Читать книгу «Ulus Olmak İstersek» онлайн полностью📖 — Rahmankul Berdibay — MyBook.
image

Yaşam Demirkazık’ı
(“Almatı Akşamı” gazetesine verilen repörtaj)

– Rahmankul ağa, ilk önce sizi ana dilimizin devlet dili satüsü ile kutlamak istiyorum. Mukagali şairimiz: İkinci bir bahtım dilim benim

 
Taş yüreği dilimle dilimledim
Bazen ben dünyadan vazgeçsem de
Kutsal varlık dilimden vazgeçmedim.”
 

– dediği gibi siz de dil için çok emek verdiniz, şimdi bu konuda söyleyecek birikiminiz vardır.

– Ben de halkımı Dil Yasası’nın kabulünden dolayı tüm kalbimle kutluyorum. Bu yasa, halkımızın manevi hayatında gerçekleşen önemli vaakalardan biridir. Bu ilk önce yeniden yapılanma, demokrasi ve egemenlik döneminin ilk meyvesidir. Yoksa bu mesele, eskiden de bir kaç defa gündeme getirilmişti. Ben 1956 yılında Kazakça okulların azalması, Kazakça gazetelerin kapatılması, terimler eksikliği konusunda “Kazak edebiyatı” gazetesine bir yazı yazmıştım. “En büyük kültür hazinemiz” adlı makalem 22 nisan günü yayınlanmıştı. Bu halk tarafından coşkuyla karşılandı ve gazeteye mektuplar kar gibi yağdı. Çünkü, bu çok Kazak’ı düşündüren bir meseleydi. Ama o zamanlar ülkedeki sosyal, siyasi durum çok farklıydı. Stalin siyasetinden dolayı bu fikrimizi milliyetçilik olarak değerlendirenler ve takibe alanlar da oldu. Partinin meşhur XX kurul toplantısının demokratik ruhu olmasaydı, biz de sürgün olurduk. Bir şahısa tapınmanı sınama çok işimize yaradı. Makale toplum tarafında çok iltifat gördü ve bu bana ve bu meseleyi destekleyen topluma manevi güç verdi. Aydınlarımız da bu fikrini destekleyerek, toplum düşüncesini canlandırdı. Ama ne yazık ki bu hareket devlet adamları tarafından iltifat görmedi. O zamandan bu yana tam tamına 33 sene geçmiş. O zaman da devlet bu meseleyi ciddiye alsaydı, şuan 800 okulumuz faaliyetini sürdürmüş olacaktı. O kadar basın-yayınımız olurdu. “Akşam” gazetesi de çoktan faaliyet gösterirdi.

Çok yakında “Mağjan haftalığı” için Kuzey Kazakistan’a gittik. Bu bayram yerli Kazaklar tarafından çok beğeni topladı. Şairin dönüşü, hakikat ve adeletin dönüşüydu onlar için. Bu bölgede bir tek Kazakça basın yokmuş. Kazak okulları çoktan faaliyetine son vermiş. Tabii toplumsal düşünce olmadan, devlet desteğinsiz dil gelişir mi? Bu meseleyi biz eyalet akimine aktardık. Bu bölgede milli kültürü geliştirme konusunda çalışmaların olmadığını bildirdik. Bazen düşünüyorum da, neden böyle açıkça göze vuran meseleyi birileri söylemeli? Böyle bir durumda bulunmanın ne kadar korkunç olduğunu kendileri de bilmeleri gerekirdi.

Dil Yasası – geleceğe giden yolu belirleyen gerçektir.

Ama bu önümüzde yapılacak işlerin başlangıcıdır. “Veren değil, alan cömerttir” bundan sonra sorumluluk bizim üzerimizde. Eskiden devlet dili desteklemediği için dil, bu duruma düşmüştü. Oysa bugün devlet ana dilimizi geliştirmeyi, toplumda kullanım alanını genişletmeyi kendi koruma altına aldı. Damarı derinlere dayanan dilimiz tarihte ilk defa devlet, Yasa ile koruyacak!

