Eski tarihimizin aydınlığa kavuşmamış sayfaları bir yana da, bu asrın başında yaşananları bile tam olarak tanıyamamız milli ve medeni bilincimizin geride kalmasının göstergesidir. XX asırda yaşanan, Kazak halkı için büyük bir tarihî olay olan Alaş hareketi hakkında da gerçeklerin saptırılması seksen yıl boyunca beynimizi zehirlemiştir. Halkımızın yaşam tarzına ve bağımsızlığına yapılan haksızlıkların hesabını yapmak için bize zaman lazım. 30’lı yılların başlarında açlıktan halkımızın yarısını kaybettiğimizi gizledik, toplumu “Gelişiyoruz, uygarlığa doğru gidiyoruz.” gibi sözlerle oyaladık. Sayısı açısındanTürk halkları arasında ikinci olan ulusumuz, ekim devriminden sonra onlarca yıl yürütülen sömürücü siyaset yüzünden iki kat azaldı. Sonunda Kazaklar, kendi yurdunda kendi milletinin adını bile doğru söyleyemez hale geldi. Kazakistan’da gerçekleşen tarihî olaylardan hiç biri milli bakış açısından bakılmadı, sadece Rusya’nın sömürücü siyasetine nasıl uygunsa öyle anlatıldı. Uydurulmuş bir tarih, yanlış fikirlerin ortaya çıkmasına sebep oldu. Bu yüzden de sosyal bilimler sahasında kök salan bu yanlış fikirleri, bir bir düzeltmek boynumuzun borcudur.
Yazımızda dünkü sovyet ideolojisine zıt düştüğü için yanlış kabul edilip, tarihin derinlerine gömülen gerçeklerden sadece bir tanesini anlatacağız. Yani Kazak halkının 1916 yılında gerçekleşen milli mücadelesi başkanı, halk tarafından Han seçilen Abdiğappar Janbosınulı (1870-1919) hakkında söz edeceğiz. Mücadele tarihi, onun sebepleri ve kurucuları, kahramanları, milli mücadeleyi değerlendirmede tek taraflı görüşler ve adaletsizlikler hakkında tarihi uzmanlar tarafından bir sürü yazı yazılmıştır. Biz bu konulara girmeyeceğiz sadece Abdiğappar’ın edebiyattaki kişiliği üzerinde duracağız. Çünkü tarihi şahıslar ve olayların resmi beyanıyla birlikte edebiyattaki yansıması de çok önemlidir.
Çok soylu ve şöhretli sülale mensubu olan Abdiğappar Janbosınulı, kendi boyu arasında itibar sahibi bir ağa olduğu için 1916 yılında Torğay halkı tarafından han seçilir. Halkın onu, Rusya Çarı’nın Kazakları savaşa işçi olarak alma fermanına karşı düzenlenen mücadeleye baş olarak seçtiğini ve yanına da askerlere baş komutan olarak Amangeldi’ni tayin ettiğini tarihten biliyoruz. 1916 yılının yazından 1917 yılın şubat ayındaki devrime kadar Torgay topraklarında Rusya askerlerine karşı mücadeleye Abdiğappar ve Amangeldi başkanlık yapmıştır.
Çarın bu haksız fermanına ve yerli idarenin hesapsız zülmüne dayanamayan halkın eline silah alıp savaşa çıkması, sönmeyen namusun ve bitmeyen kahramanlığın gerçek bir görüntüsüdür. Baskı altında ezilen ulusa istediğini yaptırmaya alışık olan sömürücü emperya, Torgay mücadelesini bastıracağından, mücadeleye katılanları ağır cezaya çarptırarak, savaş cephesine Kazak yiğitlerini zorla alacaklarından emindi. Torgay ayaklanmasını bastırmak için yüzlerce değil de, orgeneral başkanlığında binlerce asker göndermesi halk ayaklanmasının ciddi bir boyut kazandığını gösteriyor. Kazakistan’ın başka bölgelerindeki ayaklanmaları başlamadan bastırmaya alışık askerler Torgay ayaklanması için aylarca ter döker. Böyle olmasının iki sebebi vardır, birincisi halkın namusnun uyanması, bağımsızlık arzusuyla yanıp tutuşması, kölelik hayata kahramanlık ölümü seçmeye kararlı olmasıdır. İkinci bir sebebi ise ayaklanmaya akıllı ve cesur, halkın inandığı liderlerin önderlik etmesidir.
