Erken dönemlerin Hintli tefsircileri, Aşvinlerin yaradılışını belirlemede iki arada kalmışlardır. Onları gökyüzü ile yeryüzü, güneş ile ay, gündüz ile gece olarak görmüşler hatta kutsal eylemleri yerine getiren iki kral saymışlardır. Esas itibarıyla Dioskur ve Lettic tanrısının iki oğluyla uyum içindedirler. Lettic tanrısının oğulları kendileri için Güneş'in ya da Ay'ın kızlarını elde etmek üzere atlarına binip gelmişlerdir ve tıpkı Dioskur gibi okyanustan kurtarıcılardır. Görece daha eski olan güneş ve ayla özdeşleştirilmeleri desteklenmektedir. Herhangi bir mitsel temeli olmayan sırf imdada yetişen devler olarak görülmüşlerdir. Ancak daha olası bir görüş ise ya alacakaranlığı (yarı karanlık yarı aydınlık) ya da sabah ile akşam yıldızını temsil ettikleri yönündedir. Bu yorumlardan ikincisi ise Aşvinlerin birliğiyle iki yıldızın çeşitliliği arasındaki tezat üzerine oldukça önemli bir açmazı ortaya koyar. Bu da ancak doğum ve tapınmalarına dair Ṛigveda’da ayrı ayrı belirtilen ilginç ipuçlarıyla bir nebze çözüme ulaşmaktadır.
Gökyüzü dünyasında sadece tek bir tanrıça vardır. Tüm panteon içinde en romantik figür olan bakire Uşas. Tıpkı bir dansçı gibi canlı kıyafetlerle sinesini teşhir eder; annesi tarafından süslenmiş bir bakire gibi vücudunu ifşa eder. Işık saçan kıyafetleriyle doğudan belirir ve tüm güzelliğini gösterir. Ölümsüz ve yaşlanmayan bir biçimde dünyanın huzurunda uyanır. Parlayıp öne çıktığında kuşlar gökyüzüne uçar ve insanlar harekete geçer. Gecenin kara örtüsünü kaldırır ve kötü rüyalarla sevilmeyen karanlığı sürgüne yollar. Daima düzenin yolunu izlemiştir ancak bir keresinde güneş onu hırsız ya da düşman olarak görmesin diye kendisine oyalanmaması söylenmiştir. Al rengi atların ya da ineklerin çektiği bir arabada doğar ve şafakların bir günde katettiği mesafe otuz yoj-nadır. Kendisini takip eden Güneş’in karısı, metresi, ya da annesidir. Bhaga’nın kız kardeşi, Varuṇa’nın kadın hısımı ve Gece’nin kudretli kız kardeşidir. Kurban töreninin ateşi şafakta yandığı için benzer biçimde Agni’yle ve doğmak için yalvardığı Aşvinlerle yakından ilişkilidir. İsmi “parlayan” anlamına gelmekte olup Aurora ve Eos (Not 11) ile uyumludur.
Atmosferdeki tanrılar arasında en büyüğü ismi Mitanni tanrılarının listesinde bulunan İndra’dır. Diğer Vedik tanrılarına göre daha insansıdır. Soma içkisini koyduğu büyük göbeği gibi başı, kolları ve ellerinin olduğundan bahsedilir. Soma içtikten sonra yanaklarını oynatır. Sarıya çalan saçları ve sakalı vardır; sakalı rüzgârda dalgalanır. Uzun, kuvvetli ve biçimli kolları, Tvasṭṛi ya da Uşanas tarafından kendisi için şekillendirilen yıldırımı ustalıkla kullanır. Bu onun başlıca silahıdır; yüz mafsallı, bin uçlu, yüz köşeli, keskin ve metalik bir taş olarak tarif edilir. Nadiren altından olduğu belirtilmektedir. Arada sırada yay ile yüz uçlu ve bin tüylü ok taşır. Bazen de bir üvendire taşır. İki ya da daha fazla atın çektiği, bin yüz attan da bahsedilmektedir, altın bir arabayla seyahat eder. Dev gibi yiyip içer. Doğumunda soma içmiş ve Vṛitra’nın katledilmesi onuruna üç ya da bazı rivayetlere göre otuz gölü içmiştir. Yirmi ya da yüz sığırın etini yermiş ve doğduğunda dünyalar korkudan sarsılmış. Annesi bir inek kendisi de bir boğa olarak tasvir edilmektedir. Annesi Nişṭigrī olarak da adlandırılır. Annesi tarafından anormal biçimde doğurulmayı dilemiştir. Babası Dyaus ya da Tvaşṭṛi’dir. İkincisinden somayı çalmış hatta onu katledip annesini dul bırakmıştır. Bunların da ötesinde, tanrılarla çarpışmıştır. Muhtemelen de soma için. Eşi İndrāṇī’den bahsedilir ve İndra’ya sıkça Şacīpati ya da “Kudretin Efendisi” ismi verilmektedir. Bu yüzden daha sonra mitolojiye İndra için, Şacī isimli bir eklenmiştir. Marutlar ve Agni’yle yakından ilişkilidir, aslında Sūrya ile özdeşleştirilmektedir.
