Читать книгу «Kipling’den Sevilen Çocuk Hikâyeleri» онлайн полностью📖 — Редьярда Киплинг — MyBook.
image
cover

Rudyard Kipling
Kipling’den Sevilen Çocuk Hikâyeleri


ÖNSÖZ

“Bunlar güzel sözler öyle değil mi, kuzum?” diyerek övünür Rudyard Kipling, Öylesine Hikâyeler (Just So Stories) adlı kitabının bir bölümünde. Aklınızda kalacak olanlar bu hikâyeler değil; içindeki anlamlı sözler (“sonsuz bilgi ve beceri”, “Doğu üslubunun ihtişamından daha fazlası”) ve güzel, ahenkli cümleler (“Ben Tek Başına Dolaşan Kedi’yim ve her yer benim için aynı.”) olacaktır.

Kipling’in “sihirli kelimeler” ile ilgili yoğun duyguları Hindistan’da “umut ederek ve hayal kurarak” geçirdiği çocukluk yıllarının, onu derinden etkilemiş olmasıyla açıklanabilir; o ve kız kardeşi Trix, sürekli olarak, “Anne-babayla İngilizce konuşun!” uyarısıyla karşı karşıyaydılar. Ana dilinde söylenen bu küçük uyarı, onun dikkatini daha da keskinleştiriyordu. Onun bu konudaki hünerini kendi ağzından dinleyelim: “Ağırlıkların, renklerin, parfümlerin ve kelimelerin, diğer kelimelerle olan ilişkisiyle ilgili kendi kendime yöntemler geliştirdim; kelimeleri çok yüksek sesle söylüyordum, bu yüzden kulaklarını tıkıyorlardı. Şiirlerimin ya da düz yazılarımın bir çizgisi yoktu, dilim pürüzsüzleşene kadar birçok ifadenin defalarca tekrarlanmasından sonra, hafızam mekanik bir şekilde su yüzüne çıkmıştı.”

Kipling, 1865 yılında, Hindistan’ın Bombay şehrinde dünyaya gelmiştir ve beş yaşına kadar “The Potted Princess” adlı hikâyesindeki gibi pastoral ve kapalı bir hayat sürmüştür. Ancak altıncı yaş gününden hemen önce, hayatı tamamen değişmiştir. Âdet olduğu üzere Ruddy ve Trix, yetiştirilmek üzere İngiltere’ye gönderilirler. Yabancı bir ailenin yanında pansiyoner olarak kalırlar; bu yabancılar, Kaptan ve Bayan Holloway’dir. Kipling, yaşadığı o beş yılı “işkence yılları” olarak hatırlayacaktır ve o günleri “Mee mee Kara Koyun” (Baa Baa, Black Sheep) adlı kısa hikâyesinde yazarak yeniden şekillendirmiştir. Acısını gizlice tedavi etmiştir Kipling; ona göre “Kötü muamele gören çocuklar, hapishane tarzı hayatlarıyla ilgili sırlarından kurtulmak için, onları anlatmaları gerektiğini bilirler.”

Bu yoğun mutsuzluk duygusu, Kipling’in, çocukluk dönemine ait anıları ilginç bir şekilde taze tutmasına yol açmıştır ve belki de bunlar, çocuklara karşı hissettiği şefkat duygularının da anahtarı olmuştur. Kuzeni Florence Macdonald, “Onu bir çocukla oynarken görmek büyüleyici bir şeydi, çocukla çocuk olurdu ve oyunu, bir çocuğun bakış açısıyla oynardı.” diye anlatır. Çocukların yaratıcı oyunlarının ritüellerine ve kurallarına gösterdiği bu canlı ilgi “The Story of Muhammad Din” gibi bazı hikâyelerinde açıkça görülür.

Kipling daha çok çocuk hikâyeleri yazarı olarak anılır. 1894-1910 yılları arasında her biri klasik sayılabilecek sekiz cilt kitap yayımlamıştır: The Jungle Book ve The Second Jungle Book; Captains Courageous; Stalky&Co., Kim; Just So Stories; Puck Pook’s Hill and Rewards ve Fairies. Kim kitabının, yetişkin edebiyatının zirvesinde olmasının yanında küçük çocuklar için orijinal açıklamalı olan Öylesine Hikâyeler (Just So Stories) kitabı, daha genç okuyuculara hitap eder ve onların ergenliğe geçişine yardımcı olur.

