“Haydutlar!” diye bağırdı Martha dehşet içinde.
“Aynen öyle. Belki de bütün dünyada bizden daha korkunç ve dehşetli başka üç haydut daha bulamazsınız,” dedi Victor gururla.
“Çok doğru,” dedi şişman adam, ciddi bir tavırla onaylayarak.
“Ama bu çok kötü bir şey!” diye haykırdı Martha.
“Evet, haklısınız,” diye cevap verdi Victor. Son derece ve oldukça kötüyüz biz. Şu koca dünyada şu an karşınızda durmakta olan üç hayduttan beterini bulamazsınız.”
“Çok doğru,” diyerek tekrar onayladı şişman adam.
“Ama bu kadar kötü olmamalısınız,” dedi kız. “Yaramazlık bu yaptığınız!”
Victor gözlerini yere indirdi; utancından yüzü kızarmıştı.
“Yaramazlık mı!” diye bağırdı Beni, dehşete kapılmış bir hâlde.
“Çok sert bir söz bu,” dedi Luigi üzgün bir sesle ve yüzünü elleriyle kapadı.
“Bir hanımefendi tarafından böylesi bir hakarete uğrayacağım hiç aklıma gelmezdi,” diye mırıldandı Victor, sesi titriyordu. “Ama belki düşünmeden konuştunuz. Kötülüğümüzün bir sebebi olduğunu göz önüne almalısınız, Küçükhanım. Zira kötü olmadığımız takdirde nasıl olur da haydut deriz kendimize?”
Martha şaşırmıştı, düşünceli bir şekilde başını salladı. Sonra bir şey geldi aklına.
“Artık haydut olamazsınız,” dedi Martha. “Çünkü artık Amerika’dasınız.”
“Amerika mı?” diye haykırdı üç haydut bir ağızdan.
“Tabii ya. Chicago, Praire Sokağı’ndasınız. Walter Amca, bu sandıkla ta İtalya’dan gönderdi sizi.”
Bu haberi işiten haydutların şaşkınlığı yüzlerinden okunuyordu. Luigi, kırık bacaklı bir sandalyeye oturup sarı ipek bir mendille alnını sildi. Beni ve Victor ise sandığın üzerine yığılıp solgun ve sabit gözlerle kıza bakakaldılar.
Victor biraz kendini toplayınca konuştu.
“Walter Amcanız bize büyük kötülük yaptı,” dedi sitemkâr bir şekilde. “Bizi haydutların büyük saygı gördüğü güzel İtalya’mızdan alıp bu yabancı memlekete getirdi. Biz burada kimi soyacağımızı ya da ne kadar fidye isteyeceğimizi bile bilmiyoruz.”
“Çok doğru!” dedi şişman adam, bacağına şaplak atarak.
“Üstelik İtalya’da ne büyük şanımız vardı!” dedi Beni, pişmanlık dolu bir sesle.
“Belki de Walter Amca sizi düzeltmek istemiştir?” dedi Martha.
“Peki, bu Chicago’da hiç haydut yok mu?” diye sordu Victor.
“Şey, aslında,” diye cevap verdi kız yüzü kızararak. “Var ama biz onlara haydut demiyoruz.”
“İyi ama geçimimizi nasıl sağlayacağız?” diye sordu Beni çaresizlik içinde.
“Büyük bir Amerikan şehrinde pek çok iş yapabilirsiniz,” dedi çocuk. “Mesela, benim babam avukattır,” (haydutlar titredi), “ve annemin kuzeni de polis müfettişi.”
“Ah,” dedi Victor, “bak bu güzel bir iş. Polisin hakikaten teftiş edilmesi gerek, bilhassa İtalya’da.”
“Her yerde!” diye ekledi Beni.
“Sonra başka şeyler de yapabilirsiniz,” diye devam etti sözlerine Martha, cesaret verici bir tavırla. “Mesela, tramvay şoförü ya da bir mağazada tezgâhtar olabilirsiniz. Hatta bazı insanlar para kazanmak için belediye meclis üyesi oluyorlar.”
Haydutlar üzüntü içinde başlarını salladı.
“Öyle işler bize göre değil,” dedi Victor. “Bizim işimiz soygunculuktur.”
Martha bir şeyler düşünmeye çalıştı.
“Petrol ofisinde bir pozisyon bulmak epey güç,” dedi. “Ama politikacı olabilirsiniz.”
