Ayrıksı e-Kitap:
Kurgu: 9
Bana öyle bir kitap verin ki başkahramanıyla birlikte olay çözelim: 9
Özgün Adı: Polismördaren
e-Kitap Adı: Polis Katili
Dizi Adı: Martin Beck
Yazarlar: Maj Sjöwall, Per Wahlöö
İngilizceden Çeviren: Bige Turan Zourbakis
Editör: Rüstem Osman
Kapak Tasarım: Ülke Design / www.ulkedesign.com
Sayfa Tasarım: Alla Özabat
e-Kitap ISBN: 978-625 -99187-3-0
Copyright © Maj Sjöwall and Per Wahlöö, 1974
© Ayrıksı Kitap, 2023
Published by agreement with Salomonsson Agency
Tüm hakları saklıdır. Tanıtım için yapılacak kısa alıntılar dışında yayıncının yazılı izni olmaksızın hiçbir yolla çoğaltılamaz.
Ayrıksı Kitap
Yayıncı Sertifika No: 42978
Küçükbakkalköy Mah. Flora Residence
No: 1 Kat: 28 Ataşehir-İstanbul
bilgi@ayriksi.com / www.ayriksi.com
Otobüs durağına vardığında otobüsün kalkmasına daha yarım saat vardı. Bir insan ömrü için otuz dakika çok da uzun bir zaman değil. Ayrıca beklemeye de alışkındı, hep erkenciydi. Akşam yemeğinde ne pişirsem diye düşündü, aynı zamanda her zaman ki gibi acaba nasıl görünüyorum diye geçirdi içinden.
Otobüs geldiğinde artık düşünecek bir şeyi kalmayacaktı. Yaşanacak son yirmi yedi dakikası kalmıştı.
Gayet güzel bir gündü, hava açık ve rüzgârlıydı. Rüzgâr erken gelen sonbaharın serinliğini hissettiriyordu ama saçları havadan etkilenmeyecek kadar spreyliydi.
Nasıl görünüyordu acaba?
Yol kenarında bu şekilde ayakta dururken kırklarında gösteriyordu. Uzun, yapılı bir kadındı. Dümdüz bacakları, geniş kalçaları ve göstermekten kaçındığı yağları vardı. Çok rahat edemese bile genelde modaya uygun giyinirdi, bu rüzgârlı günde 1930’lar stili parlak yeşil bir palto, naylon çorap ve apartman topuklu, kahverengi rugan bot giymişti. Kocaman bir sapı olan, kare, küçük bir el çantası taşıyordu. Omzuna geçirmişti. Bu da kahverengiydi, süet eldivenleri de. Sarı saçları bol spreylenmişti ve makyajına da özen gösterdiği belliydi.
Yanında durana kadar adamı fark etmedi. Adam yana eğilip yolcu tarafının kapısını açtı.
“Bırakayım mı?” dedi adam.
“Olur,” dedi, biraz heyecanlanarak. “Tabii ki. Şey sanmıyordum hiç…”
“Ne sanmıyordun?”
“Yani nereden bileyim birinin beni alacağını. Tabii ki otobüse binecektim.”
“Burada olacağını tahmin etmiştim,” dedi adam. “Yolumun üstünde ayrıca, tesadüf bu ya. Hadi atla, acele et.”
Acele et. Arabaya binip sürücü yanına oturması kaç saniye sürmüştü ki? Acele et. Adam arabayı hızlı sürdü ve çok geçmeden şehirden çıktılar.
Kadın çantasını kucağında tutuyordu ve biraz gergindi, hatta belki telaşlıydı ya da bir şekilde şaşkındı. İyi anlamda mı, kötü anlamda mı, söylemesi güçtü. Kendi de bilmiyordu.
Adama yandan baktı ama adamın tüm dikkati yoldaydı.