İndra’nın gücü ve kudreti her yerde abartılı bir dille tarif edilmektedir. Tanrıların en büyüğüdür. Hatta hareket eden her şeyin ve insanların efendisi, savaşta tanrılar için geniş alanlar kazanan Varuṇa’dan bile büyüktür. Bazen evrenin hükümdarı olarak Varuṇa’nın unvanını taşısa da genelde bağımsız hükümdar olarak kendi adına sahiptir. Ayrıca “yüz gücü olan” sıfatı ve “gerçek efendi” ismi neredeyse sadece onundur. Ona bu yüce makamı kazandıran başarısı ise suları kuşatan ejderhayı katletmede gösterdiği ve sürekli yinelenen yiğitliğidir. Başından ya da ardından yakalayıp hayati organlarını delip geçer. Vṛitra’yı katlettikten sonra akarsuları salıverir; dağları parçalar, yeri kırıp kuyu açar ve suları serbest bırakır. Ejderhayı öldürüp suların üstüne serer. İnekleri kurtarmak için dağı yarıp açar. Taşların içinde bağlı olan inekleri serbest bırakır. Vṛitra’yı öldürür, kaleleri yıkar, nehirler için kanal açar, dağı delip arkadaşları olan ineklere devreder. Bununla birlikte ışığı yine kendi davranışlarıyla kazanır. İblisleri serbest bırakarak güneşi de sular gibi elde eder. Ejderhaların elebaşını öldürüp suları serbest bıraktığında güneşi, gökyüzünü ve şafağı oluşturmuştur. Karanlıkta ışığı bulur, güneşin parlamasını sağlar ve şafakları kazanır. Güneş ve şafaklarla birlikte inekleri bulur, kurtarır ya da kazanır. İneklerin efendisi olduğunda İndra’yı karşılamak üzere şafaklar doğar. Dahası somayı elde eder ve sarsılan dağları kurar. Brāhmaṇa’da kanatlarını kestiği belirtilir. Yeryüzünü destekler ve gökyüzünü düşmemesi için tutar. Ayrıca gökler ve yerin yaratıcısıdır.
Bununla birlikte İndra sadece iblislerle savaşmaz. Çünkü Uşas’a saldırıp arabasını okuyla parçalamıştır ve ona yavaş atlar tutmuştur. Bundan dolayı Uşas korkuyla kaçmıştır. Anlatılan muhtemelen gök gürültüsü ile engellenmiş şafak ya da oyalanan şafağın ayrılışını hızlandıran gün doğumu hakkında bir mittir. İndra, hızlı at Etaşa ile bir yarışta koşarken güneşle ters düşmüştür. İndra anlaşılmayan bir biçimde, güneşin arabasının bir tekerini kaybetmesine neden olmuştur. Ayrıca babası Tvaşṭṛi’yi de öldürmüş gibi görünmektedir. Her ne kadar Marutlar ona Vṛitra’yla olan çarpışmasında yardım etseler de bir dizi ilahide onlarla tartıştığına, onlara karşı tehditkâr bir dil kullandığına ve zar zor yatıştırıldığına dair belirgin işaretler görürüz.