Öylesine Hikâyeler (Just So Stories)’i ithaf ettiği “biricik” kızı Josephine (Effie), Brattleboro, Vermont’ta Aralık 1892’de doğmuştur. Kipling, 1897 yılında St. Nicholas’ta hikâyelerini tanıtırken şöyle söylemiştir; “Sevdiği başka bir hikâyeyle değiştirilebilecek günlük hikâyelerinin aksine; bu hikâyeler, Effie’yi uyutmak’ anlamına geliyordu ve kesinlikle bir kelimesini bile değiştiremezdiniz. Olduğu gibi anlatılmalıydılar yoksa Effie, yerinden doğrulur ve kaçırdığım kelimeyi söylerdi. Sonunda bu hikâyeler tılsımlı hâle geldiler.” Josephine, üç hikâyede, güçlü baba-kız ilişkisine örnek olan “Taffy” olarak çıkar karşımıza.

Hadi ne istersen yapalım baba, yeter ki ikimiz kalalım baş başa Gerçek bir keşfe çıkalım ve çay saatine kadar kalalım dışarıda!

Daha sonra, bu hikâyelerin dinleyicileri arasına Effie’nin, 1896’da dünyaya gelen kız kardeşi Elsie ve 1897’de dünyaya gelen erkek kardeşi John da katıldı. Kipling’in kuzeni Angela Thirkell şöyle demiştir: Öylesine Hikâyeler (Just So Stories) Kuzen Ruddy’nin derin ve huzur veren sesinden dinlenildiği zaman, yazılı hâli onun yanında çok vasat kalıyor. Onlarla ilgili bir ritüel var; her kelimenin özel bir ses perdesi var, ki bu her seferinde kesinlikle aynıydı ve bu özel ses perdesi olmadan hikâyeler kuru mısır yaprakları gibi kalırdı. Benzeri olmayan bir ritim, belli başlı bazı kelimelerin vurgusu, tamlamaların abartılması bir tür tonlamaydı ve onun anlatımını eşsiz kılıyordu.” Bunlar Kipling’in tabiriyle “yüksek sesle” okunmalıydı.

Öylesine Hikâyeler (Just So Stories) 1897’de medyada yer almaya başladı ve birçok kişi tarafından resimlendirildi. 1902 yılında, on iki klasik hikâye, kitap hâline getirildi; Kipling’in, Hint mürekkebiyle yazdığı süslü başlıklarla beraber.

Elinizdeki bu baskıya iki hikâye daha eklendi: Taffy’nin üçüncü macerası olan ve çok sonra yazılan “Tabu Hikâyesi” (The Tabu Tale) ile “Ham ve Kirpi” (Ham and The Porcupine). Ama Just So Stories, Kipling’in yazdığı son hikâye kitabı oldu.

Kitap yayımlandıktan sonra Kipling ailesi ağır bir darbe yedi. 6 Mart 1899’da Rudyard, New York’ta bir otelde kaldığı sırada, 6 yaşındaki Josephine, şiddetli bir zatürre sonucu hayatını kaybetti. Angela Thirkell bu konu hakkında şöyle yazmıştır: “Josephine’in ölümüyle, çok sevgili kuzenim Ruddy ile sahip olduğumuz çocukluk anılarımız da yok olup gitti ve o olaydan sonra, onu bir daha hiç, normal bir insan gibi görmedim.” Belki de bu yüzden “Tabu Hikâyesi” (The Tabu Tale) diğer hikâyelerle birlikte yayımlanmadı; çünkü bu hikâye, “Babasının gittiği her yere gitmiş.” diye yazılmış acıklı, unutulmaz bir finalle bitmiştir. Kipling’in unutulmaz “They” (Onlar) adlı hikâyesi de acılarla dolu kaderiyle ilgilidir; Taffy’nin hikâyelerine eşlik eden “Merrow Down” (Merrow Tepesi) şiiri gibi:

 
Uzak çok uzak
Duyurmak için sesini
Koşar gelir onu aramaya Tegumai
Çünkü kızı onun her şeyi
 

Öylesine Hikâyeler’in tarzı, hikâye anlatıcısı ile dinleyiciler arasındaki o özel duyguyu her okuyucuya geçirememiştir. Dolayısıyla güldürü dergisi “Punch” espriyle karışık dokundurmuştur Kipling’e: “Ruddikip’in Büyük Poposu Nasıl Oluştu”yu anlatan Samimi Hikâyeler. Ruddikip de şöyle cevap vermiştir: “Şimdi küçük bir çocuğa dönüşeceğim ve onlarla heceleye heceleye konuşacağım.”

