Читать книгу «Süyinbay Aronulı» онлайн полностью📖 — Анонимного автора — MyBook.
image

Gerçek Ozan

Yrd. Doç. Dr. Yakup ÖMEROĞLU

Avrasya Yazarlar Birliği Genel Başkanı

Süyinbay Aronoğlu’nun 200. Doğum yılını Ankara’da, TÜRKSOY Salonunda kutlamanın ayrı bir önemi ve anlamı olduğunu düşünüyorum ve böyle bir anma programına konuşmacı olarak katıldığım için kendimi bahtiyar hissediyorum.

Süyinbay Aronoğlu, Kazak âşıklık sanatının en önde gelen isimlerinden biridir.

Aşıkların, Türk halklarının kültür tarihindeki yeri ne ise onu tam hakkıyla gerçekleştirmiş bir isimdir, Süyinbay. Halkın kültürel ufuklarını açma, onları ezgileri ve sözleri ile keder ve kıvançta birleştirme, ortak üzüntüler, ortak sevinçler oluşturma ve yayma, dilin ve kültürün geçmiş ile gelecek arasındaki köprülerini kurma ve başka âşıkların bir halk için kazandırabileceği ne değer varsa Süyinbay Aronoğlu, o değerleri Kazak kültürüne kazandırmıştır.

Türkiye’de âşık sözünün yerine bazen ozan kelimesini kullanıyoruz. Ozmak bildiğiniz gibi geçip öne geçmek, önde gitmek anlamında kullanılır. Türkiye Türkçesinde unutulan bu fiil pek çok Türk lehçesinde günümüzde de halen yaygın olarak kullanılmaktadır. Ozan ise öne geçen, önde giden kişi demektir ki, Süyinbay Aronoğlu tam bir ozandır.

Bu toplantıya gelmeden önce değerli bilim adamlarımız Prof.Dr. Nergis Biray ve Dr. Cemile Kınacı’nın Süyinbay Aronoğlu hakkındaki değerli çalışmalarını okudum. Kendilerinin de müsaadeleri ile bu yazıları Kardeş Kelemler Dergimizde yayınlayacağız. Sizlere de okumanızı tavsiye ediyorum.

Süyinbay Aronoğlu’nun hayatını anlatanlar mutlaka Kırgız ozanla atışmasından bahsederler. Bu atışmada Kırgız ozan sözün sohbetine kapılarak, Kırgız ve Kazak ayırımcılığı yapacak ifadeler kullanır. Süyinbay, çok sert bir tarzda bu ayrımcılığa karşı çıkar ve bir atadan gelen halkların beraber hareket etmeleri gerektiğini bildirir.

İşte bu yüzden Süyinbay Aronoğlu’nun doğum gününün Türk Dünyasının UNESCO’su TÜRKSOY salonunda kutlanmasını çok önemli buluyorum.

O gerçek bir ozandı ve 200 yıl önceden bugünün fikir dünyasına katkı yapacak, Türk Dünyasının yakınlaşması fikrini destekleyecek görüşler ileri sürebilecek kadar bir önde gidendi.

Bu sebeple onu ayrı bir saygıyla anıyor, Türk Dünyası yaşadıkça adının ve eserlerinin yaşamasını diliyorum.

AVCIYIZ BİZ TİLKİ KOVALAYAN

 
Bu günde yaşım doldu elli sekiz,
Bizler, kayığız; dünya ise, deniz.
Yaşarız biz herşeyimizi ona verip,
Yahu, şu dünya bizim neyimiz?!
 
 
Bu fani hayat olsa, yüz yıldan geçmiyor,
Baksana, dipsiz karlar gibi hiç erimiyor.
Avcı ise hiç durmadan tilki kovalıyor,
Geceleyin sonu bulup yoruluyor.
 
 
Gitmeyin şu dipsiz dünyanın peşinden,
Bir pul kalır hiç değilse öz kardeşinden.
Malıyla dünyanın izinde yürür isen,
Akıl ile irade kalır, gider yüreğinden.
 
 
Dünya, seni yakalayamam ben,
Ulaşsam dahi ne yapabilir ben.
Senin aldatıcı yanını düşünsem,
Yine yerimden kalkamam ki ben.
 