İndra’nın diğer düşmanları efsanevi nehir Rasā’nın ardındaki mağarada inekleri saklayan Paṇilerdi. İndra’nın ulağı dişi köpek Saramā, ineklerin izini sürer ve onları İndra’nın namına ister. Paṇiler ise onunla dalga geçerler ancak İndra Vala tepesini yıkıp düşmanlarını alt eder. Bunun dışındaki her yerde ineklerin Vala’nın kudretiyle kuşatıldıklarından, çoğunlukla Aṅgiras’ın yardımıyla geri kazanıldığı anlatılır ve Panilerden bahsedilmez. Vala (Kuşatan) ineklerin içinde hapsedildiği kalenin ismidir.
İndra büyük bir savaşçı olduğu gibi, yeryüzündeki insanın kıymetli bir yardımcısıdır. Dāsalara ya da Dasyulara karşı savaşlarında Aryanların en önemli destekçisi olup siyah ırkın Aryanlara boyun eğmesini sağlamışlardır. Görünüşe göre Aryan göçünün koruyucusu olarak, Turvaşalar ile Yadu kabilesini nehirlerin üstünden geçirir. Dahası gözdelerine düşmanları karşısında yardım eder. Arkadaşı Sūdas, on krala karşı olan savaşında yardımını alıp düşmanlarını Paruşhṇī nehrinde boğmuştur. Tapınanları için bir savunma duvarı, bir baba, anne ya da kardeştir. Dindar insanlara varlık bahşeder. Birinin ağaçtan sopayla meyve dökmesi gibi, erdemlilerin üstüne bolluk yağdırır. Zenginlikler efendisidir ve “Cömert olan”dır. Bu yüzden daha sonra edebiyatta Maghavan lakabı isimlerinden biri haline gelir. Bir nehrin yanında somayı bulduktan ve dişleriyle ezdikten sonra kendisine sunan bakireyi ödüllendirmiştir. Karakterinden bahsedilirken az sayıda ahlaki özelliğe yer verilir ve içme marifetiyle böbürlendiği anlatılır. Aslında Vedik dönemde bile insanların varlığından şüphe ettiğine dair bulgulara rastlarız. Bu dikkate değer bir durumdur.
İndra’da fırtına tanrısını bulmamız gerektiğine şüphe yoktur. Vṛitra’yı bozguna uğratma macerası; tüm yeryüzünün kuruyup, insanlar ve doğanın kuraklığın bitmesi için aynı derecede sabırsızlandığı, yaklaşan yağmurlu mevsimde bulutların arasından yağmurun aniden patlak vermesinin temsilidir. Yağmurun ilk düşüşünü işaret eden devasa fırtınalar genellikle tanrı olarak algılanışı için en uygun kaynaktır. Diğer yandan yarılan dağlar ve elde edilen inekler, farklı bakış açılarında bulutlar olarak kabul görmektedir. Ancak İndra güneşi de ele geçiriyor gibi görünmektedir. Bu, şiddetli fırtınadan sonra bulutların güneşten uzaklaştırılmasını temsil eden özelliğidir. Şafak vaktinde güneşin gecenin karanlığından kurtulması düşüncesi bununla karıştırılır ya da birleştirilir. Bazı terimlerin, Vṛitra’nın nehirleri donduran kış olduğu (Not 12) ve İndra’nın güneş olduğuna dair düşünceyi yansıttığı kanıtlanmamıştır. Ayrıca Ṛigveda ozanlarının, gerçekten sadece tanrının nehirleri dağlardan azat ettiğini kastettiklerini ve hatta Ṛigveda’daki yorumcular bile bilirken tanrıların dağların aslındaki bulutlar olduğunu fark etmediklerini düşünmek zorunda değiliz.
İNDRA (Levha IV)
İlah burada tanrıların kralı olarak taçlandırılmış ve vāhanası (vasıtası) fil Airāvata’nın üstünde tahta çıkmaktadır. Sol ellerinde ortadaki yıldırımı tutmaktadır. Sonraları vücudunda aslen “yoni” yani rahmi temsil eden (muhtemelen yağmurun yeryüzüne getirdiği bereketten dolayı) çok sayıda işaretle karakterize edilmiştir. Ancak daha sonra bu işaretlerin yerini gözler almıştır. Kaba sakalı resimde Pers etkisini göstermektedir. Dr. L. H. Gray’in koleksiyonundaki İndo-Mughal (Babür) ekolüne ait bir yağlıboya tablodan.