Yorgun Ruddikip kalemini alır ve “Bu yüzden kuzum, vs. vs. vs.” diye yazmaya başlar. Daha sonra da onlar “yorgun Ruddikip”in bu hikâyelerini alıp güzelce, büyük siyah puntolarla basarlar. Çünkü “paha biçilemeyen” bu hikâyelerin tam sizlerin beğenisine göre olduğunu ve her seferinde bu şekilde hikâyeler yazdığı için Ruddikip’e teşekkür edeceğinizi bilmektedirler.

F. J. Harvey Darton, İngiltere’deki Çocuk Kitapları adlı eserinde, Öylesine Hikâyeler’in basit, amcavari tarzından dem vurur.

Ben ise “Kişiye özel ‘esprilerine’ rağmen Öylesine Hikâyeler, kâğıda dökülmüş masalların en mükemmellerinden biridir.” diyen Darton’ın editörü Brian Alderson’la aynı fikirdeyim.

Hikâyelerin canlılığına kanıt olarak “Çocuk Fil” (Elephant’s Child) adlı hikâyeyi açın ve “Limpopo Nehri’nin sıtma ağaçlarıyla kaplı, kıraç, kurşuni renkte, kayalıklı kıyılarına…” diye başlayan büyülü cümlelerle hayal dünyasına dalın. Çünkü bu tarz bir anlatım, hiçbir zaman akıllardan çıkmaz.

Neil Philip

BALİNA’NIN BOĞAZI NASIL OLUŞTU?

Evvel zaman içinde, denizlerde bir Balina yaşarmış ve bu Balina, balık yiyerek beslenirmiş, canımın içi. Kalkanları, sazanları, denizyıldızlarını ve zarganaları, yengeçleri ve pisi balıklarını, tırpanaları ve onların eşlerini, orkinosları ve turna balıklarını ve hatta kıvrım kıvrım yılan balıklarını bile yermiş. Yani denizde bulduğu bütün balıkları koca ağzıyla yutarmış bir tanem! Gel zaman git zaman koca denizde sadece küçük bir Cingöz Balık kalmış. Güvenli olduğu için Balina’nın sağ kulağının arkasına saklanarak yüzermiş. Günlerden bir gün, Balina, kuyruğunun üzerinde doğrulmuş ve “Ben acıktım.” demiş. Küçük Cingöz Balık kısık sesle “Haşmetli ve asil Balina Efendi, siz hiç insan etinin tadına baktınız mı?” demiş kurnazca.

“Hayır.” demiş Balina. “Neye benziyor tadı?”

“Güzeldir.” demiş küçük Cingöz Balık. “Güzeldir amma hazmı biraz zordur.”

“O hâlde bana derhâl birkaç tane insan bul!” demiş Balina ve kuyruğunu sallayarak denizi köpürtmeye başlamış.

“Her yemekte bir insan yeterli olur.” demiş Cingöz Balık. “Eğer elli derece kuzey enlemi ve kırk derece batı boylamı boyunca yüzerseniz efendim (Çünkü bu bir büyüdür.), denizin ortasında bir kayık göreceksiniz. Bu kayıkta; üzeri çıplak, ama altında mavi bir pantolonu ve pantolon askısı olan (Bu pantolon askılarını aklında tut cimcimem.) ayrıca bir tane de bıçağı bulunan kazazede bir Denizci var. Ama bilmelisiniz ki bu Denizci, sonsuz bilgi ve beceri sahibidir!”

Bunun üzerine Balina var gücüyle elli derece kuzey enlemi ve kırk derece batı boylamı boyunca yüzmüş, yüzmüş, yüzmüş… Sonunda kayıkta oturan, ayaklarını suya sokan (Eğer annesi izin vermeseydi ayaklarını suya sokmazdı, çünkü o sonsuz bilgi ve beceri sahibi bir denizciydi.), mavi pantolonlu ve pantolon askılı (Bu askıları aklında gerçekten tutmalısın kuzucuğum!), bir de bıçağı olan kazazede Denizci’yi görmüş.

Tabii Balina hemen açmış ağzını; açmış, açmış, açmış -öyle ki neredeyse üst çenesi kuyruğuna değecekmiş- ve kazazede Denizci'yi yutuvermiş. Onunla birlikte kayığını, mavi pantolonunu, pantolon askısını (Hani şu unutmaman gereken askılar!) ve bıçağını da bir lokmada atmış ağzına; ıslak ve karanlık midesine indirmiş, dudaklarını bir güzel şapırdatmış, sonra da kuyruğunun üzerinde üç kere dönerek dans etmiş.

