Читать книгу «Basit Düşün» онлайн полностью📖 — Owain Service — MyBook.
image

2
PLANLAYIN

Amerika'nın 2008’deki başkanlık seçimlerine dönelim. Amerika, Obama çılgınlığına kapılmış durumdadır. Ülkenin dört bir yanından gelen genç partililer, Barack Obama’nın seçilmesi güç bir adaydan, başkanlık için yarışan güçlü bir adaya dönüştüğü, görünürde engellenemez yükselişine yardım etmek için ellerinden geleni yapıyorlardır. Başarısının büyük kısmını galibiyeti süresince ve sonrasında oy verenlerle sanal ortamda bağlantı kurmasına borçludur. Hatta bu seçim “Facebook Seçimi” olarak isimlendirilmiştir47. Bunun sosyal medya devrimini gerçek anlamda kucaklayan ilk başkanlık seçimi olduğu doğrudur. Aslında sahne arkasında, neredeyse hiç ilgi çekmeyen ama dünya üzerindeki tüm kampanyacıların dikkat etmesi bilgece olacak türden bir devrim daha dönüyordur.

Obama’nın ekibi insanların yıllardır aynı metotlarla oy vermeye teşvik edildiğini fark etmiştir. Partiye sempati duyan insanlarla iletişime geçilip bu yıl oy vermeyi düşünüp düşünmedikleri sorulmaktadır. Bu alanda geçmişte yapılmış birçok çalışma, insanlara telefon etmenin bir fark yaratıp yaratmadığını ve eğer yaratıyorsa arkadaş canlısı bir üslubun mu yoksa ciddi bir tavrın mı işe yarayacağını araştırmaktadır48. Ancak soruları şekillendirme biçiminin insanların nasıl cevap vereceğini etkilediği gerçeğinin davranış bilimi literatürünün ana alanlarından biri olduğunu göz önüne alan Obama’nın ekibi de, insanların oy vermeye gelmelerine yarayacak daha etkili yöntemler olabileceğinde karar kılmıştır.

Şu anda Harvard’da çalışan ve Davranışsal Kavrayış Ekibi’yle eğitim alanında çeşitli projelerde işbirliği içinde olan Todd Rogers ve Notre Dame Üniversitesi’nden meslektaşı David Nickerson konuya dahil olmuştur. Rogers ve Nickerson, insanların basit planlar yapmak için cesaretlendirildiği durumlarda, planları gerçekleştirme ihtimallerinin çok daha yüksek olacağı sonucunu ortaya çıkaran bir dizi psikolojik bulgudan son derece etkilenmiştir. Önerme basittir. İnsanlara oy verip vermeyeceklerini sormak yerine, nerede, ne zaman ve nasıl oy vereceklerini düşünmeye teşvik etmek gerekir. Böylece etkin planlamanın nasıl sonuçlara yol açabileceğini görmek için Pensilvanya’daki demokratik ön seçimlere katılan 300.000 kişi üzerinde, gelmiş geçmiş en büyük seçim denemesini gerçekleştirmişlerdir.

Bir grup insan standart gruba dâhildir. Bu kişiler düzenli olarak aranmış, yaklaşmakta olan seçimler ve oy verme görevleri kendilerine hatırlatılmıştır49. İkinci gruba da telefonla ulaşılmış, ancak bu sefer oy vermeye niyetli olup olmadıkları sorulmuştur. Üçüncü ve son gruba ise saat kaçta oy verecekleri, nereden gelecekleri ve öncesinde ne yapmayı düşündükleri sorulmuştur. Nerede, ne zaman ve nasıl ek soruları, plan yapılmasını teşvik etmek için özel olarak tasarlanmıştır. Seçmenlerden oy verme eylemi ve günlük yaşamları arasında basit ve kavramsal bir bağ kurmaları istenmiştir.

