Читать книгу «Dorian Gray’in Portresi» онлайн полностью📖 — Оскара Уайльда — MyBook.
image
cover

Hallward, “Zavallı Leydi Brandon! Çok üstüne gidiyorsun Harry!” dedi kayıtsız bir ifadeyle.

“Sevgili dostum, o kadın bir salon sahibi olmak istedi ve sadece bir restoran açmayı başardı. Onu takdir etmem nasıl mümkün? Lütfen anlatır mısın? Dorian Gray hakkında neler söyledi?”

“Ah şöyle bir şeydi: ‘Yakışıklı bir genç adam; sevgili anneciği ve ben hiç ayrılmayız. Ne yaptığını hep unuturum, korkarım hiçbir şey yapmıyor, ah, evet piyano çalıyor, yoksa keman mı çalıyordunuz saygıdeğer Bay Gray?’ İkimiz de kendimizi gülmekten alıkoyamadık ve anında dost olduk.”

Başka bir papatya koparırken “Gülmek bir dostluk için hiç de fena bir başlangıç değil ve hatta en iyi nihayettir.” dedi genç lord.

Hallward başını salladı. “Sen dostluğun ne olduğunu bilmiyorsun Harry.” diye homurdandı. “Ve dolayısıyla düşmanlığı da bilmiyorsun. Sen herkesi seversin; başka bir deyişle, senin için kimse diğerinden farklı değil.”

Şapkasını geriye atıp, parlak beyaz renkte, sökülmüş bir ipek kumaşın çilelerini andıran, yaz mevsimine özgü turkuaz mavisi gökte sürüklenen küçük bulutlara bakarken “Çok haksızlık ediyorsun!” diye bağırdı Lord Henry. “Evet son derece haksızsın. İnsanlar arasında ziyadesiyle fark gözetirim. Dostlarımı hoş görünümlü insanlardan, tanışlarımı iyi karakterli insanlardan ve düşmanlarımı ise zeki insanlardan seçerim. İnsan düşman seçerken yeterince temkinli davranamaz. Benim hiç aptal bir düşmanım yok. Hepsi belli bir zihinsel kapasiteye sahip ve sonuç olarak hepsi benim kıymetimin farkında. Bu beni kibirli biri yapar mı? Bence fazlasıyla yapar.”

“Haklı olabilirsin Harry. Fakat senin sınıflandırmana göre ben senin için sadece bir tanışım.”

“Ah sevgili Basil, sen bir tanıştan çok daha ötesisin.”

“Ve bir dosttan daha azısın. Bir tür kardeş gibi, sanırım?”

“Ah, kardeşler! Kardeşlerden hoşlanmam. Ağabeyim ölmek bilmiyor ve küçük kardeşlerim ise ölmekten başka bir şey yapmıyor.”

Hallward kaşlarını çatarak, “Harry!” diye haykırdı.

“Sevgili dostum, beni bu kadar ciddiye alma. Yine de akrabalarımdan tiksinmek konusunda elimden bir şey gelmiyor. Sanırım bunun altında yatan neden, hiçbirimizin kendi hatalarımızı başka insanlarda görmeye dayanamamasıdır. İngiliz demokrasisinin yüksek sınıfın ayıpları dedikleri şeye karşı beslediği öfkeyi gerçekten anlayabiliyorum. Avam kesimi ayyaşlığın, aptallığın ve ahlaksızlığın kendilerine özgü hasletler olarak kalması gerektiğine inanıyor, ayrıca bizlerden biri kendini gülünç duruma düşürdüğünde onların çöplüğüne izinsiz girdiğimizi düşünüyorlar. Zavallı Southwark boşanma davası için mahkemeye çıktığında, avamın öfkesi görülmeye değerdi. Hem zannetmiyorum ki işçi kesiminin onda biri dürüst bir hayat sürüyor olsun.”

“Söylediklerinin bir kelimesine bile katılıyorum diyemem, ayrıca Harry, bence sen de kendi söylediklerine inanmıyorsun.”

