Читать книгу «Elçine Armağan» онлайн полностью📖 — Анонимного автора — MyBook.

ELEŞTİRİ VE DÜZYAZI HAKKINDA
Mir Celal Türkiye Türkesine Aktaran: Muhammet Güntay3

Elçin’in edebî hayatı Azerbaycan edebiyatında ilginç ve karmaşık bir dönemdi. Aynı zamanda, özellikle sanatsal nesirimiz, “Abşeron”, “Siyah Taşlar”, “Şamo”, “Uzak Sahillerde”, “Köprü Kuranlar”, “Dostluk Kulesi”, “Gölge”, “Söğütlü Ark “Gülşen”, vs. gibi önemli romanlar olarak, bir dizi anlatı ve hikâye yaratılır. Eserlerin bazı sanatsal kusurları olmasına rağmen, modern tema ve halk yaşamları, literatürümüzün hiçbir döneminde böyle bir ayrıntıyı kapsamamıştır.

O zaman, Azerbaycan edebiyat eleştirisi sanatsal nesir gelişimine ayak uyduramadı ve bazen zayıf ve donuk çalışmalar için zemin hazırladı. Ayrıca “eleştirmenler” yazarları zayıf eserleri övme, iyi işleri görmezden gelme ve literatürümüze zarar verme girişimiyle suçladılar. Bedii yaratıcılığı ve bu sanat literatürünü yaratanları karalamakla uğraştılar. Bazı eleştirmenlerin bilimsel-teorik seviyesi, genel dünya görüşü, sosyolojinin kısıtlanmasına olanak vermiyordu ki, bu yazarlar çağın gereksinimlerini karşılayacak makale ve tezlerle edebî eleştiriyi zenginleştirsinler.

Binden fazla dergi, makale ve bir dizi ders kitabını incelendi ve analiz etti. Savaş sonrası dönem, Azerbaycan nesrinde tüm eserleri inceledi. Şimdiye kadar çalışılmamış önemli noktalara dikkat etti ve önemli kararlar verdi, sonuç olarak Elçin önemli bir çalışma oluşturdu.

Elçin’in eserlerinde aynı zamanda bir dizi önemli sorun da çözüldü: Millî gelenek ve edebî geleneğin birbirine karıştırılması, müspet kahraman ve genellikle karakterlerin edebî eserlerde ortaya çıkması, modernliğin aciliyet, aciliyetinin ise ekonomik yenilik olarak görülmesi, edebî eleştiri konusuna karşı yanlış tutum sergilemesi vs. bu tür önemli konulardır.

Bana öyle geliyor ki… Elçin edebî eser tahlillerini gerçek hayattan kopya tahliller gibi gösteriyor. Açıkçası, sanatsal çalışmanın analizinde sadece tamamen kamuya açık içerikten yararlanmak olmaz. Sanatkârlık konularının analizi kendi hususiyetini korumalıdır. Ne yazık ki bazı kaba sosyoloji makalelerinde Kolhoz başkanının raporlaması ile edebî eser tahlili birbirinden ayırt edilmiyor.

Elçin’in edebî hadiselere objektif yaklaşması, yeri geldikçe keskin tartışmalara girişmesi, işin ağırlığından korkmaması, önemli ilmi problemlere teorik gerçeklerle yaklaşması, eserin kalitesini hayli artırmış, bu eseri iyi bir araştırmaya çevirmiştir.

Elçin henüz üniversitedeyken benim öğrencim olmuş, geniş dünya görüşü ile dikkatimi çekmiştir.

Sonra lisansüstü eğitime devam ederken onun bu özellikleri daha da belirginleşmiş ve o iyi bir edebiyatçı ve yazar olarak yetişmiştir.