Peki insanların oy vermelerini sağlayan en etkin yol hangisidir? Hatırlatıcı standart telefonları (oy vermelerini hatırlatan) alan grubun oy verme ihtimalinde bir artış görülmemiştir. Oy vermeyi düşünüp düşünmedikleri sorulan grubun oy verme oranında yüzde 2 artış görülmüştür. En büyük etkiyi ise planlama mesajları yaratmıştır. Bu gruptaki insanların oy verme oranı yüzde 4,1 artmıştır. En şaşırtıcı kısım ise, oy vermeye uygun tek kişinin yaşadığı hanelerdeki insanların oy verme oranlarındaki artışın yüzde 9,1 olmasıdır. Belki de bunun nedeni, bu kişilerin özellikle de başkalarına bağlı herhangi bir planlarının olma ihtimalinin çok düşük olmasıdır50. Seçim sonuçları üzerine düşünen ve bu alana ilgi duyanlar için bunlar devasa rakamlardır. Rogers ve Nickerson’ın da belirttiği üzere, 2012’de belirli bir adayı seçenlerin oy verme oranında toplamda yüzde 2,1 artış görülseydi, seçmenlerin Florida, Kuzey Carolina ve Ohio’daki sonuçları değiştirme gücüne sahip olduğu ortaya çıkacaktı. 2008’de Florida, Indiana, Kuzey Carolina ve Missouri’deki eyalet seçim sonuçları da benzer biçimde değişebilirdi. Başka bir deyişle, bir seçim özellikle çekişmeli olduğunda, basit planlama yöntemleri seçim sonuçlarını kökünden değiştirecek güce sahipti.

Planlamanın hedeflere ulaşmadaki anahtar etmen olduğuna inanıyoruz. Ancak görüldüğü üzere, bu planları nasıl yaptığınıza dair ufak detaylar büyük önem taşır. Bu bölümdeki üç altın kural, bu detayları doğru anlamanıza yardımcı olacaktır. Bunlar:

Basit Tutun. Hedefinize bağlı kalmak için gerekli zihinsel çabayı azaltacak ve amacınızdan saptığınız zaman farkına varmanıza yardımcı olacak türden, basit ve net kurallar belirlemelisiniz.

Eyleme Dökülebilecek Bir Plan Yapın. Bu adımların her birini başarmak için ihtiyacınız olan her eylemi nasıl, nerede ve ne zaman yapacağınızı belirlemek başarı oranınızı artıracaktır.

Planı Alışkanlık Haline Getirin. Aynı tetikleyici etkenlere karşılık olarak aynı eylemleri tekrarlamak, hedefinize ulaşmanızı çok daha kolaylaştıracak alışkanlıklar edinmenize yardımcı olacaktır.

1 Kural: Basit Tutun

Owain birkaç yıl önce, tükettiği alkol miktarını azaltmaya karar vermişti. Ne zaman işten gelip yemek hazırlamaya girişse, kendine ve eşi Sophie’ye birer kadeh şarap doldurur olmuştu. Bazen yemekle birlikte bir kadeh daha içip, eğer şişenin sonuna yaklaşmışsa televizyon izlerken kalanını da bitirirdi. Ağır içici değildi. Ancak medyada “orta sınıf içiciliği” diye tanımlanan kötü bir alışkanlığa kapılıyor olma tehlikesi vardı51. Bu tanıma göre bir kadeh şarap ya da bir bira arada sırada, keyif için içilen şeyler olmaktan çıkıp günlük rutinin bir parçası haline gelirdi. Birleşik Krallık’ta o dönem verilen tavsiyeye göre, her gün düzenli olarak tüketilen 30 ya da 40 mililitre saf alkol erkeklerde ciddi sağlık sorunlarına sebep olmasa da, bu miktarın 40 mililitrenin üzerine çıkarılmaması gerekiyordu. Bir şişe şarapta normalde ortalama 110 mililitre alkol bulunduğu göz önüne alınırsa, her gün işten gelip birkaç büyük kadeh şarap içmek bu sınırı aşma riskini doğuruyordu. Owain’e göre alkolden biraz uzak kalmak sağlığını iyileştirmekle kalmaz, belki bel çevresinin incelmesine bile yardımcı olabilirdi.