Lord Henry sert, kahverengi sakalını okşadı ve püsküllü, fildişi bastonuyla rugan ayakkabılarının topuklarına vurdu. “Tam bir İngiliz’sin Basil! Aynı görüşü ikinci kez belirtiyorsun. Şayet gerçek bir İngiliz beyefendisi bir fikir ileri sürerse -ki bu çok cüretkâr bir davranıştır- bu fikrin doğru mu yoksa yanlış mı olduğuna dair bir değerlendirme yapmayı aklından bile geçirmez. Değerlendirme yapacak kadar önem atfettiği tek husus, bu fikre kendisinin de inanıp inanmadığıdır. Yani, bir fikrin taşıdığı değer ile o fikri beyan eden adamın samimiyeti arasında hiçbir bir ilişki yoktur. Doğrusu, bir adam ne kadar samimiyetsiz ise beyan ettiği fikir o denli irfan doludur; bu şartlar altında fikir, adamın istekleri, arzuları veya ön yargıları ile kirletilmemiş olur. Ne var ki, benim amacım siyasi, sosyolojik veya metafizik konuları seninle tartışmaya açmak değil. Ben ilkelerden ziyade insanları severim ve özellikle de ilkesiz insanları bu dünyadaki her şeyden daha çok severim. Bana Dorian Gray hakkında biraz daha fazla bilgi ver. Onu ne sıklıkla görüyorsun?”

“Her gün. Onu her gün görmezsem rahat edemem. Ona resmen ihtiyaç duyuyorum.”

“Ne kadar tuhaf! Sanatından başka hiçbir şeyi umursamadığını sanıyordum.”

Ressam usulca, “Bana göre artık benim bütün sanatım ondan ibaret.” dedi. “Harry, bazen düşünüyorum, bence dünya tarihinde önem arz eden sadece iki an mevcut: Birincisi sanat için yeni bir aracın ortaya çıkışı ve ikincisi de yine sanat için yeni bir şahsiyetin ortaya çıkışıdır. Venedikliler için yağlı boyanın icadı ne anlama geliyorsa, Antinous’un çehresi son dönem Yunan heykelciliği için ne ifade ediyorsa, bir gün Dorian Gray’in yüzü de benim için aynı anlamı ve ifadeyi taşıyacak. Yaptığım şey onu resmetmek, çizmek veya onun eskizlerini yapmak değil sadece. Elbette bunları da yaptım. Ama o, benim için bir modelden çok daha fazlası. Sana onunla ilgili çalışmalarımdan memnun olmadığımı veya sahip olduğu güzelliğin sanatla ifade edilemeyeceğini söyleyecek değilim. Sanatın ifade edemeyeceği hiçbir şey yoktur, ayrıca Dorian Gray’le tanıştıktan sonra yaptığım işlerin gayet başarılı çalışmalar, hayatımdaki en iyi işler olduğunu biliyorum. Beni anlayabilir misin bilmiyorum, ama tuhaf bir biçimde, onun kişiliği bana tamamen yeni bir sanat tarzı, yepyeni bir üslup kazandırdı. Her şeyi daha farklı görüyor, daha farklı idrak ediyorum. Artık benden şimdiye kadar saklanmış bir üslupla hayatı yeniden yaratabiliyorum. ‘Efkâr günlerinde bir suretin hayali’ sözünü kim söylemişti hatırlamıyorum ama Dorian Gray, bu ifadenin bendeki karşılığıdır. Henüz yirmili yaşlarında olmasına rağmen gözümde bir çocuktan farklı değil ancak bu delikanlının gözle görülen, evet sadece görünen varlığı benim için böyle bir anlam ifade ediyor! Acaba bu söylediklerimin manasını idrak edebiliyor musun? Bu delikanlı, bilinçsiz bir şekilde benim için yeni bir akımın sınırlarını çiziyor; aşkın ruhunun bütün tutkusunu, Yunan ruhunun bütün mükemmelliğini içinde barındıran bir akım… Ruh ve bedenin ahengi; bu ne muazzam bir şeydir! Bizler aptallığımızdan ötürü bu ikisini ayırdık ve gerçekçilik adı altında kabalığı, idealcilik kisvesi altında anlamsızlığı icat ettik. Harry! Dorian Gray’in bana ne ifade ettiğini keşke anlayabilseydin! Agnew’u2 teklif ettiği yüksek meblağa rağmen vazgeçmediğim manzara tablomu hatırlıyor musun? Bu yaptığım en iyi şeylerden birisiydi. Peki neden? Çünkü ben o tabloyu yaparken, Dorian Gray yanımda oturdu. Ondan bana, idrak etmesi çok güç bir etki geçti ve hayatımda ilk defa, düz bir ağaçlık arazide hep aradığım ve her zaman hasretini çektiğim o mucizeyi gördüm.”

“Basil bu olağanüstü bir şey! Bu Dorian Gray’i mutlaka görmem lazım.”

Hallward oturduğu yerden kalktı ve bahçede bir aşağı bir yukarı yürüdü. Bir süre sonra geri geldi. “Harry…” dedi. “Dorian Gray, benim için sadece sanat yapmamda itici güdü. Sen onda hiçbir şey görmeyebilirsin. Ben ise onda her şeyi görüyorum. Onun mevcudiyeti, eserimde sureti yer almadığında olduğundan daha fazla değil. Daha önce söylediğim gibi, o yeni bir tarzın telkini. Onu belli birtakım çizgilerin kıvrımlarında, kimi renklerin güzelliğinde ve ince detaylarında seziyorum. Hepsi bu.”