Maalesef Torğay ayaklanmasının liderlerini araştırmada bir takım haksızlıklar yer aldı. Onlarca yıl halk kaharmanları olarak Amangeldi ve Alibi isimleri medhedildi, halkın han seçtiği Abdiğapar’ın ismi tarihte geçmedi. Bazı eserlerde Abdiğappar’ı hakkında olumsuz fikirler de bulunmakta. Bunu sebebini halk biliyor. Yıllar boyunca siyasette üstünlük eden sınıfsal ideoloji Kazakların milli hakkını hayal edenlerin hepsini halk düşmanı olarak göstermeyi amaç edinmiştir. Bunun gibi tek taraflı fikirler, bilinçli olarak hendi hayatını halkı için tehlikeye atan Abdiğappar’ın gerçek kişiliğini tanıtmaya fırsat bırakmadı. Onun 1919 yılında soruşturmadan, yargısız vurulmasının sebebi de, katili de aranmadı. Tarihi belgeler Abdiğappar’ın halk bağımsızlığı için mücadele eden, halk tarafından saygı duyulan bir şahıs olduğunu kanıtlıyor. Onun gerçek kişiliği, özellikle de onun vefatından sonra meydana gelen ağıtlar ve şiir, destanlarda ortaya çıkarıyor. Demek ki 1916 yılında Torğay Kazaklarının bağımsızlık mücadelesine başkanlık eden, bu bölge Kazaklarını bir araya getirerek arkasına alabilen, yüksek zeka sahibi Abdiğappar Janbosınulı’nun edebiyattaki kişiliğini araştırmak yerinde bir hareket olur. Bazen edebi eser, bir olay hakkında tarihi belgelerden daha çok bilgi verebilir. Bu bakımdan Abdiğappar Han hakkındaki halkın görüşünü, gerçek fikrini bildiren edebi eserleri incelemek bazı gerçekleri anlamamıza ışık tutar.
Ayaklanmanın hemen ardından Abdiğappar’n vefatı için çıkarılan ağıt şiirleri çok önemli bir belge sıfatındadır. Bu ağıt, ilk defa A. Baytursınov’un “23 Joktau” adlı kitabında yer almıştır. Abdiğappar’ın çocukları bu ağıdı, “Baytursınov’un kendisi yazdı veya düzeltmiş olabilir.” diyor. Ne olursa olsun, acı kayıp üstünde çıkarılan ağıdın ilk nüshası zamanla geliştirilmiş ve halk mirası değerini kazanmış. Bu eserin çok güçlü bir tarzda yazılması onun son zamanlarda güçlü bir şairin elinden geçtiğini kanıtlıyor. Şu anda herkesin bildiği nüsha, 1926 yılında basılan nüshadır. Bu baskının yeni versiyonunda bazı dörtlükler kısaltılmıştır. Ama ne kadar kısaltıldı ve sebebi açıklanmamıştır. Ağıdın türlü sebeplerden dolayı kısaltılan veya düzeltilen yerlerini göz önünde bulundurursak, asil nüshanı geri kazanmanın ne kadar önemli olduğunu anlarız.
Ağıdın metnine bu kadar özen göstermemizin doğal sebebi vardır. Genellikle, dünyadan göçen insanın hayatta yaptığı iyilikler, boyundaki haysiyetler, hayatındaki tartışmalar, savaştığı düşmanlar, uğradığı haksızlıklar, pişmanlıkları, hayalleri ağıtta dizililerek dile getirilir. Ne kadar tasvir edilse de gerçeği çekirdek olarak alır. Ağıt, halkın önünde söylenir ve vefat eden adamın yakınlarının sırrı da, üzüntüsü de burda anlatılır. Ağıt söyleyenler, acı içinde kaybettiği insanın ölümüne sebep olanları da söyler. Onları halk tarafından hükm ediyor. Çünkü hayat mücadelelerin, büyük işlerin, adalet ve zülmün farkını gösteren, keskin acı ifadeler kullanmak ağıdın tarzıdır. Söylenen üzüntü, nala ne kadar gerçek olursa, ağıt o kadar tesirli olur. Onu sonradan ezbere söyleyenler asil nüshanın çekirdeğini korur, onu gelştirir. Özellikle de vefat eden kişi itibarlı birisi ise ağıt halkın ortak eserine dönüşür. Bazı araştırıcılar, Kazak destanlarının bazılarının temelini oluşturan işte bu ağıtlar olduğunu öne sürüyor.
Abdiğappar hakkında söylenen ağıt üzüntü, bu dünyanın fani olduğunu kabul etme, burdaki kaderin önemsiz olduğunu ifade eden geleneksel sözlerle başlar.
Toplanmış burada cemaat jıyılıp kelgen aleumet
Başıma geldi bir akıbet
Sultnımdan ayrıldım
Başkanı idi vilayet
Keder düştü başıma
İçime doldu hasret
Başımdan bahtım düştü
Kalmadı bizde haysiyet
Halkın kendi isteğiyle han seçtiği Abdiğappar’ın boyundaki iyilikleri tasfir eden satırlar hakikat sır olarak duyulur.