“Hayır!” diye bağırdı Beni sert bir şekilde. “Ulvi mesleğimizi bırakamayız! Biz hep haydut olduk ve haydut olarak kalacağız!”
“Çok doğru!” diyerek arkadaşına katıldı şişman adam.
“Chicago’da bile soyacak adam bulunur elbet,” diye söze atıldı Victor neşeyle.
Martha’nın içi sıkılmıştı.
“Sanırım hepsi soyulmuş zaten,” diye itiraz etti.
“O zaman haydutları soyarız biz de. Bunun için gerekli tecrübe ve olağanüstü yeteneğe sahibiz,” dedi Beni.
“Aman, aman!” diye inledi küçük kız. “Walter Amca bu sandığın içinde sizi niçin yollamış ki sanki?”
Haydutların merakı uyanmıştı.
“Biz de bunu öğrenmek istiyoruz,” dedi Victor hevesle.
“Ama bunu hiçbirimiz öğrenemeyeceğiz çünkü Walter Amca Afrika’da fil avlarken kayboldu,” dedi Martha kesin bir tavırla.
“O hâlde kaderimize boyun eğip var gücümüzle soygunculuk yapmalıyız,” dedi Victor. “Çok sevdiğimiz mesleğimize sadık kaldığımız müddetçe, utanmamızı gerektirecek bir şey yok.”
“Çok doğru!” diye haykırdı şişman adam.
“Kardeşlerim! Hemen şimdi işe koyulalım. İçinde bulunduğumuz evi soymakla başlayalım!” “Hay hay!” diye bağırdı diğer ikisi ve hemen yerlerinden fırladılar.
Beni tehditkâr bir tavırla çocuğa yöneldi.
“Sen burada kal!” diye emretti. “Tek bir adım dahi atacak olursan, kendi mezarını kazmış olursun!” Sonra daha yumuşak bir sesle ekledi: “Korkma sakın. Haydutlar, tutsaklarıyla böyle konuşur. Elbette genç bir hanıma hiçbir koşulda zarar vermeyiz.”
“Elbette,” dedi Victor.
Şişman adam, belinden kocaman bir kemer çıkarıp kafasının üzerinde sallamaya başladı.
“Kahrolsunlar!” diye haykırdı.
“Lanet olasıcalar!” diye bağırdı Beni korkunç bir sesle.
“Düşmanlarımızın aklı bulansın!” diye tısladı Victor.
Ardından üç haydut, neredeyse iki büklüm hâlde merdivenleri inerek sessizce sıvıştı. Ellerine aldıkları silahlarıyla her an ateşe hazırdılar. Parlak hançerlerini dişlerinin arasına sıkıştırmışlardı. Korkudan tir tir titremekte olan Martha, “İmdat!” demek için bile ağzını açamıyordu.
Çatı katında ne kadar süre kaldığını bilmiyordu ama nihayet geri dönen haydutların kedi misali ayak seslerini işitti ve tek sıra hâlinde merdivenlerden çıktıklarını gördü.
Üçünün de kucağı yağmaladıkları şeylerle doluydu. Luigi, Martha’nın annesinin en güzel elbisesinin üzerine koyduğu üzümlü tartı düşürmemek için dengesini korumaya çalışıyordu. Sonra Victor geldi; bir dolu biblo, kocaman bir şamdan ve bir salon saati vardı kucağında. Beni ise aile İncil’ini kapmış, ayrıca vitrinden bir sepet dolusu gümüş eşya ile bakır bir güğüm ve Martha’nın babasının kürk mantosunu aşırmıştı.
“Ah ne büyük bahtiyarlık!” dedi Victor, yükünü yere indirerek. “Tekrar soygun yapmak ne güzel şey!”
“Hakikaten, ne büyük zevk!” dedi Beni ama güğümü ayağına düşürdüğü için bir yandan acıyla zıplarken bir yandan da İtalyanca tuhaf sözler mırıldanıyordu.
“Çok zenginiz,” diye devam etti Victor, üzümlü turtayı tutarak. “Üstelik hepsini tek bir evden aldık! Bu Amerika, pek zengin bir yer olmalı.” Bu sırada Luigi, ganimetlerini yığına eklemekteydi.