Lord Henry “O hâlde neden portresini sergilemiyorsun?” diye sordu.

“Çünkü kasıtsız da olsa tüm bu tuhaf, sanatçı putperestliğinin ifadesini o portreye aktardım. Pek tabii, şimdiye kadar bu husustan ona bahsetme zahmetine hiç girmedim. Bundan hiç haberi yok. Bunu hiçbir zaman öğrenmemeli. Fakat dünya bu çıkarımı yapabilir ve ruhumu onların meraklı gözlerine ifşa etmeye niyetim yok. Gönlüm asla onların mikroskoplarının altına koyulamaz. Bu eserde kendimden çok fazla şey var Harry; bunda çok fazla ben varım!”

“Şairler senin kadar evhamlı değiller. Onlar, tutkunun yayıncılık için ne kadar faydalı olduğunu çok iyi bilir. Bugünlerde kırık bir kalp çok baskı yapıyor.”

“Bu yüzden onlardan tiksiniyorum!” diye bağırdı Hallward. “Bir sanatçı güzel şeyler yaratmalıdır, fakat ona kendi hayatına ait hiçbir şey katmamalıdır. Yaşadığımız devirde, insanlar sanata sanki bir tür otobiyografiymiş gibi bakıyor. Soyut güzellik algısını unuttuk resmen. Bir gün dünyaya bunun ne olduğunu göstereceğim ve bu nedenle dünya Dorian Gray portremi asla görmemeli.”

“Bence yanılıyorsun Basil, ama seninle tartışmayacağım. Her kim tartışırsa orada entelektüellik kaybeder. Söyle bakalım, Dorian Gray senin üzerine titriyor mu?”

Sanatçı birkaç dakika düşündü. Biraz duraksadıktan sonra “Beni sever.” diye cevap verdi. “Beni sevdiğini biliyorum. Tabii ki onu fazlasıyla methediyorum. Söylediğim için pişman olmam gerektiğini bildiğim şeyleri ona söylemekten tuhaf bir zevk duyuyorum. Çoğu zaman bana çok sevimli geliyor, atölyede oturuyoruz ve bir sürü konudan bahsediyoruz. Ne var ki, bazen inanılmaz derecede düşüncesiz biri oluyor ve bana acı vermekten ciddi manada keyif alıyormuş gibi görünüyor. Ardından Harry, ruhumu tamamen, sanki ceketine taktığı bir çiçek, sattığı cakayı sevimli göstermek için kullandığı bir süs, yaz günü taktığı bir aksesuar muamelesi yapan birine teslim ediyormuş gibi hissediyorum.”

“Basil, yaz günlerini de arkamızda bırakmak üzereyiz.” diye mırıldandı Lord Henry. “Belki ondan evvel bıkacaksın. Bu düşünmesi elem verici bir şey fakat dehanın güzellikten daha uzun ömürlü olduğu inkâr edilemez bir gerçek. Bu gerçek, o kadar acı verdiği hâlde neden kendimizi bu denli eğitime verdiğimizi de açıklıyor. Bu çetin varoluş mücadelesinde, sürüp gidecek bir şeylerin peşinde koşuyoruz ve yerimizi tutmak gibi beyhude bir umutla zihnimizi saçmalıklarla ve olgularla dolduruyoruz. Ciddi manada irfan sahibi olmuş bir adam; işte modern ülkü bu. Ve ciddi manada irfan sahibi olan kişinin aklı dehşet verici bir şey. Tıpkı bir süs eşyası dükkânı gibi, her yerde canavarlar ve tozlar, her şeye hak ettiğinin üzerinde bir değer biçilmiş. Ne olursa olsun, önce sen sıkılacaksın. Bir gün arkadaşına bakacaksın ve o taslağın biraz dışına çıkmış gibi görünecek veya o anki rengin tonunu beğenmeyeceksin yahut herhangi başka bir neden olacak. Acı bir biçimde onu kendi gönlünde ayıplayıp gerçekten sana çok kötü davrandığına kanaat getireceksin. Sonrasında seni aradığında tam anlamıyla buz gibi ve kayıtsız kalacaksın. Gerçekten yazık olacak, nitekim bu seni değiştirecek. Bana anlattığın şeyler gerçek bir aşk, sanat aşkı diyebiliriz. Ve ne çeşit olduğu fark etmeksizin aşkın tezahürünün en kötü yanı, bittiğinde muhatabını aşksız bırakmasıdır.”