Söylemeliyim ki, Elçin bu eseri kesin lisansüstü eğitim zamanında tamamlamıştır. O, konusuyla alakalı Moskova ve Leningrad şehirlerinde tahsil görüp beş makale yazarak yayınlatmıştır. Bu makaleler onun konusunu kapsamakla beraber Elçin’in olanaklarını da göstermektedir. Tesadüf değildir ki onun edebî eserlerinin yanı sıra diğer konulardaki makaleleri de profesyonelliği ile dikkat çekmektedir. Belirtmeliyim ki genellikle Elçin’in eseri yazarın araştırma başarısını, ilmi çalışmadaki hünerini göstermekle dönemin eleştiri ortamına bakışı açısından son derece önemli ve kıymetlidir. Şüphem yok ki genç âlimin bu eseri ilmi şuramızda hak ettiği değeri bulacak ve yayınlanırsa okuyucularımıza, edebiyat meraklılarına önemli bir araç olacak.

1969
(Elçin Eleştiri ve Nesir, Bakü, “Güneş” 1999 s.211-213)

ELÇİN’İN EN BÜYÜK MÜTTEFİKİ
Prof. Dr. Abid Tahirli Türkiye Türkçesine Aktaran: Serdar Acar4

Azerbaycan edebiyatının yaşayan bir klasiği, seçkin bir devlet adamı olan Elçin ile şahsi olarak tanışıklığım neredeyse 30 yıldır. Açıkça ve samimi bir şekilde söylemem gerekirse Elçin’in yaratıcılığı ve toplumsal faaliyeti hakkında yazmak şimdi olduğundan çok daha rahat idi. Ancak o dönemde, 60’lar edebiyatının temsilcilerinden ve parlak şahsiyetlerinden biri olarak kabul edilen Elçin’in yaratıcılığı çok yönlü ve zengin, faaliyetlerinde de aktif ve dikkat çekiciydi. Yıllar geçtikçe Elçin’in mirasını ve kişiliğini daha sorumlu bir şekilde ele almayı gerekli kılan önemli bir faktör var: Elçin zamanın ilerisindedir, erişilemezdir, toplumun ve edebî çevrenin ön saflarında yer almaktadır. Elçin’in yaratıcılık teknolojisi o kadar cezbedici, renkli hâle gelmiş, aynı zamanda yaratıcılığın hızı o kadar artmıştır ki bazen insana, edebî bir muhitin içinde kendisi bir edebi muhitmiş gibi gelir. Bazen edebî mirası -romanları, povestleri, piyesleri, hikâyeleri, edebî eleştirisel bakış açısı, çevirileri, senaryoları ve gazetecilik örnekleri- bir kişinin değil, bir neslin mirası gibi görülür. Ama bunlarla iş bitmiyor, bu meselenin bir yönüdür. Elçin, aynı zamanda ülkemizde kültür politikasının şekillenmesinde ve yönünün belirlenmesinde önemli rol oynayan şahsiyetlerden biri olarak edebî ve kültürel bir muhitin gelişmesini teşvik eder.

Bu arada, Elçin’in çalışma hayatının, idarecilikte ve teşkilatçılıkta kazandığı zengin deneyiminin onu çalıştığı alandaki en güçlü ve seçkin temsilcilerden biri hâline getirdiğini belirtmek gerekir.

Azerbaycan Milli İlimler Akademisi’nin Edebiyat Enstitüsü’nden başlayarak bu yol Yazarlar Birliği ve “Vatan” Cemiyeti’nde daha da genişler, kollara ayrılır. Azerbaycan sınırlarını aşar. Elçin’in sanatsal, eleştirel ve gazetecilik faaliyetleri, yalnızca onun büyük bir yetenek ve zekaya sahip olduğunu doğrulamakla kalmıyor, aynı zamanda karakterinin ve portresinin ana çizgisini ve göze çarpan özelliklerini tanımlamamıza da olanak tanıyor: ilkeli, kararlı, samimi, sadık, sorumlu, insancıldır. Yalana, kötülüğe, iftiraya karşı, yüzsüzlüğe tahammülsüzdür. Kendi sözleriyle, Elçin’in en büyük müttefiki ise heybetli hakikattir.