Sonra Victor, bir hançer çıkarıp turtadan bir parça kesti, kalanını ise yoldaşlarına verdi. Üçü birlikte yere oturup turtayı mideye indirdiler. Martha ise üzüntü içinde onları seyrediyordu.
“Bir mağaraya ihtiyacımız var,” dedi Beni. “Zira ganimeti güvenli bir yere saklamak gerek. Gizli bir mağara var mı buralarda?” diye sordu Martha’ya.
“Mamut Mağarası3 var,” diye cevap verdi kız. “Ama Kentucky’de. Oraya ulaşmak, arabayla bile saatler sürer.”
Bu cevabı işiten üç haydut düşünceli bir şekilde sessizce turtayı mideye indirmeye devam ettiler. Ama hemen sonra çatı katından bile oldukça net işitilen elektrikli kapı zilinin sesiyle irkildiler.
“O da ne?” diye sordu Victor, boğuk bir sesle. Üç arkadaş hançerlerini çekerek ayağa fırladılar.
Martha pencereye koştu. Gelen postacıydı. Posta kutusuna bir mektup atıp gitmişti sadece ama bu olay, küçük kıza belalı haydutlardan nasıl kurtulacağı konusunda bir fikir verdi. Sanki büyük bir sıkıntı içindeymiş gibi ellerini savurup bağırmaya başladı:
“Polis gelmiş!”
Haydutlar korku içinde bakıştı. Luigi titrek bir sesle sordu:
“Kaç kişiler? Çok mu kalabalıklar?”
“Tam yüz on iki polis var!” diye haykırdı Martha, sayarmış gibi yaptıktan sonra.
“Yandık biz!” dedi Beni, “Bu kadar çok polisle dövüşüp sağ kalmamız imkânsız.”
“Silahları var mı?” diye sordu Victor, soğukta kalmış gibi titriyordu.
“Evet, var,” dedi Martha. “Silahları, kılıçları, sonra tabancaları ve baltaları var ve de…”
“Ve de ne?” diye sordu Luigi.
“Topları var!”
Üç zalim haydut inleyip sızlanmaya başladı. Beni, derin bir sesle konuştu:
“Umarım işkence etmeden bizi çabucak öldürürler. Bu Amerikalıların, gizli Kızılderililer olduklarını duymuştum. Kana susamışlardır ve etrafa dehşet saçarlar.”
“Çok doğru!” diye iç geçirdi şişman adam omuz silkerek.
Martha birden pencereden çekildi.
“Sizler benim dostlarımsınız, değil mi?” diye sordu haydutlara.
“Her zaman hizmetindeyiz!” diye cevap verdi Victor.
“Emrine amadeyiz!” diye seslendi Beni.
“Sana canımız feda!” diye ekledi Luigi, nasılsa öleceğim diye düşünüyordu.
“O hâlde kurtaracağım sizi,” dedi kız.
“İyi ama nasıl?” diye sordu üç haydut aynı anda.
“Şu sandığa geri girin,” dedi kız. “Sandığın kapağını kapatacağım ki sizi bulamasınlar.”
Şaşkın ve kararsız bir hâlde etrafa bakındılar ama kız bağırdı:
“Haydi, çabuk olun! Birazdan sizi tutuklamaya gelirler.”
Bunun üzerine Luigi hemen sandığa atladı ve en alta uzandı. Beni onu izleyip arka tarafa geçti. Nazik bir edayla kızın elini öptükten sonra Victor da diğer ikisine katıldı.
Sonra Martha hemen kapağı bastırdı ama kapak kapanmıyordu.
“Biraz sıkışın,” dedi.
Luigi homurdandı.
“Elimden geleni yapıyorum, Küçükhanım,” dedi Victor, en üstte o vardı. “Ne var ki daha evvel gayet rahat bir şekilde sığdığımız sandık şimdi üçümüze dar geliyor.”
“Çok doğru!” diyen şişman adamın boğuk sesi işitildi.
“Neyin yer kapladığını biliyorum,” dedi Beni.
“Ne?” diye sordu Victor, endişeli bir sesle.
“Ne olacak? Turta!” diye cevap verdi Beni.
“Çok doğru!” şeklinde bir karşılık geldi en alttan.
Martha kapağın üzerine oturup bütün ağırlığını vererek bastırdı. Nihayet kapak kapandı, kilit yerine oturdu. Sonra ayağa kalkıp var gücüyle anahtarı çevirdi.
О проекте
О подписке
Другие проекты
