3. Mah
Ay tanrısı, karakteristik olarak Ay kursuyla temsil edilir. Hint-İskit Kralı Huviska’ya ait bir paradan alınmıştır. Bkz. Stein, Xoroastrian Deities on Indo-Scythian Coins, No. IV. Bkz. Sf. 278.
4. Vata ya da Vayu
Rüzgâr tanrısı, esintiye karışan saçları ve rüzgârda uçan harmanisiyle ileri koşmaktadır. Hint-İskit Kralı Kaniska dönemine ait bir sikkeden alınmıştır. Bkz. Stein, Zoroastrian Deities on Indo-Scythian Coins, No. V. s. 299, 302.
5. Khvarenanh
Burada Farsçadaki ismi Farro’yla anılan Şan, kraliyet sembolünü uzatmaktadır. Hint-İskit Kralı Huviska dönemine ait bir sikkeden alınmıştır. Bkz. Stein, Zoroastrian Deities on Indo-Scythian Coins, No. VI. s. 285, 304-05, 311, 324, 332-33, 343.
6. Atar
Burada ateş tanrısı omuzlarından yükselen alevlerle betimlenmiştir. Hint-İskit Kralı Kaniska dönemine ait bir sikkeden alınmıştır. Bkz. Stein, Zoroastrian Deities on Indo-Scythian Coins No. VII. sf. ibb-b-j.
7. Vanainti (Uparatat)
Bu tanrıça yani “Fetheden Üstünlük”, Yunan tanrıçası Nike (“Zafer”) örnek alınarak modellenmiştir. Bir elinde kraliyet asasını taşırken, öteki eliyle ise İran krallarınca takılmış olan tacı uzatmaktadır. Hint-İskit Kralı Huviska dönemine ait bir sikkeden alınmıştır. Stein, Zoroastrian Deities on Indo-Scythian Coins, No. VlII.
8. Verethraghna
Savaş tanrısının miğferine bir kuş tünemiştir. Hiç şüphesiz ki bu Vareghna’dır. Bu tanrı, kendisine uygun olarak mızrak ve kılıç taşır. Hint-İskit Kralı Kaniska dönemine ait bir sikkeden alınmıştır. Bkz. Stein, Zoroastrian Deities on Indo-Scythian Coins, No. IX. s. 271-73.
Hint ve İran mitolojisi ışık ile karanlık arasındaki mücadele fikrini epey genişletmiştir. Hint-Avrupa dönemine kadar giden ve tüm Hint-Avrupa halkları arasında bulunan mitlerin gelişimi böyle olmuştur. Korkunç devlerin gökyüzünün ya da fırtınanın tanrıları tarafından öldürüldüğü kozmogoni hikâyelerinin yanında fırtına ve ateş mitleri de vardır. Birinci gruptaki mitlerde göksel bir varlık, bulutlarda gizlenen ejderhayı öldürür ve onun suları şimdi yeryüzünü kaplamaktadır. Bir başka örnekte ise söz konusu tanrı, bir dağ yahut mağarada hapsolmuş bulutların ineklerini bir canavarın elinden kurtarır. Mesela, Herakles ile Geryoneus ya da Cacus efsaneleri böyledir. İkinci gruptaki mitlerde ise bulutlarda yahut bir hava denizinde meydana gelmiş göksel ateş, bir kuş ya da Prometheus gibi cüretkâr bir insan tarafından yeryüzüne getirilir.
Bütün bu mitler ışığa ya da yağmur şeklindeki bir ihsana erişmek için karanlığın güçlerine karşı verilen bir mücadeleden bahseder. Düalistik (ikicilik) formda sistemleştirilmeye oldukça yatkınlardır ve hem eski Hint (Vedik) hem de eski İran düşüncelerinde gözlemlenen güçlü sembolizm eğilimi, ahlaki fikirlerin kozmik mücadeleyle bağdaştırılmasıyla sonuçlanarak düalizmi beraberinde getirmiştir.