Tabii ki Elçin farklı insanların nazarında daha farklı üstün niteliklere de sahiptir. Torununun gözünde Elçin dünyanın en büyük büyükbabası ise çöküşün eşiğinde olan ama Elçin’in yardımıyla ölümden dönen bir insan için O, kurtarıcıdır. Ben belki de Elçin’de herkesin her gün gördüğü, gözlemlediği ama çoğunun farkına varmadığı tükenmek bilmeyen, yıllardır ondan ayrılmayan bir niteliğinden iki üç kelime ile bahsetmek istiyorum.

Elçin hayret etme, şaşırma pınarıdır. O, karşısındaki eserin mi yahut muhatabının mı onu şaşırtmasını, hayrete düşürmesini istiyor, arzuluyor. Elçin’in kendisi ise eseriyle, sohbetiyle karşısındakini hayrete düşürmenin, şaşırtmanın yetenekli ustasıdır. O, Baladadaş’tan bu yana, şimdiye kadar karakterlerinde daima buna yöneldi, bunun için çabaladı ve isteğine ulaştı. O, konu seçiminde, edebî üslup ve düşüncelerinde, eleştirel görüşlerinde olduğu kadar hayatında da böyledir. Buna birçok kez şahit oldum. Dünyanın çeşitli ülkelerinden farklı hayat ve düşünce tarzına sahip, çeşitli iş insanları -yazarlar, şairler, diplomatlar, Doğulu alimler, Batılı alimler, ressamlar, sanatçılar ve hatta doktorlar… daha kimler- Elçin ile görüşmenin unutulmaz, zengin izlenimlerinden uzun müddet ayrılamadıklarını defalarca söylemiş ve yazmışlardır. 1990’lı yılların ortalarında, harici ülkelerden birinin ülkemizdeki sabık büyükelçisi, Elçin’in resepsiyonundan ayrıldığında, şair-gazeteci Dilsuz ile karşılaşır ve gayriihtiyari “Bu adam bir dahi, bu adam bir ansiklopedi.” der ve çevirmen söylediklerini şaire aktarır… Sonrasında Dilsuz, Elçin’in büyükelçiyle din ve vicdan özgürlüğü hakkında konuştuğunu, düşüncelerini büyükelçinin temsil ettiği ülkeden, bununla birlikte dünya edebiyatı klasiklerinin eserlerinden alıntılara dayandırdığını öğrenir.

Ben Elçin’i bugün böyle görüyorum, umarım gelecekte başarılarıyla şaşırtmayı ve büyülemeye devam eder.

YENİ EDEBİYAT VE ÇAĞDAŞ EDEBİYAT ELEŞTİRİSİNİN ÖNEMLİ BİR YARATICISI
Prof. Dr. İsa Habibbeyli5 Türkiye Türkçesine Aktaran: Serdar Acar6

Azerbaycan toplumunun seçkin halk yazarı, toplumsal şahsiyet ve edebiyat eleştirmeni olarak kabul ettiği Elçin Efendiyev’in çok yönlü yaratıcılık faaliyeti ile ülkemizin ilmî, edebî ve toplumsal çevresinde eşsiz bir yere ve konuma sahiptir. Elçin muallim en yeni dönem Azerbaycan bedii nesrinin, geçiş dönemi ve bağımsızlık aşaması dramaturgisinin ve son yarım yüzyıldan da fazla edebî eleştirinin ana yaratıcılarından biridir. O, Azerbaycan edebiyatında özel bir dalga olarak gelen “altmışlar”7 neslinin önde gelen temsilcisi olmanın yanı sıra umumi edebî ve içtimai fikrimizin en sürükleyici simalarından biri olarak tanınmaktadır. Yalnız “altmışlar”ın değil genel Azerbaycan edebiyatının, edebi-içtimai fikrinin son yarım yüzyıldan fazla bir dönemin gelişim süreçlerinde halk yazarı Elçin daima ileriye doğru harekete hem güçlü bedii yaratıcılığı ve ilmî eserleri hem de aktif vatandaşlık görevi ile önemli katkılar sağlamış, edebiyat ve kamuoyu önünde üzerine düşen sorumluluğu onurlu bir şekilde yerine getirmiştir. Bağımsızlık Dönemi Azerbaycan Edebiyatı’nın dünya edebiyatına doğru ufkunun genişlemesinde de Elçin muallimin şahsı ile alakalı unutulmaz sayfalar bulunmaktadır.

