Читать книгу «Cesurun Yükselisi » онлайн полностью📖 — Моргана Райс — MyBook.

Arkasından askerler ellerinde anahtarlarla koşturup zincirlerin kilitlerini açmaya başladı. Tüm bunlar olurken yaratık öfkeli bakışlarını bir an bile Kyra’dan ayırmamıştı, sanki onu tartıyor, ona meydan okuyormuş gibiydi, hırlıyordu.

Yaratık zincirlerinden kurtulur kurtulmaz ayaklarını sanki saldırmaya hazırlanıyormuş gibi yere vurdu.

Fakat garip bir şekilde saldırmadı. Onun yerine gözlerini Kyra’nın gözlerine sabitledi ve öfkesi yavaş yavaş hoşgörüye dönüşüyormuş göründü. Hatta belki de minnete…

Çok hafif bir şekilde başın eğmiş gibi göründü; bu çok belli belirsiz bir jestti, neredeyse fark edilmeyecek gibi, sadece Kyra’nın çözümleyebileceği gibi bir jest…

Kyra bir adım daha öne attı, hayvanın sağrısına tutunup hızlı bir hareketle üstüne çıktı.

İçerideki herkes şoke olmuştu.

İlk başlarda yaratık titredi ve sıçramaya başladı. Fakat Kyra bunun sadece gösteri amaçlı olduğunu hissetti. Onu gerçekten sırtından atmak istemiyordu, sadece kontrolün kimde olduğunu göstermek, onu sürekli sınırda tutmak için bir meydan okuma gösterisiydi. Yaratık, vahşi doğanın bir parçası olduğunu, hiç kimse tarafından evcilleştirilemeyeceğini göstermek istemişti.

Seni evcilleştirmek gibi bir isteğim yok dedi Kyra içinden. Yalnıza çarpışmada yoldaşın olmak istiyorum.

Solzor sanki Kyra’yı duyuyormuş gibi sakinleşmişti, hala şahlanma hareketleri yapıyordu fakat önceki kadar hırçın değildi. Kısa bir süre sonra hareketleri kesildi ve Kyra’nın altında mükemmel bir şekilde sabit durmaya başladı. Sanki onu korumak ister gibi, diğerlerine hırlıyordu.

Kyra artık sakinleşmiş olan Solzor’un sırtından aşağıdakilere baktı. Bir grup şoke olmuş adam, ağızları bir karış açık kalmış, ona bakıyordu.

Kyra’nın yüzüne yavaş yavaş geniş bir gülümseme yerleşti, büyük bir zafer duygusu hissediyordu.

“Bu” dedi, “benim seçimim. Ve onun adı Andor.”

*

Kyra Andor’u Argos’un avlusunun ortasına doğru sürdü. Babasının tüm adamları, o sert adamlar onun yürüyüşünü hayranlıkla izlediler. Hiçbirinin daha önce böyle bir şey görmediği açıkça belli oluyordu.

Andor, sanki kafeste tutulmuş olmasının intikamını almak ister gibi, tüm adamlara hırlayıp, onları süzerken Kyra hayvanın sağrısını nazik bir şekilde tutup onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Baylor hayvanın üstüne yeni bir deri eyer koyduğunda Kyra dengesini ayarladı ve o kadar yüksekte sürmeye alışmaya çalıştı. Bu yaratık altındayken her zamankinden daha güçlü hissediyordu.

Hemen yanında Dierdre, Baylor’ın onun için seçtiği, çok güzel bir kısrağa biniyordu ve ikisi Kyra uzakta, kapının yanında kendisini bekleyen babasını fark edene kadar kara doğru ilerlediler. Babası adamlarıyla beraber duruyordu. Hepsi onu görmek istiyordu ve hepsi de korku ve hayranlıkla onu izliyordu. Hepsi onun böyle bir hayvana binebiliyor olması karşısında donakalmışlardı. Kyra adamların gözlerindeki hayranlığı görebiliyordu. Bu durum yolculuğu öncesi ona cesaret vermişti. Olur da Theos onun için geri dönmezse hiç olmazsa altına bu muhteşem yaratık olacaktı.