Ana yoldan sağa saptı, sonra hemen tekrar döndü. Aynı hareket birkaç defa tekrarlandı, yol gittikçe bozuluyordu. Artık buraya yol denebilir miydi, orası bile tartışılırdı.
“Ne yapacaksın?” dedi kadın korku dolu küçük bir kıkırdamayla.
“Görürsün.”
“Nerede?”
“Burada,” dedi ve arabayı durdurdu.
Önlerinde, yosunlu toprakta kendi tekerlek izlerini görebiliyordu.
“Şurada,” diye başıyla gösterdi adam. “Şu odun yığınının arkasında. Orası iyi bir yer.”
“Dalga mı geçiyorsun?”
“Böyle konularda asla şaka yapmam.”
Kadının sorusuna bozulmuş ya da kırılmış gibi göründü. “Ama paltom,” dedi kadın.
“Burada bırak.”
“Ama…”
“Battaniye var.”
Adam arabadan indi, arabanın önünden geçip kadının kapısını açtı. Kadın paltosunu çıkardı. Düzgünce katlayıp koltuğa çantasının yanına koydu.
“İşte.”
Adam sakin görünüyordu ama yavaşça odun yığınına doğru yürürken kadının elini tutmadı. Kadın onu arkasından takip etti. Odun yığınının arkası sıcak ve güneşli, rüzgârdan korunaklıydı. Havada uçuşan sineklerin vızıltısına temiz bir yeşillik kokusu eşlik ediyordu. Hâlâ yaz havası vardı ve bu yaz, meteorolojinin tahminlerine göre en sıcak yazdı.
Sıradan bir odun yığını değildi bu, kayın kütükleriydi bunlar, kesilip yaklaşık iki metre yüksekliğinde istiflenmişti.
“Bluzunu çıkar.”
“Tamam,” dedi kadın utangaçça.
Düğmelerini çözmesini sabırla bekledi.
Sonra bluzu çıkarmasına dikkatlice yardım etti, kadının bedenine eli değmedi.
Kadın bir elinde bluzla kalakaldı, ne yapacağını bilemedi.
Adam bluzu elinden alıp odunların kenarına yerleştirdi. Bir kulağakaçan kumaşın üstünden zikzak çizerek uçtu.
Adamın karşısında eteğiyle duruyor, göğüsleri ten rengi sütyeni dolduruyordu, gözleri yerdeydi, hatta sırtı odun yığınına paraleldi.
Harekete geçme zamanı gelmişti. Adam o kadar hızlı davrandı ki kadın ne olduğunu anlayamadı bile. Zaten tepkileri de genelde çok hızlı olmazdı.
Adam bel kısmını göbek deliğinden iki eliyle yakalayıp eteğini ve naylon çorabını haşin bir hamleyle yırtarak açtı. Adam güçlüydü, kumaş âdeta eski bir çuval bezi gibi hemen yırtıldı. Etek kadının baldırlarına düştü ve adam külotlu çorabıyla külotunu dizine kadar indirdi, sonra süt-yeninin sol tarafını yukarı çekti ve kadının göğsü ağır ve gevşekçe aşağı düştü.
Ancak o saniyede kadın bakışlarını yerden kaldırıp gözlerinin içine baktı. Tiksinti, nefret ve vahşi bir zevkle dolu gözlerdi bunlar.
Çığlık atma fikri aklının ucundan bile geçmedi. Hem zaten bir manası da olmayacaktı. Burası özenle seçilmişti.
Adam kollarını dümdüz yukarı kaldırdı, güçlü bronz parmaklarını kadının boğazına dolayıp sıktı.
Kadının ensesi odun yığınına dayanmıştı ve kadın içinden şöyle düşündü: Saçlarım.
En son düşüncesi bu oldu.
Adam boğazını gereğinden biraz daha uzun tuttu. Sonra sağ eliyle serbest bıraktı ve sol eliyle kadının gövdesini dik tutup sağ yumruğuyla karın boşluğuna olanca gücüyle vurdu. Kadın yere yuvarlanıp misk otu kalıntılarıyla geçen yıl dökülen yaprakların arasında uzandı. Çıplak sayılırdı.