Boğazköy (Hattuşa) ve Yakındoğu’da son zamanlarda yapılan keşifler, Hint-Avrupalıların erken bir dönemde Asur-Babil kültürüyle temasta olduğunu göstermiştir. Ayrıca dini düşüncelerinin komşularından etkilendiğine inanmak için pek çok sebep mevcuttur. Bilhassa da görevleri kanun ile ahlakın koruyucusu olmak olan (Sanskritçe rta= Avestçe asha) ve Hindistan’da Âdityalar olarak bilinen tanrılar grubu söz konusu olduğunda bu doğrudur.
Babil mitolojisi, Hint-İranlıların kötücül güçler veya korkunç varlıklara karşı verilen kozmik savaş hakkındaki düşüncelerini onaylamaktadır. O yüzden Asur-Babil efsaneleri dehşet verici görünüme sahip dev bir canavar olan ve dünyanın yaratılışından sonraki kaosu temsil eden Tiâmat ile bir Güneş ilahı olan Marduk arasındaki kavgadan bahseder. Profesör Morris Jastrow’un belirttiği üzere bu mit Babil’de her sene yaşanan bir doğa fenomenine dayanır. O dönemde tüm vadiyi sel basar, fırtınalar ovaları boydan boya süpürür ve Güneş kararır. Bir yanda sular ile fırtınalar, öte yandan da Güneş arasında bir çatışma sürmektedir. Fakat nihayet ikincisi galip gelecektir zira Marduk, Tiâmat’a boyun eğdirip, genel gözetmen olarak gökyüzünü bir ucundan öbür ucuna muzafferane yürür.
Başka mitlerde, özel olarak fırtına mitlerinde fırtına bir boğayla temsil edilir. Bu, fırtına bulutunu bir inek ya da öküzle özdeşleştiren Hint-İran düşüncesinden çok da uzak bir fikir değildir. Aynı şekilde fırtına tanrısı bir kuş şeklinde sembolize edilir. Bir kartalın gökyüzünün ateşini yani şimşeği yeryüzüne getirdiği İran mitlerinde de bunu görürüz. Benzer şekilde Babil mitolojisinde kuş Zu, Kader tabletlerini En-lil’in elinden almaya çalışır ve gökyüzünde gerçekleşen bir yarışmada Zu, bu tabletleri ele geçirir. Tabletleri ancak Marduk geri alabilecektir. İnekleri saklayan ejderha gibi Zu da dağların ulaşılmaz bir mağarasında yaşar ve yıldırım silahıyla onu alt etmesi için fırtına tanrısı Ramman’a yakarılır.
Hint-İranlılar arasında Vedik Hintlilerin şiirsel hayal gücü, fırtına bulutundaki çatışmanın en eksiksiz tasvirini vermiştir. Özel silahı vajra (“yıldırım”) ile İndra, Vrtra (“Engel”) veya Ahi (“Yılan”) adlı kuraklık ifritini öldürür. Bu dövüş öyle korkunçtur ki yer ile gök bile korkudan titrer. İndra’nın dağdaki ejderhayı öldürüp suları (bulutları) serbest bıraktığı söylenir ve bu zaferi nedeniyle sık sık Vrtrahan (“Vrtra’yı Öldüren”) diye adlandırılır. Veda buna çok benzeyen ve aslında Âptya’nın oğlu Trita’ya ait olmasına karşın İndra’ya atfedilen bir diğer fırtına yarışmasından söz eder. Bu kudretli kahraman da bir ejderhayı öldürür. Bu ejderha üç başlı ve altı gözlü yılan Visvarûpa’dır. Canavarın bir mağarada sakladığı inekleri salar. Bu mağara da bir buluttur çünkü silahı yine yıldırım olan Trita’nın savaştığı esnada rüzgârlar tarafından kurtarıldığı söylenir. Gökyüzündeki gizli bir yerde yaşar ve yükseklerden yeryüzündeki ateşe (agnî) üfleyen göğün ateşidir. Alevlerin yükselmesine yol açıp bir dökümcü gibi onları keskinleştirir. Trita, ateşi gökyüzünden yeryüzüne getirir ve İndra’ya güç veren somayı2 yani sarhoşluk veren ölümsüzlük içkisini hazırlar.