Kyra hayvanın sırtından indi ve Andor’u sağrısından tutup yönlendirerek babasının yanına geldi. Babasının gözlerindeki endişe kıpırtılarını fark etti. Bunun bu yaratıkla mı yoksa çıkmak üzere olduğu yolculukla mı ilgili olduğunu bilmiyordu. Babasının gözlerinde endişe ona moral vermiş, önünde uzanan her neyse ondan korkanın sadece kendisi olmadığını, babasının her şeye rağmen onu umursadığını fark etmesini sağlamıştı. O kısacık zaman diliminde babası savunmasını düşürmüş ve ona sadece kendisinin anlayabileceği bir gözle bakmıştı, bir babanın sevgisi ile… Babasının onu bu görece göndermekle ilgili bocalamakta olduğunu görebiliyordu.

Babasından birkaç adım uzakta, yüzü ona dönük olarak durdu ve adamlar vedalaşmayı izlemek üzere toplandıklarında aralarında bir sessizlik oluştu.

Kyra babasına gülümsedi.

“Merak etme baba” dedi. “Beni güçlü olmak üzere yetiştirdin.”

Babası başını salladı, morali düzelmiş gibi davranmaya çalışıyordu fakat öyle olmadığı görülebiliyordu. Ne de olsa o hala bir babaydı.

Babası bakışlarını gökyüzünde gezdirdi.

“Keşke ejderhan şimdi senin için gelseydi” dedi. “Escalon’u dakikalar içinde geçebilirdin. Veya daha da iyisi, yolculuğunda sana katılır ve yoluna her kim çıkarsa küle çevirirdi.”

Kyra buruk bir şekilde gülümsedi.

“Theos artık gitti baba.”

Babası yeniden ona döndü, gözlerinde merak vardı.

“Sonsuza kadar mı?” diye sordu, adamlarını savaşa götüren, bilmek zorunda olan fakat sormaya korkan bir komutanın sorusuydu bu.

Kyra gözlerini kapatıp bir cevap alabilmek için konsantre olmayı denedi. Theos’un ona cevap vermesini istedi.

Fakat sadece can sıkıcı bir sessizlik vardı. Bu durum onu Theos’la hiçbir bağlantı kurmuş olup olmadığını düşünmeye itti; yoksa her şeyi sadece hayal mi etmişti?

“Bilmiyorum baba” diye cevapladı dürüstçe.

Babası başıyla onayladı, olayları olduğu gibi kabul edip kendine güvenmeyi öğrenmiş bir adamın tavrıyla kabullenmişti durumu.

“Sakın unutma…” diye söze girdi babası.

“KYRA!” diye bağıran heyecanlı bir ses araya girdi.

Kyra sesin geldiği yöne döndüğünde adamlar yolu açıyordu ve Aidan’ın, yanında Leo’yla birlikte, babasının adamlarından birinin sürdüğü bir taşıyıcıdan atlayıp kendisine doğru koştuğunu görünce Kyra’nın içi neşeyle doldu. Oğlan karın içinde tökezleyerek kendisine doğru koşuyordu ve Leo da ondan çok daha hızlı, onun birkaç adım ötesindeydi ve Kyra’nın kollarına atılmak üzereydi.

Leo Kyra’yı yere devirip göğsünün üstüne çıktı, yüzünü yalamaya başladı ve Kyra da gülmeye başladı. Şimdiden Kyra’yı korumaya başlayan Andor hırlamaya başladı ve Leo yere atlayıp onunla yüz yüze geldi ve o da hırlamaya başladı. İkisi de korkusuz yaratıklardı ve ikisi de Kyra’yı eşit derecede korumak istiyorlardı. Kyra onurlandığını hissetti.