“Harry, böyle konuşma. Yaşadığım müddetçe, Dorian Gray’in şahsiyeti üzerimdeki hâkimiyetini sürdürecek. Sen benim hissettiğim şeyi hissedemezsin. Sen sürekli bir değişim hâlindesin.”

“Ah sevgili Basil, tam da bu sebepten hissettiklerini hissedebilirim. Sadıklar, aşkın sadece değersiz kısmından haberdardır: Aşkın felaketlerini sadakatsiz olanlar bilir.” Ve Lord Henry, sanki tüm dünyayı bir kalıpla özetlemişçesine kendini bilen ve tatminkâr bir edayla zarif, gümüş bir tabakadan sigarasını çıkarıp tüttürmeye başladı. Parlak yeşil sarmaşık yapraklarının arasında cıvıldayan serçelerin çıkardığı hışırtıları vardı ve çimlerin üzerinde, kırlangıçlar gibi birbirlerini kovalayan bulutların mavi gölgeleri geçiyordu. Bahçede muazzam bir huzur hâkimdi! Ve diğer insanlar çok latif duygular içindeydi! Ona göre, akıllarından geçen düşüncelerden çok daha güzeldi bu duygular. Kişinin kendi ruhu ve dostlarının tutkuları; hayattaki büyüleyici şeyler bunlardı. Kendi kendine, sessiz bir keyifle Basil Hallward’ın yanında çok uzun kaldığı için atlattığı sıkıcı öğlen yemeğini düşündü. Eğer teyzesine gitseydi, muhakkak Lord Goodboody ile karşılaşacaktı ve orada sadece fakirleri beslemek ve kiralık evlerin gerekliliği hakkında muhabbet edeceklerdi. Her sınıf, kendi hayatlarında yer vermeye gerek duymadıkları erdemlerin önemi hakkında vaaz verecekti. Zenginler tutumluluğun ne kadar mühim olduğu ve işsiz avareler de çalışmanın onuru hakkında dil dökecekti. Tüm bunlardan kurtulmuş olmak çok güzeldi! Teyzesini düşündüğünde aklında bir fikir belirdi. Hallward’a doğru döndü ve “Sevgili dostum, şimdi hatırladım.” dedi.

“Neyi hatırladın Harry?”

“Dorian Gray’in adını nerede duyduğumu.”

Hafifçe somurtarak, “Nerede peki?” diye sordu Hallward.

“Bu kadar sinirlenme Basil. Teyzem Leydi Agatha’dan duydum. Doğu yakasında kendisine yardım edecek olan muhteşem bir delikanlı keşfettiğini anlattı bana ve o delikanlının adı Dorian Gray’di. Şunu da belirtmeliyim ki onun yakışıklı biri olduğunu hiç söylemedi. Kadınlar, güzelliği hiç takdir etmezler, en azından iyi kadınlar böyledir. Çok ağırbaşlı ve zarif bir mizacı olduğunu söyledi. Bir seferinde gözlüklü, düz saçlı, acayip çilli ve kocaman ayakları üzerinde gezinen birini hayal etmiştim. Keşke onun senin dostun olduğunu bilseydim.”

“Bilmediğine çok sevindim Harry.”

“Neden?”

“Onunla tanışmanı istemiyorum.”

“Onunla tanışmamı istemiyor musun?”

“İstemiyorum.”

Uşak bahçeye geldi ve “Bay Dorian Gray atölyedeler efendim.” dedi.

“Beni hemen tanıştırmalısın!” diye haykırdı Lord Henry gülerek.

Ressam, güneş ışığı altında gözlerini kısarak duran hizmetçisine döndü. “Bay Gray’e beklemesini rica ettiğimi söyle Parker. Birkaç dakika içinde geliyorum.”

Adam eğildi ve yürümeye koyuldu.

Ardından ressam, Lord Henry’ye baktı. “Dorian Gray benim en yakın arkadaşım.” dedi. “Çok yalın ve güzel bir mizaca sahip. Teyzen onunla ilgili söylediklerinde haklıydı. Bu adamı heba etme. Onu etkilemeye çalışma. Senin yaratacağın etkiden fayda gelmez. Dünya oldukça büyük ve bir sürü olağanüstü insan yaşıyor üstünde. Sahip olduğu bütün zarafeti sanatıma bağışlayan yegâne insanı benden alma. Bir sanatkâr olarak hayatım onun ellerinde. İtiraz etme Harry, sana güveniyorum.” Tane tane konuşmuştu ve sanki kelimeler onun iradesi dışında ağzından çıkmıştı.

Gülümseyerek “Ne saçmalıyorsun sen?!” dedi Lord Henry ve Hallward’ın koluna girerek onu eve sürükledi.

...
7