Owain aynı zamanda kendine sadece “içki miktarını azaltma” hedefini koymanın yeterli olmayacağının farkındaydı. Daha önce de işlediğimiz üzere, belirsiz hedefler koymak, o hedeflere ulaşmanın en iyi yollarından sayılmazdı. Akla en yatkın çözüm, Sağlık Bakanlığı’nın günde düzenli olarak 30-40 mililitre alkolden fazlasını tüketmeme tavsiyesine uymak olabilirdi. Ama bu kurallara sıkı sıkıya bağlı kalmanın da getirdiği bazı zorluklar vardı. İlki, bunun zihinsel bir aritmetik görev olmasıydı. Diyelim ki bir şişe bira içtiniz. Bu kaç mililitre alkole denk geliyor? Şarap sözkonusu olduğunda bu soru daha kafa karıştırıcı bir hal alabilir çünkü şarabın alkol oranları değişkendir ve çoğu kişi, kadehini doldururken belirli bir ölçüye sadık kalmaz. İkinci zorluk da çoğunlukla psikolojiktir. Basit bir denklem aracılığıyla ölçülebilecek bir sınır belirlemek mantıklı görünebilir (örneğin 750’yi 125’e bölmek o kadar da zor değildir) ancak kendine bir hedef belirlemekle, bu hedefi halihazırda bir şişe güzeller güzeli Rioja şarabı içtikten sonra takip etmek arasında ciddi fark vardır. Öz kontrol her alanda problem teşkil eden bir konudur ama bilişsel fonksiyonunuzu azaltma özelliğine sahip bir madde tüketirken bu sorun daha da büyür.

Böylece Owain, canı her içki istediğinde hesap makinesini çıkarmasını gerektirecek bir hedef belirlemek yerine, kuralları ihlal ettiğini anında anlamasına olanak verecek türden, basit ve net bir hedef belirlemeye karar verdi. Psikologlar bu tür hedeflere “net çizgiler” ismini verirler çünkü bu türden hedefler belirsizliğe yer vermez. Bir kuralı işleme koymak için gereken bilişsel çabayı kayda değer biçimde azaltan net bir çizgiyi aştığınızda, bunu hemen anlarsınız. Owain’in de kendi için belirlediği net çizgi, hafta içi evde içki içmemekti. Örneğin pazartesi günü evde bir şişe şarap açarsa, kuralı çiğnediğini hemen fark ediyordu. Bu kadar basitti. Bu kural elbette tamamıyla yoksunluk anlamına da gelmiyordu çünkü zaten öyle olması başarısızlığa davetiye çıkarırdı. Örneğin işten sonra, bir meslektaşıyla bir yerlerde bir içki içmek kabul edilebilirdi. Aynı durum hafta sonları içmek için de geçerliydi. Bu basit ve net kurala ek olarak, net bir bitiş tarihi de belirledi. Planına bir ay boyunca sadık kalacaktı. Eğer işe yararsa planını on bir ay kadar daha uzatacaktı. İşin iyi tarafı planın başarılı, hatta çok başarılı olmasıydı. İki yıl önce aylık bir hedef olarak başlattığı uygulama artık uzun süreli bir alışkanlığa dönüşmüştü. Yalnızca bir ya da iki istisna dışında “hafta içi evde içmek yok” kuralı günümüze dek geçerliliğini korumuştu. Owain’in tahminine göre, iki senelik süre içerisinde aşağı yukarı seksen şişe şarap daha az alkol tüketmesini sağlamıştı.

Eğer net çizgi fikrinin, yeni geliştirilen bir psikolojik hile olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Reklamcılık alanında davranış bilimlerinin kullanımına öncülük eden, Ogilvy & Mather ajansının yönetim kurulu başkan yardımcısı Rory Sutherland’ın açıkladığı üzere, bu fikir tarih kadar eski kültürel ve dini uygulamaların temelini oluşturan prensiplerle birebir örtüşmektedir52. Sıkça uygulanan “Şabat günü çalışmama” ilkesini düşünün. Şimdi de bu basit kuralı on yedi haftalık bir sürede, haftada ortalama en fazla kırk sekiz saat çalışılabileceğini ve yirmi dört saatte bir en az on bir saat boyunca da dinlenmek gerektiğini şart koşan, AB’nin Çalışma Süresi Yönergesi’nin daha karmaşık kurallarıyla karşılaştıralım. “Şabat günü çalışmama” kuralı oldukça basittir. Bu kuralı uygulamak için, bireyin herhangi bir ekstra bilgiye ihtiyacı yoktur (bugün günlerden ne olduğunu bilmek dışında). Bu kuralın ek bir avantajı da, geri kalan topluluk üyelerinin onu çiğnememeniz konusunda size yardım edecek olmalarıdır. Çalışma Süresi Yönergesi kuralları ise sizin ya da çalışmakta olduğunuz organizasyonun, on yedi haftalık sürede ne kadar çalıştığınızın çetelesini tutmasını gerektirir ki, oradan haftada ortalama kaç saat çalıştığınız hesaplanabilsin. Yeteri kadar çalışıp çalışmadığınız gerekli hesaplamayı yapmadığınız sürece asla netlik kazanmayacaktır.