Argımak tulpar aldıran
Bir biz değil orta juz
Ortaya koyup han kılan
Rus, kazak herkes te
Yaptığı işe hayran kalan
Bundan sonra da bugünkü topluma sır olan, ama ağıt söyleyenlere malum olan bir sırrın ucu görünür. Abdiğappar’ın yolunu şaşırtan birisinin olduğu, onun yüzünden kahraman ecele duçar olduğu söylenir. O insanın kim olduğu ağıdın eski nüshalarında yer aldığına inanıyoruz, sonraki baskılarda bu ismin yerine nokta işareti konulmuş. Metindeki:
Gözle görmeden günahını
Başından ne ayıp buldu ki
Gözle gören biri yok
Bunun gibi aslanı
Nasıl kıydı da vurdu
Bu satırlar Abdiğappar’ı vurup öldürenin uzaktan değil, kendi yakınından birisi olduğunu ima ediyor. Ağıdın bir çok gerçeği aydınlatacak özelliği de burda belli olur. (Gitti inandı düşmana, sırrını bilmeden kafirin, kendisi gibi adil saydı, sınamadı düşmanı, dostuyla bir safa koydu.)
Merhumun halk için yaptığı hayırlı işleri, aşağıdaki satırlarda açıkça görülür:
Berrak gölün içinde,
Bir ulus sığan gemiydi.
Zalalı yok insana,
Gök ve yer gibi genişti.
İdaresi hakka malûm,
İyiliği çok idi.
Hakim oldu halkına,
Sözleri merhem idi.
Rus, Kazak iyileri,
Kendi bakan ulusa,
Sevap hayırı çok idi.
Deniz kaynar taşırsa,
Su çıkamaz kaya idi.
Yoksullara göl derya,
Zülümlere dar idi.
Ulustaki zalime,
Göğe uçsa ağ idi,
Yerde ise hendekti.
Asil kahramanı böyle tasvir ediyor. “Dağ uçmuş gitmiş sanki yerinden, öyle bom boş etrafımız.” deniliyor. “Başkan oldu önü geniş, sineksiz bir yaz geldi”, “Sultanımı sorarsan aklı derya göl idi, siyasetini sorarsan padişahla bir idi”, Kaburgamla eşit kederim, omurtkamla bir üzüntüm.” ifadeleri destanlardaki mübalağa anlatım yoluyla verilmiştir.
Ağıtın en önemli yeri de halkın zor günlerinde Abdiğappar’ın halkı için asker toplayarak, düşmana karşı çıkmasını anlattığı yerdir.
Halkını korkup vermedin,
Korkaklarla gitmedin.
Karşı çıktın kafire,
Yapmadın işini başkanın,
Ağzından ateş saçan
Nikolay’dan kaçmadın.
Altmış bin askerinle,
Şehirlere yürüdün.
Bu ifadelerin gerçek olduğunu tarihî belgeler de kanıtlıyor.
Bu ifadeler hayatın gerçekleri olduğunu belgelerle kanıtlayabiliriz.
Söz konusu ağıtta tarihi gerçekler öyle çok yansımış ki bu gerçekler bir destan veya roman olur. Halkın başına ansızın gelen acı, Çar fermanı, şiddetten kurtulmak için yol arayan halkın buhranı, bu durumda Abdiğapar’ın kendini düşünmeden halkına sahip çıkması, güçlü ve hileli düşmana karşı gitmesi, son nefesine kadar aldığı kararın arkasında durması, vaz geçmemesi, Kazaklar arasına giren düşmanın ihaneti, yakınından saydığı birilerinin sırtından bıçaklaması, başbuğundan ayrılan ulusun kederli anı, acı günleri, Abdiğapar’ın insancıl, adaletli ve cesur lider olması, “vicdanımın uğrunda canım feda olsun” diye düşmana karşı çıkan cesur kişiliği, hepsi ağıtta çok güzel tasvir edilmiştir. Bu ağıt tarihî şiir derecesindedir.
Konumuzla ilgili bir başka eser de şair Fayzolla Satıpaldıulı’nın “Abdiğappar Han” adlı poemidir. Burada resmi belgelerde bulunmayan bazı bilgiler rastlanmaktadır. Bu eserin yazarı bu olayın yaşandığı bölgede doğmuş büyümüş, Abdiğappar ve Amangeldi’ye akrabalık yakınlığı da vardır. Şair, Abdiğappar gibi halk kahramanını değerlendirmede tek taraflı fikirleri öne sürmenin çok yanlış olduğunu dile getiriyor. 1916 yılında gerçekleşen ayaklanma ve onun liderleri için yanlış ifadelerde bulunanlar sorguluyor.
Kulıkpen kelgen baylık bilsen arzan
Al şındıq su tübinde jatkan marjan
Körsetti köp tarihti boyamalap
Karamay obalına Ibıray Aljan
Keşer me kos arıstın aruagı
Biliner o düniyede kımnin ağı
Ündemey ötirik sözdi qoştap ketti
Jan küyer tuısınız Alidağı
Hileyle kazanılan varlık kıymetsizdir,
Hakikat su dibinde yatan mercandır.
