Читать книгу «Dede Korkut'tan Seçme Hikâyeler» онлайн полностью📖 — Dede Korkut — MyBook.
image
cover

Dede Korkut’tan Seçme Hikâyeler

Bismillahirrahmanirrahim,

Resul aleyhisselam zamanlarına yakın, Bayat Boyu’ndan Korkut Ata derler bir er kişi varmış. Oğuz’un erenlerindenmiş. Gaipten türlü haberler verir, o ne derse o olurmuş. Allahutaala onun gönlüne ilham edermiş.

Korkut Ata: “Ahir zamanda hanlık tekrar Kayı’ya geçecek. Ahir zaman olup da kıyamet kopuncaya kadar kimse ellerinden alamayacak.” demiş.

Bu dediği Osman neslidir, işte sürüp gidiyor ve daha nice, buna benzer sözler söyledi.

Korkut Ata, Oğuz Kavmi’nin müşkülünü hallederdi. Her ne iş olursa olsun Korkut Ata’ya danışmadan yapmazlardı. Her ne buyursa kabul edilir, sözünü yerine getirirlerdi.

Dede Korkut: “Allah Allah demeyince işler düzelmez. Kadir Tanrı vermeyince er zenginleşmez. Ezelden yazılmazsa kul başına kaza gelmez, ecel vakti ermeyince kimse ölmez. Ölen adam dirilmez, çıkan can geri gelmez. Bir yiğidin kara dağ yumrusunca malı olsa yığar, toplar, nasibinden fazlasını yiyemez… Gürüldeyip sular taşsa deniz dolmaz. Kibir eyleyeni Tanrı sevmez, gönlünü yüce tutan erde devlet olmaz. Eloğlunu beslemekle oğul olmaz, büyüyünce bırakır gider, gördüm demez. Kül tepecik olmaz, güveyi oğul olmaz. Başına gem vursan kara eşek katır olmaz, hizmetçiye elbise giydirsen hanım olmaz. Lapa lapa kar yağsa yaza, yapağılı yeşil çimen güze kalmaz. Eski pamuk bez olmaz; eski düşman, dost olmaz. Kara koç ata kıymayınca yol alınmaz, kara çelik öz kılıcı çalmayınca hasım dönmez, er malına kıymayınca adı çıkmaz. Kız anadan görmeyince öğüt almaz, oğul babadan görmeyince sofra çekmez. Oğul babanın yerine yetişendir, iki gözünün biridir. Devletli oğul olsa, ocağının korudur. Oğul da neylesin baba ölüp mal kalmasa… Baba malından ne fayda başta devlet olmasa… Devletsiz şerrinden Allah saklasın Han’ım sizi!

Dede Korkut bir daha söylemiş: “Sert yürürken cins bir ata namert yiğit binemez; binince binmese daha iyi. Çalıp keser öz kılıcı namertler; çalınca çalmasa daha iyi. Çalabilen yiğide ok ile kılıçtan bir çomak daha iyi. Misafiri gelmeyen kara evler yıkılsa daha iyi. Atın yemediği acı otlar bitince bitmese daha iyi. İnsanın içmediği acı sular sızınca sızmasa daha iyi. Baba adını yürütmeyen hoyrat oğul baba belinden inince inmese daha iyi, ana rahmine düşünce doğmasa daha iyi. Baba adını yürütünce devletli oğul daha iyi. Yalan söz bu dünyada olunca olmasa daha iyi. Gerçeklerin üç otuz on yaşını doldursa daha iyi. Üç otuz on yaşınız dolsun, Hak size kötülük getirmesin, devletiniz devamlı olsun Han’ım hey!”

Dede Korkut bir daha söylemiş, gelin bakalım ne demiş: “Gittik-te yerin otlaklarını geyik bilir. Yeşermiş yerlerin çimenlerini yaban eşeği bilir. Ayrı ayrı yolların izini deve bilir. Yedi dere kokularını tilki bilir. Geceleyin kervan göçtüğünü çayır kuşu bilir. Oğulun kimden olduğunu ana bilir. Erin ağırını hafifini at bilir. Ağır yüklerin zahmetini katır bilir. Nerede acı varsa çeken bilir. Gafil başın ağrısını beyni bilir. Kolca kopuz yükseltip elden ele, beyden beye ozan gezer. Erin cömerdini, erin cimrisini ozan bilir. Karşınızda çalıp söyleyen ozan olsun. Yolunu şaşırıp gelen kazayı Tanrı savsın Han’ım hey!”