Dil Yasası önce .... halk kendi fikrini bildirdi. Bu Yasa, bu fikirleri temel edindi. Desek te bazı teklifler göz ardı edilmiştir. Mesela Kazak dilini “etnik gruplar arasında iletişim dili” ilan etmek gerekirdi. Çünkü ülkemizde Tatar, Özbek, Uygur, Azeri gibi Türk dilli halklar yaşıyor. Bir milyondan fazla halk Kazakça biliyor. Yani Kazak dili bir derecede etnik grupların iletişim dili statüsüne sahiptir. Bu gelecekte daha da büyüyecek.

Bence göz ardı edilen ikinci bir mesele daha var. Dil Yasası’nın 30. maddesinde “Ülke dışına yollanan (uluslararsı mektuplar dışında) mektuplar ve yazılar Rusça yazılsın” olarak geçmekte. Bu, “Kazak ve Rus dillerinde” olmalıydı. Kazakça yazılan mektupları Orta Asya halkları anlamaz mı? Bunların dışında Yasa’nın bu şekli de ince çalışmalar üzerine yapılan bir belgedir. Geçen sene baharın ve yeni yıl bayramı olan Nevruz’u dirilttik. Bu halkımızın kültür zenginliğini biriktiren, başka halkların hürmetini uyandıran bayramdır. Halkımızın milli bayramının dönüşüne destek olan Özbekali Janibekov’a şükranlarımız sonsuzdur.

Yukarıda dile getirilen tekliflerimiz Kazak SSR Bakanlar Kurulu “Kazak SSR’nde Kazak Dili ve Etnik Gruplar Dillerini Geliştirme 2000” devlet stratejisinde yerine getirilecek diye düşünüyoruz. Ana dilimize ilgili bir teklifim daha olacak. “Kazak dili bayramı” gününü belirlememiz gerek. Bu bayram Dil Yasası kabul edilen 22 eylül günü kutlanmalı. Bu bayramda her yıl, ülke çapında ana dilimizi geliştirme uğruna yapılan işlerin yoklaması gibi olur. Kaç çocuk yuvası, kaç tane okul açıldı sayılmalı, gazete ve dergilerin, kitapların baskı sayısı konusunda bugün hesap verilsin. Özellikle de bu bayram günü dilin tüm imkanlarını gösteren şiir ve şarkının, atışmalar ve başka da kültür etkinlikleri bir araya getiren büyük bir kutlama olmalı. Yurt dışında yaşayan Kazaklar, diğer kardeş halkların etkili kişileri davet edilmeli. Bu günün hürmetine türlü etkinlikler düzenlenmeli. Mesela, kitap fuarları, Kazakça bilen etnik gruplar üyeleri arasında yarışmalar organize edilmeli. O zaman bu bayram, iletişim ve dostluk bayramı olur.

– Bu teklifiniz yerinde bir tekliftir. Şöyle bir sorumuz daha var. Dil Yasası önümüzdeki yılın temmuz ayında, onun bazı maddeleri 5-10 senelik bir süreç içerisinde yürürliğe girecek. Ama bu o zamana kadar hiçbir şey yapmadan beklemek anlamına gelmez, değil mi?

– Az önce de belirttiğim gibi, şu anda her şey kendi elimizde. Burada söylenenleri bir an önce gerçekleştirmeye çalışmak lazımdır. İlk önce Kazaklar’ın kendi ana diline olan hürmetini uyandırmak gerekir. Biz saygı duymazsak kim saygı duyar dilimize. Kendimiz yarım yamalak konuşurken başkalarına nasıl dersin “sen bizim dilimizi öğren”, diye. Yeni kuşağa dil öğretme, çocuk yuvalarından başlamalı. Bunun için güçlü bir öğretmen kadrosu hazırlamak lazım. Ünüversitelerde Kazakça bölümleri cesurca açmalı. Ana dilimizin tüm bilim alanlarında kullanılabilecek bilim dili konumuna oturtmamız şarttır. Bilim, ana dilimizde yapılırsa ebeveyinler çocuklarının geleceği için hangi okula ihtiyaçlarının olduğunu anlarlar. Bu söylenenleri gerçekleştirmek için Kazak dili ve edebiyatı öğretmenleri hazırlamamız lazım. 50 yıllarda dil ve edebiyat bölümlerine talebin az olmsından dolayı fakülteler kapatıldı, bu yüzden de kadro sayısı azaldı. Petropavl şehrinde Eğitim Enstitüsü, fakültelerinde Kazakça bölümler açmak istemiş, ama Kazakça okutabilecek öğretmenler bulamamış. Zamanın ana diline çok uzak kalmış bir kuşağı yarattığını ispatlıyor bu örnek.

