Читать книгу «Tarzan Maymun Adam» онлайн полностью📖 — Эдгара Берроуза — MyBook.
image
cover

Edgar Rice Burroughs
Tarzan Maymun Adam

Edgar Rice Burroughs, 1 Eylül 1875 tarihinde Chicago’da iş adamı bir baba ile ev hanımı bir annenin altı çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Pek çok okul değiştirdikten sonra 1895 yılında lise dengi bir okul olan Michigan Military Academy’den mezun oldu. Kariyerine askerî alanda devam etmek isteyen Burroughs, U.S. Military Academy’nin giriş sınavlarında başarıyı yakalayamadı. Bunun üzerine, Amerikan Bağımsızlık Savaşı öncesinde Kızılderililer ile Avrupalı yerleşimciler arasında patlak veren savaşta önemli rolü bulunan Yedinci Amerikan Süvari Birliği’ne er olarak katıldı ve Arizona Çölü’ndeki görevine başladı. Buradaki görevini kendi tabiriyle “Apaçi kovalamaca” olarak tanımlayan Burroughs, kısa sürede bu görevin kendisine uygun olmadığını anladı ve babasının nüfuzunu kullanarak erken terhis oldu.

Askerlik serüvenine nokta koyan Burroughs, 1900 yılında çocukluk aşkı Emma ile evlendi ve Amerika’nın çeşitli eyaletlerinde sığır çobanlığı, tezgâhtarlık, demir yolu emniyeti, altın madenciliği ve hatta eğitimi olmamasına rağmen muhasebecilik gibi birçok farklı alanda çalıştı. Girişimde bulunduğu işlerde tutunamasa da biriktirmeyi başardığı bir miktar parayla kendi işini kurdu. Fakat kısa sürede iflas etti. Birkaç iş kurma girişimi daha başarısızlıkla sonuçlanan Burroughs, kendisiyle birlikte eşini de bir depresyon hâlinin içerisinde buldu ve bu vahim durumu kısmen de olsa unutabilmek adına karikatür çizmeye, fantastik hikâyeler kaleme almaya başladı.

Otuz beş yaşına geldiğinde işsiz, parasız ve evli olan Burroughs; biri yolda olan üç çocuğa sahipti. Yazdığı hikâyeler de artık teselli olmuyordu. Yiyecek ve kömür gibi temel ihtiyaçlarını alabilmek için saatini ve eşinin mücevherlerini rehin vermek zorunda kaldığında, içerisinde bulunduğu çaresizlik onu Çin ordusunda görev almak için başvuru yapmaya yöneltti ancak başvurusu reddedildi. Kalan son parasıyla kalem açacağı üreten bir firmanın satış acenteliğini üstlenen Burroughs, bu firma için reklam yazarlığı yapmaya başladı ancak reklamını yapmış olduğu kalem açacakları satmadı.

İlk bakışta yeni bir başarısızlık hikâyesi olarak görünen bu iş, aslında Edgar Rice Burroughs’un yazarlık kariyerinin başlamasına vesile olmuştu. Reklam yazarlığı yaparken işten arta kalan zamanlarında, daha sonra A Princess of Mars adıyla yayımlanacak olan ilk romanı Under the Moons of Mars’ı yazmaya başladı. “Dayanılmaz bir yazma isteği duyduğumdan veya yazmayı sevdiğimden değil; bakmam gereken bir karım ve iki bebeğim olduğu için yazıyordum.” diyen yazar, romanının ilk kısmını bir edebiyat dergisi olan All-Story Magazine’e gönderdi. Romanın ilk kısmını beğenen editör, yazarı romanın devamını da yazmaya teşvik etti ve böylece Burroughs, yazarlık kariyerinin ilk adımını atmış oldu.

Bugün birçok akademisyen tarafından yirminci yüzyılın bilim kurgu türü adına bir dönüm noktası olarak kabul edilen A Princess of Mars romanı, günümüzde tüm dünyada basılmaya devam ederken, yazarın ikinci roman denemesi aynı başarıyı yakalayamadı. Tarihî roman türünde yazdığı eseri, yayınevi tarafından reddedilince, Burroughs, yazarlık kariyerine veda etmeyi düşündü ancak yayıncısının ısrarı ve tavsiyesi üzerine yeniden popüler türlere yöneldi. Yazar, bu noktada kaderini değiştiren ikinci kitabı Tarzan of the Apes’i yazdı.

