Читать книгу «Jo'nun Oğulları» онлайн полностью📖 — Луизы Мэй Олкотт — MyBook.
image

“İşte bunu çok beğendim. Billy son derece mantıklı ve sahip olabileceğim en iyi eleştirmenlerden biri, fikrini açıkça beyan etmeden önce eserlerimi birçok kez okumuş. Benden cevap da beklemiyor. Bu yüzden ona teşekkürlerimi ve saygılarımı gönder.”

“Burada, İngiltere’de yedi kızıyla beraber yaşayan bir kadın var ve senin eğitim üzerindeki fikirlerini öğrenmek istiyor; ayrıca hangi mesleği seçmeleri gerektiğini. Bu arada, en büyüğü on iki yaşında. Endişesini gayet iyi anlıyorum!” diyerek kahkaha attı Rob.

“Ona cevap vermeye çalışacağım ama benim kızlarım olmadığı için benim fikrimin pek değerli olacağını sanmıyorum ve düşüncelerim onu dehşete düşürebilir. Çünkü ona mesleklerini kafasına takmadan önce çocuklarının koşup eğlenmelerini ve güçlü kuvvetli vücutlar geliştirmelerini söyleyeceğim. Eğer onları özgür iradelerine bırakırsa hangi mesleğe yönelecekleri pek yakında belli olur, tabii hepsini aynı hamurda yoğurmaya kalkışmadığı sürece.”

“Burada bir delikanlı ne tür bir kızla evlenmesi gerektiğini ve hikâyelerinde sözünü ettiğin kızlardan, onun için ayarlayıp ayarlayamayacağını merak ediyor.”

“Ona Nan’in adresini verin, o zaman görsün gününü.” diye öneride bulundu Ted, mümkün olsa bunu kendisi gizli gizli yapmayı tasarlayarak.

“Bu mektup, çocuğunu evlatlık edinmeni ve kendisine biraz borç para vererek birkaç yıllığına başka bir ülkede sanat okuluna gitmek isteyen bir kadından geliyor. Bence kabul etmelisin ve bir kız çocuğunu yetiştirmekte şansını denemelisin, anne.”

“Hayır, teşekkür ederim. Ben kendi mesleğimde devam etmekte kararlıyım. Oradaki mürekkep lekeli olan da neyin nesi? Kullandığı mürekkebe bakılacak olursa oldukça korkunç görünüyor.” diye sordu Bayan Jo. Ona gelen birçok mektup zarfının içinde neler olabileceğini tahmin ederek günlük görevini eğlenceli bir hâle getirmeye çalışırdı. Tutarsız üslubuna dayanarak aklını yitirmiş bir hayranından ona yazılmış bir şiir çıktı içinden:

 
J.M.B’ye…
 
 
Ben güneş çiçeği olsaydım,
Şairliği oynardım,
Ve hafif bir esintiyle sana çiçek kokusu gönderirdim,
Kimsenin de bundan haberi olmazdı.
 
 
Şeklin heybetli karaağaç gibidir,
Güneş mabudu sabah ışınlarını altın yaldızla süslediğinde
Yanakların okyanus dibi gibidir,
Mayıs ayında bir gül çiçek açtığında.
 
 
Sözlerin bilge ve neşelidir,
Bu özelliklerin sana bağışlanmış bir miras;
Ve ruhun uçup gittiğinde,
Cennette bir çiçek olarak açmanı nasip eylesin.
 
 
Konuştuğumuz dilde seni pohpohluyorum,
Tatlı bir şekilde suskunluğumu bozuyorum.
Hareketli caddede ya da yalnız derede
Şimşek gibi çakan kalemimle seni yazıyorum.
 
 
Leylakları göz önünde bulundur, nasıl da büyüyorlar
Onlara emek harcamak gerekmez yine de zarifler,
Değerliler, serpiliyorlar, Süleyman’ın mührü gibiler
Ama yine de bu dünyanın sardunya çiçeği J.M.Bhaer’dir.
 
