Читать книгу «Dede Korkut'tan Seçme Hikâyeler» онлайн полностью📖 — Dede Korkut — MyBook.
image
cover
 








 








 










 













“Dirse Han, senin oğlun kalkarak yerinden doğruldu, göğsü güzel koca dağa ava çıktı. Sen var iken av avladı kuş kuşladı; anasının yanına alıp geldi. Al şarabın keskininden aldı içti, anası ile sohbet eyledi, babasına kast eyledi, senin oğlun kötü çıktı, hayırsız çıktı. Çapraz yatan Ala Dağ’dan haber geçer, hanlar hanı Bayındır’a haber varır, Dirse Han’ın oğlu böyle görülmemiş şey yapmış derler, seni çağırtırlar. Bayındır Han’ın katında sana gazap olur, böyle oğul nene gerek, onu öldürsene.” dediler.

Dirse Han:

“Varın getirin, öldüreyim, böyle oğul bana gerekmez.” dedi.

Dirse Han’ın hizmetkârları da:

“Biz senin oğlunu nasıl getirelim, senin oğlun bizim sözümüzü dinlemez, bizim sözümüzle gelmez. Kalkıp yerinden doğrul, yiğitlerini okşa beraberine al, oğluna uğra, onu da yanına alıp ava çık. Kuş uçurup av avlarken oğlunu oklayıp öldürmeye bak, eğer böyle öldürmezsen onu bir daha öldüremezsin, bunu böyle bil.” dediler.

 
Serin serin tan yelleri estiğinde
Sakallı boza çalan çayır kuşu öttüğünde
Büyük cins atlar sahibini görüp kişnediğinde
Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda
Aklı karalı seçilen çağda
Kudretli Oğuz’un gelininin, kızının bezendiği çağda
Göğsü güzel koca dağlara gün vurunca
Bey yiğitlerin kahramanların birbirine koyulduğu çağda
 

Sabahın ilk ışıklarıyla Dirse Han yerinden kalktı. Oğlancığını yanına alıp kırk yiğidiyle beraber ava çıktı.

Av avladılar, kuş kuşladılar. O kırk namerdin birkaçı oğlanın yanına geldi:

“Baban, dedi, geyikleri kovalasın getirsin, benim önümde tepelesin, oğlumun at koşturuşunu, kılıç çalışını, ok atışını göreyim, sevineyim, kıvanayım, güveneyim dedi.” dediler.

Boğaç ne bilsin, geyiği kovalayıp getiriyor, babasının gözü önünde vuruyordu:

“Babam, at koşturuşuma baksın kıvansın, ok atışıma baksın güvensin, kılıç çalışıma baksın sevinsin.” diyordu.

O kırk namert dediler ki:

“Dirse Han, görüyor musun oğlanı, kırda bayırda geyiği kovalıyor, senin önüne getiriyor, geyiğe atarken ok ile seni vurup öldürecek. Oğlun seni öldürmeden sen oğlunu öldürmeye bak.”

Boğaç, geyiği kovalarken babasının önünden gelip geçiyordu. Dirse Han, kurt sinirinden yapılmış sert yayını eline aldı. Üzengiye kalkıp kuvvetle çekti, doğrultup attı. Oğlanı iki küreğinin arasından vurup çaktı. Oğlanın alca kanı fışkırdı, koynu doldu; büyük cins atının boynunu kucakladı ve yere düştü. Dirse Han istedi ki oğlancığının üstüne gürleyip düşsün. O kırk namert bırakmadı. Atının dizginini döndürdü, yurduna gelir oldu.

Dirse Han’ın hatunu “Oğlancığımın ilk avıdır.” diye attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdi; soylu Oğuz beylerine ziyafet vermek istedi.