Ṛigveda’da soluk bir biçimde karşımıza çıksa da Trita Āptya’da İndra’nın paralelini bulmaktayız. İndra’nın yaptığı gibi Tvaşṭṛi’nin üç başlı oğlunu öldürür. İndra, onu ve kendisini temsil ettiği söylenen erkek İndra’yı zorlar. Marutlarla ve özellikle de hazırladığı somayla ilişkilendirilir. Bu son özellik onu Avesta’daki Thrita ile bağdaştırır. Thrita, isminden anlaşıldığı üzere soma hazırlayan “üçüncü adam”dır. İkincisi Āthwya’dır. İblisi öldürmesi onu üç başlı, altı ağızlı yılanı öldüren Avesta’daki Thraētaona ile özdeşleştirir. İsmi Dvita (İkinci) olan bir erkek kardeşi vardır. Diğer yandan Thraētaona’nın onu öldürmeye çalışan iki erkek kardeşi vardır. Tıpkı Brāhmaṇa’da kardeşlerinin Trita’yı (Not 13) öldürmeye çalıştıkları gibi. Bu benzerlik ikinci ismi Āptya’nın (Su) gösterdiği gibi suların arasından doğan yıldırımla güçlü bir şekilde özdeşleştirilmesine işaret eder. Ancak bir su tanrısı, fırtına tanrısı, ilahlaştırılmış şifacı ve ay olduğu kabul edilir. Büyük ihtimalle görkeminin büyük bir kısmı İndra’nın şöhretinin gelişmesiyle elinden alınmıştır.
Yıldırım, benzer biçimde Avesta’da beliren ilah Apāṃ Napāt’ın temelini oluşturuyor gibi görünmektedir. Avesta’da Apāṃ Napāt bir su perisidir, suların derinliklerinde yaşar ve okyanusun dibindeki uçurumların parlaklığını eline geçirdiği söylenir. Ayrıca “Suların Oğlu”dur, suların içinde doğup büyümüştür, parıldar ve altındandır. Çoğu kez havanın suları içinde ikamet ettiği tarif edilen Agni’yle özdeşleştirilmiştir. Bu yüzden saf ve basit bir su perisiyle özdeşleştirilmesi pek olası değildir. Zaten ayın herhangi bir özelliğini taşımaz. Yine de yıldırımın bir başka biçimi Mārarişvan (annesinin içinde büyüyen), fırtına bulutudur. Vivasvat’ın elçisidir ve Hindistan’ın Prometeus’u olarak Agni’yi insanların yanına indirir. Agni’yi anlaşmazlıklarla insanoğlunun yurdu için üretir. Benzer biçimde yıldırım “Tek Ayaklı Keçi” (Aja Ekapād) ile temsil edilebilir. Aja Ekapad’ın adı zaman zaman hava tanrıları arasında anılır. Keçi, yıldırımın çakışının hızlı hareketini, tek ayak ise yıldırımın yeryüzünde düştüğü tek yeri temsil etmektedir. Bununla birlikte bu müphem olgu güneşle ilgili de olabilir. Apāṃ Napāt ve Aja Ekapād ile “Derinlerin Sürüngeni” (Ahi Budhnya) meydana gelir; suların içinde doğup boşlukların içindeki akıntıların dibinde oturur. Tapınanlarına zarar vermemesi için yalvarılmaktadır. Böylesi bir yakarış tanrının doğası hakkında tekinsiz bir şeye işaret eder. Ayrıca ismi onu Vṛitra ile birleştirmektedir. Vṛitra’nın temsil edebileceği düşünülen hayırsever özelliği, bu durumda ejderha, insanlara karşı dost olarak algılanmaktadır.