İlk kez 1912 yılında All-Story Magazine’de yayımlanan Tarzan of the Apes müthiş bir ilgi gördü. 1914 yılında kitap olarak ilk basımı yapılan roman, çok satan kitaplar listesine girdi. Yazarın ilk kitabını, yirmi üç adet devam kitabı takip etti ve serinin kitapları birçok çizgi roman, çizgi film, televizyon filmi ve sinema filmine uyarlandı. Yazar, başarılı yayın sürecine kaleme aldığı birçok roman ile devam etti. Finans durumunu güvenceye aldıktan sonra, 1919 yılında California’da satın aldığı ve “Tarzana Ranch” adını verdiği çiftliğine yerleşti. 1923 yılında Los Angeles şehrinin gelişmesiyle birlikte çiftlik, yerleşim yerinin ortasında kaldı ve Burroughs, arazisinin bir kısmını ev inşası için sattı. Kısa sürede büyüyen yerleşim yeri, bir mahalle hâline geldi ve mahalle sakinlerinin oyuyla, bu yere Leydi Alice’in “Tarzana” adını verdi.

Eşi Emma ile 1934 yılında boşanma kararı alan yazar, ertesi yıl eski aktris Florence Gilbert Dearholt ile evlendi. İkinci evliliği de uzun sürmeyerek 1942 yılında boşanma ile sonuçlandı. Japonya’nın, Pearl Harbor’a saldırı düzenlediği sırada Burroughs’un savaş muhabirliği başvurusu kabul edildi ve altmış yaşındaki yazar, İkinci Dünya Savaşı’nda Amerika’nın en yaşlı savaş muhabiri oldu.

Savaş bittikten sonra California’ya dönen yazar, 1950 yılında geçirdiği kalp krizi nedeniyle vefat etti. Yaşama gözlerini yumduğunda seksene yakın eseri bulunan yazar, kendi yarattığı karakterin adını taşıyan Tarzana’ya defnedildi.

İnci Nazlı, 1986 yılında İstanbul’da doğdu. Çeviriye lise yıllarında hobi olarak, beğendiği hikâye ve şarkı sözlerini çevirerek başladı. 2008 yılında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, İngilizce Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. Dört yıl öğretmenlik yaptı, bu arada bir internet sitesinde başladığı profesyonel çevirmenlik işini de sürdürdü. 2012 yılından bu yana hayatına çevirmen olarak devam ediyor.

Çevirierinden bazıları: Devrim 19 (G. Rosenblum), Kördüğüm (C. Read) Gölgeler (P. Weston), Sis (P. Weston), Işıltı (P. Weston).

1. BÖLÜM
DENİZE DOĞRU

Ben bu hikâyeyi, onu ne bana ne de bir başkasına anlatmaya hakkı olan birinden duydum. Anlatıcının bu tuhaf hikâyeyi anlatmaya başlamasını, o yıllanmış şarabın anlatıcı üzerindeki baştan çıkarıcı; sonraki günlerde devam etmesini ise bendenizin şüpheci tutumuna bağlayabilirim zannediyorum.

Çakırkeyif mihmandarım, bana çok fazla şey anlattığını; benim ise şüpheye meyilli olduğumu fark ettiğinde yıllanmış şarabın başlattığı işi, şahsının budalaca gururu devraldı ve böylece anlattığı fevkalade hikâyenin, çarpıcı özelliklerinin birçoğunu destekler nitelikteki küflenmiş bir el yazması ile İngiliz Kolonicilik Bürosunun yavan kayıtlarından oluşan yazılı kanıtları ortaya çıkardı.

Hikâye gerçek demiyorum; nihayetinde ben, hikâyede geçen olaylara gözlerimle şahit olmadım. Ama benim bu hikâyeyi size anlatırken başkarakterlere takma isimler vermiş olmam bile, bu hikâyenin gerçek olabileceğine dair şahsi inancımda ne denli samimi olduğumu kanıtlamaya yeterlidir.