Aynı şekilde, hafta boyu kalori hesaplamanızı gerektiren ya da tam tersine, Rory Gallagher ve eşinin düğüne hazırlık öncesi kullandıkları 5:2 diyeti gibi basit kurallara sahip, birbirinden farklı beslenme düzenlerini düşünün. 5:2 diyeti, haftanın beş günü normal şekilde beslenmeyi, kalan iki günde ise kalori alımını kadınlar için 500, erkekler için ise 600 kaloriyle sınırlandırmayı gerektirir. Bir diğer deyişle, bu beslenme düzeni şu görüşü savunur: “Kalori sınırlamasının kısa süreler için geçerli olduğu bir diyete sadık kalmak kolaydır. Bu sistem diyetin yeniden yürürlüğe girmesini sağlar53”. Bu iddiaları destekleyen kanıtlar da mevcuttur. Araştırmacılar denekleri, kurallarının karmaşıklığı açısından birbirinden ayrılan farklı diyetlere soktuklarında “Bilişsel yönden talepkâr bir kilo kontrol programının bırakılmasına sebep olan en güçlü unsurlardan birinin, kuralların karmaşıklığı olduğunu”54 keşfetmişlerdir. İşle ilgili konularda da benzer yaklaşımları benimseriz. Örneğin cuma sabahlarını haftalık geri bildirim ve başarı kutlama toplantılarına ayırabilir, pazar günü hiç iş yapılmamasını şart koşabiliriz (bunu uygulamak o kadar da zor olmasa gerek).

Net çizgiler Davranışsal Kavrayış Ekibi tarafından savunulan, hükümet yasalarının yüzlercesine uyarladığımız en önemli dersin örneklerinden yalnızca biridir ve tüm başarılı basit düşün stratejilerinin kalbinde de aynı fikir yer almalıdır: Kolaylaştırın. Örneğin bir kişiyi emeklilik fonu oluşturmaya ikna etmek istiyorsanız, mevcut tüm emeklilik planlarının, tarihi katkı payı kayıtlarının ve önde gelen finans danışmanı tavsiyelerinin bulunduğu bir veri tabanına giriş yapmalarını sağlayabilirsiniz. Tüm bunları yapsanız da, birçok insan emeklilik fonu oluşturmayı başaramayacak, başarsalar bile iş işten geçmiş olacaktır. Bu yüzden, bunun yerine İngiliz hükümetinin 2008 yılında yapmaya başladığını yapabilirsiniz. İnsanları emeklilik planlarına otomatik olarak dahil edip, onlara isterlerse sistemden “çıkış yapma” şansı verebilirsiniz. Böylece konu herkes için daha basit hale gelir. Otomatik kayıt şu anda Birleşik Krallık’taki 9 milyon kişinin, emeklilikleri için eskiye kıyasla milyarlar değerinde daha fazla birikim yapmasına yardımcı oluyor. Bunu, karar verirken yavaş düşünme sistemimizi kullanarak, hızlı düşünme sistemimizi daha verimli çalışmaya teşvik eden net çizgiler fikriyle başarıyor. Giriş bölümünde de incelediğimiz üzere, mümkün olan tüm bilgileri kavrama, avantaj ve dezavantajlarını karşılaştırma ve hemen ardından da en mantıklı seçimi yapma imkânına sahip değiliz. Ancak bu durumu kabullenirsek, gelecek kararlarımızdaki zihinsel yükü azaltacak kararlar vermeye başlayabilir ve ilgimizi en gerekli unsurlara yönlendirebiliriz. Eski ABD Başkanı Obama, görevi süresince neden yalnızca gri ve mavi takımlar giydiğini açıklarken de aklında olan budur. Vanity Fair dergisine “Karar vermeyi gerektiren durumları azaltmaya çalışıyorum,” diye açıklamıştır. “Ne giydiğim ve ne yediğim konusunda karar vermekle uğraşmak istemiyorum çünkü karar vermemi gerektiren daha birçok başka konu var.”

