Читать книгу «12 yıllık esaret» онлайн полностью📖 — Соломона Нортапа — MyBook.
image
cover

Solomon Northup
12 Yıllık Esaret

Solomon tarla kıyafetiyle


“Solomon Northup’ın Red Nehri’ndeki bir tarlaya götürülmesi, oranın Tom Amca’nın da esir tutulduğu yer olması ve Northup’ın kendi tarlasını, oradaki yaşam koşullarını ve başka bazı olayları anlatışı, Tom Amca’nın hikayesiyle çarpıcı bir benzerlik gösteriyor.”

Harriet Beecher Stowe, Tom Amca’nın Kulübesi’nin Anahtarı (The Key to Uncle Tom’s Cabin), s. 174


Bu kitap
dünya çapında adı
büyük dönüşümle bağdaşlaştırılan
Harriet Beecher Stowe’a adanmıştır
 
“İnsanoğlu geleneklerle öyle kandırılmış,
milat olmuşlara saygı duymaya o kadar meyillidir ki,
ve onun kullanışlı olduğunu söylemeye öyle hazırdır ki,
belaların en beteri olan kölelik bile,
babadan oğula geçtiği için,
kutsal bir şey gibi korunup saklanır.
ama akla hayale sığar mı ki,
kendi gibi hükmettiği köle de,
gönlündeki coşkulu duygularla doğmuşken,
bir adam amansız bir tiran olsun,
ve yaşadığı yerin tek özgür insanının kendisi olduğunu söylesin?”
 
Cowper


Resimlerin Listesi

Solomon tarla kıyafetiyle

Washington’daki köle hücresindeki sahne

Eliza’nın son yavrusundan ayrılışı

Chapin, Solomon’u asılmaktan kurtarıyor

Patsey’nin kazığa bağlanıp kırbaçlanışı

Pamuk tarlasındaki sahne: Solomon geri alınıyor

Solomon’un eve varışı ve karısı ve çocuklarıyla ilk görüşmesi

Solomon Northup’ın Hikayesi

1. Bölüm

Giriş – Soy – Northup Ailesi – Doğum ve Ebeveynler
Mintus Northup – Anne Hampton’la Evlilik – İyi Dilekler
Champlain Kanalı – Kanada’ya Rafting Yolculuğu
Çiftçilik – Keman – Yemek Pişirme – Saratoga’ya Taşınma
Parker ve Perry – Köleler ve Kölelik – Çocuklar
Hüznün Başlangıcı

Özgür bir adam olarak doğmamın, otuz yıldan fazladır hür bir eyalette özgürlüğün nimetlerinin tadını çıkarmamın ve ardından kaçırılıp on iki yıllık bir esaret sonrası 1853 yılının o talihli Ocak ayında azat edilene kadar köle tüccarlarına verilmemin ardından bana, hayatımın ve talihimin insanlar için hiç de yavan bir hikaye olmayacağı söylendi.


Tekrar özgür oluşumdan bu yana, Kuzey Eyaletleri’nde kölelik konusuna giderek artan ilgi gözümden kaçmadı. Köleliği bir yandan hoş bir yandan da itici yönleriyle tasvire kalkan kurmaca eserler, eşi benzeri görülmemiş bir hızla yayıldı ve anlayabildiğim kadarıyla da bereketli bir tartışma alanı açtı.

Ben kölelikten yalnızca kendi gördüğüm kadarıyla söz edebilirim; ondan sadece benliğimin bildiği ve deneyimlediği kadarıyla bahsedebilirim. Benim amacım, yaşananların samimi ve dürüst bir ifadesini ortaya koymak. Gayem, hayat hikayemi abartmadan ortaya koymak ki başkaları karar verebilsin kurmaca eserlerin sayfaları bile canice yanlışları veya daha ağır bir esareti gözler önüne serebiliyor mu, seremiyor mu.