Kyra hemen ayağa kalkıp ikisinin arasına girdi, Leo’yu geride tutuyordu.

“Sorun yok Leo” dedi. “Andor benim arkadaşım. Ve Andor,” dedi ona dönerek “Leo da benim arkadaşım.”

Leo itaatkar bir şekilde geri çekildi. Andor hala hırlıyordu fakat artık daha sessizdi.

“Kyra!”

Kyra dönüp Aidan’ın kollarına atıldığını gördü. Oğlanın küçük elleri sırtına sarılırken Kyra uzanıp onu sıkıca kucakladı. Bir daha hiç göremeyeceğini düşündüğü küçük erkek kardeşine sarılmak iyi hissettirmişti. Hayatının dönüştüğü girdapta bir parça normal kalan tek şey oydu, hiç değişmeyen tek şey…

“Burada olduğunu duydum” dedi oğlan aceleyle, “ve seni görmek için bir araca atlayıp geldim. Geri döndüğünü gördüğüme çok sevindim.”

Kyra buruk bir şekilde gülümsedi.

“Korkarım çok uzun bir süre değil kardeşim” dedi.

Aidan’ın gözlerinden bir endişe dalgası geçti.

“Gidiyor musun?” diye sordu yıkılmış bir şekilde.

Babaları araya girdi.

“Dayısını görmeye gitmesi gerekiyor” diye açıkladı. “Şimdi bırak da gitsin.”

Kyra babasının dayınızı değil de dayısını dediğini fark etmişti ve bunun nedenini merak etti.

“O halde ben de ona katılmalıyım!” dedi Aidan gururla.

Babası başını salladı.

“Hayır, katılmamalısın” diye cevapladı.

Kyra küçük kardeşine gülümsedi, her zamanki gibi cesurdu.

“Babamızın sana başka bir yerde ihtiyacı var” dedi.

“Cephede mi?” diye sordu Aidan babasına dönerek umutlu bir şekilde. “Esephus’a gitmek için hazırlanıyorsun” diye ekledi aceleyle. “Duydum! Ben de sana katılmak istiyorum!”

Fakat babası başını salladı.

“Sen Volis’e gidiyorsun” diye cevapladı. “Orada kalacaksın ve arkada bırakacağım adamlar tarafından korunacaksın. Cephe şimdilik sana göre bir yer değil. Bir gün olacak.”

Aidan hayal kırıklığı ile kıpkırmızı oldu.

“Fakat ben de savaşmak istiyorum baba!” diye itiraz etti. “Boş bir kalede kadınlar ve çocuklarla kalmak istemiyorum!”

Babasının adamları bıyık altından gülüyordu fakat babasının ifadesi ciddiydi.

“Kararımı verdim” diye cevapladı kesin bir şekilde.

Aidan kaşlarını çattı.

“Eğer Kyra’ya da sana da katılamıyorsam” dedi vazgeçmeyi reddederek “o halde savaşmakla ilgili öğrendiklerimin, silah kullanmakla ilgili öğrendiklerimin ne faydası var? Neden o kadar eğitim aldım?”

“Önce sakal bırak küçük kardeşim” dedi Braxton gülerek öne çıkıp. Brandon da yanındaydı.

Adamlar arasında bir gülme yayıldı ve Aidan kızardı, diğerlerinin önünde açıkça utandırılmıştı.

Kyra kötü hissediyordu, kardeşinin önünde diz çöktü, ona bakıp bir elini yanağına koydu.

“Onların hepsinden çok daha iyi bir savaşçı olacaksın” dedi alçak bir sesle, böylece sadece kardeşi duyabilecekti. “Sabırlı ol. Bu arada Volis’e göz kulak ol. Oranın sana ihtiyacı var. Beni gururlandır. Geri döneceğim, söz veriyorum ve bir gün büyük savaşlarda birlikte savaşacağız.”

Aidan öne eğilip ablasına sarıldığında biraz daha yumuşamış gibiydi.