Toparlanıp yerinden kalktı, kırk ince kızı beraberine aldı; Dirse Han’a karşı vardı. Başını kaldırdı, Dirse Han’ın yüzüne baktı. Sağına soluna göz gezdirdi, oğlancığını göremedi. Kara bağrı sarsıldı; bütün yüreği oynadı; kara süzme gözleri kan yaş doldu. Çağırıp Dirse Han’a söyler, görelim bakalım ne söyler:

 
Beri gel başımın bahtı, evimin tahtı
Han babamın güveyisi
Kadınanamın sevgisi
Babamın, anamın verdiği
Göz açıp da gördüğüm
Gönül verip sevdiğim
A Dirse Han
Kalkarak yerinden doğruldun
Yelesi kara cins atına sıçrayıp bindin
Göğsü güzel koca dağa ava çıktın
İki vardın, bir geliyorsun, yavrum hani
Karanlık gecede bulduğum oğul hani
Çıksın benim görür gözüm a Dirse Han
Yaman seğriyor
Kesilsin oğlumun emdiği süt damarım
Yaman sızlıyor
Sarı yılan sokmadan akça tenim kalkıp şişiyor
Yalnızca oğul görünmüyor, bağrım yanıyor
Kuru kuru çaylara su saldım
Kara elbiseli dervişlere adaklar verdim
Aç görsem doyurdum, çıplak görsem donattım
Tepe gibi et yığdım, göl gibi kımız sağdırdım
Dilek ile bir oğul zorla buldum
Yalnız oğul haberini a Dirse Han söyle bana
Karşı yatan Ala Dağ’dan bir oğul uçurdunsa
Söyle bana
Taşkın akan koşan sudan bir oğul akıttınsa
Söyle bana
Aslan ile kaplana bir oğul yedirdinse söyle bana
Kara giyimli azgın dinli kâfirlere bir oğul aldırdınsa söyle bana
Han babamın katına ben varayım
Ağır hazine bol asker alayım
Azgın dinli kâfire ben varayım
Paralanıp cins atımdan inmeyince
Yenim ile alca kanımı silmeyince
Kol but olup yer üstüne düşmeyince
Yalnız oğul yollarından dönmeyeyim
Yalnız oğul haberini a Dirse Han söyle bana
Kara başım kurban olsun bugün sana
 

dedi ve feryat figan eyledi, ağladı. Böyle deyince Dirse Han hatununa cevap vermedi, o kırk namert karşı geldi ve:

“Oğlun sağdır, esendir; hâlâ avdadır. Bugün yarın nerede ise gelir, korkma kaygılanma. Bey sarhoştur, cevap veremez.” dediler.

Dirse Han’ın hatunu çekildi, geri döndü. Dayanamadı, kırk ince kızı beraberine aldı, büyük cins ata binip oğlancığını aramaya gitti. Kışları da yazları da karı buzu erimeyen Kazılık Dağı’na geldi. Alçaktan yüce yerlere koşturup çıktı. Baktı gördü ki bir derenin içine karga, kuzgun iner çıkar, konar kalkar. Büyük cins atını o tarafa çevirdi ve yürüdü.

Meğer Sultan’ım, oğlan orada yıkılmıştı. Karga, kuzgun kan görüp oğlanın üstüne konmak isterdi. Oğlanın iki köpekceğizi vardı. Kargayı, kuzgunu kovalardı, oğlanın üstüne kondurmazdı. Oğlan orada yıkılıp kalınca boz atlı Hızır, oğlana hazır oldu, üç defa yarasını eli ile sıvazladı:

“Korkma oğlan, sana bu yaradan ölüm yoktur, dağ çiçeği ile ananın sütü senin yarana merhemdir.” dedi ve ortadan kayboldu.

Oğlanın anası oğlanın üstüne koşturup çıkageldi. Baktı, gördü ki oğlancığı alca kana bulanmış yatıyor. Çağırarak oğlancığına söyler, görelim Han’ım ne söyler:

 
Kara çekik gözlerini uyku bürümüş aç artık
On iki kemikçiğin harap olmuş topla artık
Tanrı’nın verdiği tatlı canın seyranda imiş yakala artık
Öz gövdende canın var ise oğul haber bana
Kara başım kurban olsun oğul sana
Akar senin suların Kazılık Dağı
Akar iken akmaz olsun
Biter senin otların Kazılık Dağı
Biter iken bitmez olsun
Koşar senin geyiklerin Kazılık Dağı
Koşar iken koşmaz olsun taş kesilsin
Ne bileyim oğul aslandan mı oldu
Yoksa kaplandan mı oldu ne bileyim oğul
Bu kazalar sana nereden geldi?
O gövdende canın var ise oğul haber bana
Kara başım kurban olsun oğul sana
Ağız dilden birkaç kelime haber bana
 