JAMES

Oğulları bu taşkınlık hakkında bağırıp çağıra dursunlar -ki bu gerçekten olmuştur- anneleri de umut vadeden bazı dergilerden aldığı birkaç liberal teklifi okumakla meşguldü. Onun bedelsiz olarak bazı yazılarını yayına hazırlamasını istiyorlardı; bunun yanı sıra teselli edilemeyen genç bir kızdan uzunca bir mektup almış çünkü en sevdiği kahramanı ölmüştü ve Sevgili Bayan Bhaer, bu hikâyeyi tekrar yazabilir ve sonunun iyi bitmesini sağlayabilir misiniz? şeklinde bir ricayla karşılaşmıştı. Bir diğeri ise imzasını almaktan mahrum edilmiş öfkeli bir çocuktan geliyordu. Eğer kendisine imza, fotoğraf ve otobiyografik taslaklar isteyen diğer bütün insanlara, bu istediklerini göndermezse önceden tahminde bulunarak gizemli şekilde onun maddi iflasını ve gözden düşmesini beklediğini yazıyordu. Bir papaz onun dinini öğrenmek istiyordu ve evde kalmış kararsız bir kız, iki sevgilisinden hangisiyle evlenmesi gerektiğini soruyordu. Bu örnekler, talepte bulunanların sadece birkaçını anlatmak için yeterlidir ama oldukça yoğun bir kadının zamanını meşgul ediyorlardı. Bu nedenle tüm mektuplara özenle cevap veremediği için okuyucularımdan Bayan Jo’yu bağışlamaları için ricada bulunuyorum.

“Bu işi de halletmiş olduk. Şimdi biraz toz aldıktan sonra işime döneceğim. İşlerim çok aksadı ve biliyorsunuz seri hâlinde yazdığım eserlerim beklemeye gelmez. Bu nedenle beni görmek isteyen herkesi geri çevirmeni istiyorum, Mary. Bugün Kraliçe Viktorya bile gelse onu göremeyeceğim.” Ve Bayan Bhaer, tüm evrene meydan okurcasına peçeteyi fırlattı.

“Umarım günün iyi geçer, sevgilim.” diye cevap verdi kocası, kendisinin de çok miktarda yazışmaları olduğundan o da çok faal zamanlar geçiriyordu. “Üniversitede Profesör Plock ile yemek yiyeceğim. Bugün bir ara bize ziyarete gelecek. Gençler de Parnas’ta öğle yemeklerini yiyebilirler, böylelikle sessiz sakin bir gün geçirirsin.” Ve veda busesiyle Jo’nun alnında oluşan endişe dolu çizgilerini gidererek, her iki cebi kitaplarla dolu, bir elinde eski bir şemsiye ve diğer elinde jeoloji dersi için bir torba dolusu taşla o muhteşem adam, uygun adımlarla yürüyüp gitti.

“Edebiyatla ilgilenen bütün kadınların böyle düşünceli, melek gibi kocaları olsaydı hem daha uzun yaşarlardı hem de daha çok eser üretirlerdi. Belki dünya için bu nimet sayılmaz çünkü günümüzde birçok kadın yazarlık yapıyor.” diyerek Bayan Jo tüylü toz alıcısını kocasına doğru salladı, eşi de şemsiyesini gösterişli bir şekilde sallayarak karşılığını verdi caddeye doğru ilerlerken.

Aynı sıralarda Rob da okula gitmek üzere yola çıktı. Kitaplarıyla, çantasıyla, geniş omuzlarıyla ve istikrarlı havasıyla o kadar babasına benziyordu ki annesi içeri girmek üzere dönerken bir yandan kahkaha atıyor, bir yandan da çok içten bir şekilde kendi kendine mırıldanıyordu. “Tanrı benim her iki profesörümü korusun, onlardan daha iyi insanlar yaşamamıştır bu topraklarda!”

Emil çoktan şehirde demirleyen gemisine gitmişti ama Ted, istediği adresi çalmak için biraz daha oyalandı, ayrıca şekerliği yağmalamak ve annesiyle biraz daha sohbet etmek istiyordu, ne de olsa her ikisi birlikteyken bol bol muziplik yapıyorlardı.

Bayan Jo her zaman kendi salonunu kendisi düzenlerdi, vazolarını suyla doldurur ve ufak tefek dokunuşlarla gün için hoş ve düzenli bir hava yaratırdı. Perdeleri çekmek için gittiğinde çimenlerin üzerinde tanımadığı bir ressamın eskiz çizdiğini gördü ve inleyerek toz alıcısını çırpmak için arka pencereye aceleyle koşuşturdu.

Tam o sırada zilin çalmasıyla aynı anda yoldan tekerlek sesleri duyuldu.

“Ben bakarım. Mary hepsini içeri alıyor.” dedi Ted ve koridora doğru giderken saçlarını son bir hamleyle düzeltti.

“Kimseyi göremiyorum. Üst kata kaçmam için bana bir şans ver.” diye fısıldadı Bayan Jo, tam kaçmaya hazırlanırken. Ama oradan kurtulamadan elinde bir kartvizitle bir adam belirdi kapıda. Ted onu acımasız bir ifadeyle karşılarken annesi de kaçış için uygun bir zamanı beklemek üzere hemen perdelerin arkasına gizlendi.