İkinci olarak dilimizi geliştirmek için ders kitapları ve çok kaliteli sözlükler lazım. Bugüne kadar Kazakça- Rusça sözlükler basılmamış, küçük bir sözlük yeni basıldı. Orta Asya halkları bu konuda bizden bir hayli ileride, onlardan örnek alabiliriz. Mesela, Kırgızça-Rusça, Özbekçe –Rusça sözlükleri yüz bin kelime içermekte. Ortadaki sözlük açığını kapatmalıyız. Dili öğreten kılavuzlar ve çeşitli sözlükler için masraflardan kaçınmamalı. Hatta Dil Enstitüsü’nün sözlük bölümünü büyütmek lazım.

Okullarda Kazak dili ve edebiyatı okutma durumu da talepleri karşılayamıyor. Bunu da bıkmadan söylemekteyiz. Ama hala önemli adımlar atılmadı. Yakında Almatı’da 2.NO okul Kazak dili ve edebiyatını yoğun bir şekilde okutmaya başladı, bunun gibi okulları çoğaltmalıyız. Rus okullarında da Kazak dili ve edebiyatı dersleri açılmalı.

Okulda kullanılan Kazakça ders kitaplarının meselesi ayrı bir meseledir. Öğrencilerin kaliteli eğitim almasını sağlamak lazımdır. Buna bağlı olarak “Joğarı mektep” adlı basımevi kurmayı teklif ediyorum. “Mektep” basımevi, ülkedeki tüm okullarının ihtiyaçlarını istese de karşılayamayacak, çünkü bu kapasiteye sahip değildir. Eğer dilimizi öğretmeyi çocuk yuvasından, okullardan başlatmak istiyorsak ilk önce bütün ders kitaplarını ana dilimizde hazırlamalıyız ve üniversitelerde okutulan klasik ders kitaplarını Kazakça’ya tercüme etmek zorundayız. Tercüme terminolojisini yaratmalıyız. Çünkü orta okul ders kitaplarının dili çok ağır ve zor anlaşılıyor. Bu kitaplar okumak için yazılmamış sanki, sadece, bizde Kazakça kitaplar var, demeye yarıyor. Genç kuşağa dil öğretmek için düzenli bir plana, yeni basımevlerine ihtiyacımız vardır. Ders kitaplarını hazırlayanlara devlet tarafından destek sağlanmalı. Ana okullarda ve okullarda Kazakça okutmak için Eğitim Bakanlığı ve başka da devlet kurumlarının sadece maaddi deüil de, manevi desteği de çok önemlidir.

– Basın ve tercüme meseleleri konusunda çok güzel söylediniz. Bizim “Akşam” gazetesi de türlü olumsuzluklarla yüz yüzedir. Mesela haftada altı defa yayınlanan bu gazete küçücük kadrosu ile dört saat içerisinde hazırlanıyor. Metinler Rusçadan Kazakçaya tercüme ediliyor. Metini daktilografa anında tercüme etmek zorunda. Üstelik gazete akşam yayını olduğu için öğleye kadar dört saat içerisinde hazırlanması gerekiyor. Bu acele içerisinde meydana gelen önemsiz hatalara takılan bazı emekli büyüklerimiz gazeteye telefon açarak “orada böyle hata var, bu kelimenin anlamı buraya uymuyor” gibisi tenkitlerde bulunuyoır ve çalışanların çok vaktini alıyorlar. Bu fikirlerin bazıları doğru oluyor, bazen yerinde olmayan tenkitler de duyuyoruz. Basının halinden siz anlarsınız.

– Haklısınız, “Akşam” gazetesinin tercüme gazete olması başından doğru bir karar değildi. Kardeş ülkeler Baku, Taşkent “Akşamları” bağımsız bir gazetedir. Bu kadar zengin ükede yaşayıp ta akşamları çıkan biricik gazeteyi kendi başımıza çıkaramama, “deve kesip te kavurdağa et bulamama” gibi oluyor. Okurlarımız başkent haberlerini ana dilinde okumalı. Aslında “Akşam” gazetesinin dağılımını ülke çapında sağlamak lazımdır. Almatı’da Kazakça bilen okurlar çok azdır. “Sosyalist Kazakistan” gazetesinin dağılımını yapan uçak “Akşam”ı da yetiştirir. Bu gazetenin beş eyalet dışına çıkamamasının sebebi katalogtaki “akşam gazeteleri sadece o şehir içinde dağıtılır” maddesine bağlıdır. Bence her şey zamanın akışına ve ihtiyaçlarına göre şekillenmeli. Taşkent ve Kazan’ın akşam gazetelerini tüm ülke okuyor.