Boğazından bir hırıltı çıktı. Adam bunun normal olduğunu, kadının çoktan öldüğünü biliyordu.
Ölümün kendisi hiçbir zaman güzel değildir. Ayrıca kadın yaşarken bile hiçbir zaman güzel değildi, gençliğinde bile.
Orada ormanda büyümüş otların içinde uzanırken hali çok kötüydü.
Adam nefes alıp verişi normale dönene, kalp atışları sakinleşene kadar bir iki dakika bekledi.
Tekrar kendine geldiğinde sakin ve mantıklı hareket ediyordu.
Odun yığınının arkasında 1968’deki büyük sonbahar fırtınasından kalma karman çorman dallar toplanmış, onun ilerisine de insan boyutunda, gür ladin ağaçları dikilmişti.
Adam kadını kolunun altından tutup çekmeye başladı ve koltuk altındaki kısacık kılların nemli, yapış yapış olduğunu avuçlarında hissedince tiksindi.
Geniş ağaç gövdeleri ve kopmuş ağaç köklerinden oluşan, neredeyse geçit vermeyen yerde onu sürüklemek bayağı zaman aldı ama zaten adamın acelesi yoktu. Sık ladinlerin içine metrelerce girdikten sonra, çamurlu sarı suyla dolu bataklığımsı bir çukurluk gördü. Kadını bu çukura itti ve hareketsiz bedenini çamurun altına ayağıyla bastırdı. Ama önce ona bir saniye baktı. Kadının güneşli yazdan kalma bronz bir teni vardı ama sol göğsünün derisi solgundu, açık kahverengi beneklerle doluydu. Ölüm kadar soluk da denebilirdi.
Adam yeşil paltoyu almak için geri döndü. Bir an, çantayı ne yapacağını düşündü. Sonra odun yığınındaki bluzu aldı, çantanın etrafına sarıp hepsini o çamurlu gölete taşıdı. Paltonun rengi bayağı gösterişliydi, adam işine uygun bir sopa seçip paltoyu, bluzu ve çantayı çamurun içinde olabildiğince dibe ittirdi.
Geçen on beş dakikayı, dal ve yosun toplayarak geçirdi. Çukurun üstünü o kadar dikkatlice kapattı ki oradan birisi geçse bile çamurluğu fark edemezdi.
Adam birkaç dakika durup işine baktı, sonra da tatmin olana kadar üstünde birkaç düzenleme ve oynama yaptı.
Ardından omuz silkip arabasını park ettiği yere geri döndü. Yerden pamuklu temiz bir bez alıp lastik botlarını temizledi. İşini bitirince bezi yere fırlattı. Bez ıslak, çamurlu ve ulu orta görünecek şekilde kaldı ama önemli değildi. Öylesine bir bezdi zaten. Hiçbir şeyi kanıtlamaz ve hiçbir şeyle alakası kurulamazdı.
Ardından arabayı çevirdiği gibi oradan uzaklaştı.
Arabasını sürerken her şey gayet güzel gitti ve kadın, tam da hak ettiğini buldu diye düşündü.
Solna’da, Råsundavägen’deki apartman bloğunun hemen önünde park edilmiş bir araba duruyordu. Logosunun kanatları beyaz, siyah bir Chrysler’di bu; kapısının, kaputun ve bagajının üstünde kalın beyaz harflerle kocaman POLİS yazıyordu. Aracın içindekilerin kimliğini daha da belirginleştirmek isteyen birisi siyah üstüne beyaz plakaya bant takmış, BIG yazısının ilk harfinin alt yarısını kapatmak istemişti.
Arabanın farları sönüktü ve içeride de hiç ışık yoktu fakat sokak lambasından yansıyan ışıltı ön koltuktaki parlak üniforma düğmelerini ve beyaz omuz apoletlerini parlatıyordu.
