Читать книгу «Pollyanna» онлайн полностью📖 — Элинор Портер — MyBook.
image
cover

Ertesi gün tam dörde yirmi kala, Nancy ile arabacı Timothy beklenen küçük misafiri karşılamak üzere istasyona gittiler. Timothy bahçıvan Tom’un oğluydu. Çok iyi huylu, yakışıklı bir gençti. Nancy buraya yeni geldiği hâlde iki gencin arasında çarçabuk içten bir dostluk kurulmuştu. Yalnız, bugün Nancy üzerine aldığı elçilik görevine kendini öylesine kaptırmıştı ki, her zamanki gibi durmadan konuşacak yerde, sessiz sedasız duruyor, bir an önce istasyona varmak için sabırsızlanıyordu. İstasyona geldikten sonra da aynı sessizlik içinde trenin gelmesini bekledi. İçinden durmadan Pollyanna’nın tarifini tekrarlıyordu: “Sarı saçları, kırmızı çizgili basma entarisi, hasır şapkası var…”

Bir yandan da Pollyanna adındaki çocuğun nasıl bir şey olduğunu merak ediyor, onu önceden hayalinde canlandırmaya çalışıyordu. Yanında tembel adımlarla ağır ağır yürümekte olan Timothy’ye dönüp:

“Onun hesabına Tanrı’ya yakarıyorum.” dedi. “İnşallah sessiz, laftan anlayan bir çocuktur, bıçakları yere düşürüp kapıları çarpmaz.”

Timothy garip bir gülüşle: “Dediğin gibi çıkmazsa hepimizin hâli kim bilir nice olur!” dedi. “Düşünsene bir kere: Bayan Polly’yle yaramaz bir çocuk! Bak işte tren geliyor!”

Nancy, küçük istasyondaki kalabalığın birdenbire arttığını görünce heyecanlandı, korkuyla sarsıldı. Trenden inecek yolcuların hepsini görebilmek için kendine iyi bir yer seçmeye çalışırken: “Ah Timothy,” diye ağlamaklı bir sesle haykırdı: “Bana öyle geliyor ki, gelmem çok saçma bir iş oldu. O çocuğu hiç tanımıyorum ki ben.”

Nancy, çok geçmeden küçük Pollyanna’yı gördü. Çok canlı, küçük bir kızdı bu; yüzü çilliydi, başının iki yanında kalın upuzun sarı örgü saçları sallanıyor, kırmızı çizgili elbisesinin içinden vücudu pek ince görünüyordu; cana yakın bir tavırla birini arıyormuş gibi bakınıyordu. Nancy çocuğu tanımıştı ama heyecandan dizleri öylesine titriyordu ki bir adım daha atacak cesareti kendinde bulamadı. Birkaç saniye öylece kaldı. En sonunda heyecanını biraz yatıştırınca küçük kızın yanına gitti. Pollyanna ise hâlâ bakmıyor, kendisini karşılamaya gelen var mı, yok mu diye araştırıyordu.

Nancy: “Siz Bayan Pollyanna’sınız, değil mi?” diye sorar sormaz bir çift ufak kol birden kendisini sımsıkı sardı. Kuvvetli, cana yakın bir ses ta kulağının içinde konuşmaya başladı:

“Sizi gördüğüme öyle, öyle sevindim ki bilemezsiniz! Evet, ben Pollyanna’yım. Sizin beni karşılamaya gelmenize de ayrıca çok sevindim. Zaten geleceğinizi biliyordum.”

Nancy: “Biliyor muydunuz?” diye sordu. Pollyanna’nın onu daha önce nereden tanımış olabileceğini bir türlü kestiremediği için şaşkınlığı büsbütün artmıştı. Pollyanna’nın, ona birdenbire sarılmasıyla yana kayan şapkasını düzeltirken: “Demek biliyordunuz?” diye mırıldandı.

Pollyanna, bir yandan utanç, bir yandan şaşkınlık içinde ne yapacağını bilmez bir hâlde duran Nancy’yi tepeden tırnağa dikkatle süzdükten sonra, gülümseyerek: “Evet,” dedi. “Doğrusunu isterseniz yol boyunca sizi gözlerimin önünde canlandırmaya çalıştım, nasıl bir insan olduğunuzu düşündüm durdum. Şimdi ise sonuçtan sevinç duyuyorum. Tam benim düşündüğüm gibisiniz, buna da ayrıca çok sevindim.”