 
Hayalsiz dünyanın gördüm lütfunu,
Kazaya bırakmadım düğünle toyunu.
Daha önce altmış yaşımda gördüğüm,
Beş para etmezmiş dünyanın oyunu.
 

BU DÜNYA, BENİM İÇİN TOPAL GEYİKTİR

 
Dünya çabuk geçer istemesen de,
Saygı duy, kendine saygılı isen.
Dünya bitmez sen terk etsen de,
Kalır senin hazinen ile definen de.
 
 
Bu dünya, benim için topal geyiktir,
Bazen hep koşar, bazen bitiktir.
İzinden takip eden bir okçuyum ben,
Bazen yolu kaybederim, bazen bir hiçtir.
 

KADININ NUREFŞAN ÇEHRESİ

 
İnsanlık neye şahit olmadı ki, izleri takip eden,
Dudaklarından inci ile mercan, cevher saçan.
Uzun saçlı, kartal kuşuna benzer bakışları,
Dost ile düşmanın sözü kendilerine ilişmeyen.
 
 
Kara gözlü, kızıl dudak, hilal kaşlı,
Ak alın, uzun örgülü, engin bakışlı.
Utangaç yüz, dişi mercan, gümüş kirpi,
Altın şekilli, helva şeker gibi sözü tatlı.
 
 
Parlayan gölden uçar kuğu gibi,
Saygısından bağrını açar gül gibi.
Işık etrafında dönen pervane gibi,
Dost eder düşmanını güzelliği.
 
 
Ak sungur gibi boynunu uzatıp bakar,
Bir ışık misali gözleri taşlar gibi parlar.
Bir de böyle kadın vardır bakışlı,
Güzel tenli, ince belli, duruşu vakar.
 
 
Öterler hep nur pazarında renkli kuşlar,
Dudağından bal dökülen nazlı bakışlar.
Dostuna gönül vermiş şu kadıncağız,
İnadına bırakmaz seni sözüyle çarpar.
Buna şahit olan canlar tabi ki hep coşar.
 

BULUTA EL SALLADIM

 
Yirmi beşi atlayıp,
Otuzu da doldurdum.
Arzusuna uydum gönlümün,
Rüzgara karşı koşturdum.
Helezon çizen kartal gibi,
At ipini tutan süvari oldum.
Taştan dağım dönmeden,
Buluta el salladım.
Atışma oyununda
Hep kazanan ben oldum.
Sözlerim güç kazandı,
Malum halka ustalığım.
Kızıl rüya gibi tilkinin
İzinden yürüdüm
Dantela gibi dokudum.
Şairlik yoluna düştüğümden,
Mal ile candan kaçındım!
 

SÜYİNBAY’IN TAZİYESİ

Tezek Töre’nin çok sevdiği oğlu vefat etmiş. Üç gündür yataktaydı. Millet panik içindeydi. Süyinbay’a gelerek: “Han’ımızın öfkesini senin keskin dilin yatıştırabilir, yoksa bizim elimizden ne gelir?” İşte o zaman Süyinbay: “Hoş öyle olsun. Bir konuşalım bakalım,” diye Tezek Töre’ye gelerek şöyle demiş:

 
Han Tezek, Yiğit Tezek, Tezek Sultan!
Var mıdır ölmeyenler içinde bir can.
Evladını kaybedip ümidi yitirmişsin,
Değil evlat, senden bir gün uçar bu can.
 
 
Sözüme kulak as, ey Tezek Han!
Korkar tabi herkes “Ölüm!” dediğin an.
Evladını kaybedip ümidi yitirmişsin.
Ölmeseydi, nere gitti deden Abılay Han!
 
 
Abılay’ın vardı otuz oğlu,
Dünya geçip gitti otuzundan.
Otuzlardan birisi Veli Han,
Ağzından dökülen söz dualı Han.
Evladını kaybedip ümidi yitirmişsin,
Ölmeseydi, nerede Nuralı Han!
 
 
Sultan Tezek halen kalkmadın mı,
Süyin’in geldi, hala uyandırmadı mı.
Evladını kaybedip ümidi yitirmişsin,
Evlat gittiyse, Allah böyle hüküm etti,
Kadere taş atıp günahtan arıNmadın mı!
 