Geçmişe dönük saptayabldiğim en eski bilgi baba tarafından atalarımın Rhode Island’da köle olmaları. Northup adındaki bir aileye aitlermiş ve aileden biri, yanına babam Mintus Northup’ı da alarak New York eyaletine gelip Rensselaer vilayetinde bulunan Hoosic’e yerleşmiş. Yaklaşık elli yıl önce gerçekleşmiş olması muhtemel olan bu beyefendinin ölümünün üzerine, vasiyetindeki bir beyanla, babam özgür kalmış.

Mevcut hürriyetimi ve karımla çocuklarıma yeniden kavuşmamı borçlu olduğum, Sandy Tepesi’nden seçkin bir avukat olan Henry B. Northup Beyefendi, atalarımın hizmet ettiği ve benim şu an taşıdığım adı aldığım ailenin bir akrabasıymış. Tabii özgürlüğüme kavuşmamda benim adıma gösterdiği yoğun çabaların etkisini de unutmamak lazım.

Babam, özgür kalmasından bir süre sonra, New York’taki Essex vilayetinde bulunan Minerva’ya taşınmış. Ben 1808’in Temmuz ayında burada doğmuşum. Minerva’da tam olarak ne kadar kaldığını teyit edecek imkanım yok. Oradan da Slyborough denilen bir yerin yakınında bulunan Washington vilayetindeki Granville’e taşınmış ve birkaç yıl kadar yine eski efendisinin akrabası olan Clark Northup’ın çiftliğinde çalışmış. Ve oradan da Sandy Tepesi’nin biraz kuzeyinde, Moss Street’teki Alden çiftliğine taşınmış. Daha sonra da, şimdi Russel Pratt’in sahibi olduğu, Fort Edward’dan Argyle’e giden yol üzerine konuşlanmış çiftliğe taşınmış ve 22 Kasım 1829 tarihinde ölene kadar orada yaşamaya devam etmiş. Arkada bir dul ve iki çocuk bırakmış: Ben ve abim Joseph. Abim hâlâ aynı Oswego vilayetindeki Oswego şehrinde yaşıyor. Annemse benim esaret dönemimde ölmüş.

Köle olarak doğmuş olmasına ve talihsiz ırkımdan herkes gibi felaket koşullarda çalışmış olmasına rağmen, onu hatırlayan pek çok kişinin de doğrulayacağı gibi babam, gayreti ve uyumundan dolayı saygı duyulan bir adammış. Hayatını tarım işlerinde huzurla geçirmiş; özellikle Afrika’nın çocuklarına tahsis edilmiş gibi görünen o bayağı hizmet işlerine hiçbir zaman bakmamış. Genelde bizim durumumuzdakilere verilen eğitimden çok daha fazlasını bize veren babam, çalışkanlığı ve tutumluluğu sayesinde kendisine oy kullanma hakkı sağlayacak kadar mal sahibi de olmuş. Babam bize sık sık hayatının ilk yıllarını anlatırdı; kölesi olduğu aileyi her zaman en içten duygularıyla, iyilik ve sevgiyle anmasına rağmen kölelik sisteminin ne demek olduğunu iyi bilir ve ırkının aşağılanmasından kederle bahsederdi. Zihnimizi ahlaki duyarlılıkla işlemeye özen gösterir, bize, acizlerin ve güçlülerin kollayıcısı olan Tanrı’ya güvenmemizi tembihlerdi. O zamanlardan beri babamın nasihatleri ne çok aklıma gelmiştir: Louisiana’nın uzak ve iç bayıltıcı bölgelerindeki bir köle kulübesinde gaddar bir efendinin açtığı insafsız yaralarla uğraşırken, babamı çevreleyen mezarın beni de zalimin kırbacından korumasını dilerken… Sandy Tepesi’ndeki kilise bahçesinde basit bir taş, Tanrı’nın ona verdiği düşük rütbenin gerektirdiği görevleri layığıyla yerine getirdikten sonra nerede yattığını gösteriyor.