“Ben Cumartesi Dedikodusu adlı bir dergi için bir dizi yazı yazıyorum ve ilk olarak Bayan Bhaer ile görüşme yapmak istiyorum.” diyerek kendi meslektaşlarının kullandığı imalı ses tonuyla başladı söze yeni gelen adam. Bir taraftan keskin gözleriyle her tarafı denetliyordu çünkü elde ettiği deneyimlerden, zamanı çok iyi değerlendirmesi gerektiğini öğrenmişti. Ne de olsa bu tür ziyaretlerini genelde kısa kesmek zorundaydı.

“Bayan Bhaer gazetecilerle asla görüşmez, efendim.”

“Ama tek istediğim sadece birkaç dakika konuşmak.” dedi adam içeriye biraz daha sokularak.

“Onu şu an göremezsiniz çünkü dışarıda.” diye cevap verdi Teddy ve arkasına kısaca göz gezdirerek mutsuz ebeveyninin ortadan kaybolduğunu gördü. Pencereden tüydüğünü tahmin etti, bazen böyle zorluklarla karşılaştığında ara sıra yaptığı gibi.

“Çok üzüldüm. Tekrar gelirim. Burası onun çalışma odası mı? Büyüleyici bir oda!” Sonra da bu davetsiz misafir tekrar salona odaklanarak yakalayabileceği bir haberin olup olmadığına bakındı, bu girişimleri ölümle sonuçlansa bile sonuna kadar mücadele veriyordu.

“Hayır, değil.” dedi Teddy nazik ama kararlı bir şekilde onun koridordan geriye doğru çekilmesini sağlayarak. Bir yandan da annesinin köşeyi dönerek kaçmış olmasını yürekten ümit ediyordu.

“Eğer bana Bayan Bhaer’in yaşını, doğum yerini, evlendiği tarih ve kaç çocuğu olduğunu söyleyebilirseniz çok minnettar kalırım.” diyerek devam etti utanma bilmez ziyaretçi, kapı paspasına ayağı takılırken.

“Altmışlı yaşlarında, Nova Zembla’da doğdu, tam da bugün evliliğinin kırkıncı yılını kutluyor ve ayrıca on bir tane kızı var. Öğrenmek istediğiniz başka bir şey var mı, efendim?” Ted’in ciddi yüz ifadesi verdiği saçma sapan cevaplarla çok hoş bir tezatlık yaratıyordu ama gazeteci bozguna uğradığının farkında bile değildi. Kahkahalarla eve dönüp girmek üzereyken, bir kadın ile onu takip eden, yüzleri sevinçle parlayan üç kız basamaklardan çıkmaya başladı.

“Biz ta Oshkosh’tan geliyoruz ve sevgili Jo teyzemizi görmeden eve dönmek istemedik. Kızlarım onun eserlerine hayranlık duyuyorlar ve onu görmeye bel bağladılar. Biliyorum biraz erken bir saat ama Holmes, Longfeller ve diğer ünlüleri de görmeyi planlıyoruz, onun için önce buraya geldik. Ben Oshkosh’tan Bayan Erastus Kingsbury Parmalee, ona öyle söylersiniz. Beklememizin mahzuru yok, eğer bizi görmek için henüz müsait değilse etrafa bakınabiliriz.”

Tüm bu sözleri öyle hızlı söyledi ki Ted balık etli küçük hanımlara gözlerini dikip bakakaldı. Onlar da altı çift mavi gözleriyle yalvarırcasına Ted’e dikip bakıyorlardı ama Ted’in doğuştan gelen nezaketi bu hanımlara en azından medeni bir cevap vermekten mahrum etmeyi imkânsız kılıyordu.

“Bayan Bhaer’i bugün görmeniz mümkün değil. Biraz önce çıktı sanırım ama isterseniz evi ve arazileri gezebilirsiniz.” diye mırıldanırken dördü tarafından içeri doğru itildi ve hepsi de kendinden geçmiş bir biçimde etrafına bakınmaya başladılar.

“Ay çok teşekkür ederiz! Eminim ki çok sevimli, çok hoş bir yerdir burası! Yazılarını orada yazıyor öyle değil mi? Oradaki de onun fotoğrafı mı? Lütfen söyleyin! Tam hayal ettiğim gibi birine benziyor!”

Bu yorumlardan sonra ince işlenmiş resminin önünde durdular. Bu, saygıdeğer Bayan Norton’du. Hâlinden hoşnut bir yüz ifadesiyle bir elinde kalemle poz vermişti. Ayrıca başında taç ve boynunda inci bir kolye vardı.