Uzun zaman önce vefat etmiş bir adamın günlüğünün sararmış, küflenmiş sayfaları ile Kolonicilik Bürosunun kayıtları, çakırkeyif mihmandarımın anlattıklarıyla mükemmel bir şekilde örtüştüğü için; birkaç kaynaktan topladığım parçaları titizlikle birleştirerek oluşturduğum bu hikâyeyi size anlatıyorum.

Hikâyeyi inandırıcı bulmazsanız da en azından eşsiz, fevkalade ve ilginç bir hikâye olduğu konusunda benimle hemfikir olacağınıza eminim.

Kolonicilik Bürosunun kayıtları ile merhumun günlüğünden öğrendiğimize göre, bu hikâyede Greystoke Lordu John Clayton olarak bahsedeceğim genç İngiliz asilzadesi; Britanya’nın Batı Afrika kıyısı kolonilerinden birindeki vaziyeti, özellikle titiz bir şekilde teftiş etmekle vazifelendirilmişti. Avrupa’nın başka bir güçlü devletinin, bu koloninin basit yerli halkından kendi yerli ordusuna asker devşirdiği ve bu orduyu sırf, Kongo ve Aruwimi’nin vahşi kabilelerinden zorla kauçuk ve fil dişi toplattırmak için kullandığı biliniyordu. Britanya Kolonisi’nin yerlileri, delikanlılarının çekici ve parlak vaatlerle kandırılıp götürüldüğünden ancak çok azının ailelerine döndüğünden yakınıyordu.

Afrika’daki İngilizler daha da ileri giderek bu zavallı siyahilerin cahilliklerinden yararlanan beyaz subayların, onlara askerlik süreleri bittikten sonra bile daha birkaç yıllık hizmet sürelerinin olduğunu söyleyip onları gayriresmî köleler olarak zapt ettiklerini söylüyorlardı.

İşte bu nedenle Kolonicilik Bürosu, John Clayton’ı Britanya Batı Afrikası’nda yeni bir göreve atamıştı ancak aldığı gizli talimatlar, Britanya’nın dostu olan güçlü bir Avrupa ülkesi subaylarının, siyahi İngilizlere uyguladığı kötü muamele hakkındaydı. Gerçi, gönderilme nedeninin bu hikâyede pek bir önemi yok çünkü kendisi, bu teftişi gerçekleştirmedi; hatta varış noktasına bile ulaşamadı.

Clayton, insana en çok binlerce savaş meydanında kazanılmış zaferlerle elde edilen tarihî bir başarıya ithaf edilmiş en asil abideleri anımsatan türden bir adamdı; güçlü, yiğit bir adam; hem zihnen hem ahlaken hem de bedenen.

Boyu ortalamanın üzerindeydi; gözleri gri, yüz hatları muntazam ve güçlüydü; yıllarca askerî eğitim almış olmasının etkisiyle sağlığı mükemmel, bedeni zindeydi.

Siyasete olan düşkünlüğü onu, ordudan Kolonicilik Bürosuna naklini istemeye sevk etmişti. Biz de böylece onu bu genç yaşında, Kraliçe’nin hizmetinde, hassas ve önemli bir görevi üstlenmiş hâlde bulduk.

Bu göreve tayin edildiğini öğrendiğinde hem çok sevinmiş hem de dehşete kapılmıştı. Ona göre bu tayin hem titiz ve maharetli hizmetleri sonucunda fazlasıyla hak ettiği bir ödül niteliğindeydi hem de onu, önem ve sorumluluk açısından daha büyük vazifelere taşıyacak bir basamaktı. Fakat diğer yandan da İngiliz asilzadelerinden Alice Rutherford ile evleneli henüz üç ay olmuştu ve bu narin genç kızı tropik Afrika’nın tehlikeli ve ıssız topraklarına götürme düşüncesi onu korkutuyordu.

Genç kızın hatırına bu görevi geri çevirmeye hazırdı ama o bunu kabul etmedi. Aksine, görevi kabul etmesi ve onu da yanında götürmesi için ısrar etti.

Tabii ki anneler, kardeşler, teyzeler, halalar ve kuzenler bu konu üzerine çeşitli fikirlerini beyan etmekten geri durmadılar. Hepsi tek tek ne tavsiye vermişti; orasını tarih yazmamış.