Tarihi yanlış anlattı
Acımadan Ibıray ve Aljan
İki yiğidin ruhu affeder mi?
Öbür dünyada belli olacaktır
Sesini çıkarmadan yalanı doğruladı
En yakın akrabanız Ali de var
Bu satırlar adeta Amangeldi ve Abdiğappar ölümünün gizli sırlarından haber veriyor. Abdiğappar’ın kişiliği satırlarda
Eske alsam eljireydi jürek bauır,
Her aklıma geldiğinde yüreğim ezilir
Düniyeye siyrek keler munday tauir
Dünyaya bunun gibi kişiler az gelir
Sabırlı akıl iyesi bilimge bay,
Sabırlıdır, akıllıdır, eğitimli,
Erekşe belgisi de minezi auır,
şeklinde tasvir ediyor. Bu poemde Amangeldi ve Abdiğapar yiğitlerinin çar askerleriyle savaşı gerçekçi verilmiştir.
Abdiğapar’ın Kazak halkının bağımsızlığını hayal ettiğini, ama toplumdaki anlaşmazlık yüzünden amacına ulaşamadığını üzülerek anlatıyor. Bu eserde hiç bir belgede adları geçmeyen ama bu ayaklanmada çok önemli rol oynayan Jağıpar ve Amen’in kahramanlıkları anlatılıyor. Burada böyle sonuca varıyoruz, biz bu ayaklanmanın başka da kahramanları hakkında hiç bir şey bilmiyoruz. Bu savaşta şehit olan kahramanlarımızın hiç biri unutulmamalı. Bu, araştırmacılarımızın ihtiytla ele alması gereken ilk iştir.
1916 yılında gerçekleşen tarihi olayların gizli hikayesi, bilinmeyen gerçekleri olduğundan haberdar şair Fayzolla Satıbaldıulı kendi eseri sayesinde bazı gerçekleri aydınlığa kavuşturdu. O, Abdiğapar’ın ölümüne sebep olanı da açıkça söylüyor. Bunun gerçekle ne kadar ilgisinin olduğunu araştırmacılar incelemeli. Bu eser 1916 yılındaki ayaklanma hakkında çok önemli malumatlar içermekte. Şairin bağımsızlık arzusunu bu satırlardan görebiliyoruz.
Bul jırım keleşekke jeter meken
Bu şiirrim geleceğe gider mi?
Jok alde bir okılmay keter meken
Yoksa hiç okunmadan kalır mı?
Kazağım ün şığarmay bodan bolıp
Halkım boynu bükük, sömürülüp
Bir küni abden kurıp biter meken
Sonunda yok olup gider mi?
Abdiğapar’ın edebiyattaki kişiliğini kapsamlı bir şekilde incelemek için halk hafızasında korunan efsaneler ve şiirleri derlemek gerekir. Maalesef bu konunun yasaklı olduğu zaman içerisinde bu gerçeği bilenlerin bir çoğu o dünyaya göç etmiştir. Halk arasında söylenen hikayelere tarihi olaylar ve kahramanlar hakkında halkın düşüncesi ve onların bu olay hakkındaki görüşleri yansımıştır. Ünlü yazar, Torğay bölgesinin evladı Tölen Abdikov bana böyle bir hikaye anlatmıştı. Rusya çarının fermanını duyan halk çok heyecanlanmış ve ayaklanan halka bir lider seçmek gerektiğinde Amangeldi ve Abdiğapar isimleri arasında seçim yapmak zorunda kalır. Sonra “Tutunacak eteği yani köklü sülalesi, malı mülkü var Abdığapar han olsun.” diye karar vermişler. Bu sözler, halkın gönlünden çıkan, halkın düşüncesinin yansımasıdır. Sözlü yayılan şiir, efsane, hikayeler temelini halkın özgür düşüncesi ve hayalleri oluşturur, öyleyse bu eserleri ilmi araştırmalarda faydalanarak doğrulara varmalıyız.
Bağımsızlığımızın sayesinde tarihimizin karanlık sayfalarını aydınlatmak, saptırılan gerçekleri düzeltmek, onlara layık olduğu değeri verme imkanlarına sahibiz. Son zamanlarda bu konuda çok başarı elde ettik. Bundan sonra da düzenli olarak ele alacağımız işler çoktur. Halkımızın kahramanı, halkın zor günlerinde yanında bulunan, halkın geleceği için bilinçli olarak yıllarca baskı altında tutan güce cesurca karşı çıkan Abdiğappar Janbosınulı’nın 125. yıldönümünü ülke çapında kutlama milli değerlerimize hurmet olur.
1995
О проекте
О подписке
Другие проекты