Bedii yaratıcılığa 1959 yılında “Azerbaycan Gençleri” gazetesinde yayınlanan “O İnanırdı” adlı hikâyesi ile başlayan Elçin Efendiyev, ilk eserlerinde gerçek hayatı, sıradan insanları ve ilginç kaderleri yansıtmıştır. “Min Geceden Biri” adlı ilk hikâye kitabı (1966) edebî çevrede ilgi görmüş, farklı tepkiler uyandırmış olsa da yazarın bireysel özgünlüğe sahip olan yetenekli bir kalem sahibi olduğu kabul edilmiştir. “Acıg Pencere”, “Sos” (1969) povestlerinde8 insan maneviyatının iç dünyasının gariplikleri, sıradanlıkları, kendine has oluşu gerçekçi renklerle orijinal bir şekilde yansıtılmıştır. Yazar daha sonraları bu povestlerini arka plana atarak bedii yaratıcılık hazırlıkları olarak adlandırsa da bu eserler o dönemde okuyucunun büyük ilgisini çekmiş, biçim ve içerik açısından yenilikleri olan edebî nesir örnekleri olarak kabul görmüştür.

Halk yazarı Elçin, Azerbaycan altmışlı yıllar edebiyatının ana yaratıcılarından biri olarak kabul edilir. Daha ziyade Azerbaycan’da “altmışlar” edebî akımının sürekli bir edebî harekete dönüşmesinde Elçin’in özel rolü ayrıca belirtilmelidir. Genç yazarın XX. yüzyılın yetmişinci yıllarında yayınlattığı “Gümüşü, Narıncı, Mehmeri” (1973), “Bu Dünyadan Katarlar Keçer” (1974), “Bir Görüşün Tarihçesi” (1977) ve “Povestler” (1979) kitaplarında yer alan hikâye ve povest türünde yazılmış eserler Azerbaycan edebiyatında büyük edebiyat yaratma iddiasında olan orijinal bir yazarın varlığını kesin olarak tasdik etmiştir. Aynı zamanda, Elçin’in yaratıcılıktaki belirleyici konumu yeni edebiyat süreçlerine ciddi bir ivme kazandırmış, edebiyatı ve edebî tenkidi ileri taşımıştır.