“Gitmeni istemiyorum” dedi sessizce. “Seninle ilgili bir rüya gördüm. Rüyamda…” gönülsüzce ablasına baktı, gözleri yaşla doldu. “…yolda öldüğünü gördüm.”

Kyra kardeşinin sözleriyle şoke olmuştu, özellikle de gözlerindeki ifade nedeniyle… Onu huzursuz etmişti. Ne diyeceğini bilemiyordu.

Anvin öne çıkıp Kyra’nın omuzlarına, onu ısıtan kalın ve ağır bir kürk koydu. Kyra ayağa kalktı ve kendini 4-5 kilo ağır hissetti fakat kürk dışardan gelen tüm rüzgârı kesmişti ve sırtındaki ürpertiyi almıştı. Anvin gülümsedi.

“Gecelerin uzun olacak ve ateşler de uzak” dedi ve ona hızlıca sarıldı.

Babası öne çıkıp kızına sarıldı, bir komutanın güçlü sarılışıydı bu. O da babasına sarıldı, kaslarının arasında kaybolmuş, güvenli ve güvende hissediyordu.

“Sen benim kızımsın” dedi babası net bir şekilde “bunu sakın unutma.” Daha sonra diğerlerinin duyamayacağı şekilde sesini alçalttı ve ekledi “seni seviyorum.”

Kyra duygu yoğunluğuyla dolup taşmıştı fakat babasına cevap vermeye fırsat bulamadan babası dönüp uzaklaştı ve aynı anda Leo inledi ve ona doğru atılıp burnuyla göğsünü dürttü.

“O da seninle gelmek istiyor” diye yorumladı Aidan. “Onu da al, ona benim Volis’teki hapis halimden daha çok ihtiyacın olacak. Hem zaten o senin.”

Kyra Leo’ya sarıldı, hayvanın onun yanından ayrılmama isteğini reddedemezdi. Leo’nun da ona katılması fikri onu rahatlatmıştı, hem onu da çok özlemişti. Bir çift daha göz ve kulak kullanışlı olabilirdi ve ona Leo’dan daha sadık kimse yoktu.

Kyra hazır olduktan sonra tekrar Andor’a bindi ve babasının adamları yolunu açtılar. Adamlar köprü boyunca ona saygı göstermek için meşaleleri havaya kaldırmışlar, geceyi uzaklaştırıyor, onun için yolu aydınlatıyorlardı. Heyecan ve korku hissetti fakat en önemlisi de sorumluluk duygusu hissetti. Bir amaç duygusu hissetti. Önünde hayatının en önemli görevi vardı, söz konusu olanın yalnızca kimliği değil, aynı zamanda tüm Escalon’un kaderi olan bir görev. Riskler daha yüksek olamazdı.

Asası bir omzunda, yayı diğer omzunda asılı, Leo ve Dierdre yanında, Andor hemen altında ve babasının adamları onu izlerken Kyra Andor’u şehir kapılarına doğru sürmeye başladı. Başta yavaş gidiyordu, meşalelerin arasından, adamları geçti, sanki bir rüyaya gidiyor gibi hissediyordu, kaderine yürüyormuş gibi… Dönüp arkasına bakmadı, kararlılığını yitirmek istemiyordu. Babasının adamlarından biri bir boru öttürdü, yola çıkışın sesi, saygının sesiydi…

Andor’u mahmuzlamaya hazırlandı fakat Andor onu önceden sezmiş gibiydi. Koşmaya başladı. Önce tırısa kalktı, sonra dörtnala koşmaya başladı.

Dakikalar içinde Kyra kendini Argos’un kapılarından, köprünün üzerinden geçerek, açık alana, karlara doğru uçarken buldu. Soğuk bir rüzgar saçlarının arasından geçiyordu ve önünde uzun bir yol, yabani yaratıklar ve gecenin çöken karanlığından başka hiçbir şey yoktu.

1
...
...
8