Havanın, yani rüzgârın, diğer büyük özelliği Vāta ya da Vāyu tarafından temsil edilmektedir. Bunlardan ilki önemli ölçüde daha doğaldır, ikincisi ise daha kutsaldır. Bu yüzden Vāyu çoğu zaman kendisi gibi büyük bir soma içicisi olan İndra’yla ilişkilidir. Vāta ise sadece kendisi gibi küçük olan doğa tanrısı Parcanya'yla ilişkilidir. Tvaşṭṛi’nin damadı Vāyu çok hızlı düşünür ve bin gözlüdür. Arabasını çeken doksan dokuz ya da bin çift atı vardır. Berrak soma içer ve nektar veren inekle bağlantılıdır. Hızla döner, biriken tozla koşturur. Asla dinlenmez. Doğum yeri bilinmiyordur. İnsanlar haykırışlarını duyarlar fakat vücudunu göremezler. Tanrıların nefesidir. Şifa estirir ve ışık üretebilir. Eddic Wodan ya da Odin'le özdeşleştirilmesi hâlâ doğrulanmamıştır.
Parcanya sulu bir arabayla etrafta uçuşan ve kırbayı2 aşağı doğru çeken bulutu temsil eder. Çoğu kez boğa veya bulutlar dişi olduğu için inek olarak görülmektedir. Tohumla yeryüzünü canlandırır. Sayesinde rüzgârlar eser ve yıldırımlar düşer. Göklerin gürlemesini sağlayandır ve bitkilere, çimenlere, ineklere, kısraklara ve kadınlara çoğalmayı bahşedendir. Hatta karısı yeryüzü olan kutsal baba olarak adlandırılır ve tüm dünyaya hükmettiği söylenir. Kendisine bir buzağı üretir; muhtemelen yıldırım ya da soma içkisidir. Bazen Marutlarla ilişkilendirilir ve kesinlikle sonradan suretine büründüğü İndra’nın akrabasıdır. Litvanyalı gök gürültüsü tanrısı Perkūnas’ın kendisiyle özdeşleştirilebileceği belirsizdir.
Sulara da kendi hesaplarına tanrıça olarak seslenilir; anneler, genç eşler ve nimetlerin bağışlayıcısıdırlar. Deva bahşedip uzun bir hayat bağışlarlar. Çoğunlukla balla ilişkilendirilirler. Bazen içlerinde soma olduğu düşünülebilir.
Şiva’nın modeli olan Rudra, Ṛigveda’da sadece üç ilahide anılsa da kendisi halihazırda dikkat çekici özellikler taşımaktadır. Tıpkı Pūşan gibi örgülü saçları vardır. Dudakları hoş biçimlidir ve esmer tenlidir. Elinde yıldırım tutar, ok ve yay taşımaktadır. Gökyüzünden fırlattığı yıldırım saplı atışı yeryüzünün içinden geçer. Pṛşni’den Marutları var etmiştir ve kendisinin üç anneden geldiğine işaret eden Tryambaka ismini taşır. Muhtemelen bu isim evrenin üç katlı bölümlenmesini ima etmektedir. Sert ve güçlü bi yapıya sahiptir. Dünyanın hâkimi, büyük cennet Asura’sı, cömert, adına kolayca dua edilen ve uğurlu bir ilahtır. Ancak bu sonraki sıfatı Şiva (Not 14) henüz kendisiyle ilişkilendirilmemiştir.
Yine de Rudra korkunç bir ilahtır. Kendisine tapınanları, ebeveynlerini, erkeklerini, çocuklarını, büyükbaş hayvanlarını ya da atlarını gazabıyla katletmesin ya da incitmesin diye yalvarıldığından öfkesi onaylanmayan biridir. Kötü niyetine karşı çıkılır ve yiyecekler için lütfu istenir. Kendisine insan katleden de denir. Diğer yandan tedavi etme güçleri ve bin tür şifası vardır. Hastalıkları ve rahatsızlıkları gidermesi istenir. Muhtemelen yağmur anlamına gelen jalāṣa adında özel bir şifası vardır. Yaradılışının bu yönü, diğeri kadar önemli olup kendisinin yıldırım olduğu görüşüne inandırıcılık kazandırmaktadır. Yıldırım genellikle yıkıcı ve korkunç bir araç olarak görülür. Ancak yıldırımın içinde aynı zamanda fırtınadan sonra dinginlik barındıran bir güç bulunur. Üstelik yıldırımın çarpmasının yanı sıra bağışlaması sayesinde merhametli olarak da görülür. Oysa yaradılışı, ateş tanrısı ile rüzgâr tanrısının birleşimi olarak görülmektedir. Rud’dan (Ulumak) türeyen ismi Rudra, “Uluyan” anlamına gelir. Rüzgârların içinde esip gürleyen ölülerin ruhlarının lideri ve hastalıkların insanlara hızla yayıldığı orman ve dağ tanrısı olarak görülmektedir.