 
Han Tezek yerinden kalkmaz mısın,
Süyin’in geldi, bu tarafa bakmaz mısın!
Evladı aldıysa, ta Allah’ın kendisi aldı.
Yoksa Allah’a karşı başkaldırır mısın?!
 
 
O, Allah, değil evlat, seni de alır,
Evvela, ağzında dolanan sözü alır.
Allah, senden korkan Kazak değil,
Süründürüp seni de mezarına alır.
 
 
İmanlı olsun evladın öldü ise,
Kim durdurur adamı ecel gelse.
Ulu Cüz’e hükmeden Tezek idin,
Büyük olamaz mısın, elinden gelse?!
 

İşte o anda Tezek Töre: “Süyincan, hoş geldin! Neden kalkmam ki, tabi ki kalkarım. Benim yerime sahip olacaktı oğlum, ondan dolayı üzüntü içindeyim. Senin kuş gibi öten sesini duyunca daha iyi oldum, şimdi kalkalım bakalım!” diye yataktan kalkmış.

KARDEŞLİK RUHU

 
Milleti için yaşayanların evlatları,
Gönüllere taht kurarlar her zaman.
Kavga için yaşayanların evlatları,
Kalpleri amansız kırarlar her zaman.
Aynı boydan evladından vazgeçip,
Düşmanın kötülüğüne sahiplenirler.
Kardeşlik ruhları yükselmiş ise,
Yüzlerine bakarak hep yüzleşirler.
Ağlayarak günleri gün eder ise,
Herkesi teselli ederek bütünleşirler.
 

JAMBIL İÇİN DUA

 
Jambıl, dua demiştin, ettim senin için,
Mutlu ol, hayatın bereketli olsun, evladım.
Atı vermek yerine dua etti benim için,
Deme öyle dışarıya çıktığında, evladım.
 
 
Eninde Süyinbay’ın yerini alarak,
Ağzın şeker-şerbet içsin, evladım.
Japa ise rencide olmasın darılarak,
Bu duama da razı olsun, evladım.
 

İYİ İLE KÖTÜNÜN FARKI

 
İyi erkek elinin malikanesi gibi,
İyi kadın milletlerin annesi gibi.
İyi insana kimse yabancı değil,
Sevgi duyar herkese evladı gibi.
İyi erkek sözüne dikkat eder,
Kartalın uçurumdaki yavrusu gibi.
İyi ile kötünüN farkı aynı değil,
İyi erkek kuzu kürkün yakası gibi.
İyi adamın sözünü herkes metheder,
Meyveli, elmalı erikli ağaÇ gibi.
Kötü adamın gönlü görmez, gözü kör,
Yürür öğle vaktinde yoldan saparak.
Belirtisi kim olursa olsun insanlığın,
“İyi benim!” diye övünürler coşarak.
 
 
Kötüler yalancıdır, dedikodusu çok,
Milletine fitne sokarlar bölerek.
Yalanlarla beslediği düşmanları çok,
Yanıp tutuşmayan ağacın ekşisi gibi.
Çarpılırlar herkese dövülerek,
İneklerin delirmiş danaları gibi.
Böylelerin yeri yoktur gönüllerde,
Yılkının uyuz olan alaca tayı gibi.
 
 
İyi adam milletinin nazlı keçisi gibi,
Halkının kalın yünlü yorganı gibi.
İyi evladın yüzü olur bembeyaz,
Rusların yanmayan ekmeği gibi.
İyi adamın sözü olur edep dolu,
Deveye yakışan hörgücü gibi.
İyi adama büyük küçük herkes iyidir,
Eskiden beri beraber yaşayan dostu gibi.
 
 
İyi adam görünür mevsimlik kuşu gibi,
Kötü adam bozkırın yuvarlak taşı gibi.
“Çolaktan salak kötüdür” derler bizde,
Kötüler düzeltemezler hiçbir şeyi.
 
 
İyi adam yabancıyı yakınlaştırır,
Yüzleşen iki dağın köprüsü gibi.
Kötüler yalanları yakıştırır,
Günahlarından haberleri yokmuş gibi.
 