Hatun böyle deyince oğlanın kulağına ses geldi. Başını kaldırdı, ansızın gözünü açtı ve anasının yüzüne baktı. Söylemiş, görelim Han’ım ne söylemiş:

 
Beri gel ak sütünü emdiğim kadınım ana
Ak bürçekli izzetli canım ana
Akarlı sularına beddua etme
Kazılık Dağı’nın günahı yoktur
Biterli otlarına beddua etme
Kazılık Dağı’nın suçu yoktur
Koşan geyiklerine beddua etme
Kazılık Dağı’nın günahı yoktur
Aslan ile kaplanına beddua etme
Kazılık Dağı’nın suçu yoktur
Beddua edersen babama et
Bu suç, bu günah babamdandır
 

Oğlan yine:

“Ana ağlama, bana bu yaradan ölüm yoktur korkma. Boz atlı Hızır bana geldi, üç kere yaramı sıvazladı, bu yaradan sana ölüm yoktur, dağ çiçeği ile ananın sütü sana merhemdir, dedi.”

Böyle deyince kırk ince kız yayıldılar, dağ çiçeği topladılar. Oğlanın anası memesini bir sıktı, sütü gelmedi; iki sıktı, sütü gelmedi; üçüncüde kendisini zorladı, iyice doldu, memesini sıktı, süt ile kan karışık geldi. Dağ çiçeği ile sütü oğlanın yarasına sürdüler. Onu ata bindirdiler, alarak yurduna gittiler. Oğlanı hekimlere emanet edip Dirse Han’dan sakladılar.

At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur. Hanım, oğlanın kırk günde yarası iyileşti, sapasağlam oldu. Oğlan ata biner, kılıç kuşanır oldu, av avlar kuş kuşlar oldu. Dirse

Han’ın bunlardan hiç haberi olmadı; o, oğlancığını öldü sanıyordu.

O kırk namert bunu duydu:

“Neyleyelim?” diye konuştular. “Dirse Han eğer oğlancığını görürse, bırakmaz, hepimizi öldürür. Gelin, Dirse Han’ı tutalım, ak ellerini ardına bağlayalım, kıl sicimi ak boynuna takalım, alıp kâfir ellerine yönelelim.” diyerek Dirse Han’ı tuttular.

Ak ellerini ardına bağladılar, kıl sicimi boynuna taktılar; ak etinden kan çıkıncaya kadar dövdüler. Dirse Han yayan, bunlar atlı yürüdüler; alıp kanlı kâfir ellerine yöneldiler. Dirse Han’ın esir olduğundan Oğuz beylerinin hiç haberi bile olmadı.

Meğer Sultan’ım, Dirse Han’ın hatunu bunu duymuş. Oğlancığına karşı varıp söylemiş, görelim Han’ım ne söylemiş:

 
Görüyor musun ay oğul neler oldu?
Sarp kayalar oynamadı yer oyuldu
Yurtta düşman yok iken
Senin babanın üstüne düşman geldi
O kırk namert, babanın arkadaşları babanı tuttular
Ak ellerini ardına bağladılar
Kıl sicimi ak boynuna taktılar
Kendileri atlıydı
Babanı ise yayan yürüttüler
Alıp kanlı kâfir ellerine yöneldiler
Hanım oğul kalkarak yerinden doğrul
Kırk yiğidini beraberine al
Babanı o kırk namertten kurtar
Yürü oğul
Baban sana kıydı ise
Sen babana kıyma
 

Boğaç Bey, anasını kırmadı ve onun sözünü tuttu. Yerinden kalktı, kara çelik öz kılıcını beline kuşandı, ak kirişli sert yayını eline aldı, altın mızrağını koluna taktı, büyük cins atını tutturdu, sıçrayıp bindi. Kırk yiğidini de beraberine aldığı gibi babasının ardınca koşturup gitti.