Tek bildiğimiz şu ki: 1888 yılının aydınlık bir Mayıs sabahında, Greystoke Lordu John ile Leydi Alice, yelkenli gemiyle Dover’dan Afrika’ya doğru yola çıktılar.

Bir ay sonra Freetown’a varıp oradan, onları nihai varış yerlerine taşıyacak olan Fuwalda adındaki küçük yelkenli gemiyi kiraladılar.

İşte tam orada Greystoke Lordu John ile eşi Leydi Alice; gözden kaybolup bilinmezlikte yitip gittiler.

Freetown Limanı’ndan demir alıp ayrıldıktan iki ay sonra, yarım düzine kadar İngiliz savaş gemisi; onların izini bulmak amacıyla Güney Atlantik’i taramaya başladı ve çok geçmeden küçük geminin enkazı, St. Helena kıyılarında bulundu. Bu da dünyayı, Fuwalda’nın tüm yolcularıyla birlikte battığına ikna etmeye yetti ve böylece arama çalışmaları başladığı gibi durduruldu. Fakat onları özleyenlerin yüreğindeki umut ışığı yıllarca sönmedi.

Yaklaşık yüz tonluk bir barkentin olan Fuwalda, Atlantik Okyanusu’nun uzak güneyinde sıkça görülen türden bir kıyı gemisiydi. Bu tür gemilerin mürettebatı, denizin çer çöpünden; yani asılmaktan kurtulmuş, her ırk ve milletten katil ve haydutlardan oluşurdu.

Fuwalda da istisna değildi. Zabitleri, hem mürettebattan nefret eden hem de mürettebatın nefret ettiği, yanık tenli zorbalardı. Kaptan, her ne kadar işinin ehli bir deniz adamı olsa da adamlarına uyguladığı muamele açısından gaddardı. Onları idare etmekte bildiği ya da en azından kullandığı, yalnızca iki yöntem vardı: bağlama direği ve tabanca. İşe aldığı bu soytarı topluluğu da başka bir şeyden anlayacak gibi değildi zaten.

Freetown’dan ayrılışın ikinci gününde John Clayton ve genç karısı, Fuwalda’nın güvertesinde öyle sahnelere tanık olmuşlardı ki böyle şeylerin yalnızca deniz hikâyeleri anlatan kitapların kapaklarında resmedildiğini zannederlerdi.

İkinci günün sabahında, olaylar zincirinin ilk halkası dövülecek; o vakitte henüz doğmamış olan birinin, insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş yaşam öyküsünü başlatacaktı.

İki denizci Fuwalda’nın güvertelerini yıkamakla meşgullerdi; birinci güverte zabiti dümeni devralmış, kaptan ise John Clayton ve Leydi Alice ile konuşmak üzere ara vermişti.

Denizciler, geri geri giderek güverteyi silerken sırtları onlara dönük şekilde konuşmakta olan üçlüye doğru yaklaşıyorlardı. Yaklaştılar, yaklaştılar ve nihayetinde bir tanesi kaptanın hemen dibine kadar geldi. Başka bir zamanda, adam oradan geçip gidebilir; bu tuhaf hikâye hiç yaşanmamış olabilirdi.

Ancak tam o sırada kaptan, Greystoke Lordu ve Leydisi’nin yanından ayrılmak üzere arkasına dönerken yerleri silmekte olan denizciye takılıp güverteye yüzükoyun serildi ve serilirken de su kovasını devirince üstü başı pis suyla sırılsıklam oldu.

Bir an için sahne oldukça gülünçtü ama yalnızca bir an için. Yüzü utançtan ve öfkeden kıpkırmızı olan kaptan, ağız dolusu korkunç küfürler ederek yeniden ayağa kalktı ve dehşet verici bir yumrukla denizciyi güverteye serdi.

...
8

На этой странице вы можете прочитать онлайн книгу «Tarzan Maymun Adam», автора Эдгара Берроуза. Данная книга относится к жанру «Современная зарубежная литература». Произведение затрагивает такие темы, как «авантюрные приключения», «реализм». Книга «Tarzan Maymun Adam» была издана в 2023 году. Приятного чтения!