Görelim bakalım Dede Korkut bu sefer ne söylemiş: “Ağzım açıp över olsam üstümüzde Tanrı güzel.

Tanrı dostu din ulusu Muhammed güzel. Muhammed’in sağ yanında namaz kılan Ebubekir Sıddık güzel. Ahir otuzuncu cüz başıdır Amme güzel. Hecesince düz okunsa Yasin güzel. Kılıç çaldı, din açtı erlerin şahı Ali güzel. Ali’nin oğulları, Peygamber torunları, Kerbela ovasında Yezidiler elinde şehit oldu, Hasan ile Hüseyin iki kardeş beraber güzel. Yazılıp düzülüp gökten indi, Tanrı ilmi Kur’an güzel. O Kur’anı yazdı düzdü, ulemalar öğreninceye kadar bekledi biçti, âlimler sultanı Osman Affanoğlu güzel. Çukur yerde duran Tanrı evi Mekke güzel. O Mekke’ye sağ varsa, esen gelse imanı bütün hacı güzel. Hesap gününde cuma güzel. Cuma günü okuyunca hutbe güzel. Kulak verip dinleyince ümmet güzel. Minarede ezan okuyunca müezzin güzel. Dizini bastırıp oturunca helalli güzel. Şakağından ağarsa baba güzel. Ak sütünü doya doya emzirse ana güzel. Yanaşıp yola girince kara erkek deve güzel. Sevgili kardeş güzel. Yan tarafta, ev yanında dikilse gelin odası güzel, uzunca çadır ipi güzel. Oğul güzel. Hiçbirine benzemedi cümle âlemleri yaratan Allah güzel. O övdüğüm yüce Tanrı, dost olarak medet eriştirsin Han’ım hey!”

Dede Korkut dilinden ozan der: Karılar dört türlüdür. Birisi solduran soptur. Birisi dolduran toptur. Birisi evin dayağıdır.1Birisi ne kadar dersen bayağıdır.

Ozan, evin dayağı odur ki kırdan yabandan eve bir misafir gelse kocası evde olmasa o onu yedirir içirir, ağırlar, azizler gönderir. O, Ayşe, Fatma soyundandır Hanım. Onun bebekleri yetişsin. Ocağına bunun gibi kadın gelsin.

Geldik o ki solduran soptur. Sabahleyin yerinden kalkar, elini yüzünü yıkamadan dokuz bazlama ile bir külek yoğurt bekler, doyuncaya kadar tıka basa yer, elini böğrüne koyar, der: “Bu evi harap olası kocaya varalıdan beri daha karnım doymadı, yüzüm gülmedi, ayağım pabuç, yüzüm yaşmak görmedi! Ah n’olaydı, bu öleydi, birine daha varaydım, umduğumdan daha uygun olaydı.” Onun gibisinin, Han’ım, bebekleri yetişmesin. Ocağına bunun gibi kadın gelmesin.

Geldik o ki dolduran toptur. Dürtükleyince yerinden kalktı; elini yüzünü yıkamadan obanın o ucundan bu ucuna, bu ucundan o ucuna çırpıştırdı, dedikodu yaptı, kapı dinledi, öğleye kadar gezdi. Öğleden sonra evine geldi, gördü ki hırsız köpek, ahırı birbirine katmış, tavuk kümesine, sığır damına dönmüş; komşularına seslenir ki: “Kız Zeliha, Zübeyde, Rüveyde, Çan Kız, Çan Paşa, Ayna Melek, Kutlu Melek ölmeye, yitmeye gitmemiştim, yatacak yerim gene bu harap olası idi, n’olaydı benim evime birazcık bakaydınız, komşu hakkı, Tanrı hakkı…” Bunun gibisinin Han’ım, bebekleri yetişmesin. Ocağına bunun gibi kadın gelmesin.