Bir noktaya kadar, babamla münasebetim çiftlik işleriyle ilgili oldu. Boş zamanlarımda ya kitaplarla haşır neşir oluyor ya da gençlik tutkum olan kemanı çalıyordum. Keman aynı zamanda benim teselli kaynağımdı çünkü aynı kaderi paylaştığım, benim gibi basit insanlara mutluluk veriyor, beni de karanlık talihimle ilgili sonu gelmez düşüncelerden alıkoyuyordu.

1829 Noel’inde bizim oralarda oturan siyahi bir kızla, Anne Hampton’la evlendim. Tören, Fort Edward’da, bölgenin hâkimi ve seçkin bir vatandaş olan Timothy Eddy Beyefendi tarafından gerçekleştirildi. Eşim uzun zaman Sandy Tepesi’nde, Salemli Rahip Alexander Proudfit’in ailesinden Eagle Tavernası’nın sahibi Bay Baird’la kalmış. Bu bey uzun zaman Salem’deki Presbiteryen Kilisesi’ne başkanlık etmiş, ilimi ve dindarlığı ile öne çıkmış birisiymiş. Anne hâlâ bu iyi adamın muazzam nezaketini ve güçlü nasihatlerini şükranla hatırlar. Anne, kendisinin tam olarak hangi soydan geldiğini bilmiyor ama damarlarında üç ırkın da kanı akıyor. Kırmızının mı, beyazın mı, yoksa siyahın mı baskın geldiğini söylemek güç. Ama hepsinin karışımı ona olağandışı ama hoş bir ifade vermiş; böylesi nadiren görülür. Biraz benzese de tam olarak bir zenci melezi denemez ona ki söylemeyi unuttum; annem de bu ırktan geliyor.

Temmuz ayında yirmi bir yaşına girmiş, daha yeni reşit olmuştum. Babamın tavsiyeleri ve desteğinden mahrum, geçim için elime bakan bir eşle çalışma hayatına atıldım. Ten rengi engeli ve düşük konumuma rağmen gerçekleşeceğine inandığım hoş hayaller kurmaya başladım: Emeklerim boşa çıkmazsa, etrafında birkaç hektar toprağın bulunduğu küçük, gösterişsiz bir evle birlikte gelen mutluluk ve rahatlık…

Eşime karşı beslediğim sevgi evlendiğim günden bugüne içten oldu ve hiç azalmadı. O günden sonra bize bahşedilen sevgili çocuklarıma duyduğum hisleri ise yalnızca bir babanın çocuklarına beslediği büyük şefkati hissedebilmiş biri anlayabilir. Bu kadarını, bu sayfaları okuyanların çektiğim korkunç çileyi anlayabilmesi için uygun ve gerekli buluyorum.

Evliliğimizin hemen sonrasında, o zamanlar Fort Edward kasabasının güney sınırında olan eski sarı binada hizmetçiliğe başladık; şimdilerde modern bir malikaneye dönüştürülmüş ve içinde Yüzbaşı Lathrop oturuyor. Artık Fort Malikanesi olarak biliniyor. Bu binada, vilayet olduktan sonraki yıllarda mahkemeler kurulurmuş. 1777’de, Hudson’ın solundaki eski Fort’tayken, Burgoyne1 de oturmuş burada.

Kışın Champlain Kanalı’nın William Van Nortwick’in sorumlu olduğu bölümde, tamirde çalışıyordum. Çalıştığım şirkette David McEachron en büyük yetkiye sahipti ve şirketin de sahibiydi. Kanal bahar ayında açıldığında bir çift at ve yön bulma konusunda gerekli olabilecek diğer şeyleri satın alacak parayı biriktirebilmiştim.

Bana destek olacak birkaç yetenekli yardımcı kiraladıktan sonra, büyük miktarlarda keresteyi Champlain Gölü’nden Troy’a taşıma işine giriştim. Dyer Beckwith ve Whitehall’dan Bay Bartemy adında biri, seyahatlerimde bana eşlik etti. Sezon boyunca raftingin bütün püf noktalarını öğrenmiştim, ki bu bilgi daha sonra değerli bir efendiye kârlı bir hizmet sağlamama ve Bayou Boeuf kıyılarındaki saf kerestecileri şaşkına çevirmeme vesile oldu.

