Читать книгу «Kayıp İtfaiye Arabası» онлайн полностью📖 — Пер Валё — MyBook.
image

2

Gunvald Larsson, Kungsholms Caddesi’ndeki polis merkezindeki ofisinden çıktığında saat gece on buçuktu ve kahraman olma gibi bir planı yoktu. Ne de olsa Bollmora’daki evine gitmek, duş almak, pijamalarını giyip, yatıp uyumak ahım şahım bir olay değildi. Gunvald Larsson keyifle pijamalarını düşündü. Pijamaları yeniydi, daha yeni satın almıştı ve iş arkadaşlarının çoğu, kaça patladığını duysa kulaklarına inanamazdı. Gunvald Larsson eve dönerken beş dakikasını bile almayacak küçük bir görevi yerine getirecekti. Pijamalarını düşüne düşüne Bulgar işi koyun postu ceketine büründü, ışığı söndürdü, kapıyı arkasından kapatıp oradan çıktı. Ahı gitmiş vahı kalmış asansör her zamanki gibi tutukluk yapmıştı, hareket etmeye ikna edilmesi için Gunvald Larsson ayaklarını iki kere sertçe yere vurdu. İri bir adamdı Gunvald, ayakkabısız bir doksan beşti, yaklaşık yüz kiloydu ve ayaklarını bir vurdu mu fark edilirdi.

Dışarısı soğuk ve rüzgârlıydı, kuru kar tanecikleri havada uçuşuyordu. Gunvald Larsson arabasına birkaç adımda ulaştı yani hava durumunu dert etmesine pek gerek kalmadı.

Vaster Köprüsü’nden geçti, ilgisizce şöyle bir sol tarafa baktı. Belediye binasını gördü, kulenin en üstündeki minik kubbenin altın rengi üç tacına sarı ışık vurmuştu ve binlerce, binlerce başka minik ışık yanıyordu. Köprüden çıkınca dümdüz Hornsplan’a devam etti, sola Horns Caddesi’ne döndü ve sonra da Zinkensdamm metro istasyonundan sağa saptı. Ringvägen boyunca güney yönünde beş yüz metre kadar gitti gitmedi, frene bastı.

Hâlâ Stockholm merkezde olmasına rağmen neredeyse hiç bina kalmamıştı. Sokağın güney tarafında Tantolunden’de, tepelerle dolu bir park vardı, genişçeydi ve doğu tarafına doğru kayalık bir uzantı, bir otopark ve benzinci yer alıyordu. Buranın adı Sköld Caddesi’ydi. Aslında bir cadde bile sayılmazdı, bir parça yoldu. Anlaşılmaz bir sebepten ötürü, şehir planlamacılar büyük bir hevesle şehrin bu bölgesini diğer bölgeler gibi yerle bir ettiği, özgün değerini yok ettiği ve özel karakterini sildiğinden beri bu yol el değmeden duruyordu.

Sköld Caddesi yılankavi bir yoldu, üç yüz metreden kısaydı. Ringvägen’i Rosenlunds Caddesi ile birleştiriyordu ve en çok birkaç taksi şoförü ya da arada bir kaybolmuş polis arabaları bu yolu kullanıyordu. Yaz mevsiminde, lüks yol kenarı bitkileriyle bir nevi vahaydı. Bölgenin yaşı geçkin mutsuz çocukları, Ringvägen’deki yoğun trafiğe ve elli metre ileride gümbür gümbür giden trenlere rağmen şarap şişeleri, biraz sosis ve yağlı iskambil kâğıtlarıyla kimse tarafından rahatsız edilmeden bu büyümüş bitkiler arasında takılabiliyordu.

Bu bahsettiğimiz gecede, 7 Mart 1968’de ise bir adam, yolun güney kısmında çıplak kalmış çalıların arasında donmuş duruyordu. Olması gerektiği gibi uyanık değildi ve dikkatini sokaktaki tek eve, iki katlı eski bir ahşap binaya doğru kısmen yöneltmişti. Kısa süre önce, ikinci kattaki iki pencerede ışık yanıyordu ve müzik sesleri, bağırış çağırışlar, kahkahalar duyuluyordu ancak şimdi evin bütün ışıkları sönmüştü ve tek duyulabilen rüzgârın uğultusu ve uzaklardaki trafiğin gürültüsüydü. Çalıların arasındaki adam orada kendi isteğiyle durmuyordu. Adam polisti ve adı Zachrisson’du, o sırada başka bir yerde olmayı canı gönülden diliyordu.

Gunvald Larsson arabasından indi, paltosunun yakasını kaldırıp kürk beresini kulaklarına indirdi. Sonra geniş yolda yürüdü, benzinciyi geçti, çamurlu karın içinde ayak sürüdü. Karayolu yetkilileri belli ki bu işe yaramaz yol parçasını tuzlamaya değer bulmamıştı. Ev yaklaşık yetmiş beş metre ötedeydi, yoldan azıcık yüksekti ve keskin bir açıyla yola dikeydi. Gunvald Larsson evin önünde durup etrafına bakındı ve sessizce konuştu:

“Zachrisson?”