***
 
Kaltağa binmiş ise de, er olmaz,
Yakan büyük olsa da, kol olmaz.
Herkes, insandır, herşey mal yine,
İyi ile kötünün huyu aynı olmaz.
 
***
 
Er kadrini elini düşünen
Erler bilir demektir.
Cevahir kadrini bilen
Cevherfuruşan demektir.
Hayatta değersiz kalmaz
Paha biçilmez zer gibi söz.
 
***
 
Bozkırda yetişen devedikeni,
Yanından geçen deve yer.
Zorlukları yenebilen yiğidi,
Halk içinde dev derler.
Akılsız erler ile yiğitler,
Kardeşleri küstürür.
Akıllı olan yiğitler,
Hataları kestirir.
 

İHTİYARLIK HAKKINDA

 
İhtiyarlık, her tarafı örttü geziyle,
Bakar konuk gibi korku gözüyle.
Falakaya yatırarak dövmese de,
Döver gibi eder keskin sözüyle.
Ozandım yirmi yaşında rüzgar gibi.
Otuzumda oldum dağın beli gibi.
Otuzu geçtikten sonra kırk yaşımda,
Olmuştum yeryüzünün seli gibi.
Kırkı geçtikten sonra elli yaşımda,
Tortulaşan suyun oldum buzu gibi.
Altmışı geçtikten sonra yetmişimde,
Olmuştum gölün dibindeki tuzu gibi.
Yetmişimden sonra seksen yaşımda,
Olmuştum bir anlık rüya gibi.
Seksenlerden sonra doksanı tattığımda,
Hayatla başbaşa kaldım hülya gibi.
 
 
Ozandım yirmi yaşında çağlayan,
Kırktaydım dörtnala ileri atlayan.
Altmışımda aç börü gibiydi günlerim,
Yine gönlümde şiir vardı dağlayan.
Altmışımdan sonra yetmişe vardığımda,
Kalkamaz oldum yerimden, dayandım.
Yetmişimden sonra seksenimde,
Öksüren koyun gibiydim, hayıflandım.
Seksenimden sonra doksana dokunduğumda,
Beyaz civciv gibiydim, zayıfladım.
 
 
Evvela, ihtiyarlık düşümü çaldı,
Sonra ise ağzımdaki dişimi aldı.
Yokuşa çıksam eğer bel kırılır,
Aşağıya insem eğer güç dağılır.
Dışarıya durmadan sabaha kadar,
Abdesti bozmaya hep kovalar.
“Ev soğumuştur” diye soluklar,
Sabahleyin ise huzurum kaçar.
 
 
Evvela, ihtiyarlık dişimi söktü,
Dişlerimden önce içimi döktü.
Kırlara kaçtığımda vazgeçmedi,
Dost gibi ayrılmadı, yaz geçmedi.
Kardeşlerle kaynaştırdık sohbeti,
Bitmez oldu verdiği bin bir zahmeti.
“Süyinbay, bu yol senin değil!” diyerek,
Yoluna döndürdü ihtiyarlığının gülerek.
Eskisi gibi yoktur kesilen bülbül sesim,
Boğulan sesimle kesilir artık nefesim.
Bir avuç toprağa dikilen göz,
Işıktan kamaşarak görmez oldu.
“Yarından uzaklaş artık” diyerek,
İhtiyarlık yatağımdan gitmez oldu.
Seksenden sonra çare kalmadı,
Dizgin vurup boynumdan inmez oldu.
Seksenden sonra doksanıma geldiğimde,
Karganın pençesinde bir leş oldum.
 

ÜMİT VE PİŞMANLIK

 
Altmışımda dörtnala ileri atladım,
Gençliğimde nehir gibi çağladım.
Ciğerim kesmeden öksürtüyor,
Hayallerde kaldı eski çağlarım.
 
 
Hatmi çiçek gibi ağardı sakalım,
Gelip geçti yakın olan kuşağım.
Alaş milletime önceden malum olan,
Hanı ile halkı ihya etti şu ağzım.
Yetmiş üçe geldiğim günlerde,
Sanki artık kesildi sesli boğazım!
 