Bu sözler hizmetçi kızı öylesine şaşırtmıştı ki Timothy yanlarına gelince bir kurtarıcıya kavuşmuş gibi sevindi, hemen: “Bu bey Timothy’dir.” diye onu tanıttı. “Belki taşınacak sandığınız vardır, diye düşündük de.”

Pollyanna pek ciddi bir şekilde başını sallayarak: “Evet, var.” dedi. “Hem de çok yeni bir sandığım var. Yardımseverler Derneği’nden verdiler. Ne güzel, değil mi? Çantamda da bir kâğıt var. Onu da Bay Gray verdi, size teslim etmemi tembih etti. Bay Gray, Bayan Gray’in kocasıdır. Karı koca Grayler Peacoin Garrin’in karısıyla akraba oluyorlar. Beni buraya kadar onlar getirdi. İkisi de öyle iyi insanlar ki anlatamam!”

Pollyanna, elindeki çantayı açıp içini iyice karıştırdıktan sonra bulduğu kâğıdı Nancy’ye uzatarak “Buyrun” dedi. “İşte bu.”

Nancy derin derin içini çekti. Onun yerinde olup bu sözleri duyan başka herhangi bir kimse de derin derin içini çekmekten başka bir şey yapamazdı. Sonra yan gözle Timothy’ye baktı. Delikanlının gözleri de uzaklara dalmıştı.

Pollyanna’nın sandığını arabanın arkasına yerleştirdiler, üçü de arabanın önüne kurulup yola çıktılar. Küçük kız, Nancy ile Timothy’nin arasına sıkışmış oturuyordu. Arabaya yerleşirlerken de durmadan soru sormuş, sorulanlara karşılık vermiş, kısacası, hiç durmadan, dinlenmeden konuşmuştu.

Arabanın tekerlekleri dönmeye başlayınca da: “Aman ne iyi!” diye yeniden söze başladı. “Böyle araba ile gezmeyi öyle severim ki! Yolumuz kısa mı? İnşallah uzundur. Uzun değilse de sevinirim ya, çünkü o zaman bir an önce evimize varabileceğiz demektir. Ah ne güzel sokaklar bunlar! Ben zaten biliyorum buraları. Babam söylemişti.”

Pollyanna birdenbire sustu. Çok duygulu bir kız olan Nancy, hiç belli etmeden, çocuğun yüzüne bakınca onun küçük çenesinin titrediğini, o güzel çocuksu gözlerinin yaşlarla doluverdiğini gördü. Fakat bir dakika sonra Pollyanna kendini toplamış, neşeli görünmeye çalışarak yeniden konuşmaya başlamıştı:

“Babam bütün bunları bana anlatmıştı. Yalnız, her şeyden önce size üzerimdeki elbisenin niçin siyah değil de kırmızı olduğunu açıklamam gerekiyor. Hem Bayan Gray de her şeyden önce bu açıklamayı yapmamı tembih etmişti. Bayan Gray yas tutmam gerektiği bir zamanda kırmızı elbiseyle karşınıza çıkmama pek şaşacağınızı düşünüyordu. Bir yakınını kaybeden her Hristiyan gibi siyah giymem gerekirken giymeyişimin nedeni şu: Siz de bilirsiniz ya, Hristiyan dinini yaymak için çalışan din adamlarına, yani misyonerlere, yardım olsun diye fıçılar içinde eşya gönderirler. Bize de son gelen fıçıdan kibar bir hanımın çok giymekten dirsekleri açılmış, önü lekeli, eski kadife ceketinden başka siyah bir giyecek eşyası çıkmadı. Bu ceket de o kadar eskiydi ki, Bayan Carr bunu benim giymemin doğru olmayacağını söyledi. Yardımseverler Derneği’nde çalışan hanımlardan birkaçı aralarında para toplayıp bana siyah bir elbiseyle bir de siyah şapka almayı düşündüler ama ötekiler buna karşı koydu. Bu parayı kiliseye halı almak için topladıkları paraya katmanın daha doğru olacağını ileri sürdüler. Zaten Bayan White da çocukları çok sever ama onların siyahlar giymelerini hiç istemez.”

Nancy ancak Pollyanna soluk almak için durduğu zaman konuşma fırsatını buldu.

“Önemi yok.” dedi. “Burada her şey düzene girer sanıyorum.”

“Böyle düşünmenize çok sevindim. Ben de aynı kanıdayım. Siyahlar içinde sevinebilmek sanırım ki çok zor olacaktı.”