İran’da İndra panteondan hemen hemen çıkarılmıştır, yalnızca zaman zaman Angra Mainyu’nun bir ifriti olarak sözü edilir. Öte yandan Trita, muhsin bir kahraman olarak bilinir. Buna göre, yaşam bitkisi olarak bilinen (Hint soması) haomayı hazırlamış ilk rahiplerden biridir ve bu nedenle “hastalığı hastalığa, ölümü ise ölüme geri götürmüş” ilk şifacı, bilge ve kuvvetli kimse olarak adlandırılır. Hastalıklara derman olacak bir kaynak ister. Bunun üzerine Ahura Mazda şifalı bitkileri yeryüzüne getirir. Gaokerena yani Beyaz Haoma ağacının etrafında bu bitkiler bol bol yetişir. Böylece Thrita (Sanskritçe Trita) adı altında, tıpkı Hindistan’daki Trita gibi, dağların zirvelerinde yetişen mucizevi bitkinin suyundan yapılan içkiyi getirmiş kişi olarak bilinir.
Bir başka haoma hazırlayıcısı olarak Âthwya’nın (Sanskritçe Âptya) oğlu Thraêtaona unvanıyla üç çeneli ve üç başlı, altı gözlü ejderha Azhi Dahâka’yı öldürür. Bu ejderha, Angra’nın İran yerleşimlerini yok etmek için ve Asha’ya iman edenleri katletmek için yarattığı aldatıcı bir cindir. Mücadelenin alanı ise mitsel ve uzak bir bölge olan “dört köşeli” Varena’dır. Tıpkı fırtına tanrıları ve ateşi getirenler gibi Thraêtaona da kimi zaman bir akbaba yani bir kuş şeklinde kendini gösterir. Daha sonraları Feridûn adıyla Pers efsanelerinde önemli bir kahraman olacaktır. Veda’daki mitsel tabiatı fırtına hikâyeleri Avesta’dakilerle mukayese edildiğinde mitsel tabiatı açıkça ortaya çıkacaktır. Tüm temel özellikler iki tarafta da aynıdır. Bir ışık yahut fırtına tanrısı ile bir ejderha arasındaki çatışma miti, İran’da pek çok şekle bürünür ama genel hatları bakımından değişmez. Gördüğümüz üzere Thraêtaona’nın mücadelesinde galip gelen, ateşle bağlantılıdır. Ateşin kendisi ise Ahura Mazda’nın oğlu Âtar adı altında ejderha Azhi Dahâka’yla dövüş halinde olarak temsil edilir:
Ateş ki evladıdır Ahura Mazda’nın,
Sonra aceleyle ileri atıldı.
Böylece içinden geçirdi:
“O ulaşılmaz Şan’ı ben kavrayayım.”
Fakat üç ağızlı ve kötü yaratılmış Azhi,
Küfürler saçarak koşturdu arkasından:
“Geri dön! Şunu iyi dinle,
Ey Ahura Mazda’nın evladı ateş!
O ulaşılmaz şeye dokunacak olursan,
Asha’nın mahlûklarını korumak için
Seni tamamen yok ederim,
Bir daha ışık saçamazsın Mazda’nın yarattığı dünyaya.”
O zaman Atar can korkusuna kapılıp ellerini geri çekti.
Azhi onu işte böyle ürkütmüştü.
Sonra ileri fırladı üç ağızlı kötü yaratılmış Azhi,
İçinden şöyle düşünerek:
“O ulaşılmaz Şan’ı ben kavrayayım.”