Çalılardaki adam silkinip ona doğru yaklaştı.

“Kötü haber,” dedi Gunvald Larsson. “İki saatin daha var. Isaksson hasta.”

“Kahretsin!” dedi Zachrisson.

Gunvald Larsson manzarayı süzdü. Ardından homurtuyla karışık suratını ekşitip, “Yokuşta dursan daha iyi olur,” dedi.

“Evet, kıçım donsun istiyorsam,” dedi Zachrisson hevessizce.

“İyi görebilmek için. Herhangi bir şey oldu mu?”

Zachrisson başını hayır anlamında salladı.

“Tek bir halt olmadı,” dedi. “Az önce orada bir parti veriyorlardı. Şimdi sanki uyumuş kalmış gibiler.”

“Ya Malm?”

“O da. Işığını söndüreli üç saat oluyor.”

“Bunca zamandır yalnız mıydı?”

“Öyle görünüyor.”

“Görünmedi mi hiç? Evden çıkan oldu mu?”

“Ben kimseyi görmedim.”

“E ne gördün öyleyse?”

“Ben geldiğimden beri üç kişi içeri girdi. Bir adam ve iki kadın. Taksiyle geldiler. Bence onlar da partiye geldi.”

“Sence mi?” diye sordu Gunvald Larsson merakla.

“Eh, başka ne düşüneyim? Ben şey miyim…”

Adamın dişleri birbirine çarpıyordu, konuşmakta güçlük çekiyordu. Gunvald Larsson onu eleştirel bir bakışla süzüp şöyle dedi: “Ne misin?”

“Röntgen cihazı mıyım,” dedi Zachrisson sinerek.

Gunvald Larsson’un tersi tersti ve insanların zafiyetlerine karşı anlayışı kıttı. Bir memur olarak pek popüler değildi ve insanlar ondan korkardı. Zachrisson onu biraz daha iyi tanısaydı, asla böyle, yani doğal davranmazdı; fakat Gunvald Larsson bile bu adamın yorgunluktan bittiğini ve üşüdüğünü, durumunun ve gözlem yeteneğinin önümüzdeki saatlerde iyiye gitmeyeceğini göz ardı edemezdi. Ne yapılması gerektiğinin farkındaydı ancak bu sebepten ötürü konunun peşini bırakmaya niyeti yoktu. Sinirlenerek homurdandı ve şöyle dedi:

“Üşüyor musun?”

Zachrisson kof bir kahkaha atıp kirpiklerindeki buz saçaklarını silkelemeye çalıştı.

“Üşümek mi?” dedi can sıkıcı bir ironiyle. “Kendimi cayır cayır yanan şömine başındaki biri gibi hissediyorum.”

“Buraya komiklik yapmaya gelmedin,” dedi Gunvald Larsson. “Görevini yapmak için buradasın.”

“Evet, affedersiniz, ama…”

“Bu arada kendini sıcak tutmak, düzgün giyinmek ve düzenli aralıklarla ayaklarını oynatmak da görevinin bir parçası. Aksi takdirde herhangi bir şey olduğunda burada böyle kahrolası bir kardan adam gibi donuk kalırsın. O zaman belki de… sonrası pek komik olmaz.”

Zachrisson bir şeyden şüphelenmeye başladı. Tuhaf bir şekilde titreyip özür dilercesine şöyle dedi:

“Evet, tabii, sorun değil ama…”

“Sorun değil denemez,” dedi Gunvald Larsson öfkelenerek. “Bu görevin sorumluluğunu alma işi bana düştü ve sıradan bir beceriksiz yüzünden bu iş mahvolsun istemem.”

Zachrisson daha yirmi üç yaşındaydı ve rütbesiz bir polisti. Şu anda İkinci Bölge’nin Koruma Birimi’ndendi. Gunvald Larsson ondan yirmi yaş büyüktü ve Stockholm Cinayet Masası’nda komiserdi. Zachrisson cevap vermek için ağzını açtığında Gunvald Larsson kocaman sağ elini kaldırıp sertçe konuştu:

“Başka laga luga istemem, sağ ol. Rosenlunds Caddesi’ndeki polis merkezine gidip bir fincan kahve filan iç. Tamı tamına yarım saat sonra gene burada olacaksın, kendine gelmiş ve uyanık olacaksın, hemen harekete geçsen iyi olur.”

Zachrisson gitti. Gunvald Larsson kol saatine baktı, iç çekti ve kendi kendine, “Çaylak şey,” dedi.

Sonra arkasını döndü, çalılara yürüdü ve bayırı tırmanmaya başladı. Bıyık altından mırıldanıyor ve küfür ediyordu çünkü İtalyan üretimi kauçuk ayakkabılarının kalın tabanı buzlu taşlarda tutunamıyordu.

