çok yönüyle hatalı, hatta affedilmeyecek kadar zalim yönetim sistemini, o sistemin nicelerini sürgün ederek suçsuz cezalandırmasını tarihi olaylarla resmederek göstermektedir.

Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev devlet televizyon kanallarına röportaj verirken, gazetecinin yönelttiği “Son dönemde hangi edebiyat eserlerini okudunuz?” sorusuna şöyle cevap vermişti: “Ben genelde ekonomi ve siyaset kitapları okurum. Edebiyat eserlerini okumaya pek vakit bulamıyorum. Fakat yoğunluğuma rağmen son dönemde Smagul Elubay’ın “Ak Boz Üy” (Arasat Meydanı) romanını okudum. Halkımızın 30’lu yıllarda çektiği işkenceler, açlık ve bir sürü sıkıntılar hakkında güzel yazılan bir kitaptır. Kitabı çok beğendim.”

2012 yılında başkentimiz Astana’da 1932-1933 Yıllardaki Açlık Kurbanları İçin Anıt açılmış bulunmaktadır. Anıtın açılış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanımız Nursultan Nazarbayev, 30’lu yılların acısını dile getirerek o dönemin yönetim sistemini eleştirir ve bundan sonraki yapılması gereken önemli işlere dikkat çeker: “Bizler geleceğe yönelen milletiz. Bağımsızlığımızın 20. Yılını daha geçen sene kutladık. Sovyet Hükümeti kurulduğu günlerde Kazakistan’dan göç ederek ayrılan halklarımız az değildi. O dönemde 4 milyon kadar nüfusa sahiptik. İşte bağımsızlığın sayesinde bizler 1 milyon kadar kardeşlerimizi öz vatanına döndürdük. Günümüzde halkımızın refah seviyesi yükselmekte ve nüfusumuz artmaktadır. Milletimizin birliği, beraberliği devam etmeli, çokluğumuzla iftihar etmeliyiz. Bundan dolayı yapılacak çok işimiz var. Geçmişimizi unutmadan, atalarımızı her zaman anmalıyız.”

Hem Kazakistan-Türkiye arasındaki ilişkiler açısından önem arz eden hem de birbirimizi daha yakın tanımamıza vesile olan bu eserin çevrilmesinde emek veren Gülzada Temenova’ya, kitabın yayına hazırlanmasında emeği geçen Malik Otarbayev’e ve desteğini esirgemeyen dostumuz Avrasya Yazarlar Birliği Başkanı Yakup Ömeroğlu’na şükran duygularımı arz eder, romanın başucu kitabı olmasını temenni ederim.

Takdim
Yrd. Doç. Dr. Yakup ÖMEROĞLU
Avrasya Yazarlar Birliği Genel Başkanı

II. Dünya Savaşına katılan meşhur Kazak şairi Juban Moldagaliyev:

 
“Ben Kazak’ım bin ölüp bin kere dirilen,
Kundaktayken anladım hüzün dilinden.
Ağladığı anda yüreğim, güneş tutulur,
Gece aydınlanır güldüğümde sevincimden…”
 

– diyerek Kazak halkının zaman zaman yaşadığı, yer yer şahit olduğu nice tarihi olaylarını göz önümüze serer gibi. Kalmak ile Jongarların istilasından Kazak Hanlığının yıkılmasına kadar, Sovyet Rus Emperyalizmin kuruluşundan Kazakistan devletinin bağımsızlığına kadar olan tarih sürecinde Kazak halkı savaş, açlık gibi birçok katliamların kurbanı olmuştur. Kardeş ülkemizde yaşanan korkunç olayları ister tarih kitaplarından, ister edebiyat eserlerinden öğreniyoruz.

Elinizdeki “Arasat Meydanı” romanı, Kazakistan’ın henüz bağımsızlığı ilan etmeden önce yazılarak gün yüzüne çıkmıştır. Geçmiş dönemin doğurduğu felaketi göz önümüze sererek detaylı bir şekilde anlatıyor. Özellikle, 1930’lu yıllarda elden yapılan yapay afeti konu ediyor. Halkın mal ile mülküne el geçiren dönemin hükümetinin zulmünü ayan beyan gösteriyor. Hayatını yitiren milyonlarca insanın çektiği işkenceleri, duçar oldukları nice zorlukları bir tek insan üzerinden hissettiriyor.