Pollyanna’nın sesi gene titremeye başlamıştı. Nancy, kıza şaşkın şaşkın bakarken o devam etti:

“Evet, babam da annemle daha başka yakınlarımızın yanına, yani cennete gitti. Daha önceden de buna sevinmemi söylemişti. Yalnız, babamın bu sözlerini yerine getirebilmek sırtımdaki kırmızı elbiseye rağmen çok zor oluyor. Babama öylesine muhtacım ki! Bu ihtiyacı duymamak da elimde değil. Annemin de bütün öteki yakınlarımızın da cennette Tanrıları, bir sürü melekleri olduğu hâlde benim burada Yardımseverler Derneği üyelerinden başka kimsem yok… Bu durumda, babamın özlemini çekmemeye imkân var mı? Neyse, bundan sonra her şey değişir belki. Babamın yokluğunu da eskisi kadar duymam sanıyorum. Çünkü bundan sonra yanımda hep siz bulunacaksınız. Sizin varlığınız beni o kadar sevindiriyor ki, bilemezsiniz, Polly teyze! Ah, öyle seviniyorum ki…”

Nancy’nin bu zavallı kimsesiz yavrucağa karşı duyduğu yakınlığın yerini birdenbire müthiş bir korku almıştı.

“Aman, Bayan Pollyanna.” diye kekeleye kekeleye konuştu. “Ah, siz çok müthiş bir yanlışlık yaptınız. Ben, adı Nancy olan biriyim yalnız. Teyzeniz Bayan Polly değilim ben!”

Küçük kız bu açıklamadan duyduğu şaşkınlığı gizlemeden:

“Siz teyzem değil misiniz? Sahi, değil misiniz?” diye sordu.

“Hayır. Demin de söylediğim gibi, ben ancak Nancy’yim. Teyzenizle de birbirimize hiç benzemeyiz.”

Timothy gülmekle konuşmak arasında garip bir ses çıkardı. Gözlerinde alaycı ışıklar yanıp söndü. Nancy’nin bu neşe dolu bakışlara karşılık verecek hâli yoktu. Korkunç bir çıkmaza girmişti.

Pollyanna: “İyi ama, Öyleyse siz kimsiniz?” diye sordu. “Yardımseverler Derneği’ndekilerin de hiçbirine benzemiyorsunuz.”

Bu defa Timothy kahkahalarla güldü.

Nancy: “Aylık karşılığında ev işi yapan bir hizmetçi kızım ben.” dedi. “Ütü, çamaşır dışında evin bütün işlerini ben yapıyorum. Çamaşırla ütüyü de Bayan Durgen yapıyor.”

“Ama bir Polly teyze de var, değil mi?”

Bunu sorarken Pollyanna’nın sesi korkuyla titremişti.

Timothy: “Kendi varlığınızdan ne derece eminseniz, teyzenizin varlığına da aynı şekilde inanabilirsiniz!” diyerek arabaya girdi.

Pollyanna rahatlamış bir hâlde derin bir soluk aldı. Bir dakika kadar hiç kimse konuşmadı. Sonra sessizliği gene küçük kız bozdu. Ağır ağır konuşmaya başlamıştı ama konuştukça açılıyordu.

“Teyzem varsa mesele kalmadı demektir. Hem, biliyor musunuz, beni karşılamaya gelmenize çok sevindim. Çünkü bu sayede eve gidinceye kadar teyzemi merak edeceğim. Bu arada sizi de tanımış oldum.”

Nancy kızardı.

Timothy tatlı bir gülüşle: “Çok zekice yapılmış bir övgü bu.” dedi. “Küçük Hanım’a teşekkür etsene, Nancy.”

Nancy birden silkinerek kekeledi:

“Ben mi? A, evet. Bayan Polly’yi düşünüyordum da dalmışım.”

Pollyanna da başını salladı.

“Ben de bunu düşünüyordum. Teyzemi öyle merak ediyorum ki! Biliyor musunuz, yeryüzünde tek yakınım o. Başka kimsem yok. Onun da yakın zamana kadar varlığından haberim yoktu. Sonra bir gün babam anlattı. Yüksek bir tepenin üzerinde çok güzel büyük bir evde oturuyormuş.”

Nancy: “Evet, orada oturuyor.” dedi. “Şöyle bakarsanız, evi siz de görebilirsiniz. Ta şu uzaktaki tepenin üzerinde duran yeşil benekli büyük ev.”