Evet, “Akşam” gazetesi zor durumda, bunu anlıyorum. “Kazakistan Muğalimi”, Kazakistan Komunistı” basınları da aynı zorlukları yaşamıştı. Bence tercüme gazete, dili hor görmekle eşittir.

Gazetede görülen hatalara gelirsek, bu sadece zaman darlığından kaynaklanmıyor, terminoloji sözlüğün yetersizliğinden kaynaklanan meseledir. Terminoloji sözlüğü uzman tercüman kadrosundan oluşan özel bir heyetin kontrölünde, sürekli yenilenerek geliştirilmeli ve sık sık basılmalı. Bu ders kitaplarını hazırlamada da, günlük hayatta da ihtiyaç duyduğumuz vazgeçilmez öğedir. Terimler sözlüğü yıllar önce basıldı, o zamandan bu yana da o kadar olay gerçekleşti. Bu yüzden de tercümedeki ağırlık gazeteciler üzerine yığıldı.

Son zamanlarda cumhuriyette çift dilli siyaset olduğu için bu konuda bir takım çalışmalar yapıldı. Kazakistan Yazarlar Birliği yanından Tercüme Kurulu açıldı. Kazakistan Pedogoji Enstitüsünde bu sene tercüme bölümleri açıldı. Uzmanlara kaliteli tercümanlar hazırlamada destek olmalı. “Akşam” gazetesinin başaracağına inanıyorum. Çünkü bu gazete tercüme ile sınırlı kalmıyor, kendi makaleleri de yayımlıyor. Bence bu da meyvesini vermeye başladı.

–Evet halkımız çok zar zamanları başından geçirdi. Sadece alfabemizin bir kaç defa değiştirilmesi de eğitimi derinden etkiledi.

– Bağımsızlığımıza kavuştuktan sonra karanlık köşelerde, tozlar içinde yatan bir çok hazinemizi geri kazandık. Uzun zamana yayılan staline tapınma, onun arkasından gelen buhranlı yıllar, acı gerçeğin ortaya çıkmasına engel oldu. Şair Jumeken’in sözüyle “Tepelerin gönülü için asırlarca dağların yüksekliğini sakladık”. Şimdi pluralizm fermanı “gerçeği söyle” diyor. Abılay Han döneminde yaşayan Şal şair:

 
Söyle dilim söyle sahibin burada
Önüne söyleyecek zaman keldi
Söyle dilim, kızıl dilim
Kısaldı uzun dunya küçük geldi
 

diye yırlamış. Toplumun geçmişinden, tarihinden, kültüründen uzak kalmasının sebebi de, ata babalarımızın asırlarca kullandığı, eserler verdiği arap alfabesinden ayrı kalmasıydı. 1929 yılında latin alfabesine geçen Kazak halkı bir gün içerisinde cahil olup çıktı. Devrimden önce Kazan basımevlerinden 3 milliyon baskı sayısıyla binlerce kitap bastıran halk, büyük bir bunalım içine girdi. Tarihimize ve medeniyetimize ilgili önemli malumatlar gelecek kuşağa kapalı kaldı. Latini on sene okuduk, sonra da kirile göçtük ve cahileştirmenin yeni bir karanlık dönemine rast geldik. Tarihimizin onlarca yılı sislere karıştı. Bunca hazineden ayrılmak manevi çöküntüye neden oldu. Az yıl içerisinde alfabenin üç defa değişmesinden dolayı kültürümüz de kan kaybetmeye başladı. Bundan sonra bin yıllık medeniyetimiz bir yana, dünümüzü bile zar zor hatırladık.

– Sizin de çalıştığınız Kazakistan Devlet Üniversitesinde arap dili yabancı dil olarak okutuluyordu.

 





1
...
...
13