Değerli Kazak yazarı Smagul Elubay, yüksek seviyeli entelektüeldir. Kazakistan’da açlık afetinden ölenler için etkinlikler düzenleyerek her zaman milli değerleri savunan bir mümtaz şahsiyettir. Smagul Elubay’ın yazarlığı öykücülükle başlar. Henüz demir perdeler aralanmadan önce milli değerleri konu eder öykülerinde. Sonra Kazak halkının 1931-1934 yıllar arasında çektiği açlık konusunu işleyerek “Ak boz üy”, “Münacat” ve “Arasat meydanı” adlı üç ciltli romanı kaleme alır. Kazakça “Ak boz üy” (Beyaz çadır evi) olarak adlandırılan romanı yazarın isteğiyle “Arasat Meydanı” adıyla sunuyoruz tüm okurlarımıza.

Kardeş ülke Kazakistan’ın ve Kazak halkının başından geçirdiği bu büyük felaketi tanıtmak, yaşadığı tarihi süreci göstermek amacıyla yayınlanan bu muhteşem eserinin çıkmasına destek veren Kazakistan Ankara Büyükelçisi Canseyit Tüymebayev’e, eseri Türkiye Türkçesine kazandıran Gülzada Temenova’ya ve yayına hazırlayan Malik Otarbayev’e teşekkürlerimi arz eder tüm okuyucularımıza hayırlı olmasını dilerim.

KUYU BAŞINDA

 
Karadağ’ın başından göç geliyor,
Göçtükçe bir taylak boş geliyor…
 
(“Elim-ay”)

1

Kimsesiz, sessiz ve bomboş çevre… Akşam saatleri… Karanlık çökmeye başlamıştır. Yer yer seyrek çalılar göze çarpıyor. Güneşin yuvasına girdiği bu saatlerde büyük ve geniş bozkır, sessiz ve sakin bir uykuya dalmak üzere. Bir süre sonra çevreyi saran, huzur dolu bu sessizliği bozan ve biraz da hareketlendiren bir çan sesi duyulur. Gecenin sessizliğinde uzaklardan âdeta boğularak gelen bu ses, gittikçe daha iyi ve daha yakından duyulmaya başlar. Gece karanlığında sıra sıra dizilen develeriyle bir kervan görünür. Kocaman tek hörgüçlü develerin sırtı, ağır yüklerle doludur. Yolcular pek sessiz. Develerin boyunlarındaki bakır çanların şıngırtısı, yürüyen develerle birlikte ayrı bir ahenk oluşturarak ortama güzellik katıyor. Saz tellerine parmak uçlarıyla dokunarak çalınan sakin bir ezgi gibi gelen bu sesler, sessiz akşamın huzurunu korumakla kalmıyor, hatta bu gizemli âna, harika bir şekilde uyum sağlayarak, onu daha da güzelleştiriyor.

Çok geçmeden kervan yoldan saparak kumlu tepebaşında duraklar. Kervan yolcuları ufak bir alanda develerini yere çöktürerek, ortaya küçük çuvallarıyla heybelerini indirirler. Altı yedi kişi yorgunluktan başlarına torbalarını yaslayarak giysileriyle oracıkta uzanıverirler. Yol yorgunu yolcuların birçoğu, uzanır uzanmaz horlayarak derin bir uykuya dalar.