YATAKTAYKEN SÖYLENEN SÖZ

 
Ebegümeci gibi ağardı sakalım,
Gelip geçti halkım ile zamanım.
Kervan gibi geçeriz bir gün biz,
Gidip geldi kesintisiz şu canım.
 
 
Otuzumda hep koşturan düldül idim,
Üysin soyunun bağındaki bülbül idim.
Halkım severek yükseltti tepesine,
Tilkilere rağmen hep bir kunduz idim.
 
 
Seksen üç yaşıma geldiğimde,
Boğularak kesildi soluğum.
Eskisi gibi değildi Süyinbay,
Bu bir müşel yılımın doruğu.
 
 
Kuruş almadan döndüm Karabay’dan,
Korkarım bu sene bu tür olaylardan.
Rızkım bitmiştir diyerek aklederim,
Bu bir müjde midir yoksa Tanrı’dan?
Kazaklarda “müşel” dediğin bir gelenek,
Hakkını el almaz mı Süyinbay’dan!
 
***
 
Süyinbay, Aladağlar gibi adın var unvanın,
Deve gibi izinde yürüyen uzun bir kervanın.
Şiirimden iki kelimelik sözlerim kalmadı,
Karlar gibi emilip gittim kucağına toprağın.
Aklımı karanlıklar kapladı hiç dinmeyen,
Sığ duygularla eteğine sarıldım ilhamın.
Hastalığım hüküm sürüyor vücuduma,
Dilimlenmiş gibi uzandım üzerine yatağın.
 

Bu şiiri söyledikten sonra Süyinbay çok uzamadan vefat etti.

KARASAY BATIR

 
Erlerin iyilikleri hiçbir zaman unutulmaz,
Hakikati doğru söyleseler, el hiç durmaz.
Eskiden gelip gitti bu dünyada Er Karasay,
Onun hakkında söylemek isterim, ey halkım!
 
 
Er adını dalgalanan deniz dinler,
Hür büyüyen esintiye yel derler.
Batır için heykelini halk diktirdi,
Dağla nehir, dere şahitlik eder.
 
 
Babayiğitliğine saygı duyan,
Halkı, nesilleri hep söylerler.
“Karasay, evliyaydı” diyerek,
Bildiğim her adam bunu söyler.
 
 
Kazak eli, eskiden bir zamanlar,
Halkım söyledi, hiç yoktu yazılar.
Jongar Doğu tarafından gelmiş,
Olmuş elim için zor zamanlar.
 
 
Kıl Burau cezasıyla zorladılar,
Kadınlarıyla kızları aşağıladılar.
İyilerin yakasından hırpalayarak,
Önlerine sürerek ozanları aldılar.
 
 
Suçsuz bebekleri mızraklara astılar,
Arsız adamlar yanan ateşlere attılar.
Bebeğinden ayrılan anaların feryadı
Yüreklerini yiğitlerin parçaladılar.
 
 
Jongarlar elimizi tarumar ettiler,
Erler yollarından sapıp kaybettiler.
Zorluklara sabredemeyen düşmanların,
Halkım Kara dağlara doğru firar ettiler.
 
 
Karayoluyla kalabalık göç geliyor,
Nice atlar sahipsiz boş geliyor.
Ağıtlardan engin bozkır çağlıyor,
Onurundan batırlarım ağlıyor.
 
 
Üysin soyunun bir boyu, Şapıraştı,
Düşmanına acımaz duyguyu aştı.
O boydan bir oğul var, Er Karasay,
Parçaladı fırlattığı oku kara taşı.
 
 
Karasay halkı için ata atladı,
Zulümlere nicelerin dayanmadı.
Esir olan kızla oğul feryad eder,
Kötülükler eyleyen zalim düşmandı.
 
 
Karasay öz adına çağrıda bulundu,
Düşmanları önlerinde yiğit buldu.
Kazakların uçsuz bucaksız bozkırı,
Yiğidin kuvvetinden şerefyab oldu.
 
 
Karasay at gönderdi, eli topladı,
Zulme karşı duracak güç topladı.
“Erin kini, elin kini olduğu zaman,
Halkın için kurban ol!” diye topladı.
 
 
Batırından haber alan milleti,
Dedi ki: “Biz de veririz himmeti.
Yiğit, elinin onuru değil midir,
Çıkarın kılıçları, her türlü aleti!”
 