Geldik o ki ne kadar dersen bayağıdır: Uzak kırdan yabandan bir edepli misafir gelse kocası evde olsa ona dese ki: “Kalk ekmek getir yiyelim, bu da yesin. Pişmiş ekmeğin bekâsı olmaz, yemek gerektir.

Kadın der: “Neyleyeyim, bu yıkılacak evde un yok, elek yok, deve değirmeninden gelmedi.” der. “Ne gelirse benim kalçama gelsin.” diye elini arkasına vurur. Yönünü öteye, kıçını kocasına döner; bir söylersen birisini koymaz, kocanın sözünü kulağına koymaz. O, Nuh Peygamber’in eşeği asıllıdır. Ondan da sizi Han’ım, Allah saklasın. Ocağınıza bunun gibi kadın gelmesin.

Dirse Hanoğlu Boğaç Han

Bir gün Kam Ganoğlu Han Bayındır yerinden kalkmış; otağını yeryüzüne diktirmişti. Alaca gölgeliği gökyüzüne yükselmişti. Bin yerde ipek halıcığı döşeliydi. Hanlar hanı Han Bayındır yılda bir kere ziyafet verip Oğuz beylerini misafir ederdi.

Gene ziyafet düzenleyip attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirmişti. Bir yere ak otağ, bir yere kızıl otağ, bir yere kara otağ kurdurmuştu.

“Kimin ki oğlu kızı yok, kara otağa kondurun; kara keçeyi altına döşeyin; kara koyun yahnisinden önüne getirin; yerse yesin, yemezse kalksın gitsin. Oğlu olanı ak otağa, kızı olanı kızıl otağa kondurun; oğlu kızı olmayanı Allahutaala hor görmüştür, biz de hoş görmeyiz, bunu böyle bilsin.” demişti.

Oğuz beyleri bir bir gelip toplanmaya başladı.

Meğer, Dirse Han derler bir beyin oğlu da kızı da yokmuş. Söylemiş, görelim bakalım Han’ım ne söylemiş:

 
Serin serin tan yelleri estiğinde
Sakallı boza çalan çayır kuşu öttüğünde
Sakalı uzun müezzin ezan okuduğunda
Büyük cins atlar sahibini görüp kişnediğinde
Aklı karalı seçilen çağda
Göğsü güzel koca dağlara gün vurunca
Bey yiğitlerin, kahramanların birbirine koyulduğu çağda
 

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Dirse Han kalkarak yerinden doğruldu ve kırk yiğidini de beraberine alıp Bayındır Han’ın verdiği şölene geldi.

Bayındır Han’ın yiğitleri Dirse Hanı karşıladılar. Onu getirip kara otağa kondurdular. Kara keçeyi altına döşediler. Kara koyun yahnisinden önüne getirdiler.

“Bayındır Han’ın buyruğu böyledir, Han’ım.” dediler.

Dirse Han dedi ki:

“Bayındır Han benim ne eksikliğimi gördü; gördüyse kılıcımdan mı gördü, soframdan mı gördü? Benden aşağı kimseleri ak otağa, kızıl otağa kondurdu, benim suçum ne oldu ki beni kara otağa kondurdu?”

Dediler ki:

“Han’ım, bugün Bayındır Han’dan buyruk şöyledir ki oğlu kızı olmayanı Allahutaala hor görmüştür, biz de hoş görmeyiz, demiştir.”

Dirse Han yerinden kalktı ve:

“Kalkın yiğitlerim yerinizden doğrulun, bu bana yapılan kara ayıp ya bendendir ya hatundandır.” dedi.

Dirse Han evine geldi. Seslenip hatununa söyler, görelim bakalım Han’ım ne söyler:

 
Beri gel başımın bahtı, evimin tahtı
Evden çıkıp yürüdüğünde selvi boylum
Topuğunda döklüm döklüm kara saçlım
Kurulu yaya benzer çatma kaşlım
Çift badem sığmayan dar ağızlım
Kavunum, yemişim, düveleğim 2
Görüyor musun neler oldu?
 