Ama Ahura Mazda’nın evladı ateş,
Hemen peşinden koşuyordu,
Şu anlamlı sözleri söyleyerek:
“İşte, dinle sözlerimi,
Ey Azhi, üç ağızlı Dahaka!
O ulaşılmaz şeye dokunacak olursan,
Asha’nın mahlûklarını yok etmek için,
Kalçalarına ışık saçıp çeneni parlatırım ki,
Bir daha gelmeyesin Mazda’nın yarattığı dünyaya.”
O zaman Azhi can korkusuna kapılıp geri çekti ellerini,
İşte o kadar ürkütmüştü Atar onu.
Şan kabararak ilerledi Vourukasha Denizi’ne.
Hemen sonra süratli atlarıyla Suların Çocuğu yakaladı onu.
Süratli atlarıyla Suların Çocuğu şöyle diledi:
“O ulaşılmaz Şan’ı ben kavrayayım,
Derin körfezlerin dibindeki denizin dibine götüreyim.”
1
Mitra’nın Genel Temsili
Mitra mağarada bir boğayı kurban ederken gösterilir. Boğanın altında yılan vardır ve köpek ise boğanın boynuna atlayarak yaradan akan kanı yalar. Mitra için kutsal bir kuş olan kuzgun da burada temsil edilmektedir. Mitra’nın iki yanında Güneş’in doğuşunu ve batışını simgeleyen birer meşale taşıyıcısı dikilmektedir. Tepelerinde ise kendi at arabalarına binmiş olan Güneş ile Ay vardır. Villa Borghese’den Louvre’a taşınan bu alçak rölyef, esasen Roma’daki Capitol Tepesi’nde bulunan Mithraeum’da yer almaktaydı. Bkz. Cumont, The Mysteries of Mithra Şek. 4.
2
Mitra’nın Yaşamından Sahneler
1838 senesinde Heidelberg yakınlarındaki Neuenheim’da keşfedilen bu alçak rölyefte merkezde tanrı Mitra ve etrafındaki çerçevede ise yaşamının on iki önemli olayı gösterilir. Bunlar arasında en açık şekilde görünenler (çerçevenin sol üstünde) kayalardan doğumu, (çerçevenin sağında) boğayı yakalayıp mağaraya götürmesi ve (çerçevenin üstünde) Ahura Mazda’nın huzuruna çıkmasıdır. Çerçevenin solunda üstten ikinci sahne, Zeus’a (Ahura Mazda’ya) evrenin asasını veren Kronos’u (Zarvan ya da “Zaman”) simgeler. Bkz. Cumont, The Mysteries of Mithra, Şek. 15.
Vourukasha Denizi’nin yeri ve “Suların Oğlu”nun (Apâm Napât) tabiatı konusunda çok fazla belirsizlik olsa da hâkim görüş, bunların göklerdeki sular ve bulutlardan doğan ateş olduğu şeklindedir.
Ne var ki Avesta’nın göklerdeki çekişmeye dair en şiirsel anlatıları, Azhi Dahâka’yla yapılan savaşların tasvirleri değil, köpek yıldızı (Sirius) Tishtrya’nın kuraklık ifriti Apaosha karşısındaki zaferinin canlı resimleridir. Kuraklık ve yaz sıcağı, İran ülkelerindeki iki büyük dertti. Yazın en bunaltıcı günlerinde gökte beliren Sirius yıldızının faydalı yaz yağmurlarını getirdiğine inanılırken kötü ifrit Apaosha’nın ise köpek yıldızı Sirius’un tanrısı tarafından serbest bırakılan suları yakaladığı söylenirdi. Buna uygun olarak inananlar şu duayı okur:
Yıldız Tishtyra’ya tapınırız,
Işık saçar, görkemlidir.
Suyun nüvesini tutar, kudretlidir,
Uzakları görür gözü, uzun ve güçlüdür,
Kutsal diyarlarda işler,
…
Onu ister sürüler ile insanlar,
“Ne zaman doğacak ışık saçan görkemli Tishtrya?