Azerbaycan edebiyatında yeni dönem Azerbaycan hikâyesinin yaratıcıları arasında halk yazarı Elçin özel bir yere sahiptir. Onun küçük hacme sahip olan kısa hikâyelerinde hayatın ciddi, derin, kapsamlı hakikatleri canlandırılmıştır. Yazarın hikâye kahramanları basit, sıradan insanların arasında yer alıp halkın hayatını temsil eden akılda kalıcı, renkli karakterlerdir. Elçin’in hikâyelerindeki “aerodrom”9 kasketli, biraz iddialı, incirli üzümü bahçelerde sıradan bir hayat süren sıradan insanların iç dünyası gibi dış dünyası da benzersizdir. Elçin orijinal bir ressam gibi kendi kahramanlarının hiç birisi, hiçbir yazarın eserinde olan karakterlere benzemeyen, tüm ana hatlarıyla kişiselleştirilmiş bir resmini büyük bir ustalıkla çizebilmiştir. Çeşitli yıllarda Elçin Efendiyev’in kaleminden çıkmış “Baladadaşın İlk Mehebbeti”, “Baladadaşın Toy Hamamı”, “Gümüşü Narıncı, Mehmeri”, “Beş Kepiklik Motosikl”, “Hotel Bristol”, “Bu Dünyadan Katarlar Geder”, “Bülbülün Nağılı”, “Şuşaya Duman Gelib”, “Karabağ Şikestesi”, “Sarı Gelin”, Ayakkabı”, “Kış Nağılı” gibi hikâyeler küçük türün büyük boyutlarına ve imkânlarına yüksek bedii seviyede cevap veren yenilikler getiren başarılı edebî örneklerdir. “Bala-dadasın İlk Mehebbeti” hikâye serisi Elçin’in Azerbaycan edebiyatındaki bedii mührüdür. Genel olarak Elçin’in bütün yaratıcılığı boyunca hikâye türüne başvurması ve her aşamada diğer edebî türlerle birlikte ilginç, etkili hikâyeler yazıp yayınlaması Azerbaycan edebiyatının bu süreli türünün şekil ve içerik açısından daha da gelişmesine olumlu etki yaratmıştır. Elçin’in küçük çocuklar için yazılmış “Günay, Yalçın, Nigar, Bir de Selim” (1980) adı ile yayınladığı kitabındaki çocuk hikâyeleri bu doğrultuda Azerbaycan edebiyatının yeni döneminde ortaya çıkmış ilgi çekici bedii örneklerdir. Yakın zamanda yayımladığı “Absurd Hekayeler”i tamamıyla orijinal olup Azerbaycan hikâyeciliğinde yeni sayfalar açan benzersiz sanat örnekleridir. Genellikle Elçin “yüzyılın türü” olarak kabul ettiği hikâye türüne karşı daha talepkâr ve sorumlu bir tavır sergiliyor. Onun Azerbaycan hikâyesinin yaşadığı süreçlere dair aşağıdaki düşünceleri hem onun bu türe karşı tavrını yansıtır hem de genel olarak yaratıcılık süreçlerine yön verir.

Povest türünde de Elçin’in kendine özgü ilgi çeken büyük başarıları vardır. Bilindiği üzere Azerbaycan edebiyatında povest türünün tarihi Mirza Feteli Ahundov’un “Aldanmış Kevakib” eseri (1857) ile başlamış olsa da son dönemde bu tür edebiyatta en çok ilgi gören edebî biçimlerinden birine dönüşmüştür. Povest hikâye ile roman arasında “geçiş türü” olduğu için nesrin hem kendinden önceki hem de sonraki işlevlerini yerine getirmek zorunda kalmıştır. Bu anlamda Elçin’in povest türünde yazdığı eserlerin yerinin tespiti ve yenilikçiliğinin ortaya konulması, yazarın hizmetlerine açıklık getirmesi bağlamında önemli bir husustur. İlk olarak Elçin’in povestlerinin türün gereklerini fazlasıyla karşılayan eserler olduğunu belirtmek gerektiğini biliyoruz. Bedii nesrin hem hikâye, povest hem de roman türünde art arda eserler yazdığı için Elçin’in büyük hikâyesini ya da kısa romanını povest adlandırmasına özel bir ihtiyaç olmamıştır. Bu noktadan hareketle Elçin’in çeşitli nesir türlerinde yazdığı eserler ile drama eserleri arasındaki geçiş süreçleri gözlemlenebilir. Yazarın dram eserlerinde bedii nesrine ait bazı olay örgüsü, motif ve benzer karakterler yer almaktadır. Bu da edebiyatın ağır topu sayılan bedii nesirde ifade edilen özel ağırlığa sahip problemleri dram türünde senaryolaştırmakla okuyucu mütalaasından izleyici salonuna geçirilerek kitleleştirilmesi, Elçin’in povest türünde yazdığı eserlerde büyük hikâyenin veya küçük romanın belirli çizgileri olsa da bu bedii örnekler ilk aşamada daha çok povest türünün gereksinimlerini karşılar. Elbette, hikâye yaratıcılığı ile sürekli meşgul olmak Elçin’in povestlerinin ortaya çıkması için temel hazırlık rolü oynar. Bununla birlikte, Elçin povest için seçtiği problem, özellikle de tasvir ettiği olay, hikâyeden ve romandan ayırır. Onun povestlerinde olay örgüsünün çeşitlenmesi ve karakterler dünyasının sunumu da türün boyutundadır. Deneysel povestler olarak düşündüğü “Açık Pencere” ve “Sos”da da aslında povest olay örgüsü ve karakterleri vardır. “Bir Görüşün Tarihçesi” povestinde iki ana istikamet sevmeden aile kuran Mirzoppa – Mesmehanım, geçikmiş bir aşk yaşayan Memmedağa-Mesmehanım satırları vasıtasıyla insanın manevi hayatının iniş çıkışlarını kaleme alarak insanın kendini arayışının çeşitli anlarını gözler önüne serer. Zorlukları, heyecanları, umutları akla getirir. Düşüncemize göre povestin sonunda tasvir edilen “Zukulbanın Göyünde Uçan Humay Kuşu” hem karakterlerin hayallerini hem de yazarın estetik idealini bünyesinde barındırır. Okuyucu talih yıldızının doğması gibi Humay kuşunun gölgesinin de bir gün sahibini bulacağına inanır. Psikolojik boyutlara dayanan “Toyuğun Diri Kalması” povestinde de Ağagül-Nise ve Zibeyde-Zakir ilişkilerinin ibretlik detayları, iç ıstırapların ve derin itirafların gerçek bedii ifadesine yol açar. Yazar ortaya çıkan itirafları manevi arınmanın özü olarak okuyucusuna aktarır. Elçin’in povest yaratıcılığında özel bir yere sahip olan “Dolça” povestinde de olaylar, iki ailenin farklı hayat tarzının tasviri ile geliştirilir. Ağababa ile Beşir muallimin ailesinin yaşam tarzındaki tezatlıkları ortaya koyan yazar, çevrenin olumsuz etkilerinden korunma ihtiyacını dikte eder. Sahibine sadık olan evcil köpeği Dolça’nın kötü çevrenin ve nefsin sayesinde nasıl değiştiğini gösteren yazar, nihayetinde sebatı, tokluğu, manevi bütünlüğü yüceltmenin önemli olduğunu düşünür. “Bayraklar” povestinde ise bağımsızlık yollarında yaşanan süreçlerin arka planında milliyetçilik ve vatanseverlik düşüncesi ön plana çıkarılır.