Bayındır Han kalkarak yerinden doğrulmuş ve buyruk vermiş. ‘Bir yere ak otağ, bir yere kızıl otağ, bir yere kara otağ diktirmiş; oğulluyu ak otağa, kızlıyı kızıl otağa, oğlu kızı olmayanı kara otağa kondurun, kara keçeyi altına döşeyin, kara koyun yahnisinden önüne getirin, yerse yesin, yemezse kalksın gitsin. Her kim ki oğlu kızı olmayan, Allahutaala ona beddua etmiştir, biz de onu hoş görmeyiz.’ demiş. Ben varınca gelip beni karşıladılar ve kara otağa kondurdular, kara keçeyi altıma döşediler, kara koyun yahnisinden önüme getirdiler. ‘Oğlu kızı olmayanı Allahutaala hoş görmemiştir, biz de hoş görmeyiz, bunu böyle bil.’ dediler. Senden midir, benden midir, Allahutaala bize bir topaç gibi oğul vermez nedendir, dedi ve devam etti:

 
Han kızı yerimden kalkayım mı?
Yakan ile boğazından tutayım mı?
Kaba ökçemin altına atayım mı?
Kara çelik öz kılıcımı elime alayım mı?
Öz gövdenden başını keseyim mi?
Can tatlılığını sana bildireyim mi?
Alca kanını yeryüzüne dökeyim mi?
Han kızı sebebi nedir söyle bana
Müthiş gazap ederim şimdi sana
 

Bu sözlerden sonra Dirse Han’ın hatunu söylemiş, görelim ne söylemiş:

“Hey Dirse Han, bana gazap etme, incinip acı sözler söyleme. Yerinden kalk, alaca çadırını yeryüzüne diktir. Attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kes. İç Oğuz’un Dış Oğuz’un beylerini başına topla. Aç görsen doyur, çıplak görsen donat, borçluyu borcundan kurtar, tepe gibi et yığ, göl gibi kımız sağdır, büyük ziyafet ver, dilek dile, olur ki bir ağzı dualının hayır duası ile Allah bize topaç gibi bir çocuk verir.” dedi.

Dirse Han, hatununun sözü ile büyük bir ziyafet verdi, dilek diledi. Attan aygır, deveden erkek deve, koyundan koç kestirdi. İç Oğuz, Dış Oğuz beylerini başına topladı. Aç görse doyurdu, çıplak görse donattı. Borçluyu borcundan kurtardı. Tepe gibi et yığdı, göl gibi kımız sağdırdı. El kaldırdılar, dilek dilediler. Bir ağzı dualının hayır duası ile Allahutaala onların dileklerini kabul etti ve hatun hamile kaldı. Bir zaman sonra bir oğlan doğurdu. Oğlancığını dadılara verdi, baktırdı.

At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur. Her omurgası olan gelişir, kaburgası olan büyür. Oğlan on beş yaşına girdi. Oğlanın babası, Bayındır Han’ın ordusuna karıştı.

Meğer Han’ım, Bayındır Han’ın bir boğası, bir de erkek devesi vardı. O boğa sert taşa boynuz vursa un gibi öğütürdü. Bir yazın bir de güzün boğa ile erkek deveyi güreştirirlerdi. Bayındır Han kudretli Oğuz beyleriyle de bu dövüşü seyreder, eğlenirdi.

Meğer Sultan’ım, gene bir yaz boğayı saraydan çıkardılar. Üç kişi sağ yanından, üç kişi sol yanından demir zincir ile boğayı tutmuşlardı. Gelip meydanın ortasına boğayı koyuverdiler. Meğer Sultan’ım, Dirse Han’ın oğlancığı üç arkadaşıyla meydanda aşık oynuyordu. Boğayı koyuverdiler, oğlancıklara kaç, dediler.