 
Birkaç günde binler erler toplandı,
Ordu başı, sancaktarı seçerek aldı.
Karasay’a göndererek Batırşa’yı,
Kalan asker haberi sonra aldı.
 
 
Batırşa gitti, duyanları aktardı,
Fecirde Jongar’a saldırmayı planladı.
Seçilerek yiğitler hazırlandı,
“Sabah çıksak yolumuz kesilir,
Başlasın savaş!” diye ok gibi fırladı.
 
 
“Han’ın çadırını yaksak, gerisi kolay,
Ben saldırınca saldırın, öndedir Karasay.
Hiç acımayın zulmeden düşmanlara,
Yakaranlara inanmayın, ciddi olay!”
 
 
Dedi ve Aytuyak atına atladı,
Dedesi gümüş eyeri taktırdı.
Çekerek eyerini bir baktı,
Oğluna dua ederek avuç açtı.
 
 
“Oğlum, Karasay batırım,
Düşmanına korku batırdın,
Zaferle şerefyab ol, batırım!
Feryad edip ağlayan halkının
Ümidine yalancı olma, altınım!”
 
 
Karasay: “Yolumuz açık olsun!” dedi,
Babasının dileğini sessizce kabul etti.
Dedesi Şapıraştı destek verdiği gibi,
Arkasından koştu aciz kalan milleti.
 
 
Günlerden kanlı bir pazartesiydi,
Saldırı başladığı zaman fecir idi.
Tatlı uykuya dalmıştı Kalmaklar,
Atlarıyla uyuyan arsızları silkiledi.
 
 
Ele geçirdi evvela Hanı,
Gözyaşına boğdu kağanı.
Çadırı darmadağınık etti,
Önüne getirerek dostuyla kadını.
 
 
O gün bugün Şu’dan gitti,
Kalmak kaçtı, malları itti.
Kadınlarına bakmaya gücü yok,
Gelmişti bir zaman herşeyi kirletti.
 
 
Düşmanından kurtulacak zaman doğdu.
Söndürmek ateşi kolay değil, zaman doldu.
Senesinde bin altı yüz altmışıncı,
Karasay’ın adı çıktı, meşhur oldu.
 
 
Büyük çağrıydı Karasay ilk günden,
O gün bugün Karasay’ın adıdır bilinen.
Onunla beraber olan erlerin yiğitliği,
Destan oldu ozanlara dillerden düşmeyen.
 
 
Er Karaş düşmanını ürküttü,
Ata binen düşmanı öfke püskürdü.
Karaş deselerdi kimse yanaşmaz idi,
Böyle yiğitlerin sayesinde ocak tüttü.
 
 
Torunlarıdır Karasay’ın Kaumen ile Devlet,
Düşmanlara hiçbir zaman olmadılar alet.
Japek’in gücüne kimse tahammül etmez,
Düşmanı kaçtı Çin’e doğru yağdırarak lanet.
 
 
Karasay’ın torunları hepsi erler,
Düşmanlara saldılar neler neler.
Suranşı ile Saurık’ın babayiğitlikleri,
Destan olmuş geçmesine rağmen devirler.
 

ADALET

 
Düşman saldırır halkına,
Han adaleti sağlamazsa.
Mallar gibi kovar adamı,
Uygunsuz yere zorlarsa.
Ağa düşen balık gibi,
Çırpınarak çıkamazsın,
Koruyucunuz olmazsa.
Güneşi de hep gizler,
Göğü bulut kaplasa.
Halka rızıklar yağar,
Adalete dayansa.
Uçacak gibi olur atlar,
Ayağına kimse vurmazsa.
Düşman diyen yiğitler saf durur,
 
 
Sonuna kadar varmazsa.
Elin devleti olur mu,
Birlikte düşmana karşı çıkmazsa.
Elçiliği bozulmaz,
Toprağını düşmanından korusa.
Ağaç ta kurur,
Yaprak ile kökünde olsa.
Deniz de kuraklık yaşar,
Dökülen nehir olmazsa.
Irmak da coşarak akar,
Pınarla bulak kaynatsa.
Süyinbay da gider ansızın,
Halkım bana duacı olmazsa.