Biz de kendi net çizgilerinizi oluşturmanız ve hedefinize ulaşmayı kolaylaştıracak başka yöntemler düşünmeniz için sizi cesaretlendirmek istiyoruz. İyi niyetle baş koyduğunuz yolda ilerleme ihtimalinizi artıracak bir düzen oluşturmanız için atılması gereken ilk adım budur. Bu düzenlerin bazıları oldukça dolambaçsızdır. Örneğin kilo vermek istiyorsanız diyet kurallarınızı basitleştirmenin yanında bir de cezbedici abur cuburları evden ve ofisten uzaklaştırmanız ya da en azından göz önünden kaldırmanız gerekir. Bir amaca ulaşmak için gösterilmesi gereken çaba ne kadar artarsa, hedefe ulaşma ihtimali de o kadar düşer. Eğer daha fazla egzersiz yapmayı düşünüyorsanız, ilk önce bunu kolaylaştıracak yöntemlere kafa yormalısınız. Örneğin egzersizi, işe gidiş yolculuğunuzla bütünleştirebilir, her zamanki durağınızdan önce inip tempolu adımlarla ofise yürüyebilirsiniz. Kendinizi sabahları koşuya çıkmaya teşvik etmek için egzersiz ekipmanlarınızı gece yatmadan önce hazır edebilirsiniz. Eğer hedefiniz ailenizle daha fazla nitelikli zaman geçirmekse ama kendinizi işten de uzak tutamıyorsanız, telefonunuzla ilgili net bir çizgi belirleyebilir, örneğin akşam saat 8’den sonra ya da hafta sonları telefondan uzak durmayı deneyebilirsiniz. Bir diğer taraftan, hedefinizle aranıza giren unsurları belirleyip bunları nasıl ortadan kaldırabileceğinizi düşünebilirsiniz. Örneğin bu kitabın açılış hikâyesinde anlatıldığı üzere, Paul’un iş bulmasını kolaylaştıran şey, onun daha kolay iş bulmasına engel olan ve sistemde halihazırda var olan bazı engelleri (aşırı evrak işi) ortadan kaldırmaktır.

İşleri kolaylaştırmak ve kendiniz için net çizgiler belirlemek, basit planlar yapma yolundaki ilk adımlardır. Bu adımlar planın ikinci aşamasına nasıl geçiş yapabileceğinizi düşünmenizi, yani günlük ve haftalık akışla takip etmeniz gereken eylem arasında bilişsel bir bağ kurmanızı da sağlarlar.

2. Kural: Eyleme dökülebilecek bir plan yapın

Büyük ihtimalle hepimiz hayatımızın bir aşamasında gribe yakalanmışızdır. Kuşkusuz, hastalığın büyük bölümünde halsizlik, yüksek ateş, ağrı ve beyin zonklaması da hissetmişizdir. Hem çok yaygınmış gibi göründüğünden, hem de semptomları başlangıçta basit bir soğuk algınlığına çok benzediğinden, gribin ne kadar ciddi olduğunu dikkate almama eğilimindeyizdir. Bu nedenle, çoğumuz ortalama bir hafta içinde tamamıyla iyileşecek kadar şanslıyken bazıları için aynısı sözkonusu değildir. Çocuklar ve yaşlılar, hamile kadınlar ve gribi tetikleyen başka rahatsızlıkları olan insanlar, kolaylıkla çok ağır seviyede bir gribe yakalanabilirler. Grip nedeniyle gelişen göğüs enfeksiyonu gibi ciddi komplikasyonlar sessiz birer katile dönüşebilir. Yalnızca ABD’de, grip 200.000’in üzerinde hastane sevkine ve her sene 8.000’in üzerinde ölüme yol açmaktadır55.