Bununla birlikte Elçin povestleri, onun romanları için merdivenin bir sonraki basamağı işlevi görür. Hikâye başlangıcı ve povest düşüncesi yazarda roman düşüncesini şekillendirmiştir. XX. yüzyılın altmışlı yılları Elçin’in yaratıcılığının hikâye dönemi, yetmişli yılları povestler aşaması, seksenli yılları ise roman çağı olduğu söylenebilir. Kuşkusuz bu aşamaların her birinde Elçin, ek olarak diğer türlerde de hatta edebî eleştiri alanında da eserler yazmıştır. Ancak her dönemin üstünlük kuran türleri anlamında yıllar merdiven gibi türlerin de gelişimini şart koşmuştur. Bu tür evrimsel süreçler, Elçin’in yaratıcılığında roman türünün doğal görünümünü hazırlamıştır. Geçen yüzyılın seksenli yıllarında yayınlanan “Mahmud ve Meryem” (1983), “Ağ Deve (1985) ve “Ölüm Hökmü” (1989) romanları edebiyatın ağır toplarının tüm silahlarını kullanma yeteneğini geliştirmiştir. Bu romanlarda çok yönlü bir olay örgüsü, zengin bir karakter dünyası ve önemli toplumsal sorunlar yansıtılır. Elçin’in roman tefekküründe estetiğin başı çekmesi yanında bilimsel görüşler de kendince yer almaktadır. Romanlarında bedii düşüncenin tüm olanaklarını sarf ettikten sonra sanki ikinci bir nefes almak için bilimsel anlayıştan ve kavrayıştan gelen enerjiden yararlanır. Böyle anlarda anlayış, bedii düşünceyi destekler ve derinleştirir. Yani zengin gerçeklere ve tarihi kaynaklara sahip olan “Mahmud ve Meryem” ile Büyük Vatanseverlik Savaşı10