Champlain Gölü’ndeki yolculuklarımdan birinde de Kanada’ya bir iş aldım. Montreal’de tamire giderken oradaki katedrale ve ilgimi çeken diğer yerlere gittim ve daha sonra Kingston’ı ve diğer kasabaları gezdim. Tüm bu yerlerde yerli halkın yaşayışlarıyla ilgili şeyler öğrendim, ki hikayenin sonuna doğru görüleceği üzere, onlar da işime yaradı.

Kanaldaki işlerim hem benim hem de işverenimin tatminiyle bittikten sonra boş durmamak için Medad Gunn’la yeni bir işe giriştim; bol miktarda odun kesme işi. Bu işi 1831-32 kışında yaptım.

Baharın gelişiyle birlikte, Anne ve ben yakınlardan bir çiftlik alma planları yapıyorduk. Kendimi bildim bileli tarım işinin içindeydim ve bu işler tam benlikti. Dolayısıyla babamın daha önce yaşamış olduğu eski Alden çiftliğinin bir kısmını satın almak için pazarlıklara başladım. Bir inek, bir domuz, yakın zamanda Hartford’da Lewis Brown’dan aldığım bir çift öküz ve diğer kişisel eşya ve taşınır mallarla birlikte Kingsbury’deki yeni evimize doğru yola koyulduk. O yıl on hektar mısırla birlikte çokça yulaf ektim ve elimdeki her şeyi tarıma yatırdım. Anne ev işleriyle ilgilenirken ben de tarlada sıkı bir şekilde çalışıyordum.

1834’e kadar burada kaldık. Kış sezonunda birkaç kez keman çalmam için beni çağırdılar. Gençler ne zaman dans etmek için bir araya gelseler, ben de orada oluyordum. Komşu kasabalarda kemanımla nam salmıştım. Anne de aynı şekilde Eagle Tavernası’ndaki uzun soluklu ikametinde aşçılığıyla ün salmıştı. Duruşma haftalarında ve halk toplantılarında Sherrill’in Kahve Evi’nde yüksek fiyatlara çalışırdı.

Bu toplantılardan sonra eve hep cebimizde parayla dönerdik. Dolayısıyla keman çalma, aşçılık ve çiftçilik sayesinde kısa zamanda kendimizi bolluk içinde bulduk. Aslına bakılırsa, mutlu ve lüks bir hayat sürüyorduk denilebilir. Evet, Kingsbury’de kalsaydık durum böyle olacaktı ama bir sonraki adım, beni bekleyen zalim kadere doğru atılacak adımdı.

1834 Mart’ında Saratoga Springs’e taşındık. Washington sokağının kuzey kanadında bulunan, Daniel O’Brien’e ait eve yerleştik. O zamanlar Isaac Taylor’ın, Broadway’in kuzey kanadında bulunan ve Washington Hall diye bilinen büyük bir pansiyonu vardı. Beni işe aldı ve onun için iki yıl boyunca at arabası sürücülüğü yaptım. Bu dönemden sonra, genellikle turizm sezonu boyunca benim de, Anne’in de United States Otel ve benzeri konaklama yerlerinde hep bir işimiz olurdu. Kış sezonunda kemanıma güvenirdim ama Troy ve Saratoga demiryollarının yapımı sırasında yoğun iş günlerini demiryolunda geçirirdim.

Saratoga’dayken Bay Cephas Parker ve Bay William Perry’nin mağazalarından ailemin işine yarayabilecek eşyalar almaya başlamıştım. Bu iki beyefendiye bana yaptıkları birçok iyilikten dolayı büyük saygı duyuyordum. İşte bu yüzden on iki yıl sonra, Bay Northup’ın önüne gelmesiyle beni kurtarmasına vesile olan mektubu da onlara yollamıştım.