Yıldızlarla dolu, hoş, çok da soğuk olmayan bu ekim akşamı, saat daha 8.30 olmasına rağmen, bu uzun cadde arada sırada tamamen bomboş kalıyordu. Sokağın iki tarafındaki apartmanların pencerelerinden ışık sızıyordu, bazılarından da televizyon ekranının soğuk mavi ışığı geliyordu. Yoldan geçenler, polis arabasını görüp meraklı meraklı bakıyordu ama araba orada dikkat çekici özel bir olayla ilgili durmadığından insanlar tüm ilgisini hemen kesiyordu. Tek görünen şey içeride tembel tembel oturan sıradan iki polis memuruydu.
Arabanın içindeki adamlar da biraz aksiyona hayır demezdi. Bir saatten uzun süredir orada oturuyorlardı ve tüm ilgileri yolun karşısındaki bir apartmanın dış kapısına, kapının sağ tarafındaki birinci katta ışığı yanan bir pencereye dönüktü. Ama nasıl bekleneceğini biliyorlardı. Bunu çok kez yapmışlardı.
Daha yakından bakan birisi bu iki adamın, sıradan polis memuru olmadıklarını anlardı. Üniformalarında bir tuhaflık yoktu, omuz kemerleri, copları ve kabzasındaki tabancalarıyla kurallara tamamen uygun giyinmişlerdi. Sıkıntı şuydu ki hem sürücü yani şen şakrak bir duruşu ve cin gibi gözleri olan şişman adam hem de yanındaki arkadaşı yani daha zayıfça, biraz kamburu çıkmış, bir omzunu pencereye dayamış olan polis, elli yaşlarında görünüyordu. Kural gereği, devriye arabalarını fiziken daha dinç polislere veriyorlardı. Bu kuralın istisnaları tabii ki oluyordu ama o zaman da yaşı daha büyük polisin yanına yine gençten bir polis veriliyordu.
Tam da bu durumda olduğu gibi, yaş toplamları yüzü geçen bu ikili devriye, bir sefere mahsus bir olay olarak düşünülebilirdi. Fakat bunun bir açıklaması vardı.
Siyah beyaz Chrysler’in içindeki adamlar, sadece devriye polisi kılığına girmişti. Bu zekice kılığın arkasında gizlenenler Cinayet Büro Şefi Başkomiser Martin Beck ve en yakın iş arkadaşı Lennart Kollberg’den başkası değildi.
Bu şekilde kılık değiştirmeyi Kollberg akıl etmişti ve yakalamaya çalıştıkları adam hakkındaki bilgilerine dayanarak bu planı yapmıştı. Adamın adı Lindberg’di, lakabı Ekmekçi’ydi ve bir hırsızdı. Ev soymak özel alanıydı ama arada birkaç silahlı soygun da yapmış, hatta dolandırıcılığa el atmıştı fakat sonuçları talihsiz olmuştu. Hayatının uzunca yıllarını demir parmaklıklar ardında geçirmişti ancak şu anda özgürdü, en son hapis cezasını yeni tamamlayıp dışarı çıkmıştı. Martin Beck ve Kollberg başarılı olursa, bu özgürlük de kısa ömürlü olacaktı.