Rudra’nın oğulları Marutlardır, fırtına bulutu Pṛşni’nin çocukları, cennetin kahramanları ya da erkekleridir. Yıldırım kahkahasından doğmuşlardır. Yaşları, yaşadıkları yer, akılları bakımından eşittirler ve sayılarından yetmiş ya da altmışın üç katı olarak bahsedilir. Tanrıça İndrāṇī’yle ilişkilidirler. Her ne kadar sevimli eşleri onların arabasıyla giden Rodasī olsa da. Ateş kadar parlaktırlar. Omuzlarında mızrak, ayaklarında halhal, göğüslerinde altın takı, ellerinde ateş gibi yıldırım ve başlarında altın miğfer vardır. Benekli atlar arabalarını çeker. Acımasız ve korkunçturlar ancak yine de çocuklar ve buzağılar gibi oyuncudurlar. Siyah sırtlı kuğudurlar, dört dişli yabandomuzudurlar ve aslanlara benzerler. Geliştikçe dağları titretirler, ağaçları kökünden sökerler ve vahşi filler gibi ormanı yarıp geçerler. Tozu dumana katarlar ve bütün yaratıklar önlerinde titrer. En büyük başarıları yıldırımın ortasında ürettikleri yağmuru yapmaktır ve böylece yeryüzünde bir nehir şekillenir; Marudvṛdhā (Marutlardan Hoşlanan). İlahi söylediklerinde kudretini yükseltebilecekleri İndra’nın yakın arkadaşıdırlar. İlahiyi söyleyerek güneşin parlamasını ve dağın yarılmasını sağlarlar. İndra’ya Vṛitra’yı öldürmekte yardım etmekle kalmazlar, başarıları sırf kendilerine ait gibidir. Ancak çarpışma ânında bir kez onu yüzüstü bırakmışlar ve görünüşe göre bu sebeple tartışma çıkmış. İndra’yla ilişkilendirilmedikleri zamanlarda, daha düşük bir derecede de olsa, babaları Rudra’nın kötücül tarafını sergilerler. Bu yüzden savurdukları ok ve yayın yönünü değiştirmeleri için yalvarılır. Bir yılanınkine benzer gazapları onaylanmaz. Şeytanın onlardan geldiği söylenir. Buna karşın yine Rudra’nınki gibi Sindhu, Asiknī nehirleri, deniz ve dağlardan getirdikleri şifalı tedavileri vardır.
Rüzgârların nitelikli kullanımı doğrultusunda, Marutların fırtına tanrıları olduklarına pek şüphe yoktur. Diğer kayda değer görüş ise onların aslında ölülerin fırtına rüzgârlarının içine giden ruhları oldukları yönündedir (Not 15). Ancak bunun hakkında, en azından Ṛigveda’da, hiçbir ipucu bulunmamaktadır. “Ölmek” anlamına gelen mṛ kökü bu açıklama için yeterli bir temel oluşturmaz. Çünkü isimleri aynı derecede “parlamak” ya da “ezmek” anlamındaki mṛ kökünden geliyor olabilir. Bunlardan herhangi biri suretlerine uygun gelebilir. Sonraki günlerde göreceğimiz üzere konumlarından düşüp Vaisyaların semavi karşılıkları haline gelmişlerdir. Vaisyalar ise yeryüzündeki Brāhmaṇalar (rahipler) ve Kşatriyalar (savaşçılar) gibi iki yüksek kast sınıfından ayrı bir bir halktır. Sonunda ancak minyatür tanrı seviyesine indiler. İsimleri “rüzgâr”la eşanlamlı oldu. Günümüzde hatıraları neredeyse ortadan kayboldu.
О проекте
О подписке
Другие проекты