O üç oğlan kaçtı. Dirse Han’ın oğlancığı kaçmadı, ak meydanın ortasında bakınıp duruyordu. Boğa da oğlana doğru sürdü geldi. Diledi ki oğlanı helak etsin. Oğlan yumruğu ile boğanın alnına kıyasıya tutup vurdu, boğa geri geri gitti sonra tekrar oğlana doğru sürdü geldi. Oğlan yine boğanın alnına yumruğu ile sertçe vurdu. Oğlan bu sefer boğanın alnına yumruğunu dayadı ve onu sürerek meydanın başına kadar çıkardı. Boğa ile oğlan bir süre daha çekiştiler. Boğanın iki kürek kemiğinin üstüne köpük bağlandı. Ne oğlan yener, ne boğa yener… Oğlan içinden: “Bir dama direk vururlar, o dama destek olur, ben bunun alnına niye destek olup duruyorum ki!” diye düşündü. Boğanın alnından yumruğunu çekip yolundan savuldu. Boğa ayakları üstünde duramadı, tepesinin üstüne düştü yıkıldı. Oğlan bıçağına davrandı, boğanın başını kesti. Oğuz beyleri gelip oğlanın başına toplandılar. Ona:

“Aferin.” dediler. “Dede Korkut gelsin, bu oğlana ad koysun, beraberine alıp babasına varsın, babasından oğlana beylik istesin, taht alıversin.” dediler.

Çağırdılar, Dede Korkut geldi. Oğlanı alıp babasına vardı. Dede Korkut oğlanın babasına söylemiş, görelim Han’ım ne söylemiş:

 
Hey Dirse Han beylik ver bu oğlana
Taht ver erdemlidir
Boynu uzun büyük cins at ver bu oğlana
Biner olsun hünerlidir
Ağıllardan on bin koyun ver bu oğlana
Etlik olsun hünerlidir
Develerden kızıl deve ver bu oğlana
Yük taşıyıcı olsun hünerlidir
Altın başlı otağ ver bu oğlana
Gölge olsun erdemlidir
Omuzu kuşlu cübbe elbise ver bu oğlana
Giyer olsun hünerlidir
 

Mademki bu oğlan Bayındır Han’ın ak meydanında cenk edip bir boğa öldürmüştür; senin oğlunun adı Boğaç olsun, adını ben verdim, yaşını Allah versin.

Dirse Han da oğlana hem beylik verdi hem de taht verdi.

Oğlan tahta çıktı, babasının kırk yiğidini anmaz oldu. O kırk yiğit haset eylediler, birbirlerine şöyle söylediler:

“Gelin, oğlanı babasına çekiştirelim, olur ki onu öldürür, gene bizim izzetimiz, hürmetimiz onun babasının yanında hoş olur, ziyade olur.”

Vardı, bu kırk yiğidin yirmisi bir yana, yirmisi de bir yana ayrıldı. Önce yirmisi, Dirse Han’a şu haberi getirdi:

“Görüyor musun Dirse Han neler oldu? Murada maksuda ermesin, senin oğlun kötü çıktı, hayırsız çıktı. Kırk yiğidini yanına aldı, Kudretli Oğuz’un üstüne yürüdü, nerede güzel ortaya çıktı ise çekip aldı, ak sakallı ihtiyarın ağzına sövdü, ak bürçekli kadının sütünü çekti. Akan duru sulardan haber geçer, çapraz yatan Ala Dağ’dan haber aşar, hanlar hanı Bayındır’a haber varır. Dirse Han’ın oğlu böyle görülmemiş şey yapmış derler, gezmesindense ölmesi daha iyi olur. Bayındır Han seni çağırır, sana müthiş gazap eyler, böyle oğul senin nene gerek, böyle oğul olmasındansa olmaması daha iyidir, onu öldürsene.” dediler.

Dirse Han:

“Varın getirin, onu öldüreyim.” dedi.

Böyle deyince Han’ım, o namertlerin yirmisi daha çıkageldi ve bir dedikodu da onlar getirdiler:

 









 








































 


















 













 

















 








 





















 




















 










На этой странице вы можете прочитать онлайн книгу «Dede Korkut'tan Seçme Hikâyeler», автора Dede Korkut. Данная книга относится к жанру «Историческая литература». Произведение затрагивает такие темы, как «реализм», «взаимоотношения». Книга «Dede Korkut'tan Seçme Hikâyeler» была издана в 2023 году. Приятного чтения!