“Ah, ne kadar güzel! Çevresinde de ne kadar çok ağaç var! Her yan da yemyeşil üstelik. Ben bir evin çevresinde bu kadar çok yeşillik bulunabileceğini hiç düşünmemiştim. Polly teyzem gerçekten çok zengin mi, Nancy?”

“Evet, Küçük Hanım, çok zengin.”

“Ne kadar sevindim! Bir insanın parasının olması çok güzel bir şeydir elbette. Ben şimdiye kadar White ailesinden başka hiçbir zengin aile tanımamıştım. Whitelar hatırı sayılacak derecede zengin kişilerdir. Evlerinin bütün odalarında halı var. Her pazar da dondurma yerler. Teyzem de pazar günleri dondurma yer mi?”

Nancy, başını iki yana salladı. Dudakları büzüldü. Gülen gözleri Timothy’nin gözlerinin içine baktı.

“Hayır, Küçük Hanım, ben onun sofrasında bir kere bile dondurma gördüğümü hatırlamıyorum. Kim bilir belki de dondurma sevmiyordur.”

Pollyanna’nın yüzü ekşidi.

“Sevmiyor mudur? Ah, ne fena! Nasıl olur da bir insan dondurma sevmez, anlamıyorum. Neyse, ben buna da sevinebilirim. Çünkü yenilmeyen dondurma insanın midesini ağrıtmaz. Yenilmeyen dondurma tıpkı Bayan White’ın evindeki dondurmalar gibidir, insanlara hiç dokunmaz. Ben Bayan White’ın evinde o kadar çok dondurma yemiştim ki! Bana bir şey yapmadı. Her neyse… Polly teyzemin evinde halı vardır, değil mi?”

“Evet efendim, halı var.”

“Her odada mı?”

Nancy birdenbire tavan arasındaki çıplak sevimsiz odayı hatırladığı için asık bir yüzle: “Hemen hemen her odada halı var.” dedi.

Küçük kız sevinçle ellerini çırparak: “Aman ne iyi, ne iyi!” diye haykırdı. “Çok sevindim. Halıları öyle de severim ki! Bizim halımız yoktu. Bir keresinde misyonerler fıçıdan çıkan iki küçük kilimi bize vermişlerdi. Bir tanesinin üzeri mürekkep lekeleriyle doluydu. Bayan White’ın resimleri de vardı. Çok güzel resimlerdi bunlar. Güllerin, diz çökmüş kızların, çayırda otlayan kuzuların, ormanda uyuyan aslanların resimleri… Siz de resim sever misiniz?”

“Bilmem ki, Küçük Hanım, bunu hiç düşünmedim.”

“Ben severim. Bizim evde resim de yoktu. Biliyor musunuz, yardım sandıklarından hiç resim çıkmaz. Bir keresinde nasılsa iki tane çıkmıştı. Bir tanesi öyle güzeldi ki babam bunu satıp bana pabuç almıştı. Öbürünün ise daha duvara asmadan, üzerindeki boyalar döküldü. Yolda gelirken camı kırılmıştı. O zaman çok ağlamış, üzülmüştüm ama şimdi ‘İyi ki öyle güzel eşyamız yoktu.’ diye düşünüp seviniyorum, çünkü böylece Polly teyzeminkileri daha çok sevebileceğim… Daha önceden iyi şeyler görmeye alışmadığım için demek istiyorum. Aman, ne güzel, ne şahane bir ev bu!”

Araba köşkün köşesini dönüyordu. En sonunda evin önünde durdukları zaman, küçüğün sandığını çıkarırken, Nancy bir fırsatını bulup delikanlının kulağına eğildi:

“Sakın ha, işi bırakmaya kalkışayım demeyesin Timothy. Üste para da versen ben çıkmam.”

Delikanlı gülerek: “İşten çıkmak mı?” dedi. “Yok canım! Sen kovsan da ben gitmem. Bu çocuk buradayken her Tanrı’nın günü evin içinde insan sinemaya gitmiş kadar eğlenecek.”

Nancy öfkeli öfkeli: “Eğlenmek, eğlenmek ha?” diye mırıldandı. “Bu güzelim çocuk için eğlenceden çok daha başka şeyler olacaktır. Hele teyze yeğen bir çatı altında yaşamaya başlasınlar da bak, o zaman görürüz. Çocukcağızın başı sıkışınca sığınacak bir kucak bulması gerekiyor. İşte o sığınak ben olacağım. Timothy, göreceksin bak, onu nasıl koruyacağım!”

Nancy sözlerini bitirdikten sonra Pollyanna’yı geniş merdivenlerden eve doğru götürdü.

...
5