Bir tek, başına kaftanını örterek uzanmakta olan Fahreddin’in küçük kardeşi Ezbergen göz kırpmaz. Fahreddin büyük hanımdan, o ise küçüğünden doğmuştur. Ezbergen, hayata küsmüş biridir. Özellikle, dün pazarda “Zenginlerin sonu gelmek üzere,” diye laflar duyunca pek canı sıkılmış ve sinirlenmiştir. Uyuyamayınca başını kaldırıp otururken, Fahreddin’in kalkmış olduğunu fark eder. Yıldızların pırıl pırıl parladığı gökyüzünün altında, epey ileride Fahreddin’in arkası dönük şekilde görünen gölgesi kararmaktadır. Kaftanı omuzunda, dünden bu yana böyle bir fırsatı kollamıştır. Tam konuşma zamanı. Kalkarak kendisine sırtı dönük bir şekilde duran ve geceye göz gezdiren cüsseli Fahreddin’e doğru yaklaşır ve yere tükürür. Fahreddin biraz kenara çekilerek, ona göz ucuyla bakar, fakat sesini çıkarmaz. Ezbergen de bilerek bir süre sessiz kalır. Çatık kaşlarıyla o da karanlık geceyi seyre dalar. Ağzını açacak olsa, içindeki öfkeyle kızgınlık ortaya dökülüverecekmiş gibi oluyor. Sonunda dayanamaz ve patlayıverir:

– Sensin, suçlu sensin… Çoktan taşınmalıydık… Gitmeliydik… İşte şimdi… Dedi, pat diye.

Sözleri ağzından dirhemle çıkan Ezbergen, normalde hareketli bir kimsedir. Şimdiyse ne diyeceğini şaşırır, kekeleyerek, boğazı düğümlenerek olduğu yerde kalakalır. Bunu gören Fahreddin, hiçbir şey demez. Derin bir iç çekerek sendeler gibi olur ve bir şey söylemeden kararan yüklere doğru dönüp yürüyüverir. Üzerine kaftanını örterek yatar kalır.

Çok geçmeden doğu sınırlarından bozararak ay görünür. Gökyüzünün batı tarafını kalemle çizer gibi çizerek, hızla bir yıldız kayar. Pelin otlarının arasından çenesi düşük çekirge sesi işitilir.

Ezbergen, kumların üzerine sırt üstü yatarak gecenin derinliği kadar sonsuz derin düşüncelere dalar. Yan tarafta sere serpe uzanmış olan büyük devenin ağır kokusu genzini yakar. Bağlanmış develer avurtlarını oynatarak geviş getirirler. Fahreddin başına kaftanını örtüp ters dönerek uzanır. O, ağabeyini hiç anlayamıyor. Bir de buralara kadı olarak atanmış. Şuradaki Majan gibi binlerce hayvanlık sürüye sahip olmasa bile, kendisi pek yoksul sayılmaz, fakat hükümet dendiğinde nedense sesi kesiliverir. Böyle yapınca, ona merhamet edeceklerini mi sanıyor acaba? Hiç anlam veremiyor. Daha geçen sene yönetime geçmiş olan köyün kunduracısı Şarip’in önündeki çekingenliğine ve çaresizliğine ne dersiniz? Tam da böyle düşüncelere dalmışken, aniden Ezbergen’in tepesi atıverir. Vay bee, gücüne bakmaksızın şu kunduracının oğlu bir de Hansulu’yu istiyor… Tüh, şu pisliklerden pek çekmişti bu güne dek. Hansulu, Ezbergen’in yeğeni, Fahreddin’in tek kızıdır. Bugünlerde âdeta incecik bir dal gibi pek güzelleşmiş ve epey büyümüştü. Güzel mi güzel, nazlı mı nazlı bir kız. Böyle güzelliklere sahip yeğenine Şarip’in, o kendini beğenmiş kardeşinin eli değeceğini düşündükçe namusundan çıldırıp delirecek gibi oluyor.

Sabaha doğru ağaran tanla beraber o yalnız kervan, kocaman develerin boyunlarındaki bakır çanlarını şıngırdatıp, adım adım ilerleyerek tekrar yoluna devam etmeye başladı. Kervandakilerin köylerinde neredeyse bir aydır yüzlerini görmedikleri ve çok özledikleri aileleri, çoluk çocukları, akrabaları vardı.

Kervan paldır küldür bir şekilde, hızla ilerlemeye devam eder.

...
9

На этой странице вы можете прочитать онлайн книгу «Arasat Meydanı», автора Smagul Elubay. Данная книга относится к жанру «Современная зарубежная литература». Произведение затрагивает такие темы, как «реализм», «современная литература». Книга «Arasat Meydanı» была издана в 2023 году. Приятного чтения!