United States Oteli’nde yaşarken sık sık Güney’den gelen efendilerine eşlik eden kölelerle tanışırdım. Hep iyi giyiniyor ve bakılıyorlardı. Görünüşe bakılırsa, köleliğin yalnızca birkaç sıradan sıkıntısı dışında, rahat bir yaşam sürüyorlardı. Birçok kez benimle kölelik konusunda konuşmuşlardır. Hemen hemen hepsinin gizliden gizliye özgürlüğü arzuladığını fark etmiştim. Kimisi endişeli bir şekilde kaçmaktan bahsediyor, bana bunu en iyi hangi şekilde yapabileceklerini soruyordu. Ama tekrar yakalanmaları ve geri dönmeleri durumunda çekecekleri cezalar onları bu denemelerden alıkoyuyordu. Bütün hayatım boyunca Kuzey’in özgür havasını soluyan ve beyaz tenli adamla göğsümüzde aynı duyguları taşıdığımızı, hatta kimi açık tenliyle eşit akla sahip olduğumu bilen ben, bir insanın kölelik gibi iğrenç bir duruma nasıl intibak edebildiğini anlayamayacak kadar bihaber ya da başına buyruktum. Köleliğe onay veren veya onu tanıyan hukuk veya dinin adaletini anlayamıyordum ve gururla söylüyorum ki bir kere bile olsun bana gelenlere özgürlük için sürekli fırsat kollayıp çabalaması nasihatini vermemezlik yapmadım.

1841 baharına kadar Saratoga’da kalmaya devam ettim. Yedi yıl önce bizi cezbedip Hudson’ın doğu yakasındaki huzurlu çiftlik evimizden çıkaran o hoş hayaller gerçekleşmedi. Daima rahat olsak da bir daha zenginlik görmedik. O meşhur kıyıda, hayat benim alışık olduğum gayretin ve tutuculuğun çağrıştırdığı basit alışkanlıkları korumak üzere inşa edilmemiş, aksine aşırılık ve savurganlığı körüklemekteydi.

O zaman üç çocuğumuz vardı: Elizabeth, Margaret ve Alonzo. En büyük çocuk Elizabeth, on yaşındaydı. Margaret ondan iki yaş küçüktü ve küçük Alonzo daha yeni beş yaşına girmişti. Çocuklar evimizi neşeyle dolduruyordu. Gencecik sesleri kulağımıza şarkı gibi geliyordu. Minik yavrucaklara hem anneleri, hem de ben masallar anlatırdık. Çalışmadığım zamanlarda onları üzerlerinde en yeni giysileriyle alır Saratoga’nın sokak ve ağaçlık alanlarında yürüyüşe giderdim. Onların varlığı benim neşe kaynağımdı; onları öyle bir göğsüme basardım ki sanki o lekeli tenleri, bir kar tanesi kadar beyazdı.

Buraya kadar hikayemde sıra dışı bir yön yok; sıradan umutlar, sevgiler ve belli belirsiz siyahi bir adamın yeryüzünde kendi halinde hayat gailesi. Ama şimdi hayatımda bir dönüm noktasına, ağza alınmayacak bir haksızlık, hüzün ve umutsuzluk eşiğine geldim. Artık bulutun gölgesine, kısa sürede içinde kaybolacağım koyu karanlığa geldim. Şimdi, yorgun düşürücü yıllar boyunca bütün yakınlarımın gözlerinin önünden silinip gittiğim ve özgürlüğün tatlı ışığından mahrum bırakıldığım bir yola girdim.

...
6

На этой странице вы можете прочитать онлайн книгу «12 yıllık esaret», автора Соломона Нортапа. Данная книга. Произведение затрагивает такие темы, как «реальные истории», «борьба за жизнь». Книга «12 yıllık esaret» была издана в 2023 году. Приятного чтения!