Üç hafta önce Ekmekçi, Uppsala’nın ortasında bir kuyumcuya girmiş, silah çekip kuyumcuyu, toplamda 200.000 kron ederinde bütün takıları, kol saatlerini ve nakit parayı ona vermeye zorlamıştı. Bu noktaya kadar her şey öyle ya da böyle iyi hoştu ve Ekmekçi bu zulayı cebe indirip sırra kadem basabilirdi, ta ki tam o esnada bir satış görevlisi, dükkânın iç kısmından birdenbire ortaya çıkana ve Ekmekçi panikleyip kadının alnının ortasına kurşun sıkarak onu oracıkta öldürene kadar. Ekmekçi kaçmayı başarmıştı ve iki saat sonra, Stockholm polisi onu kız arkadaşının Midsommarkransen’deki evinde aramaya gittiğinde adamı yatakta bulmuştu. Nişanlısı adamın soğuk algınlığı geçirdiğini ve son yirmi dört saattir evden çıkmadığını belirtmişti. Ayrıca evde yapılan aramada yüzük, mücevher, kol saati ya da nakit bulunamamıştı. Ekmekçi sorguya çekilmek üzere emniyete getirilmiş, kuyumcuyla yüzleştirilmişti, hırsız maske taktığından, adam kimlik tespitinde işe yarar bir şey söyleyememişti. Fakat polisin hiç şüphesi yoktu. Öncelikle Ekmekçi’nin, uzun süre hapiste yattıktan sonra parasız olduğunu varsayabilirlerdi, ayrıca bir ispiyoncu Ekmekçi’nin ‘başka bir şehirde’ bir iş üstünde olduğunu gammazlamıştı; ayrıca bu olaydan iki gün önce, bir tanık Ekmekçi’nin kuyumcunun bulunduğu noktada dolaştığını, muhtemelen keşif turu yaptığını ifade etmişti. Ekmekçi, Uppsala’da bulunduğunu inkâr etti ve sonunda delil eksikliğinden serbest bırakıldı.
Şimdi üç haftadır polisler Ekmekçi’yi sıkı takipte tutuyordu, er ya da geç, bu soygundan indirdiklerini ziyarete gideceğinden emindiler. Fakat Ekmekçi sanki takip edildiğini fark etmişti. İki seferinde onu izleyen sivil polislere el sallamıştı ve tek amacı, bir şeylerle oyalanmak gibi görünüyordu. Hiç parası olmadığı belliydi. En azından hiç para harcamamıştı, kız arkadaşı çalışıyordu ve ona yiyecek ve kalacak yer sunuyordu, haftada bir sosyal güvenlik ofisinden rutin bir yardım da alıyordu.
Sonunda Martin Beck olaya kendi el atmak istemişti ve Kollberg sıradan devriye memurları gibi giyinme fikrini atmıştı ortaya. Ekmekçi ne de olsa, en sivil giysili polisi bile uzun mesafeden tespit edebildiğine fakat üniformalı ekiplere karşı hep küçümseyen, umursamayan bir tavır takındığına göre, bu durumda üniforma en iyi gizli kılık olabilirdi. Kollberg bu mantıktan hareket ediyordu ve Martin Beck, birkaç çekinceyle beraber, bu fikri kabul etmişti.
İkisi de bu yeni taktiğin hemen sonuç doğurmasını umuyordu ve Ekmekçi, artık izlenmediğini fark edip bir taksiye atladığı gibi kendini Råsundavägen’deki bu adrese getirtince şaşkınlıkla karışık bir sevinç yaşamışlardı. Taksi tutmuş olması bile, resmen belli bir amaçla hareket ettiğini gösteriyordu ve ikisi de adamın bir halt karıştırdığından emindi. Onu çalıntı mallarla basıp, üstüne cinayet silahını da üzerinde bulabilirlerse, onu doğrudan bu suçla ilişkilendirebilirlerdi. İşte o zaman dosya hemen kapanırdı.
Ekmekçi bir buçuk saattir bu binanın içindeydi. Bir saat önce, kapının sağ tarafındaki pencerenin orada onu şöyle bir görmüşlerdi ama o saatten beri hiçbir şey olmamıştı.
На этой странице вы можете прочитать онлайн книгу «Polis Katili», автора Май Шёвалль. Данная книга имеет возрастное ограничение 12+, относится к жанру «Зарубежные детективы». Произведение затрагивает такие темы, как «расследование убийств», «криминальные детективы». Книга «Polis Katili» была издана в 2023 году. Приятного чтения!
О проекте
О подписке
Другие проекты