Zachrisson bu çıkıntının, acımasızca ısıran kuzey rüzgârına karşı korunaklı bir yer sağlamadığı konusunda haklıydı ve Gunvald Larsson da buranın en iyi gözlem noktası olduğunu söylediğinde haklıydı. Ev tam karşısındaydı ve biraz aşağıda kalıyordu. Gunvald Larsson binada ve en yakın çevresinde olanları gözlemlemeden edemedi. Pencerelerin hepsi ya tümüyle ya da kısmen buz şeridiyle kaplıydı, arkalarında ışık yanmıyordu. Tek yaşam izi bacadan çıkan dumandı, ki soğuktan rengini değiştirmeye vakit bile bulamadan rüzgâr tarafından parçalanıyor, yıldızsız gökyüzünde koca koca pamuk öbekleri şeklinde uçup dağılıyordu.

Çıkıntıda duran adam otomatik bir hareketle ayaklarını sağa sola oynattı, kuzu derisi eldivenlerinin içindeki parmaklarını oynattı. Polis olmadan önce Gunvald bir denizciydi, önce donanmada sıradan bir bahriyeliydi. Sonradan Kuzey Atlantik kargo gemilerinde çalışmış ve açık köprülerde tuttuğu birçok kış nöbeti ona kendini sıcak tutma sanatını öğretmişti. Aynı zamanda bu tür bir görevde de uzmandı. Gerçi bugünlerde kendini bu görevleri planlama ve uzaktan yönetmekle kısıtlıyordu. Çıkıntıda bir süre dikildikten sonra, ikinci katta en sağdaki pencerenin arkasında titreşen bir ışık seçebildi, sanki birisi sigara yakmak ya da saate bakmak için bir kibrit çakmıştı. Gunvald Larsson da otomatik olarak kendi kol saatine baktı. On biri dört geçiyordu. Zachrisson görev noktasından ayrılalı on altı dakika olmuştu. Şu anda tahminen Maria polis merkezindeki kantinde oturmuş, kendine kahve koyuyor ve polis arkadaşına homurdanıyordu. Kısa bir keyif anı yaşıyordu çünkü tam yedi dakika sonra adam gene gerisin geri dönecekti. Eğer asrın paparasını yemek istemiyorsa tabii, diye düşündü Gunvald Larsson öfkeyle.

Ardından birkaç dakikalığına, tam o saniye binanın içindeki insan sayısına kafa yordu. Eski binada dört daire vardı, ikisi birinci kattaydı ve ikisi ikinci kattaydı. Sol tarafta, otuzlu yaşlarında, evlenmemiş bir kadın yaşıyordu, üç çocukluydu ve üçü de farklı bir babadandı. Gunvald Larsson’un kadın hakkında bildikleri aşağı yukarı bundan ibaretti ve bu da yeterliydi. Onun altında, birinci katın sol tarafında evli bir çift yaşıyordu, yaşlılardı. Yetmiş yaşlarındaydılar ve üst katlardaki, sık sık değişen kiracıların aksine, bu çift neredeyse yarım asırdır orada oturuyordu. Koca, içki içiyordu ve ileri yaşına rağmen, Maria polis merkezinin nezarethanesinin düzenli misafiriydi. İkinci katta sağda, aynı zamanda iyi tanınan bir adam oturuyordu ancak cumartesi gecesi içki alemi suçlarından daha farklı sebeplerden tanınıyordu. Yirmi yedi yaşındaydı ve arkasında çoktan çeşitli uzunluklarda altı hapis deneyimi bırakmıştı. İşlediği suçlar alkollü araç kullanmaktan eve girip hırsızlık yapmaya ve saldırıya kadar değişiyordu. Adı Roth’tu ve bir erkek, iki kadın arkadaşına parti veren kişi oydu. Şimdi plakçaları kapatmışlar, ya uyumak ya da eğlenceye başka biçimde devam etmek için ışığı söndürmüşlerdi. Şimdi onun dairesinde birisi kibrit çaktı.

Bu dairenin altında, en sağ altta, Gunvald Larsson’un izlediği adam yaşıyordu. Bu şahsın adını ve eşkâlini iyi biliyordu. Öte yandan, ne gariptir ki adamın neden izlendiği hakkında fikri yoktu.

Şöyle olmuştu: Gunvald Larsson gazetelerin o güzelim günlerde tam bir katil avcısı adını verdikleri tarz biriydi ve tam şu anda iz sürülecek bir katil yoktu, kendi görevi dışında, başka bir departman tarafından bu işten sorumlu olarak görevlendirilmişti. Dört adamdan oluşan bir grup ve basit talimatlar verilmişti kendisine: Bahsi geçen adamın gözden kaybolmamasını ve ona bir şey olmamasını sağla, kiminle buluşursa not al.

Gunvald Larsson konunun ne olduğunu sorma zahmetine bile girmemişti. Muhtemelen uyuşturucuydu. Bugünlerde her taşın altından uyuşturucu çıkıyordu.

Şimdi takip işi için on günü geçmişti ve bahsi geçen adamın başına gelen tek şey bir fahişe ve iki buçuk şişe içkiydi.

Gunvald Larsson kol saatine baktı. On biri dokuz geçiyordu. Sekiz dakika kalmıştı.

Esnedi, kollarını kaldırdı ve vücudunun etrafında sallamaya başladı.

Tam o saniye ev patladı.

...
8