İyi haber ise, ölüm oranını, hastalanmayı ve sağlık masraflarını azalttığı tespit edilen bir aşının varlığıdır. Ancak ne yazık ki, böylesi bir aşıdan en çok faydalanabilecek insanların büyük kısmı bu aşıyı yaptırmayı aksatırlar. Aşıdan kaçınanların muhtemel gerekçeleri arasında ise, uzun süreli muhakeme sonucunda vardıkları, hafif ateş, kas ağrısı ve iğnenin yapıldığı yerde acı gibi yan etkilerin, potansiyel faydaların yanında yetersiz kaldığı düşüncesi bulunmaktadır. Ama çoğu insan aşı yaptırmaz çünkü randevu almamışlardır ya da aldıkları randevuya gitmemişlerdir. Bir şeyi yapmanız gerektiğini bilseniz de yapma fırsatı bulamadığınız böyle durumlarda, basit bir plan harikalar yaratabilir. Pennsylvania Üniversitesi, Wharton School’un inanılmaz derecede üretken profesörü Katy Milkman’in teste tabi tuttuğu olgu da tam olarak budur. Milkman ve meslektaşları Orta Batılı büyük bir enerji firmasıyla işbirliği yapıp, şirketin 3.300 çalışanına griple alakalı yüksek riskli komplikasyonlardan bahsederek onları gidip aşı olmaya teşvik edip edemeyeceklerini denemişlerdir. Kritere uyan tüm çalışanlara, aşı kliniklerinin çalışma saatleriyle ilgili bir hatırlatma mektubu gönderilmiştir. Ancak bu hatırlatma yalnızca bazılarını plan yapmaya teşvik etmiştir. Çünkü klinik tarih ve saatlerini bildiren mektuba ek olarak, bu gruptan bir de kliniğe gitmeyi düşündükleri tarihi ve saati belirtmeleri istenmiştir. Bu ufak değişiklik, kliniğe gelen insanların sayısında yüzde 13’lük bir artışa sebep olmuştur. Bu türden bir değişiklik, eğer ABD’nin ve batı dünyasının tamamında uygulanırsa binlerce hayat kurtarabilecek türdendir56.

Milkman’in insanları plan yapmaya teşvik eden mektuplarında uygulanan temel prensipleri, bu bölümün başında ele aldığımız Obama seçim çalışmalarında da görmüştük. İki prensip de New York Üniversitesi psikoloji profesörü Peter Gollwitzer tarafından geliştirilen fikirden alıntıdır ve bu fikri “planlanmış niyetler” diye adlandırmıştır. Gollwitzer’ın çalışması, bireylerin bir hususu gerçekleştirme niyetinde olmalarına rağmen, gereken eyleme geçemedikleri durumlara odaklanmaktadır. Gollwitzer fark etmiştir ki, gelecekteki tahmini durumumuz ve hedefimizi gerçekleştirmek için gerekli olan eylemler arasında bilişsel bir bağlantı kurabilirsek niyetlerimizi gerçekleştirme ihtimalimiz de yükselir. Milkman kendi çalışmasında insanları, belirli bir tarih ve saat ile randevuya katılma gerekliliği arasındaki bilişsel bağı görmeye teşvik etmiştir. Bu durumda sözkonusu bilişsel bağ, tarih ve saat için bırakılan boşlukları doldurmak kadar kolay bir eylem aracılığıyla kurulmuştur. Obama ve seçim örneği ise aynı fikrin biraz daha güçlü bir versiyonudur. Potansiyel seçmenlerden yalnızca oy verip vermeyeceklerini teyit etmeleri istenmemiş, seçmenler oylama öncesinde ne yapacaklarını ve nereden geleceklerini de düşünmeye teşvik edilmişlerdir. Bu teşvik, insanları evde kahvaltı yaptıktan hemen sonra oy vermeye gideceklerini düşünmeye yönlendirmiştir. Daha da geniş açıdan bakılırsa, “ne zaman”, “nasıl” ve “nerede” soruları, durumsal çıkış noktaları haline getirilerek, bireyleri durum (kahvaltı etmek) ve eylem (oy vermeye gitmek) arasında bilişsel bir bağ kurmaya, böylece eyleme geçmeye teşvik etmiştir. Tüm basit düşün

1
...