Ne zaman, ah, ne zaman akacak kaynakların suları, eskisinden de kuvvetli?”
Tishtrya inananların duasına kulak verir. Sunulan kurban ve şaraplardan memnun olarak altın kulaklı ve altın örtülü beyaz ve güzel bir at şeklinde Vourukasha denizine iner. Fakat ifrit Apaosha kara bir at kılığında karşısına çıkmak için hemen aşağı iner. Bu korkutucu atın kulakları, sırtı, kuyruğu hep tüysüzdür. Toynak toynağa karşılaşırlar. Tam üç gün üç gece savaşırlar. Daha güçlü olan ifrit Apaosha, parlak ve görkemli Tishtrya’yı alt eder ve onu Vourukasha Denizi’nden tam bir mil uzaklaştırır. Büyük sıkıntı içindeki parlak ve görkemli Tishtra’ya haykırır:
Eyvahlar olsun bana, Ahura Mazda!
Yazık olsun size ey bitkiler ile sular!
Mazda’ya tapınanların dini perişan!
Şimdi insanlar adımı anarak tapınmıyor bana,
…
Eğer ki tapınacaksa insanlar bana adımı anarak,
…
İşte o zaman ben kazanırdım,
On atın gücünü,
On devenin gücünü,
On öküzün gücünü,
On dağın gücünü,
Geçilebilir on nehrin gücünü.
Onun figanını işiten inananlar Tishtrya’ya bir kurban sunarlar. Parlak ve görkemli Tishtrya bir kez daha altın kulaklı ve altın örtülü güzel ve beyaz bir at kılığında Vourukasha Denizi’ne iner. İfrit Apaosha yine kulakları tüysüz, kara bir at kılığında onun karşısına çıkmak için aceleyle aşağı gider. Karşılaşırlar ve öğle vaktinde dövüşürler. Tishtraya’nın Apaosha’dan daha güçlü olduğu görülür, onu alt ederek Vourukasha Denizi’nden çok uzaklara sürükler ve şöyle haykırır:
Selam bana, Ahura Mazda!
Selam size ey bitkiler ile sular!
Selam Mazda’ya tapınanlara!
Selam olsun size ey ülkeler!
Ey su kanalları! Haydi gidin de yukarı,
Akın haydi maniniz olmadan,
İri taneli ekinlere,
Küçük taneli otlara,
Maddi dünyaya.
Sonra Tishtrya, Vourukasha Denizi’ne gider ve denizi kıyılarına akacak şekilde fokur fokur kaynatır. Öyle ki yalnızca denizin kıyıları değil tam ortası da kaynamaktadır. Ardından Vourukasha Denizi’nin ortasında duran Ushindu Dağı’nın üzerinden buharlar yükselir ve bulutlar oluşturup refah bahşeden Haoma’nın geçtiği yolları takip ederek ilerler. Tishtrya’nın arkasından Mazda’nın kuvvetli rüzgârı, yağmur, bulutlar ve dolu, köylere, tarlalara ve yeryüzünün yedi bölgesine akın eder.
Tishtrya mücadeleye yalnızca bir at kılığında girmez, aynı zamanda bir boğa kılığında belirir. Bu da bize fırtına tanrısı Zu’nun bir boğa şeklinde dövüştüğü Semitik miti hatırlatır. Söz konusu mit, fırtınaların şiddetine ve suyun dünyaya getirdiği berekete bir göndermedir.
Nihayet Tishtrya harika bir delikanlıya dönüşür. İşte bu yüzden erkek çocuklarına talih vermesi için ona yakarılır. Bu avatarla kendini gösterir:
On beş yaşında pırıl pırıl,
Keskin görüşlü, uzun ve gürbüz,
Güçlü kuvvetli, pek de hünerli,
Bir genç adamın bedeninde görünür.
О проекте
О подписке
Другие проекты