O namertler de bir yerde konmuş, al şarabın keskininden içiyorlardı. Boğaç Han atını sürüp onlara yetişti. O kırk namert de bunu gördü ve:

“Gelin varalım, şu yiğidi tutup getirelim, ikisini bir arada kâfire yetiştirelim.” dediler.

Dirse Han:

 
Kırk yoldaşım aman
Tanrı’nın birliğine yoktur güman 3
Benim elimi çözün
Kolca kopuzumu elime verin
O yiğidi döndüreyim
İster beni öldürün, ister diriltin
Bırakıverin
 

Elini çözdüler, kolca kopuzunu eline verdiler. Dirse Han, o yiğidin kendi oğlancığı olduğunu bilemedi, karşı geldi. Söyler, görelim Han’ım ne söyler:

 
Boynu uzun büyük cins atlar gider ise benim gider
Senin de içinde bineğin var ise söyle bana
Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
Ağıllardan on bin koyun gider ise benim gider
Senin de içinde etliğin var ise söyle bana
Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
Develerden kızıl deve gider ise benim gider
Senin de içinde yük taşıyıcın var ise söyle bana
Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
Altın başlı otağlar gider ise benim gider
Senin de içinde odan var ise yiğit söyle bana
Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
Ak yüzlü ela gözlü gelinler gider ise benim gider
Senin de içinde nişanlın var ise yiğit söyle bana
Savaşmadan vuruşmadan alıvereyim dön geri
Ak sakallı ihtiyarlar gider ise benim gider
Senin de içinde ak sakallı baban var ise yiğit söyle bana
Savaşmadan vuruşmadan kurtarayım dön geri
Benim için geldin ise oğlancığımı öldürmüşüm
Yiğit sana günahı yok dön geri
 

Buna karşılık oğlan burada babasına söylemiş, görelim Han’ım ne söylemiş:

 
Boynu uzun büyük cins atlar senin gider
Benim de içinde bineğim var
Bırakmam kırk namerde
Develerde kızıl deve senin gider
Benim de içinde yük taşıyıcım var
Bırakmam kırk namerde
Ağıllarda on bin koyun senin gider
Benim de içinde etliğim var
Bırakmam kırk namerde
Ak yüzlü ela gözlü gelin senin gider
Benim de içinde nişanlım var
Bırakmam kırk namerde
Altın başlı otağlar senin gider
Benim de içinde odam var
Bırakmam kırk namerde
Ak sakallı ihtiyarlar senin gider
Benim de içinde bir aklı şaşmış şuuru yitmiş
İhtiyar babam var
Bırakmam yok kırk namerde
 

dedi ve kırk yiğidine tülbent salladı, el eyledi. Kırk yiğit büyük cins atını oynattı, oğlanın etrafına toplandı. Oğlan kırk yiğidiyle beraber at tepti, savaştı. Kiminin boynunu vurdu, kimini esir eyledi. Babasını kurtardı, çekildi, geri döndü. Dirse Han burada oğlancığının sağ olduğunu anladı. Hanlar hanı Bayındır, oğlana beylik verdi, taht verdi. Dede Korkut destan söyledi, deyiş dedi. Bu Oğuzname’yi düzdü koştu, böyle dedi:

 
Onlar da bu dünyaya geldi geçti
Kervan gibi kondu göçtü
Onları da ecel aldı, yer gizledi
Fâni dünya yine kaldı
Gelimli gidimli dünya
Son ucu ölümlü dünya
Kara ölüm geldiğinde geçit versin
Sağlıkla, akılla devletini Hak artırsın
O övdüğüm Yüce Allah dost olup yardım etsin
 

Dua edeyim Han’ım: Yerli kara dağların yıkılmasın. Gölgeli büyük ağacın kesilmesin. Taşkın akan güzel suyun kurumasın, kanatlarının uçları kırılmasın. Koşar iken ak boz atın sendelemesin. Vuruşunca kara çelik öz kılıcın çentilmesin. Dürtüşürken alaca mızrağın ufanmasın. Ak bürçekli ananın yeri cennet olsun. Ak sakallı babanın yeri cennet olsun. Hakk’ın yandırdığı çırağın yana dursun. Yüce Allah seni namerde muhtaç eylemesin Hanım hey!…