Ciddiyetini büyük bir çabayla korumaya çalışarak Ted, kapının arkasında asılı duran ve onun eğlence kaynağı olan Bayan Jo’nun çok kötü yapılmış bir portresine işaret etti. Işık, burnunun ucunda çok tuhaf bir gölge oyunu oynamıştı ve yanakları da oturduğu sandalye kadar kırmızı çıkmıştı ama bütün bu komik yanlarına rağmen aslında oldukça iç karartıcıydı.

“Bu fotoğraf annem için çekilmişti ama maalesef pekiyi çıkmamış.” dedi Ted. Asıl olanla düşünce arasındaki üzücü fark karşısında kızlar dehşete düşmüş gibi görünmemeye çalıştılar. Onların verdiği bu mücadeleyi Ted, büyük keyif alarak izledi. On iki yaşında olan en küçükleri, hayal kırıklığını gizleyemedi ve idollerimizin aslında sıradan erkek ve kadın olduklarını fark ettiğimizde neler hissediyorsak o da o anda öyle hissetmiş olmalı ki hemen kafasını öbür tarafa çevirdi.

“Onun on altı yaşlarında olacağını ve saçlarının sırtından aşağı doğru iki tarafından örülmüş olacağını düşünmüştüm. Artık onu görmesem de olur.” dedi çocuk dürüstçe, koridorun kapısına doğru ilerlerken. Annesi özür dilemek için geride kalmıştı. Ablaları ise “Çok hoş, o kadar canlı ki şiir gibi âdeta, bilirsiniz işte, özellikle kaşları müthiş.” demek zorunda kaldılar.

“Haydi kızlar, bugün yapılacak çok işimiz var, o yüzden gitsek iyi olur. Albümlerinizi bırakabilirsiniz ve Bayan Bhaer, içlerine bir şeyler yazdıktan sonra size tekrar gönderebilir. Size binlerce defa minnettarız. En içten dileklerimizi söyleyin annenize ve onu göremediğimiz için ne kadar üzüldüğümüzü de aktarın lütfen.”

Bayan Erastus Kingsbury Parmalee bu sözleri söyler söylemez büyük kareli bir önlük giymiş, kafasının üstüne bir mendil bağlamış, koridorun en ucunda çalışma odasına benzer bir odada vızır vızır toz alan orta yaşlı bir kadına ilişti.

“Hazır dışarıdayken onun özel odasına birazcık göz atsak?..” diye haykırdı hevesli kadın. Ted, annesini uyaramadan kadın, ailesiyle beraber bir hışımla koridor boyunca koşuşturdular. Ön taraftaki çimlerin üzerindeki sanatçı yüzünden, evin arka tarafındaki gazeteci yüzünden -ki o daha evden ayrılmamıştı- ve koridordaki kadınlar yüzünden annesi kaçacak delik bulamamıştı.

“Onu yakaladılar!” diye düşündü Teddy, bir taraftan eğleniyor, bir taraftan üzülüyordu. “Portreyi gördüklerine göre onun hizmetçi rolünü oynamasına gerek kalmadı.”

İyi bir oyuncu olarak Bayan Jo, elinden geleni yaptı hatta başarılı da olabilirdi ama ne var ki o son darbeyi vuran portre, ona ihanet etti. Bayan Parmalee yazı masasının önünde durdu ve orada duran lüle taşı pipoya, yakınında duran erkek terliklerine ve direkt Profesör Bhaer’ine yazılmış bir yığın mektuba kayıtsız kalarak ellerini birleştirdi ve çok etkilendiğini belirterek haykırdı. “Kızlar, işte bu noktada bizi iliklerimize kadar heyecanlandıracak o sevimli, o ahlak dersi veren hikâyelerini yazdı! Ben… Ah! Bu yetenekli kadından bir hatıra olarak bir parça kâğıt, eski bir kalem ya da bir posta pulu alabilir miyim?”

“Tabii ki kendi evinizmiş gibi davranın.” diye cevap verdi hizmetçi, oradan biraz uzaklaşarak ve göz ucuyla oğluna baktığında, gözlerinde artık bastıramayacağı bir neşe okunabiliyordu.

Kızlardan en büyüğü bunu fark etti, gerçekleri tahmin etti ve hemen önlüklü kadına gözlerini çevirdiğinde şüphelerinin doğrulandığını gördü. Annesine hafifçe dokunarak fısıltıyla, “Anne, bu Bayan Bhaer’in ta kendisi, eminim. Biliyorum o olduğunu!” dedi.

1
...
...
10