Amma velakin Denizci, sahip olduğu sonsuz bilgi ve beceriyle Balina’nın ıslak ve karanlık midesinde başlamış tepinmeye; hoplamış, zıplamış, oradan oraya atlamış, ağlamış, zırlamış, en son olarak da denizci horonu tepmiş ve sonunda Balina’nın midesi bulanmaya başlamış (Bu arada, pantolon askılarını unutmadın değil mi?).

Cingöz Balık’a “Midem bu adamı öğütemedi herhâlde, baksana hıçkırık tuttu beni. Ne yapacağım ben şimdi?” demiş Balina.

“Ona çıkmasını söyleyiniz efendim.” demiş Cingöz Balık.

Böylece Balina kendi boğazından içeriye doğru, kazazede Denizci’ye seslenmiş: “Hey sen! Rahat dur artık ve çabuk dışarıya çık. Senin yüzünden hıçkırık tuttu yahu!” demiş.

“Ha ha ha!” demiş Denizci. “O kadar kolay değil. Şimdi beni İngiltere’deki doğduğum, beyaz kayalıklı sahile götür bakalım, sonra bir şeyler düşünürüz.” Ondan sonra da eskisinden daha fazla tepinmeye başlamış.

“İyisi mi siz onu evine götürün efendim.” demiş Cingöz Balık, Balina’ya. “Onun sonsuz bilgi ve beceri sahibi olduğu konusunda sizi, daha çok uyarmalıydım.”

Balina başlamış yüzmeye; iki yüzgeci ve kuyruğuyla yüzmüş yüzmüş yüzmüş… Tabii bu arada da durmadan hıçkırıyormuş! Sonunda Denizci’nin doğduğu beyaz kayalıklı sahile varmış ve karnına kadar sudan dışarı çıkmış. Ağzını kocaman açarak seslenmiş Denizci’ye: “Doğduğu beyaz kayalıklı sahile giden yolcu için son durak!”

Daha Balina’nın ağzından “son” lafı çıkarken Denizci fırlamış yerinden. Ama sonsuz bilgi ve beceri sahibi olduğu için, Balina yüzerken çakısıyla oturduğu kayığı yontarak birbirine çapraz uzanan tahtalardan kare biçiminde bir parmaklık yapmış ve pantolon askılarıyla iyice sağlamlaştırmış bu kafesi (Artık askıları neden unutmaman gerektiğini biliyorsun kuzum değil mi?). Dışarı çıkarken de peşinden Balina’nın boğazına kadar sürüklemiş ve tabii parmaklık Balina’nın boğazına takılmış. Denizci o sırada şu sözleri mırıldanmış:

 
Bu parmaklıkla
Tıkadım boğazını koca balıklara!
 

Bu Denizci hepsinden daha kurnazmış. Çakıllı sahilden seke seke geçmiş, ayaklarını suya sokmasına izin veren annesinin yanına gitmiş; evlenmiş ve hayatının sonuna kadar mutlu mesut yaşamış; tabii Balina da. Ama o günden sonra boğazında takılıp kalan, ne tükürebildiği ne de yutabildiği parmaklık yüzünden çok küçük balıklar dışında hiçbir şey yiyemez olmuş. O nedenledir ki, Balina’lar, insanları, küçük kız ve erkek çocuklarını yemezler canımın içi.




Küçük Cingöz Balık ise kaçmış ve çok uzaklarda, denizin dibinde çamurların içine saklanmış. Balina ona kızacak diye ödü patlıyormuş.

Denizci, çakısını eve götürmüş. Sahilde yürürken üzerinde mavi pantolonu varmış; ama bildiğin gibi pantolon askısı yokmuş artık. Bu hikâye de böylece bitmiş.

KAMARANIN PENCERELERİ KARANLIK VE YEŞİL İKEN
 
Dışarıdaki deniz yüzünden
Gemi düdüğü vooop diye öttüğünde (Bir yandan da sallanırken)
Kamarot çorba kazanına düştüğünde,
Bavullar yuvarlanmaya başladığında,
Bakıcın yere boylu boyunca uzandığında,
Annen sana susmanı söyleyip uyuduğunda,
Uyandırılmadığında,
Seni yıkamadıklarında ya da giydirmediklerinde,
Neden olduğunu (ki hâlâ anlamadıysan)
O zaman anlayacaksın.
Sen “elli derece kuzeyde ve kırk derece batıdasın!”
 

На этой странице вы можете прочитать онлайн книгу «Kipling’den Sevilen Çocuk Hikâyeleri», автора Редьярда Киплинг. Данная книга относится к жанру «Историческая литература». Произведение затрагивает такие темы, как «реализм», «взаимоотношения». Книга «Kipling’den Sevilen Çocuk Hikâyeleri» была издана в 2023 году. Приятного чтения!